Dilara Koçak: Uzun yaşamanın ötesinde

Dilara Koçak: "Unutmamak gerekiyor ki uzun yaşamak çoğu zaman genetik bir miras olabilir, ancak sağlıklı ve kaliteli yaşamak büyük ölçüde seçimlerinize bağlıdır."

Longevity geçici bir trend ya da kısa vadeli bir diyet programı değil. Bu kavram, hayatın her alanını kapsayan sürdürülebilir bir yaşam biçimi. Unutmamak gerekiyor ki uzun yaşamak çoğu zaman genetik bir miras olabilir, ancak sağlıklı ve kaliteli yaşamak büyük ölçüde seçimlerinize bağlıdır.

Sizce yaşlanmadan yaş almak mümkün mü? Longevity terimini daha önce duymuşsunuzdur.  Anlamı “uzun ömürlülük” olsa da kapsamı çok daha geniş. Longevity, yalnızca daha uzun yaşamak değil; aynı zamanda daha sağlıklı, daha enerjik ve daha mutlu bir hayat sürmek anlamına geliyor. Gelişen teknoloji ve sağlık alanındaki ilerlemeler sayesinde insan ömrü giderek uzuyor. 2050 yılına kadar yaklaşık 3,7 milyon insanın 100 yaşına kadar yaşaması bekleniyor. Aynı zamanda şu anda hayatta olan 5 yaşındaki çocukların yüzde 50’sinin 100 yaşına kadar yaşayacağı tahmin ediliyor. Yaş almak konusunu bütünsel değerlendirmek şart…İşte longevity tanımı da buna odaklanıyor. Temel felsefesi; bedeninize ve ruhunuza aynı anda iyi bakmak. Yani burada kritik olan yalnızca yaşam süresinin uzaması değil, bu sürenin nasıl geçirildiği.

Mutlu ve uzun yaşamı kim istemez ki? Bilimsel araştırmalar, uzun ve sağlıklı yaşamın aslında düşündüğümüzden çok daha ulaşılabilir olduğunu gösteriyor. Gelin, longevity yaklaşımının temel taşlarına birlikte bakalım…

Telomerler oyun kurucu

Bu yaklaşımın en önemli yapı taşlarından biri, hücresel sağlığın korunmasıdır. İnsan vücudunda yaşlanmanın izleri yalnızca dış görünüşte değil, hücre düzeyinde başlar. Bu noktada telomerler devreye girer. Telomerler, kromozomlarımızın uçlarında yer alan ve hücreleri koruyan yapılar olarak tanımlanabilir. Hücreler her bölündüğünde bu yapılar kısalır ve bu süreç yaşlanmanın biyolojik temelini oluşturur. Araştırmalar, özellikle sebze ve meyve ağırlıklı beslenmenin, sağlıklı yağların ve antioksidan açısından zengin bir diyetin telomer uzunluğunu korumaya yardımcı olabileceğini gösteriyor. Akdeniz tipi beslenme bu açıdan öne çıkan en güçlü modellerden biri olarak kabul ediliyor. Zeytinyağı, balık, tam tahıllar, baklagiller ve bol yeşillik içeren bu beslenme tarzı, yalnızca kilo kontrolü değil, hücresel yaşlanma üzerinde de olumlu etkilere sahip. Bununla birlikte, kişinin yaşadığı coğrafyaya uygun, yerel ve mevsimsel beslenmesi de vücudun doğal ritmine uyum sağlaması açısından önemli bir rol oynuyor.

Yüzde 80 kuralını duydunuz mu?

Beslenme kadar önemli bir diğer konu ise miktar ve zamanlama. Günümüzde birçok kişi ne yediğine dikkat etse de ne kadar yediği konusunu göz ardı edebiliyor. Oysa uzun ve sağlıklı yaşamın sırrı, sadece doğru besinleri seçmek değil, aynı zamanda doğru miktarda tüketmekten geçiyor. Dünyada Blue Zone yani Mavi Bölge olarak adlandırılan ve insanların en uzun yaşadığı bölgelerde yapılan gözlemler, bu bireylerin ortak bir alışkanlığa sahip olduğunu gösteriyor, sofradan tam doymadan kalkmak. Japon kültüründe “Hara Hachi Bu” olarak bilinen bu yaklaşım, midenin yaklaşık yüzde 80 doluluğa ulaştığında yemeyi bırakmayı ifade eder. Bu alışkanlık, gereksiz kalori alımını önlerken metabolik dengeyi de korur. Aynı zamanda bu bölgelerde yaşayan bireylerin akşam yemeklerini erken saatlerde tüketmeleri ve gece geç saatlerde yemek yememeleri de dikkat çekici bir diğer detaydır. Bu durum, vücudun dinlenme ve onarım süreçlerini daha verimli şekilde gerçekleştirmesine yardımcı oluyor.

Longevity denklemi hareketsiz olmaz

Uzun yaşamın bir diğer vazgeçilmez unsuru ise hareket etmek. Modern yaşamın getirdiği hareketsizlik, birçok kronik hastalığın temel nedenlerinden biri haline gelmiş durumda. Oysa insan bedeni hareket etmek üzere tasarlanmış. Günlük yaşamın içine entegre edilen basit fiziksel aktiviteler bile uzun vadede büyük fark yaratabilir. Özellikle tempolu yürüyüş, en etkili ve sürdürülebilir egzersizlerden biri olarak öne çıkar. Yapılan bilimsel çalışmalar da bunu destekliyor. Yaşam boyu tempolu yürüyüşün yaklaşık 16 yaş daha genç olmaya eşdeğer olduğunu söylesem? Communications Biology dergisinde yayımlanan çalışma, daha hızlı tempoda yürüyenlerin, daha uzun telomerlere sahip olduklarını belirtiyor. Yaş, cinsiyet, stres, yanlış beslenme şekli, obezite, sigara kullanımı ve çevre kirliliği de bu duruma neden olan faktörlerden. Bulunduğunuz her ortamda tempolu yürümeyi alışkanlık haline getirin.

Mutluluk bir lüks değil ihtiyaç

Tüm bu fiziksel faktörlerin yanında, çoğu zaman göz ardı edilen ancak en az onlar kadar önemli olan bir unsur daha var. O da zihinsel ve duygusal sağlık. Hayata pozitif bakmanın ömrünüze neredeyse 5 yıl eklediğini biliyor musunuz? The Journal of the American Geriatrics Society dergisinde yayımlanan bir araştırmada, hayata iyimser bakmanın uzun yaşam ile ilişkisi değerlendirilmiş. Yaklaşık 160 bin kadının katıldığı çalışmada, iyimser olan kadınların yüzde 5,4 daha uzun yaşadığı görülmüş. İyimserlik, stres hormonlarının azalmasına, bağışıklık sisteminin güçlenmesine ve genel sağlık durumunun iyileşmesine katkı sağlıyor. Sosyal ilişkiler, aile bağları ve dostluklar da bu süreçte önemli bir yer tutuyor. Doğayla temas etmek, anda kalabilmek ve yaşamdan keyif almayı öğrenmek de bu bütünün vazgeçilmez parçaları.

Kariyer
Sosyal Medyayı Kadınlar mı, Erkekler mi Daha Etkin Kullanıyor?

Geçtiğimiz günlerde onuncu yılını tamamlayan Facebook’un  bugün 1,23 milyar aylık aktif kullanıcısı mevcut. Dünya çapında 37 ofis ve 6 binden fazla da [...]

Bunlar İlginizi Çekebilir