Yapay zekânın sanat üretimine bu kadar dahil olmasıyla birlikte, sizce sanat hâlâ daha çok insanın iç dünyasına mı ait, yoksa giderek ortak ve algoritmik bir üretime mi dönüşüyor?
Sanat hangi enstrümanı kullanırsa kullansın, her şekilde insanın iç dünyasıyla ilişkili yegâne üretim alanı. Ancak günümüz AI teknolojisinin, tam ve özgün bir sanatsal üretim için yeterliliğe sahip olduğunu da söylemek zor; algoritma bugün neredeyse anonimleşmeye kaçan birbirine benzer sonuçlar yaratabiliyor. Bir diğer taraftan, sanatın kolektif bir kökenden geldiğini de anımsamalıyız; zira hatırlayacak olursak neredeyse Rönesans’a (14. Yy) kadar sanatta imza görmek zor; sanatta üsluplaşma eğilimi, bireyi önceleyen Hümanizma ile ortaya çıkıyor ve 19. Yy’da sistemli bir hale geliyor. Yapay zekânın -insan sonrası zekânın- geleceğin sanatına nasıl bir şekil vereceği; sanatın kökenlerine yaklaşarak anonim bir üretim ve deneyim haline gelip gelmeyeceğini kestirmemiz bugün oldukça zor görünüyor.
Dijital hızın belirleyici olduğu bugünün dünyasında, sanat kurumları izleyiciye nasıl bir zaman ve deneyim alanı sunuyor?
Makine ve algoritmanın zamanından, insanın kendi ritmine dönebilmesi için sanat kurumları harikulade bir düzlem sunuyor; bu noktada sanat kurumlarının izleyiciler için tasarladıkları sanat deneyiminin, insanın doğadaki deneyimiyle de benzerlik gösterdiğini söylemek mümkün. Sanat kurumları; yavaşlama, düşünme, bağ kurma ve giderek anlam arayışının azaldığı bir dünyada, anlamın varlığını hatırlama imkânı sunuyor.
Bugün bir eserin değerini belirlerken fikri, kullandığı teknoloji ve izleyicide yarattığı etki arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz; sizce bu üç unsurdan hangisi ya da hangilerinin birlikteliği belirleyici oluyor?
Sanat eserinin sanat tarihi içerisinde konumlanabilmesi; yani artistik değeri ve yatırım portföyündeki bir varlık olarak değerlemesinin yapılabilmesi pek çok farklı parametreye dayanıyor. Tarihsel bağlamda ele aldığımızda, eserin temellendiği düşünsel izlek ve kullandığı teknoloji / medyum, parametreler arasında önceliklendirilebilirken, eserin izleyicide yarattığı izlenimin eserin değeri açısından etkisi her zaman aynı güçte değildi. Zira pek çok başyapıtın izleyicide yarattığı etki ilk başta olumlu olmamış; değişen sosyal paradigma ve dünyayı algılama biçimlerine göre sonralarda değer bulmuştu. Ancak güncel sanat, izleyici ve sanat kurumlarının eserle olan etkileşiminin de güçlü bir şekilde etki yarattığı bir konjonktür sunuyor. Günümüzde, değer konusundaki en önemli parametrelerden biri ise, sanat eserinin sistem içerisindeki dolaşımı; yani galeriden başlayıp, bienal gibi büyük sergiler; müze koleksiyonları ve güçlü koleksiyonlar içerisinde bulduğu karşılık.
Dikkat süresinin giderek kısaldığı bir dünyada, sanat sizce hâlâ izleyiciyi yavaşlatıp düşündürebiliyor mu?
Dijital mecralar aracılığıyla dolaşıma giren binlerce imgeye rağmen, sanat eserinin gücünün izleyiciyi yavaşlatma, hatta zaman zaman durdurmakta yarattığı etki olduğunu düşünüyorum.
Güncel sanatta küreselleşmeden daha yerel anlatılara doğru bir kayış var. Sizce Türkiye’de üretilen çağdaş sanat bugün dünyaya ne söylüyor?
Yalnızca güncel sanatta değil, tüm disiplinlerde ve dünyanın genel işleyişinde uzunca bir süredir lokalleşme söz konusu. Bu fenomen, adeta yeni bir küreselleşme paradigması olarak çalışıyor. Özellikle pandemiyle birlikte değişen ürün tedariği ve ona hizalanan iktisadi dünya ile, söz konusu olgu nesnel bir karşılığa oturdu. Güncel sanat ise bir süredir lokal dünyaların, sıradan olanın, bireyin veya daha küçük toplulukların hikâyelerine, adeta bir mikro tarih yazımı mantığında odaklanmıştı. Bugün güncel sanat içerisinde, makro tarihten ziyade, mikro öykülerden tüme vararak zamanın ruhunu anlama çabasını görebiliyoruz.

Sanatla temasın kurum kültürüne kazandırdığı "yaratıcı kaslar" ve empati yetisi, Borusan bünyesindeki çalışanların profesyonel dünyasına nasıl yansıyor?
Sanatla temas eden profesyonellerin kazanımlarını saydıklarınızla sınırlamamak gerekir. Multidisipliner bakış açısı kazanma, sınırlarının ötesini hayal edebilme, farklı bakış açıları ve seslere saygı duymak gibi, pek çok yetinin sanatla temasın kazanımları olduğunu söyleyebiliriz. Her rol ve kademeden Borusanlı çalışma arkadaşlarımızın, ofislerinde sergilenen veya her gün görme fırsatı buldukları sergilerde yer alan eserlerle, farklı düzlemlerle ilişkilendiklerine tanıklık etmek, bizim için büyük mutluluk kaynağı.

Dijital platformların erişilebilirliği ve koleksiyonerlerin dijital sanata yönelmesi, Borusan Contemporary gibi yeni medya odaklı bir kurumun gelecekteki konumlanmasını nasıl etkiliyor?
2024 ile 2025 yılları arasında koleksiyonerlerin varlıklarının yüzde 5 oranında daha fazla sanata kaydığını ve sanata katılımın ve varlık tercihinin bu alandan yana kullanıldığını görebiliyoruz. Dünyadaki farklı coğrafyalara yayılan krizlere rağmen, sanat alanı direncini korumayı başardı. Dijital sanat eserlerinin bu dirençte büyük payı olduğunusöyleyelim; zira koleksiyonerlerin satın alma ve katılım tercihinin de yüzde 51 oranında dijital sanat ürünlerinden yana olduğunu görüyoruz. Bu analiz, Borusan Contemporary gibi zamanın ruhunu yakalayabilen sanat kurumlarının gelecek için stratejik bir pozisyona sahip olduğu anlamına geliyor.