Formula 1’in yeni pazarlama stratejisi: "Amerikanlaştırma"

Formula 1, Z jenerasyonu ağırlıklı yeni bir tüketici kitlesi meydana getirmek için yeni pazarlara açılmayı hedefliyor.

ABD, spor kültürü anlamında diğer ülkelerden çok farklı bir noktada bulunuyor. Küresel rekabetten ziyade ülke içinde oluşturulmuş derin bir spor rekabeti bulunuyor. Özellikle Amerikan futbolu, basketbol ve beyzbol gibi spor dalları hem okul ve kolej seviyesi hem de profesyonel seviyede kendi içindeki rekabete gömülmüş durumda. Motor sporları bu rekabette kendi payına düşeni uzun bir zamandır alıyor. NASCAR başta olmak üzere ABD içinde belirli ekonomik büyüklüklere ve rekabet seviyesine erişmiş motor sporları branşları bulunuyor.

ABD’nin Avrupa ile spor konusundaki ayrımı bizim “futbol” Amerikalıların “soccer” olarak tanımladıkları spor dalındaki uzlaşmazlığa kadar uzanıyor. Formula 1 de köklü tarihine rağmen Avrupa eksenli bir spor organizasyonu olarak görülüyor. Fakat Formula 1’de 2010’lu yıllar ağırlıklı olmak üzere organizasyonun pazarlamasında bir paradigma değişimi meydana gelmeye başladı. Buradaki ilk değişim, yarışların Avrupa’da organizasyonuna ek olarak Ortadoğu, Asya, Okyanusya, Kuzey ve Güney Amerika kıtalarına yayılmasıyla başladı. Belirli dönemlerde Avrupa menşeli olmayan takım sahipleri de oldu. İkinci değişim, takımlarda yarışan pilotların tercihinde meydana geldi. Yeni pazarlara açılmak ve bu pazarlarda ilgiyi çekmek için o ülkelerde yetişen pilotlar takımlara alındı. Bu sezon Alpha Tauri’de yarışan Japon Tsunoda ve Alpha Romeo’da yarışan Çinli Zhou buna örnek olarak verilebilir. Cem Bölükbaşı’nın Formula 2’de yarışmaya başlamasıyla ülkemizde de benzer bir etkiyi hissedebiliyoruz.

Yaşanan üçüncü ve bence en önemli değişim ise Amerikan Liberty Media kuruluşunun Formula 1’in ticari haklarını almasıyla başladı. Liberty Media, Formula 1’in mevcut gelirlerini artırmayı amaçladı. Çünkü paraya son derece bağımlı olan bu spor dalının finanse edilebilmesi ve takımların zarardan kara geçmesine yönelik çalışmalar yapılması gerekiyordu. Formula 1’de liderliğe yarışan takımların bazıları kar edebiliyor, bazıları sadece maliyetlerini karşılayabiliyordu. Diğer takımlar ise en az zararla sezonu kapatmaya çalışıyorlardı. Gelirleri artırmak için atılması gereken iki önemli adım vardı. Seyircisi ve takipçisi azalmaya meyil eden Formula 1 meraklılarının ilgisini tekrar çekebilmek, Formula 1 takip etmeyen ve Z jenerasyonu olarak tanımlanan nüfusun ilgisini çekebilmek ve nihayetinde Formula 1’i Avrupa organizasyonu olarak gören ve ilgisini “esirgeyen” ABD pazarının dikkatini çekebilmek.

Liberty Media, çözümü birkaç yolla yakalamaya karar verdi. Birincisi ve herkesin malumu olan Netflix’in “Drive to Survive” belgeseli ile Z jenerasyonuna Formula 1’in daha önce sunulmayan yüzü sunulmaya başladı. Takımların mevcut durumu, pilotların özel hayatları, aralarındaki rekabet, takım değiştirme süreçlerinde yaşananlar, aileleriyle yaşadıkları anlar başta olmak üzere pist üzerindeki rekabetin daha evvel yansıtılmayan unsurları küresel ölçekte izleyicilere sunuldu. Serinin birinci ve ikinci sezonunun yakaladığı başarı yeni tüketici kitlesine ulaşılmasının önünü açtı. 2021 sezonunun son yarışına aynı puanla giren Hamilton-Verstappen çekişmesi yarışın son turunda yarış hakemi Masi’nin verdiği hatalı karar neticesinde sonuçlanırken teknik unsurlara ve kurallara önem veren Formula 1 “post truth” çağına uyum sağladı. Böylece Netflix’in seyircilere sunacağı yeni bir hikaye meydana getirilirken aynı zamanda Hamilton hükümdarlığına son verilerek “rekabetin” önü açılmış oldu. Yarış sonrasında Mercedes takımının haklı itirazını geri çekmesi de aslında büyütülmesi vaat edilen gelirlerin önünün açılması için yapılmış olabilir.

Liberty Media, Formula 1’i Amerikanlaştırmak için yarışı öncelikle bu ülkeye taşımak durumundaydı. Texas’ta yapılan yarışlar bu amacın ön adımı olurken, asıl ve en önemli hamleler Las Vegas ve Miami’nin yarış takvimine dahil edilmesiyle gerçekleşti. Doğu ve Batı yakasının “eğlence şehirleri” Formula 1 takvimine alındı. İkinci ve en önemli hamle ise ABD içinde sağlanması gereken kamuoyu desteğiydi. Yapılan büyük ölçekli tanıtım kampanyaları yine büyük ölçekli “celebrity’ler” kanalıyla desteklendi. Geçtiğimiz hafta Miami’de düzenlenen yarış “Amerikan” ölçeğinde bir projeyle gerçekleştirildi. Miami Dolphins NFL takımı stadının etrafına inşa edilen pist Formula 1 deneyimini en üst düzeye taşıdı. 2 milyar dolar harcanan tesiste, yapay bir “deniz” meydana getirildi ve yarışı tekne üzerinden seyretme imkanı sağlandı. Böylece Monaco yarışlarının alametifarikasına ortak olundu. Michael Jordan, Lebron James, Tom Brady, Snoop Dogg, Travis Scott gibi ünlüler yarışı izledi ve onların katıldığı partiler düzenlendi. 

ESPN kanalının yarışı yayınlaması teşvik edildi ve yarışı ABD’de yaklaşık bir buçuk milyon kişi televizyondan takip etti. 2021 yılında Texas eyaletinde yapılan yarışta da katılımcı rekoru kırılarak yarışı 400.000’in üzerinde katılımcı yerinde seyretmişti. Liberty Media, ABD pazarına girerek gelirlerini artırmaya başladı. 2020’de 360 milyon dolar olan gelirler 2021’de 2.13 milyar dolara çıktı. Aynı yıllar içinde sosyal medyadaki takipçi sayısı iki katına çıktı. Dijital pazarlama olanaklarına oldukça önem veren kuruluş, daha evvel geleneksel medyaya sıkı sıkıya bağlı olan Formula 1 yönetiminden farklılık gösteriyor. Aynı zamanda gelecek sezonlarda takımlara “salary cap” sınırlaması getirilerek takımlar arasındaki gelir uçurumunun önüne geçilmesi hedefleniyor. 2022’de değişen kurallar ve Formula 1 araçlarında yapılan teknik değişiklikler neticesinde Mercedes takımının hükümdarlığı sona ermeye başladı. Ferrari ve Red Bull takımlarının liderlik yarışında yer almasıyla birlikte seyircilerin istediği heyecan ve drama gibi faktörler tekrar Formula 1’e kazandırıldı. 

Liberty Media ve Formula 1 organizasyonu 2022 sezonu ile birlikte Formula 1 organizasyonlarının pazarlamasında bir paradigma değişimi sağlıyor. Dijital pazarlama olanakları kullanılarak yeni bir seyirci kitlesi ve büyüyen pazarlara ulaşılması hedefleniyor. Yapılan ilk çalışmalar meyvesini verdi. Eğer Formula 1, ABD pazarında “ana akım” spor organizasyonlarından biri haline dönüştürülebilirse Avrupa çıkışlı bu spor organizasyonu küresel ölçekte “mega spor organizasyonu” kimliğini sağlamlaştırabilir. 

20. Altın Pusula Türkiye Halkla İlişkiler Ödülleri sahiplerini buldu

İletişim sektörünün en başarılı proje ve markaları, Altın Pusula Türkiye Halkla İlişkiler Ödülleri’ nde 20’nci kez sahiplerini buldu.

Bunlar İlginizi Çekebilir