Dünya Kupası'ndan Filenin Sultanları'na: Markalar için oyun yeniden mi başlıyor?

Spor sponsorluğu bugün yalnızca görünürlük değil; deneyim, toplumsal etki ve uzun vadeli değer yaratma odağında yeniden şekilleniyor. Filenin Sultanları'nın yarı final başarısından hareketle, bu dönüşümü ve markaları farklılaştıran spor yatırımı anlayışını, spora sürdürülebilir destek veren markaların yöneticileriyle konuştuk.

2026 yazı, Türkiye’nin spor gündeminde iki farklı sahneye ev sahipliği yaptı. FIFA Dünya Kupası’nda 24 yıl sonra gelen turnuva heyecanı, A Milli Futbol Takımı’nın erken vedasıyla noktalanırken; 2026 FIVB Milletler Ligi’nde yarı finale yükselen A Milli Kadın Voleybol Takımı, Türkiye’nin bu branştaki istikrarlı yükselişini bir kez daha perçinledi. Milyonları ekran başına kitleyen Filenin Sultanları; yalnızca sportif başarısıyla değil, yarattığı toplumsal kenetlenme, güçlü taraftar kültürü ve ilham veren hikâyesiyle ülkenin en kıymetli spor değerlerinden biri olmayı sürdürüyor.

Spor dünyasındaki bu hareketlilik, markalar tarafında da yeni bir dönemin habercisi. Günümüzde sponsorlukların başarısı artık ne forma üzerindeki logolardan ne de sadece skor board'daki galibiyetlerden ibaret. Sahadaki mücadelenin ötesine geçen taraftar bağı, spor etrafında biçimlenen deneyimler ve sürdürülebilir toplumsal değer üretimi, markaları rekabette ayrıştıran asıl unsurlar haline geldi.

Güçlü kulüp yapısı, altyapı yatırımları ve uluslararası başarılarla büyüyen voleybol ekosistemi, bu sporu dönemsel bir heyecanın ötesine taşıdı. Sporcuların dijitaldeki yüksek erişimi ve yeni kuşaklarla kurdukları samimi bağ, voleybolu geniş kitleleri kapsayan güçlü bir kültürel etki alanına dönüştürdü.

Peki, spora yatırım yapan markaları bugün farklı kılan ve bu desteği anlamlı kılan temel yaklaşım neye dayanıyor? Farklı disiplinlerde sporu ve sporcuyu destekleyen hamleler, sponsorlukların artık tek taraflı bir görünürlük değil, toplumla kurulan güçlü ve kalıcı bir bağ olduğunu gösteriyor. Bu dönüşümün markalara katkısını ve spor yatırımlarının geleceğini, spora sürdürülebilir destek veren markaların liderleriyle konuştuk.

Samsonite Türkiye Genel Müdürü Burak Bektaş: "Sponsorluk, yaşayan bir deneyime dönüştüğünde değer yaratıyor."

Bugün spor sponsorluğunda markaları farklılaştıran temel yaklaşım, logo görünürlüğünün ötesine geçerek sporun, sporcunun ve taraftarın hikâyesine anlamlı biçimde dahil olabilmektir. Sporun birleştirici gücünü dijital kanallarla buluşturan ve taraftarla gerçek bir bağ kuran markalar öne çıkıyor. Bu yaz, küresel turnuvaların yanı sıra Filenin Sultanları ve Filenin Efeleri’nin başarılarıyla güçlü bir spor gündemi yaşadık. Samsonite olarak biz de milli takımlarımızın yoğun ve uluslararası yolculuklarında yalnızca sponsor değil, onların hayatını kolaylaştıran güvenilir bir yol arkadaşı olmayı önemsiyoruz. Bazı spor dalları güçlü bir ekonomik yapı oluştururken, voleybol gibi branşlarda markaların uzun vadeli desteği gelişim ve sürdürülebilir başarı açısından daha kritik hale geliyor. Bu nedenle sponsorluklarımızı yalnızca ticari geri dönüş üzerinden değil, marka değerlerimizle uyumlu ve kalıcı işbirlikleri olarak ele alıyoruz. Gerçek farkın, sponsorluğu statik bir reklam alanından çıkarıp fiziksel ve dijital platformlarda yaşayan bir deneyime dönüştürmekle yaratıldığına inanıyoruz.

Spora verdiğimiz desteğin temelinde başarıya, emeğe ve ülkemizi uluslararası arenada temsil eden değerlere sürdürülebilir katkı sunmak yer alıyor. Samsonite’ın dayanıklılık, yüksek performans ve inovasyon üzerine kurulu marka DNA’sının sporun doğasıyla güçlü biçimde örtüştüğüne inanıyoruz. Kadın ve erkek milli voleybol takımlarımızın dünya sahnesindeki mücadelesine eşlik ederek bu ortak gururun kalıcı bir parçası olmak istiyoruz. Bizim için sponsorluk dönemsel bir iletişim faaliyeti değil; süreklilik, güven ve ortak değerler üzerine kurulu uzun vadeli bir işbirliği. Spor iletişimiyle toplumsal motivasyona katkı sunmayı, genç kuşakların spora ilgisini desteklemeyi ve sporseverlerle kurduğumuz bağı güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Dijital altyapı dönüşümümüzle de bu iletişimi daha modern, interaktif ve genç kitlelere yakın bir yapıya taşıyoruz. Uzun vadede Türk voleybolunun küresel başarı yolculuğunda güvenilir ve değer yaratan bir paydaş olarak anılmayı hedefliyoruz.

OPET Sürdürülebilirlik ve Kurumsal İletişim Lideri Gül Altan Yeltik: "Sporda toplumsal etki, fırsat eşitliğiyle başlıyor."

Bu yaz spor gündemi gerçekten çok yoğun ve heyecan verici. Kadın ve Erkek Voleybol Milli Takımlarımızın sahada ortaya koyduğu o büyük mücadele ve takım ruhu, bu birleştirici gücün en güzel örneği. Sporcularımızın azmi, disiplini ve başarıları, çocuklar ve gençler için güçlü rol modeller oluşturuyor.Bugün spor sponsorluklarında markaları ayrıştıran temel yaklaşım sporun kapsayıcı ve bütünleştirici doğasına ortak olmaktır.

Biz OPET olarak, spora verdiğimiz her destekte sahayı sadece bir oyun alanı değil, ortak değerler ürettiğimiz, farklılıklarımızla zenginleştiğimizve birlikte güçlendiğimiz kapsayıcı bir platform olarak görüyoruz. Sporda sürdürülebilirlik derken de sadece finansal bir süreklilikten bahsetmiyoruz; sporun yarattığı kültürel ve toplumsal etkiyi kalıcı kılmayı hedefliyoruz. Sosyal sürdürülebilirliğin en temel yapı taşı şüphesiz fırsat eşitliği. Bu vizyonun en güçlü yapı taşını ise UN Women (Birleşmiş Milletler Kadın Birimi) işbirliğiyle yürüttüğümüz "Eşitsek Fark Eder" projemiz oluşturuyor. Biz, toplumsal cinsiyet eşitliği ve fırsat eşitliği ilkelerimizi tribünlerden sahanın tam kalbine kadar taşıyoruz. Fenerbahçe Kadın Basketbol takımından voleybol milli takımlarımıza kadar, sporda kadının varlığını ve gücünü desteklerken aslında çok net bir mesaj veriyoruz; “yeteneğin, azmin ve başarının cinsiyeti yoktur”. Hem sahada hem de hayatın içinde "fark yaratan performansların" yanında olarak uzun vadede amacımız; sporda ayrımcılığın olmadığı, her bireyin eşit fırsatlarla kendini gerçekleştirebildiği ve bu sayede toplumsal refahın da sürdürülebilir şekilde yükseldiği kapsayıcı bir gelecek inşa etmek.

 

Portföyümüzdeki her branş, bizim bütünsel sürdürülebilirlik anlayışımızın bir parçasını tamamlıyor.

  • Filede ve Potada Eşitlik: Voleybol ve basketboldaki güçlü varlığımızla, toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelemizi büyütüyor, sahada yan yana durarak "Eşitsek Fark Eder" mottomuzu tüm Türkiye’ye ve global arenaya yayıyoruz.
  • Doğada ve Denizde Saygı: BodrumCup Yelken Yarışları ve World Corporate Golf Challenge Turnuvası gibi köklü işbirliklerimiz ise bizim gezegenimize ve çevreye olan sorumluluğumuzu simgeliyor. Bu branşlar aracılığıyla, temiz enerjiden karbon nötr gelecek hedeflerimize kadar uzanan çevre vizyonumuzu ve doğaya saygı duruşumuzu geniş kitlelerle paylaşıyoruz.

Sonuç olarak; OPET için sporun; toplumun ve doğanın tüm unsurlarını kapsayan, bizi daha sürdürülebilir bir geleceğe taşıyan en güçlü ortak lisanı olduğunun altını çizmek isteriz.

sahibinden.com CMO’su Nazım Erdoğan: "Sponsorluklar, görünürlükten toplumsal etkiye dönüşüyor."

Sporun, insanları ortak bir heyecan etrafında buluşturan ve ilham veren güçlü bir etki alanı olduğuna inanıyoruz. Farklı branşların gelişimine katkı sunmak, daha fazla gencin ve kadının sporla buluşmasını desteklemek ve sporun birleştirici gücünün yaygınlaşmasına katkı sağlamak bu nedenle bizim için değerli. Son yıllarda spor sponsorluğu giderek daha stratejik bir boyut kazandı. İnsanlar artık yalnızca sahada yer alan markalara değil; katkı sunduğu değerlere ve bunu ne kadar tutarlı şekilde sürdürdüğüne dikkat ediyor. Bu nedenle sponsorluklar, görünürlük sağlayan iletişim çalışmasının ötesinde, toplumsal fayda üretmenin ve kalıcı bağlar kurmanın önemli araçlarından biri haline geldi. Markaları farklılaştıran unsur ise sporun farklı branşlarına uzun vadeli katkı sunabilmeleri ve bunu samimi bir yaklaşımla sürdürebilmeleri. Tüketiciler markaların yer aldığı organizasyonlar kadar, spora neden destek verdiğine ve bu desteğin nasıl bir değer yarattığına da önem veriyor. Bu yaz Dünya Kupası heyecanından Filenin Sultanları’nın başarılarına kadar farklı spor dallarında milyonlarca insan aynı duyguda buluştu. Biz de sahibinden.com olarak spor yatırımlarımızı şekillendirirken toplumsal etki, kapsayıcılık ve markamızın değerleriyle uyuma odaklanıyoruz. Bu doğrultuda futbol, voleybol, basketbol ve paralimpik branşlarda da Türk sporunun yanında yer alıyoruz.

sahibinden.com olarak kuruluşumuzdan bu yana insanların hayatına dokunan, onları bir araya getiren bir platform olduk. 63 milyona yaklaşan kullanıcımızın farklı ilgi alanları ve ihtiyaçları var. Bu çeşitlilik, sahibinden.com’u Türkiye’nin her kesiminin buluştuğu, hayallerini gerçekleştirdiği bir ekosisteme dönüştürüyor. Sporun birleştirici gücü, bu yönümüzle doğal bir şekilde örtüşüyor. Milli Takımlar da sahibinden.com gibi toplumun ortak paydalarından biri; farklı kesimlerden insanları aynı heyecan etrafında buluşturuyor. Çeşitlilik, kapsayıcılık, güven ve sürdürülebilirlik gibi temel değerlerimizin sporla güçlü bir sinerji oluşturuyor. Sporun gelişimine katkı sağlarken özellikle gençlerin ve kadınların sporda daha fazla yer bulmasını destekliyoruz. Kadın ve Erkek A Milli Futbol Takımları, Kadın ve Erkek Voleybol Milli Takımları, Basketbol Milli Takımları ve Türkiye Milli Paralimpik Komitesi ile gerçekleştirdiğimiz işbirlikleriyle sporun farklı branşlarını uzun vadeli bir yaklaşımla destekliyoruz. Ayrıca Eternal Fire ile gerçekleştirdiğimiz işbirliğiyle e-spor ekosisteminin gelişimine de katkı sağlıyoruz.

adidas Türkiye Kıdemli Pazarlama Direktörü Onur Demircan: "Sporun gerçek gücü, insanları bir araya getirebilmesinde yatıyor."

Spor sponsorluğunu farklılaştıran en önemli unsur, sadece görünür olmak değil; spor kültürünün gerçek bir parçası olabilmek. Eskiden sponsorluklar daha çok logo görünürlüğü ve erişim üzerinden değerlendirilirdi. Bugün ise insanlar markaların spora nasıl katkı sunduğuna, hangi değerleri sahiplenip hangi hikâyeleri büyüttüğüne bakıyor. Çünkü spor artık yalnızcasahada yaşanan bir performans değil; kültürün, günlük yaşamın ve toplulukların önemli bir parçası. Dünya Kupası'nın yarattığı ortak heyecan da, Filenin Sultanları'nın milyonlara ilham veren yolculuğu da bunun en güçlü örnekleri. İnsanlar artık sadece sonucu değil, o yolculuğun temsil ettiği cesareti, dayanışmayı ve aidiyet duygusunu sahipleniyor.

adidas olarak biz sporun hayatları iyi yönde değiştirebilme gücüne yürekten inanıyoruz. Sporu hiçbir zaman sadece skor ya da performans ekseninde değerlendirmedik. Spor, insanların aynı duyguda buluşabildiği çok güçlü bir kültür alanı. Gerçek gücü insanları bir araya getirebilmesinde yatıyor. Bu nedenle yaptığımız işbirliklerini bir sponsorluk anlaşmasından çok, spor ekosistemine yapılan uzun vadeli yatırımlar olarak görüyoruz. Amacımız yalnızca büyük organizasyonlarda yer almak değil; altyapılardan spor topluluklarına kadar uzanan yapılarla sporun gelişimine katkı sağlamak, daha fazla genci oyuna dahil etmek ve sporun yarattığı ilhamı daha geniş kitlelere ulaştırmak. Sporun gelişimine katkı sağlayan, yeni hikâyelerin yazılmasına alan açan ve insanların hayatına dokunan işbirliklerinin kalıcı değer yarattığına inanıyoruz. Çünkü sporun gerçek etkisi, yalnızca sahada kazanılan başarılarla değil, hayatlarda bıraktığı izlerle ölçülüyor.

Bizim için sürdürülebilir spor iletişimi, bir turnuvayla başlayıp final maçıyla sona eren bir süreç değil. Asıl hedefimiz, sporun daha fazla insanın hayatına dokunmasına katkı sağlamak ve sporla kurulan bağı kalıcı hale getirmek. Gençlerin spora erişimini artırmak, kadın sporunun gelişimini desteklemek, altyapılara yatırım yapmak ve insanların kendilerini ait hissedebilecekleri spor toplulukları oluşturmak önceliklerimizin başında geliyor. İletişim yaklaşımımızın merkezinde de bu bakış açısı var. Kampanyalardan çok deneyimlere, görünürlükten çok etkiye odaklanıyoruz. "You Got This" yaklaşımımız da bunun en güçlü yansımalarından biri. Biz sporu sadece kazanmak üzerinden anlatmıyoruz; cesaret etmek, denemek, yeniden başlamak ve oyunun bir parçası olmak üzerinden anlatıyoruz. Uzun vadede yaratmak istediğimiz değer ise, sporun insanların günlük yaşamının doğal bir parçası olduğu güçlü bir kültürün büyümesine katkı sağlamak. Bir gencin spor sayesinde kendine inanması ya da farklı insanların aynı heyecan etrafında buluşması bizim için en anlamlı başarı. Çünkü sporun gerçek gücü yalnızca başarılarla değil, insanların hayatında bıraktığı ilhamla ölçülüyor.

McDonald’s Türkiye CMO’su Özdeş Dönen Artak: "En kalıcı marka bağları, anılara eşlik eden markalarla güçleniyor."

Tüketici davranışları, medya alışkanlıkları ve taraftar kültürü değiştikçe spor sponsorluğu da markalar için çok daha stratejik bir temas alanına dönüşüyor. Bugün markaları farklılaştıran yaklaşımın, yalnızca sahada görünür olmak değil; sporun yarattığı heyecanı insanların günlük yaşamına doğal, samimi ve anlamlı bir şekilde taşıyabilmek olduğuna inanıyoruz. Çünkü spor artık sadece 90 dakikalık bir maçtan, bir setten ya da skor tabelasından ibaret değil. Maç öncesi hazırlıklar, arkadaşlarla yapılan buluşmalar, birlikte verilen siparişler, sosyal medyada paylaşılan sevinçler ve çocukların ilk spor anıları aynı deneyimin ayrılmaz parçaları haline geliyor. Markaların da bu yolculuğun doğal bir parçası olabilmesi, gerçek bağ kurabilmesinin en önemli unsuru. Bu yaklaşımın en güçlü örneklerinden biri de bu yıl global ölçekte gerçekleşen Dünya Kupası sponsorluğumuz oldu. Turnuva kapsamında sunduğumuz özel menüler, koleksiyon bardakları ve hatıra değeri taşıyan ürünlerle, maç heyecanını restoranlarımızın ötesine taşıyarak misafirlerimiz için paylaşılabilen, saklanabilen ve uzun süre hatırlanacak bir deneyime dönüştürdük.

Uzun vadede hedefimiz, sporu insanların günlük yaşamının doğal bir parçası haline getiren deneyimler sunmak. Futbol ise hem Türkiye'de hem de dünyada milyonlarca insanı aynı heyecan etrafında buluşturan ortak bir tutku. Bu nedenle bizim için spor iletişimi, sadece bir sponsorluk değil; misafirlerimizle aynı heyecanı yaşamak, sevinçlerine ortak olmak, galibiyetleri birlikte kutlamak ve unutulmaz anılar biriktirmek anlamına geliyor. Dünya Kupası sponsorluğumuzu da tam bu bakış açısıyla değerlendiriyoruz. Amacımız yalnızca turnuvanın bir parçası olmak değil, maç günlerinin coşkusunu restoranlarımıza taşıyarak misafirlerimizle daha güçlü ve duygusal bir bağ kurmak. Çünkü en kalıcı marka ilişkileri, insanların en mutlu ve en heyecanlı anlarına eşlik edebilen markalarla kuruluyor.

Google Türkiye Pazarlama Ülke Direktörü Serkan Girgin: "Sporun yarattığı ortak duygu, teknolojiyle daha da zenginleşiyor."

Spor, milyonlarca insanın aynı anda aynı duyguyu paylaştığı ender alanlardan biri. Bu yaz içerisinde bulunduğumuz spor gündemi de bunu bir kez daha gösterdi: Branş ve sonuçlar değişse de sporun yarattığı aidiyet ve ortak heyecan gücünü koruyor. Bugün markaları farklılaştıran temel yaklaşımın, bu ortak duyguda yalnızca görünür olmak değil, taraftarın deneyimine gerçek bir katkı sunmak olduğunu düşünüyorum. Çünkü günümüzde taraftarlık sadece maçı izlemekten ibaret değil; maç etrafında dönen o büyük kültürel dünyayı ve mizahı aktif olarak üretmek, yani 'oyunun ötesindeki oyuna' katılmak anlamına geliyor. Google Gemini'ın Türkiye Futbol Federasyonu ile yaptığımız işbirliği kapsamında Türkiye Milli Futbol Takımları'nın resmi sponsoru olmasını da tam bu perspektifle kurguladık. Bu ortaklığın odağında, en yenilikçi yapay zeka teknolojilerimizi ülkemizin köklü spor kültürüyle buluşturarak 'Taraftar Zekası' konseptini hayata geçirmek yer alıyor. Futbolseverler Gemini’ın çok modlu yetenekleri sayesinde görsel üretim modelimiz Nano Banana ile kendilerine özel destek görselleri tasarlayabiliyor, müzik üretim modelimiz Lyria ile takımları için özgün marşlar ve sloganlar oluşturabiliyor; maç istatistiklerini ve takım performanslarını Gemini ile yorumlayarak keyifli futbol sohbetleri gerçekleştirebiliyorlar. Böylece pasif izleyiciler, kendi yaratıcılıklarıyla takımımızın saha dışındaki en büyük destekçileri haline geliyor.

Bizim için temel hedef, teknolojinin insanların gerçek hayatına ne kattığını somut olarak gösterebilmek. Spor, kullanıcıların “benim hayatıma ne katacak?” sorusuna en doğal cevabı verebildiğimiz alanlardan biri; çünkü tutkunun ve yaratıcılığın en yoğun olduğu yerde teknoloji de anlaşılır ve yakın hale geliyor. TFF ile bir yıl sürecek ortaklığımızda Google Gemini, milli takımlar ile dünyanın dört bir yanındaki taraftar kitleleri arasında bir köprü görevi üstleniyor. Uzun vadede yaratmak istediğimiz değer ise şu ilkeye dayanıyor: Kahraman her zaman insan ve insan yaratıcılığı; yapay zeka ise o deneyimi güçlendiren ve zenginleştiren bir araç.  Taraftarlar kendi marşlarını besteleyip destek görsellerini tasarlayarak takımlarına yaratıcılıklarıyla eşlik ediyor. Sporun yarattığı ortak duygu böylece teknolojiyle daha da zenginleşiyor. Bizim bu alandaki hikayemiz de markayı değil, taraftarın deneyimini büyütmek üzerine kurulu.

Kariyer
Sosyal Medyayı Kadınlar mı, Erkekler mi Daha Etkin Kullanıyor?

Geçtiğimiz günlerde onuncu yılını tamamlayan Facebook’un  bugün 1,23 milyar aylık aktif kullanıcısı mevcut. Dünya çapında 37 ofis ve 6 binden fazla da [...]

Bunlar İlginizi Çekebilir