İş dünyasının kelimelerle ciddi bir meselesi var. Bazı kelimeleri o kadar sık kullanıyoruz ki bir süre sonra ne anlama geldiklerini sorgulamayı bırakıyoruz. Liyakat, bağlılık, kültür, çeviklik, kapsayıcılık, liderlik… Bu sözcükler toplantılarda, raporlarda, sunumlarda sıkça dolaşıma giriyor; tekrarlandıkça pürüzsüzleşiyor ve sonunda gerçeği açıklamak yerine onu örten kurumsal ezberlere dönüşebiliyor.
Oysa kelimeler ele verir. Bir kurumun “liyakat” derken neyi kastettiğine bakın; güçle ilişkisini görürsünüz. “Bağlılık” tanımına bakın; çalışanından ne beklediğini anlarsınız. “Kültür” dediğinde neyi koruduğuna bakın; değişime ne kadar açık olduğunu görürsünüz. Bir kurumu anlamak için yalnızca organizasyon şemasına, stratejisine ya da değerler setine değil, kullandığı sözlüğe de bakmak gerekir.
Murat Yeşildere ile birlikte yazdığımız Yeni Kavramlar - Yeni Gerçekler bu düşünceden doğdu. Kitabın kökeninde, 2023 yılından bu yana Harvard Business Review Türkiye YouTube kanalında yaptığımız Kitabın Ortası programındaki tartışmalar var. Programda derdimiz haklı çıkmak ya da birbirimizi ve izleyeni aynı sonuca ikna etmek olmadı. İş dünyasının doğru kabul ettiği bazı önermeleri masaya yatırdık. Kavramların altını yokladık. Parlak yönetim cümlelerinin arkasında ne olduğunu anlamaya çalıştık.
Çünkü çalışma hayatının gerçekliği değişirken onu tarif etmek için kullandığımız sözlük aynı hızda değişmiyor. Bugün çalışan bağlılığını yalnızca anket skorlarıyla açıklayamayız. Liyakati terfi prosedürlerine bakarak anlayamayız. Yapay zekâyı yalnızca verimlilik meselesi olarak ele alamayız. Yaş ayrımcılığını, yalnızlığı, statüyü, performans baskısını, vasatlığı, sahiciliği, linci ve kurumların görünmeyen güç ilişkilerini eski yönetim kavramlarıyla okumaya çalıştığımızda resmin önemli bir kısmını kaçırıyoruz.
Yeni gerçekler, yeni kavramlar istiyor.
Bir sorunu nasıl adlandırdığımız önemlidir
Kavram tartışmasını akademik bir dil meselesi olarak görmüyorum. Tam tersine, son derece pratik bir mesele. Çünkü bir problemi nasıl adlandırdığımız, çözümü nerede arayacağımızı da belirliyor.
Bir çalışanın her saat ulaşılabilir olmasını “yüksek bağlılık” olarak tanımlarsak sınır ihlalini konuşmayız. İnsanların itiraz etmediği bir ekibi “uyumlu” olarak görürsek o sessizliğin nedenini araştırmayız. Sürekli daha fazlasını talep eden bir sistemi “yüksek performans kültürü” olarak adlandırırsak tükenmenin kurumsal nedenlerini çalışanın dayanıklılığına yükleyebiliriz.
Dil burada masum değil. Gerçeğin hangi bölümünü göreceğimizi, hangisini görmezden geleceğimizi etkiliyor. Bu nedenle kitabın her bölümünün sonunda bir sözlük var. Amacımız kavramlara nihai tanımlar vermek değil; içinde yaşadığımız çalışma hayatını daha iyi okuyabilmek için yeni düşünme araçları önermek. Çünkü yanlış tanımlanan bir meselenin doğru çözülmesi zor.
Kurumsal dil gerçeği örtebilir
İş dünyası rahatsız edici gerçekleri rahatlatıcı kelimelerle anlatmayı seviyor. İşten çıkarmalar optimizasyon oluyor, daha az insanla daha fazla iş yapmak verimlilik, sürekli değişen öncelikler çeviklik, itiraz etmeyen çalışan uyumlu çalışan olarak tarif edilebiliyor.
Bu yalnızca bir iletişim tercihi değil. Kullandığımız dil, neyi normal kabul ettiğimizi de belirliyor. Yeni Kavramlar - Yeni Gerçekler boyunca bizim yapmaya çalıştığımız, normalleşmiş kabul ve davranışlara yeniden bakmak. İş dünyasının büyük laflarını tartışmak kadar gündelik hayatta gözden kaçırdığımız küçük haksızlıklarla da ilgileniyoruz. Bir kavramı söküyor, başka bir açıdan yeniden kuruyor ve sık sık aynı soruya dönüyoruz: Bunu neden bu kadar kolay kabul ediyoruz?
Hazır reçeteler vermiyoruz. İş dünyasının reçete eksiği olduğunu da düşünmüyorum. Liderliğin beş kuralı, başarılı ekiplerin yedi özelliği, geleceğin on yetkinliği… İnsan davranışını ve çalışma hayatını bu kadar kolay formüllere indirgeyebilseydik bugün çok daha az meselemiz olurdu. İhtiyacımız olanın daha fazla cevap değil, daha iyi sorular olduğuna inanıyorum.
“Ben burada ne yapıyorum?”
Kitabın epigrafında şöyle bir ithaf var:
“Bu kitap takviminde boşluk kalmamış, ekranında sekmeler çoğalmış, içinden ‘ben burada ne yapıyorum?’ diye en az bir kez geçirmiş bütün yeni dünya emekçilerine ithaf edilmiştir.
Yalnız değilsiniz.”
Bu ithaf, kitabın neden yazıldığını da anlatıyor. Yeni dünya emekçisi yalnızca işini yapmıyor. Sürekli yetişmesi, öğrenmesi, güncellenmesi, görünür olması, performans göstermesi, değişime uyum sağlaması bekleniyor. Üstelik bütün bunları yaparken motive, dayanıklı, çevik ve mümkünse tutkulu olması gerekiyor.
Böyle bir çalışma düzeninde “Ben burada ne yapıyorum?” sorusunu yalnızca bireyin motivasyon problemi olarak ele alamayız. Kurumların da kendilerine soracağı sorular var: Nasıl bir çalışma hayatı kuruyoruz? Neyi başarı olarak tanımlıyoruz? Hangi davranışları ödüllendiriyoruz? Kimleri görüyor, kimleri görmüyoruz? Çalışandan ne kadarını talep ediyoruz? Hangi haksızlıkları “iş hayatının gerçeği” diyerek normalleştiriyoruz?Bunlar insan kaynakları departmanlarının tek başına cevaplayacağı sorular değil. Yönetim, liderlik ve kurum kültürü meseleleri.
Kelimeleri yerinden oynatmak
Murat’la bu kitabı yazarken bir konuda baştan anlaştık: Okura ne düşüneceğini söylemeyecektik. İş dünyası zaten ne yapmamız, nasıl liderlik etmemiz, nasıl çalışmamız, nasıl başarılı olmamız gerektiğini söyleyen içerikle dolu. Bizim derdimiz başka: Çok emin olduğumuz kavramlardan biraz şüphe etmek.
Çünkü kurumlarda değişim yalnızca yeni sistemler kurmakla başlamıyor. Yıllardır sorgulamadan kullandığımız kelimeleri yerinden oynatmak da gerekiyor. Liyakat dediğimizde gerçekten liyakatten, kapsayıcılık dediğimizde gerçekten kapsayıcılıktan, liderlik dediğimizde gerçekten liderlikten söz edip etmediğimize bakmak gerekiyor.
Yeni Kavramlar - Yeni Gerçekler bir cevap anahtarı değil. Murat’la bizim de birbirimize itiraz ettiğimiz, düşündüğümüz, fikrimizi değiştirdiğimiz bir tartışmanın devamı.
Kitabın kapağı kapanınca o tartışmanın okurda devam etmesini istiyoruz.
Çünkü iş dünyasının en tehlikeli cümlelerinden biri hâlâ şu olabilir:
“Biz bunu zaten biliyoruz.”