Liderlerin 2026 Ajandası - II

2026 yılı için liderlerin yol haritasında neler var? İş dünyasında hangi stratejik adımlar, dönüşüm sürecini şekillendirecek? Gelin kendilerinden dinleyelim…

Geride bıraktığımız yıl, iş dünyasında dönüşümün yalnızca teknolojiyle değil, bakış açısıyla şekillendiği bir dönem oldu. Yapay zekâ ve dijitalleşme artık ayrı bir gündem başlığı olmaktan çıkıp; karar alma süreçlerinin, müşteri ilişkilerinin ve kurum kültürünün doğal parçası haline geldi. Bu değişim, pazarlamayı da görünür olmanın ötesine taşıyarak anlam, bağ ve deneyim üretme becerisi etrafında yeniden tanımladı. Yüksek sesli kampanyalardan çok, toplumsal duyarlılığı doğru okuyan, içgörüden beslenen ve markaların ne söylediğinden ziyade ne hissettirdiğine odaklanan yaklaşımlar öne çıktı.  Peki 2026 yılı için liderlerin yol haritasında neler var? İş dünyasında hangi stratejik adımlar, dönüşüm sürecini şekillendirecek? Gelin kendilerinden dinleyelim… 

Turkcell Kurumsal İletişim, Medya ve Marka Yönetimi Direktörü Mustafa Alcan: "İletişimi kısa vadeli etkiyle değil, uzun vadeli itibarla kurguluyoruz"

2025’ten Akılda Kalanlar 2: Kurumsal iletişimde çeviklik!

2025’i geride bırakırken kurumsal iletişim tarafına dönüp baktığımda aklımda kalan, yaptığımız işlerin sayısından çok her birinin uzun vadeli marka stratejimize ne kadar katkı sağladığı. Yılda 100’ün üzerinde basın bülteni, yüzlerce sosyal medya postu, basın toplantıları, yurtiçi-yurtdışı programlar elbette işin görünen kısmı. Ama bizim için asıl mesele, bu yoğunluğun aynı hedefe hizmet etmesiydi. Tüm yıl boyunca finansal açıklamalardan 5G ihalesi gibi kritik başlıklara, global işbirliklerinden sponsorluklara kadar birçok farklı gündemde iletişim yaptık. Bu çeşitliliğin içinde en çok önemsediğimiz şey her konuyu aynı ciddiyetle ele almak oldu.

Finansal sonuçları da, stratejik adımlar

ı da, ölçülü ve güven veren bir dille anlatmaya çalıştık. 5G ihalesi süreci, kurumsal iletişimin stratejik önemini en net hissettiğimiz dönemlerden biriydi. Yüksek beklenti, yoğun kamuoyu ilgisi ve regülasyonlarla çevrili bu başlıkta iletişimi; kısa vadeli etki ile birlikte, uzun vadeli itibar ve tutarlılığı da merkezimize alarak kurtulardık. Büyük bir işi anlatırken, meseleyi sadeleştirmek ve doğru anlatmak her zamankinden daha kıymetliydi. Basketbol Gelişim Merkezi sponsorluk anlaşması ve Teknofest gibi işlerde kurumsal iletişimi, markanın değerlerini sahaya taşıyan bir yaklaşımın parçası olarak kurguladık. Elbette yıl boyunca kriz iletişimi gerektiren anlar da yaşandı. Bu dönemlerde önceliğimiz hızlı, doğru ve güven veren bir iletişim kurabilmekti. Kriz anlarında gösterilen refleksin, markanın uzun vadeli itibarını belirlediğine inanıyoruz. Lider iletişimi de PR yaklaşımımızın önemli bir bölümünü oluşturdu.Atılan postlar, yapılan açıklamalar, kamuoyuyla paylaşılan görüşler Turkcell’in vizyonunu ve bakış açısını anlatan bir çerçevede ele alındı. Lider sesinin, markanın kurumsal duruşunu güçlendirdiği bir dengeyi tutturmak bizim için önemliydi. CES 2025, MWC 25, MWC Doha gibi uluslararası platformlarda yaptığımız iletişimler ise bir Türk markasının global arenada nasıl anlatılması gerektiğine dair önemli deneyimler sundu. Bugün kurumsal iletişimde fark yaratan şeyin daha çok konuşmaktan öte, doğru zamanda ve doğru tonla konuşmak olduğuna inanıyorum. Bu da ancak mutfakta birlikte düşünen ve aynı hedefe odaklanan ekiplerle mümkün.

sahibinden.com CMO’su Nazım Erdoğan: "Yapay zekâyı bir otomasyon aracı değil, iş ortağı olarak görüyoruz"

Bu yıl en çok konuşulacak konunun "teknolojinin amacı" olacağını düşünüyoruz. Dijital olmak artık kimseyi öne taşımıyor. Asıl soru teknolojinin insanların hayatını nasıl kolaylaştırdığı. Karmaşıklık değil, basitlik getirmesi lazım. Üç büyük değişim öngörüyoruz: Yapay zekâ artık sadece yardımcı değil, kararların içinde. Sürdürülebilirlik laf değil, iş yapış şeklimizin kendisi haline geliyor. Müşteri deneyimi ise herkes için aynı olmaktan çıkıp kişiye özel şekilleniyor. Başarıyı nasıl ölçüyoruz sorusuna verdiğimiz cevap da değişti. Kullanıcı sayısı, işlem hacmi elbette önemli ama artık bunlar tek başına yeterli değil. İkinci el ticaretinin doğası gereği döngüsel ekonominin merkezindeyiz. Karbon ayak izi azaltmak, kaynakları daha akıllıca kullanmak, topluma fayda sağlamak... Teknoloji tarafına gelince, yapay zekâyı bir otomasyon aracı olarak görmüyoruz. Kullanıcı deneyimini temelden değiştiren bir iş ortağı olarak görüyoruz. Bu yaklaşımı ise bugün bütün platformumuza yayıyoruz: Arama algoritmaları, fiyat önerileri, içerik denetimi... Her yerde öğrenen, gelişen, tahmin yapabilen sistemler kurmaya çalışıyoruz. İlk günden beri amacımız belliydi: İnsanları hayalleriyle buluşturmak. Ama burada kritik nokta şu: Sadece aradığınız arabayı, evi ya da telefonu bulmanız yeterli değil. Sizin için doğru arabayı, gerçekten uygun evi, ihtiyacınıza tam uyan telefonu bulmanız gerekiyor. İşte üzerinde en çok durduğumuz konu bu.

Kullanıcı deneyiminde başarının yeni ölçüsü aslında teknolojinin görünmez olması. En iyi deneyim fark edilmeyen deneyimdir diye düşünüyoruz. Bu düşünceyle arayüzden ödeme akışına, güvenlikten müşteri desteğine kadar her şeyi baştan kurguladık. "Ne kadar kolay" dedirten bir ekosistem yaratmak istiyoruz. Stratejimizi, kullanıcıların aradıklarını en hızlı, en doğru ve en şeffaf şekilde bulmalarını sağlayan deneyimler üretme vizyonuyla şekillendirdik. Bu noktada veriyi, geçmişi raporlamak için değil, doğru anda doğru aksiyonu almak için kullanan bir pazarlama anlayışını benimsedik. Kullanıcılarımız arama ve keşif sürecinde gereksiz yönlendirmelerle karşılaşmadan, ilgilendikleri ilana en kısa sürede ve en konforlu şekilde ulaşabiliyor. Deneyim tasarımında bu sadelik ve odaklanma, bizi ayrıştıran en önemli unsurlardan biri haline geldi. 2026'da hayatı kolaylaştıran, doğal kaynakları koruyan, topluma değer katan bir teknoloji ekosistemi olmayı sürdürmek istiyoruz. Çünkü geleceğin sadece dijital olana değil, anlamlı olana ait olduğuna inanıyoruz.

Estée Lauder Companies Türkiye Genel Müdürü Nazlı Koruyan Altıpat: "Lüks müşteri deneyimini daha yakın, daha kişisel ve daha duyusal hale getirmeyi amaçlıyoruz"

Güzellik sektörü, son yıllarda büyük bir dönüşüm geçiriyor. Tüketicilerin, güzelliği yalnızca bir dış görünüş olarak değil, yaşam tarzının doğal bir uzantısı olarak görmesi, bu dönüşümün temel dinamiklerinden biri. Makyaj, cilt & saç bakımı, koku ve evde uygulanan ritüellere kadar uzanan geniş ekosistem, bugün tüketicinin bütünsel yaşam kurgusunun temel parçaları hâline geliyor. Bu değişim, markaların yalnızca ürün ve hizmet sunan fonksiyonlardan çıkarak tüketicilerin zihinsel, duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarına dokunan “iyi oluş partnerleri” hâline gelmesini gerektiriyor. 2026 yılında güzellik sektörü, daha duyusal ve kişisel deneyimler sunan bir dünyaya evrilecek. Bu dönüşüm, markaların iş modellerine hem dijitalleşme hem de sürdürülebilirlik gibi anahtar faktörleri entegre etmelerini gerektiriyor. Markalar, tüketicilerine sadece fiziksel bakım değil, aynı zamanda bütünsel bir güzellik deneyimi sunarak, onların hayatlarına değer katmayı, bir kişisel ifade aracına dönüşmeyi amaçlamalı. Bu noktada, dijitalleşme ve teknolojik inovasyon devreye giriyor. Özellikle yapay zekâ ile desteklenen kişiselleştirilmiş ürün önerileri, sanal deneme araçları ve dijital platformlarda sunulan etkileşimli güzellik deneyimleri, markaların rekabet avantajı kazanmaları için kritik bir hale geldi. Güzellik sektöründe sürdürülebilirlik artık bir tercih değil, zorunluluk. Markalardan çevreyi korumanın yanı sıra toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket etmeleri bekleniyor.

Estée Lauder Companies Türkiye olarak bu dönüşüm sürecinde stratejik hedeflerimiz oldukça net; sürdürülebilir büyüme ve tüketici odaklı dönüşümü ön planda tutuyoruz. Türkiye gibi hızla gelişen pazarlarda, prestij güzellik kategorisinin yüksek potansiyeline odaklanarak, yeni mağaza açılışları ve ürün lansmanları ile pazar payımızı artırmayı hedefliyoruz. Dijitalleşme konusunda ise çok kanallı deneyimi güçlendirmek bizim için önemli bir öncelik. Lüks müşteri deneyimini yeniden tanımlayarak, bu deneyimi daha yakın, kişisel ve duyusal hale getirmeyi amaçlıyoruz. Lüks deneyim arzulayan tüketicilerin ihtiyaç ve beklentilerini dikkatle takip ederek, trendlere yön veriyor , yeni marka ve ürün lansmanlarıyla çoklu kanallar üzerinden hedef kitlemize en iyi deneyimi yaşatmayı hedefliyoruz Estée Lauder Companies Türkiye olarak, geniş ve özgün marka portföyümüz, güçlü yetenek havuzumuz ve farklılaştırılmış kanal stratejilerimiz ile küresel "Beauty Reimagined" vizyonumuzu etkin şekilde uygulayarak sektördeki rekabette pozitif bir ayrışma yaratmak, ana hedeflerimiz arasında yer alıyor.

Castrol Türkiye, Ukrayna ve Orta Asya Genel Müdürü Nilay Tatlısöz: "İş yapış biçimlerimizi doğrusaldan döngüsele dönüştürdük"

Castrol olarak yüksek bir tempoyla geçen bir yılı geride bıraktık. Büyüme trendimizi sürdürürken, binek ve motosiklet motor yağlarında pazarın üzerinde bir performans sergiledik. Bu sonuçlar, Castrol’ün motosiklet, otomobil ve ağır ticari araç segmentlerinin tamamında liderliğini koruduğunu bir kez daha ortaya koydu. Güçlü otomotiv üretici iş birliklerimiz ve yaygın direkt–indirekt satış yapımız, bu istikrarlı performansın temelini oluşturuyor. Castrol bugün yalnızca pazarda güçlü bir konumda değil; aynı zamanda sektörün dönüşümüne yön veren bir oyuncu olma iddiasını da pekiştiriyor. 2026 yılı, geçtiğimiz dönemde attığımız stratejik adımların etkilerini daha net göreceğimiz bir yıl olacak. Bu çerçevede öne çıkan başlıklardan biri, sektöre öncülük eden yeni iş modelimiz Castrol Daha Döngüsel. Tüm paydaşlarımız için sürdürülebilir bir iş modeli olarak öne çıkan bu program, Türkiye’deki kullanılmış madeni yağların ekonomiye kazandırılmasını hızlandıracak. Türkiye’de her yıl ciddi miktarda kullanılmış yağ ortaya çıkmasına rağmen bunların ancak yaklaşık yüzde 30’u toplanabiliyor. Castrol, bu kullanılmayan potansiyeli harekete geçiren bir sistem tasarlayarak sektöre yeni bir değer zinciri kazandırdı. Bu modelde, kullanılmış yağlar müşteri noktalarından toplanıyor, ileri rafinasyon teknolojisiyle baz yağa dönüştürülüyor ve Castrol tarafından otomotiv dışı ürünlerin yeniden üretiminde değerlendiriliyor. Programa katılan işletmeler, teslim ettikleri kullanılmış yağ miktarına göre bedelsiz Castrol ürünü alarak hem ticari ve hem çevresel fayda elde ediyor. Bu yaklaşımın, 2026 yılında Castrol’ün sektördeki farklı ve öncü konumunu daha da güçlendireceğine inanıyoruz. 

Bunun yanında veri merkezleri, 2026 perspektifinde otomotiv ve enerji ekosisteminin ötesine geçen, oyunun kurallarını değiştiren yeni bir büyüme alanı olarak öne çıkıyor. Özellikle yapay zeka, bulut bilişim ve yüksek işlem gücü ihtiyacının hızla artması, veri merkezlerini dijital ekonominin kritik altyapısı haline getirirken bu tesislerde enerji verimliliği, ısı yönetimi ve sürdürülebilirlik en stratejik başlıklara dönüşüyor. Castrol olarak bu alanda, termal yönetim sıvıları ile konumlanıyoruz. Bu çözümler veri merkezlerinde daha yüksek performans ve daha düşük enerji tüketimi sağlarken, Castrol’ün mobilitenin ötesinde dijital altyapıların da güvenilir çözüm ortağı olma vizyonunu somutlaştırıyor.

Yemeksepeti CEO'su Oytun Çalapöver: "Rekabetin yeni kodu: verimlilik, yapay zekâ ve derinleşen sadakat"

2026 yılına ve sonrasına baktığımızda, Türkiye’de rekabetin hiç olmadığı kadar belirleyici ve yoğun yaşanacağı bir döneme girdiğimizi görüyorum. Sektörümüzde oyunun kuralları artık sadece “hız” veya “çeşitlilik” ile değil, kaynakların ne kadar akılcı kullanıldığıyla yeniden yazılıyor. Yemeksepeti olarak, 2026 stratejimizi iki temel sütun üzerine inşa ediyoruz: Verimlilik odaklı büyüme ve tüm paydaşlarımızla kurduğumuz bağın derinleşmesi. Sürdürülebilir büyümenin anahtarı, kullanıcıyı sadece kapıdan içeri davet etmekte değil, onu içeride mutlu edip organik bir bağ kurabilmekte yatıyor. Bu vizyon çerçevesinde, bizi geleceğe taşıyacak iki ana trendi ve stratejik hamlelerimizi paylaşmak isterim. İlk ve en güçlü başlığımız şüphesiz Müşteri Deneyimi ve yapay zekâ. Delivery Hero gibi global bir devin parçası olmanın avantajını, 2026’da çok daha güçlü hissedeceğiz. Elimizdeki global know-how’ı yerel uzmanlığımızla birleştirerek; kullanıcılarımızdan kurye iş ortaklarımıza, restoranlardan mahalle esnafına kadar tüm ekosistem için “kusursuz deneyim” tasarlıyoruz.

2026, yapay zekânın sadece stratejik sunumlarda bir başlık olmaktan çıkıp, günlük operasyonel akışımızın kalbine yerleştiği bir yıl olacak. Yüzlerce mühendisimizin ve yerel ekiplerimizin omuz omuza çalışmasıyla geliştirdiğimiz çözümler sayesinde, paydaşlarımızla temas noktalarımızı artırıyoruz. Hedefimiz net: Sorunları daha oluşmadan öngören "proaktif" çözümler ve olası aksaklıklarda anında devreye giren “reaktif" hız. AI, operasyonel verimliliğimizi artırırken, insani dokunuşu kaybetmeden herkesin zamanını ve kaynağını Yemeksepeti’ne güvenle emanet etmesini sağlayacak. İkinci kritik başlığımız ise Sadakat (Loyalty). Rekabetin bu denli keskinleştiği bir ortamda, kullanıcıların “Yaşam Boyu Değeri”ni (LTV) artırmak, yeni kullanıcı kazanmak kadar hayati bir önem taşıyor. Büyük eforlarla platforma dahil ettiğimiz kullanıcılarımızın sadakatini kazanmak için sadece iyi bir servis sunmak yetmiyor; onları ödüllendirmek ve değerli hissettirmek gerekiyor. Bu noktada, uzun süredir hayatımızda olan sadakat programımız “YeClub”ı 2026 yılında çok daha stratejik bir konuma taşıyoruz. Amacımız, Yemeksepeti’ni sadece bir sipariş platformu değil, kullanıcısına kazandıran ve hayatını kolaylaştıran bir yol arkadaşı olarak konumlandırmak. Özetle 2026; teknolojiyi verimlilikle, rekabeti ise samimiyet ve sadakatle harmanladığımız, ekosistemimizdeki herkesin kazandığı bir yıl olacak.

Alshaya Group Türkiye Hospitality Business Director Pelin Akın Çifçioğlu: "Rekabetin yeni tanımı: fiyat değil, algı ve deneyim"

2026’ya yaklaşırken yeme-içme sektöründe rekabetin ekseni, hızlı büyüme ya da agresif fiyatlama stratejilerinden; değer algısı yaratma, deneyim tasarımı ve markaların kültürel bağ kurma becerisine doğru net biçimde kayıyor. Fast Casual ve orta segment restoranlarda oyunun kurallarını değiştiren temel unsur, markaların “premium” söylemini ürün kalitesi, deneyim tutarlılığı ve iletişim diliyle gerekçelendirebilmesi olacak. Shake Shack olarak bu dönüşümü, global ölçekte benimsediğimiz kalite ve deneyim odaklı yaklaşım üzerinden ele alıyoruz. En iyi malzemelerle hazırlanan ürünler, New York’taki inovasyon mutfağından beslenen menü anlayışı ve bulunduğu lokasyonun ruhunu yansıtan mağaza tasarımları; markamızın Türkiye’deki büyüme stratejisinin temel yapı taşlarını oluşturuyor.

2026 hedefimiz, Shake Shack’i premium burger kategorisinde güçlü bir oyuncu olmanın ötesine taşıyarak; değerinin karşılığını net biçimde hissettiren bir “love brand” olarak konumlandırmak. Bu çerçevede büyüme stratejimizi; doğru lokasyon, doğru format ve marka deneyimini besleyen doğru temas noktaları üzerine kuruyoruz. Dijital dönüşümü ise Shake Shack’in misafirperverlik kültürünü güçlendiren; operasyonel disiplin, tutarlılık ve deneyim standartlarının korunmasını destekleyen bir yapı olarak ele alıyoruz. Bu yaklaşımda teknoloji, deneyimin merkezinde değil arkasında konumlanıyor. Misafir deneyimini yalnızca servis anıyla sınırlı görmeyen; mağaza içindeki atmosferden marka diliyle kurulan iletişime, deneyim odaklı temaslardan kültürel işbirliklerine uzanan bütüncül bir yapı olarak ele alan bir anlayışa sahibiz. Odağımız, Shake Shack’in marka vaadini ve ayırt edici deneyim anlayışını güçlendiren, uzun vadeli marka değeri yaratımına hizmet eden çalışmalar üzerine kurulu; ürün kalitesi, deneyim zenginliği ve marka kültürünü bütüncül bir iletişim diliyle görünür kılmayı hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde rekabet avantajının; hızlı adapte olabilen, veriyle karar alan ve topluluk yaratabilen markalardan yana olacağına inanıyoruz. Shake Shack Türkiye olarak, kısa vadeli hacim artışlarından ziyade; uzun vadeli marka değeri, sadakat derinliği ve sürdürülebilir kârlılık yaratmak istiyoruz. Bu yaklaşımın, markamızı sektörde ayrıştıran en güçlü stratejik kaldıraç olacağına inanıyoruz.

Kiğılı CEO Sena Suerdem: "Yapay zekâ artık perakendede karar alma süreçlerimizin merkezinde"

2026 perspektifinden bakıldığında, perakende ve erkek giyim sektöründe oyunun kurallarını yeniden tanımlayan üç temel dönüşüm alanı öne çıkmaktadır: Veriye dayalı karar alma kültürü, operasyonel esneklik ve deneyim odaklı marka ilişkisi. Bu üç başlık artık birbirinden bağımsız dinamikler değil; uçtan uca entegre biçimde ele alınması gereken yeni bir iş ve yönetim modelini ifade etmektedir. Bu dönüşümün ilk ve en belirleyici ayağını, yapay zekâ destekli perakende uygulamaları oluşturmaktadır. Kiğılı olarak bu dönüşümü erken aşamada sahipleniyor; yapay zekâyı yalnızca teknolojik bir yatırım olarak değil, kurum kültürümüzün ve operasyonel reflekslerimizin ayrılmaz bir parçası olarak konumlandırıyoruz. İkinci kritik dönüşüm alanı, yakın üretim ve esnek tedarik zinciri modellerinin kalıcı hâle gelmesidir. Küresel ölçekte artan jeopolitik riskler, lojistik maliyetler ve arz belirsizlikleri; uzun, karmaşık ve kırılgan tedarik zincirlerini sürdürülemez kılmaktadır. Üçüncü ve belki de en dönüştürücü başlık ise müşteri deneyiminin radikal biçimde kişiselleşmesidir. Günümüz tüketicisi için sadakat, artık yalnızca markaya değil; markanın sunduğu deneyimin kalitesine, tutarlılığına ve kendisiyle kurduğu bağın derinliğine dayanmaktadır. 

2026’da tek tip müşteri profilleri yerini, mikro segmentlere ve bireysel beklentilere bırakacaktır. Bu doğrultuda geliştirdiğimiz “Benim Kiğılı’m” stratejisiyle; müşterilerimize uçtan uca kişiselleştirilmiş bir deneyim sunmayı, dijital ve fiziksel temas noktalarını bütüncül bir yapıda birleştirmeyi ve veriye dayalı bir omnichannel ekosistem kurmayı hedefliyoruz. Amacımız, her müşteriye kendisini özel ve değerli hissettiren, sürekliliği olan bir marka ilişkisi inşa etmektir. Sürdürülebilir büyüme perspektifinde ise çevresel sorumluluk ile operasyonel verimlilik birbirinden ayrılmaz hâle gelmektedir. Kiğılı’da sürdürülebilirliği bir iletişim söylemi ya da dönemsel bir inisiyatif olarak değil; ölçülebilir, izlenebilir ve yönetilebilir bir operasyonel disiplin olarak ele alıyoruz. Özetle, 2026 ve sonrasında oyunu değiştirecek markalar; teknolojiyi karar alma kültürünün merkezine yerleştiren, esnek ve yakın üretim modelleriyle belirsizlikleri yöneten ve müşteriyle birebir, anlamlı ve sürdürülebilir ilişkiler kurabilen markalar olacaktır. Kiğılı olarak hedefimiz; bu alanlarda eş zamanlı ilerleyen projeler ve uzun vadeli yatırımlarla yalnızca bugünün değil, 2026–2030 döneminin de güçlü, güvenilir ve sürdürülebilir oyuncularından biri olmaktır.

Kariyer
Sosyal Medyayı Kadınlar mı, Erkekler mi Daha Etkin Kullanıyor?

Geçtiğimiz günlerde onuncu yılını tamamlayan Facebook’un  bugün 1,23 milyar aylık aktif kullanıcısı mevcut. Dünya çapında 37 ofis ve 6 binden fazla da [...]

Bunlar İlginizi Çekebilir