Geride bıraktığımız yıl, iş dünyasında dönüşümün yalnızca teknolojiyle değil, bakış açısıyla şekillendiği bir dönem oldu. Yapay zekâ ve dijitalleşme artık ayrı bir gündem başlığı olmaktan çıkıp; karar alma süreçlerinin, müşteri ilişkilerinin ve kurum kültürünün doğal parçası haline geldi. Bu değişim, pazarlamayı da görünür olmanın ötesine taşıyarak anlam, bağ ve deneyim üretme becerisi etrafında yeniden tanımladı. Yüksek sesli kampanyalardan çok, toplumsal duyarlılığı doğru okuyan, içgörüden beslenen ve markaların ne söylediğinden ziyade ne hissettirdiğine odaklanan yaklaşımlar öne çıktı. Peki 2026 yılı için liderlerin yol haritasında neler var? İş dünyasında hangi stratejik adımlar, dönüşüm sürecini şekillendirecek? Gelin kendilerinden dinleyelim…
Toyota Türkiye Pazarlama ve Satış Müdürü Ali Haydar Bozkurt : "Meselemiz satmak değil, araç bulmak"
2025 yılında otomotiv sektörü beklenenden hızlı bir tempo izledi. Mobilitenin artan bir ihtiyaç olması, pandemiden bu yana devam eden yüksek araç talebinin henüz tam anlamıyla bitmemesi ve yaşlı araç parkının da yenilenme zamanının gelmesiyle birlikte her ay rekor satış adetlerden söz ettiğimiz bir pazar oluştu. Aralık ayında da devam eden yüksek tempoyla birlikte 2024’te 1 milyon 238 bin adetlik pazarın 2025’te daha da yukarılara çıkacağını görüyoruz. 2025 yılı içerisinde birçok yeniliği müşterilerimizle buluşturduk. 5 yıldır dünyanın en çok tercih edilen üreticisi olan Toyota, Türkiye’de de son iki yıldır üst üste rekor adetler elde etmişti. Bu ivmeyi 2025 yılında da artırarak devam ettirdik. Yıla çok iyi bir başlangıç yaparak ilk 11 ayda 80 bin 477 adetlik satış ile geçen yıla göre yüzde 55 artış elde ettik. İlk 11 ayda 13 bin 193 adet hafif ticari araç satışı gerçekleştirerek yüzde 6 pazar payına ulaştık. Şimdiye kadar hiç olmadığımız segmentlerde Toyota Ticari Araç modellerini müşterilerimizle buluşturarak, her ihtiyaca uygun beklentiyi karşılayan yüzde 100 kapsayıcı marka olduk. Toyota, hibrit segmentinde de lider olmaya devam etti. Toyota Türkiye olarak bizim meselemiz aslında satmak değil, araç bulmak. Bildiğiniz gibi Toyota dünyanın en çok satan markası. Her ülkeden yüksek araç talebi devam ediyor.
Türkiye’de hem binek hem ticari araç segmentinde elde ettiğimiz güçlü konum, önümüzdeki yıl için sağlam bir zemin oluşturuyor. Özellikle ticari araç tarafında ürün gamımızın tamamlanmasıyla artık çok daha geniş bir müşteri kitlesine hitap ediyoruz. Bu segmentin önümüzdeki yılda da toplam satışlarımız içinde yüzde 20–25 oranında pay almasını bekliyoruz. 2015 yılında 8 model varken adım adım ürün gamımızı genişleterek 2025’te 17 model sunmaya başladık. Toyota, tarihi rekoru tarihinin en geniş ürün gamıyla elde ediyor. Genişleyen binek araç ürün gamımızla birlikte farklı segmentlerde sedan, hatchback, SUV ve hafif ticari araçlar sunarak şu anda Türkiye’de en kapsayıcı ilk 3 markadan biriyiz. Elbette yeni yılda müşterilerimize önemli yenilikler de sunacağız. Bunların en başında ise yılın ikinci çeyreğinde lansmanını yapacağımız yeni nesil RAV4 modelimiz geliyor. Önümüzdeki yıl genel pazarın nasıl şekilleneceğini konuşmak için çok erken ancak mobilite bir ihtiyaç ve artık Türkiye pazarının 1 milyon adetlerin altına düşmeyeceğini görüyoruz. Toyota olarak bulunurluğa bağlı olarak her zaman yüzde 10 civarında pazar payı potansiyelimiz olduğunu ifade ediyoruz.
Microsoft Türkiye Kurumsal İletişim Direktörü Ayça Demirci Turgay: "2026’da yapay zekâ ile ortak üreten ve aksiyon alan bir çalışma modeline geçiyoruz"
2025, teknoloji alanında özellikle yapay zekâ inovasyonlarının ivme kazandığı bir dönüm noktası oldu. Bizim açımızdan da insan ile teknoloji arasındaki ilişkinin yeniden tanımlandığı yeni bir evreye giriş yaptığımız yıl olarak öne çıktı. Microsoft’un açık ajanik web vizyonuyla birlikte, yapay zekâ artık iş akışlarını otomasyona sokan, veri analiz eden, çok adımlı süreçleri kendi başına yöneten ve kullanıcı adına aksiyon alabilen bir yapıya dönüştü. Copilot Chat de bu verilere dayanarak hangi aksiyonların alınabileceğine dair öneriler sunabiliyor. 2025’in ikinci kritik trendi ise Öncü Firmaların (Frontier Firms) ortaya çıkışı oldu. Yapay zekâyı tüm iş alanlarına hızla entegre eden şirketlerin belirgin biçimde öne çıktığını gördük. Aynı durum iletişim fonksiyonunda da geçerliydi: “Öncü iletişimci” olmak, yapay zekâ araçlarını doğru, hızlı ve bilinçli biçimde konumlandırmayı gerektiriyor. Tüm bunları dikkate aldığımızda, 2025’in bizim için yapay zekâ ile insanın birlikte daha güçlü, daha hızlı ve daha yaratıcı çalışabileceğinin somut biçimde görünür hâle geldiği bir yıl olduğunu söyleyebiliriz.
2026, iletişim ve PR sektöründe yalnızca yeni bir yıl değil; yeni bir üretim çağının başlangıcı olacak. Bugüne kadar yapay zekâyı destekleyici bir güç olarak kullandık; 2026 itibarıyla yapay zekâ ile ortak üreten, birlikte düşünen, birlikte aksiyon alan bir çalışma modeline geçiyoruz. Yapay zekâ operasyonel iş yükünü üstlenirken, insana özgü olan sezgi, hikâye anlatımı, stratejik düşünme ve etik perspektif daha da kritik bir noktaya yerleşecek. Küçük ekipler bile yapay zekâ sayesinde küresel çapta etki yaratan iletişim kampanyaları üretebilecek. Bu nedenle 2026’nın rekabet kriteri “Kim yapay zekâyı kullanıyor?” değil, “Kim yapay zekâ ile en güçlü işbirliğini kuruyor?” olacak. Etik, güven, şeffaflık ve insan niyeti sektörün merkezine oturacak. Teknolojiyi kullanmaktan çok, teknolojiyle doğru ilişkiyi kurmak önem kazanacak. PR fonksiyonunda yapay zekâdan beklentilere baktığımızda da 2026’da yapay zekânın PR süreçlerinin temel omurgasına yerleşeceğini görüyoruz. Yapay zekâ, hedef kitleye göre farklı mesaj varyasyonları çalışarak doğru hedef kitlede doğru tepkiyi alacak; hikâyeyi gazeteciye özel “haber önerisi” formatına dönüştürecek. Özetle, 2026’nın kazananları, yapay zekâyı bir rakip değil, insan potansiyelini büyüten stratejik bir ortak olarak görenler olacak. İletişim fonksiyonu, insan + yapay zekâ birleşiminin oluşturduğu yeni güçle yepyeni bir seviyeye taşınacak.
Lenovo Türkiye Pazarlama ve İletişimden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Babu Soyak: "2026, chatbot’ların değil agentıc aı’ın yılı olacak"
2020’lerin başında heyecanla konuştuğumuz "dijitalleşme" kavramı, bugün yerini çok daha karmaşık, hızlı ve derinlemesine insan odaklı bir yapıya bıraktı. 2026 yılı perspektifinden geriye dönüp baktığımızda net bir şekilde görüyoruz ki; artık sadece veriyi işleyenler değil, o veriyi bir "anlama" ve "değer üretme" sanatına dönüştürebilenler ayakta kalıyor. Günümüz pazarlama ekosistemi, geçmişle kıyaslanamayacak kadar sofistike bir ikilemle şekilleniyor. Bir tarafta veri işleme kapasitemizin saniyede kentilyonlarca işlem (Exascale computing) seviyesine ulaştığı bir teknolojik zirveyi deneyimliyoruz; diğer tarafta ise bilinçlenen tüketicinin hız, odak ve anlık tatmin beklentisi artık karşılanması en zorlu eşik haline gelmiş durumda. Bu yeni düzende müşteri beklentileri artık saniyelerle sınırlı tepki süresi, alakasız içeriklerden arındırılmış tam bir odak ve ihtiyacın doğduğu anda çözümün elinde olması prensipleri üzerine yükseliyor. Bu durum, geleneksel segmentasyon yöntemlerini tarihin tozlu raflarına kaldırdı. Artık "Gamer" veya "Profesyonel" gibi geniş tanımlar işlevini yitirdi; karşımızda aynı anda oyun oynayan, canlı yayın yapan ve kendi markası için içerik üreten "hibrid kimlikler" var. "Mikro-Persona Devrimi" olarak adlandırılabilecek bu süreç, pazarlamanın en radikal kırılmalarından biri olan arama alışkanlıklarındaki dönüşümü de beraberinde getirdi. Yılların "Google'da ilk sırada çıkma" yarışı, yerini artık kullanıcıya doğrudan yanıt sunan YZ asistanlarının beslendiği AEO (Cevap Motoru Optimizasyonu) stratejisine bıraktı.
Teknoloji dünyası, sadece sorulara cevap veren chatbot evresini geçerek 2026’yı "Agentic AI" (Ajan Odaklı YZ) yılına dönüştürdü. Bu yeni nesil yazılımlar sadece planlama yapmıyor; şirket içi sistemlere bağlanarak satın alma süreçlerini yönetiyor, lojistik problemlerini çözüyor ve müşteri şikayetlerini uçtan uca insansız bir şekilde sonlandırıyor. 2026'nın en büyük lüksü ve en güçlü pazarlama argümanı "İnsani Dokunuş" ve "Etik Şeffaflık" haline geldi. Başarılı kurumlar, teknolojiyi sadece verimlilik için değil, Net-Zero hedefleri ve döngüsel ekonomi gibi sosyal değerlerle birleştirebilenler oluyor. Lenovo olarak biz, yapay zekânın gelecekte tek bir cihaza sıkışmış kalmayacağına; tıpkı su gibi çevremizde kesintisizce akarak tam ihtiyacımız olan şeye dönüşmesi gerektiğine inanıyoruz. Ocak 2026’da gerçekleşecek olan Global Tech World etkinliğimizde Lenovo AI vizyonumuzu detayları ile tüm dünyaya açıklıyor olacağız.
Logo Grup CMO'su Begüm Arş Türk: "Yapay zekâyı tüm iş süreçlerinde etik ve güvenli biçimde konumlandırıyoruz"
Teknoloji ve dijitalleşme artık yalnızca destekleyici unsurlar değil; iş yapış biçimlerini, rekabet dinamiklerini ve müşteri beklentilerini kökten dönüştüren temel yapı taşları. 2026 perspektifinden baktığımızda yazılım sektöründe en önemli trendler arasında, ürün odaklı yaklaşımdan uzaklaşılarak müşteri merkezli ve süreklilik esasına dayanan bir hizmet modeline geçiş olmaya devam edeceğini görüyoruz. Bu servisleşme anlayışının teknolojik karşılığı ise bulut bilişim. Logo Yazılım olarak biz de bu dönüşümü merkezine alan servisleşme stratejimiz doğrultusunda bulut portföyümüzü kararlılıkla genişletmeye devam ediyoruz. Müşteri içgörülerimiz, firmaların gider yönetimine daha fazla odaklandığını ve esnek satın alma modellerine ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Bu ihtiyaca yanıt olarak hayata geçirdiğimiz Logo Esnek Ödeme Planı ile müşterilerimize farklı bütçe planlamalarına uygun alternatifler sunuyor; satın alma kararlarını kolaylaştırıyoruz. Aynı çözümü farklı ödeme koşullarıyla sunabilmek, tekliflerimizi farklı müşteri segmentleri için daha kapsayıcı hale getiriyor. Abonelik ekonomisinin güçlenmesi, müşteri deneyimini yazılım sektörünün merkezine taşıyor. Bu nedenle çözümlerimizde ve tüm temas noktalarımızda anlık geri bildirimleri müşteri deneyimi platformlarımızda toplayarak güçlü bir “müşterinin sesi” yapısını hayata geçirdik. NPS skorları ve geri bildirimler sayesinde gelişim alanlarını net biçimde takip ediyor, iyileştirme aksiyonlarını önceliklendiriyoruz.
Yapay zekâ giderek daha fazla benimseniyor, günlük yaşama ve iş yazılımlarına daha fazla dahil oluyor. Yeni pazarlara açılmak, yenilikçi ürün geliştirmek gibi büyük atılımlar yapmak için, kurumlar yapay zekâyı iş stratejilerinin önemli bir odak noktası haline getiriyor. Yapay zekâ desteğiyle kazanılan büyük veri analitiği yetenekleri sayesinde şirketler daha doğru kararlar alabiliyor, iş süreçlerini otomatize ederek zaman kazanıyor ve maliyet tasarrufu elde ediyor. 2026 yılında da yapay zekâ önemli bir gündem maddesi olmaya devam edecek. Logo Yazılım olarak yapay zekâyı sadece bir teknoloji değil, aynı zamanda iş süreçlerini dönüştüren stratejik bir kaldıraç olarak konumlandırıyoruz. Yapay zekâ teknolojilerinin yazılım geliştirme, destek, pazarlama gibi tüm iş süreçlerinde kullanılması teşvik ediyoruz. Yapay zekâ araçlarının kullanımı için rehberler hazırlayarak etik ve güvenlik ilkeleri belirlemiş durumdayız.
Tavuk Dünyası CMO’su Ceylan Özmen: "Restoran deneyimini iyi hissetme alanı olarak yeniden kurguluyoruz"
Yeme-içme sektöründe oyunun kurallarını değiştirecek en önemli trendin, “bütünsel iyilik hali” etrafında şekillendiğini görüyoruz. Tüketiciler artık yalnızca lezzetli bir ürün değil; dengeli beslenmeye katkı sağlayan, ruh haline ve yaşam temposuna uyumlanan, kendisini iyi hissettiren ve değerleriyle bağ kurabildiği markalarla ilişki kurmak istiyor. Bu dönüşüm, markalar için yalnızca menü ya da iletişim dili değişimi değil; iş yapış biçimlerinin kökten yeniden ele alınmasını gerektiren bir paradigma değişimine işaret ediyor. Tavuk Dünyası olarak bu dönüşümü 2025’te çok net hissettik. Tüketicinin “değer” algısının hızla genişlemesi, bizi restoran deneyimini yalnızca lezzet ekseninden çıkararak daha bütünsel bir “iyi hissetme” deneyimi olarak yeniden kurgulamaya yöneltti. 2026’ya ilerlerken bu içgörüyü stratejik bir avantaja dönüştürmeyi hedefliyoruz. Sürdürülebilir büyümeyi; yalnızca finansal performansla değil, bu performansı mümkün kılan güçlü ve anlamlı marka algısıyla birlikte ele alıyoruz. Bu doğrultuda odağımıza; değer odaklı büyüme, dijitalleşme ve derinleştirilmiş müşteri deneyimini alıyoruz. 2025’te hayata geçirdiğimiz Tabakta Sanat Tasarım Yarışması projesiyle markamıza kültürel ve duygusal bir derinlik kazandırdık. Milli Basketbol Takımları ile yol arkadaşlığımızı üç yıl daha uzatmamız, markamızı ulusal değerlerle buluşturan güçlü bir bağ yaratırken; Askıda Ne Var işbirliğiyle gençlere ve topluma dokunan, sürdürülebilir bir sosyal fayda modeli oluşturduk. Bu yatırımlar, Tavuk Dünyası’nı sadece tercih edilen değil, aynı zamanda sevilen bir marka haline getiren temel yapı taşları oldu.
Önümüzdeki dönemde, kişiselleştirilebilir ve akıllı deneyimler sunabilen bir marka olmak ana hedeflerimiz arasında yer alıyor. 2026’da farklı yaşam tarzlarına uyumlanan, tüketicinin o anki ihtiyacına göre şekillenebilen akıllı menü mimarimizi güçlendirerek; lezzet, denge ve çeşitliliği aynı potada buluşturmayı planlıyoruz. Müşteri deneyimi tarafında ise atmosferden iletişim tonuna kadar tüm temas noktalarını “iyi hissettiren” bir deneyim anlayışıyla tasarlıyoruz. Özetle, 2026’ya giderken hedefimiz; değişen tüketici beklentilerine yalnızca uyum sağlayan değil, sunduğu yenilikçi, kişisel ve değer odaklı deneyimlerle sektöre yön veren bir marka olmak. Bu yaklaşımın, Tavuk Dünyası’nı sürdürülebilir büyüme ve rekabet avantajı açısından bir adım öne taşıyacağına inanıyoruz.
Pernod Ricard Türkiye Pazarlama Direktörü Elvan Küçükdemiral: "Büyümeyi, anlamlı tüketici ilişkilerinin doğal sonucu olarak görüyoruz"
2026 perspektifinden baktığımızda, pazarlama ve marka dünyasında oyunun kurallarını değiştiren temel trend; tüketicilerin “daha fazla” yerine “daha anlamlı” olanı talep etmesi. Ekonomik belirsizlik, dijital yorgunluk ve kimlik tartışmalarıyla şekillenen bu dönemde insanlar yalnızca harcadıkları parayı değil, zamanlarını ve dikkatlerini de yeniden değerlendiriyor. Bu da markaların rolünü köklü biçimde dönüştürüyor. Bu dönüşüm üç ana eksende öne çıkıyor. İlki, değerin artık, topluluk ve paylaşılan deneyimler üzerinden tanımlanması. Tüketiciler markalardan tek yönlü iletişim değil; aidiyet, katılım ve ortak üretim bekliyor. Sadakat programları aidiyet temelli ekosistemlere, fiziksel temas noktaları ise kültürel buluşma alanlarına evriliyor. Bizim açımızdan bu, markayı yalnızca mesaj veren değil; içinde vakit geçirilen, paylaşılan ve birlikte şekillendirilen bir platform olarak konumlamak anlamına geliyor. İkinci eksen, dijitalleşmede yeni bir denge arayışı. 2026’ya doğru temel soru “ne kadar dijital?” değil, “ne kadar insan odaklı kalabiliyoruz?” Yapay zekâ ve veri, verimlilik ve kişiselleştirme için güçlü araçlar sunarken; markaların gerçek farkı empati, sezgi ve yaratıcılıkla yaratması gerekiyor. Bu nedenle teknolojiyi hız ve otomasyon için kullanırken, marka deneyimini sade, anlamlı ve insan merkezli tutmayı hedefliyoruz. Üçüncü olarak, sürdürülebilir büyümenin deneyim ekonomisiyle yeniden tanımlanması öne çıkıyor. Sürdürülebilirlik artık yalnızca çevresel değil; zihinsel ve duygusal boyutları da kapsıyor. Zaman ekonomisi, yavaşlama ritüelleri ve duyusal deneyimler bu yüzden yükselişte. Kısa vadeli etkileşimler yerine, markayla geçirilen zamanı gerçekten değerli kılan, uzun vadeli deneyimler tasarlamaya odaklanıyoruz.
Özetle, 2026’ya giderken rekabet avantajı daha yüksek sesle konuşan markalarda değil; daha doğru bağ kurabilen, teknolojiyi araç olarak kullanıp deneyimi merkeze alan markalarda olacak. Bizim stratejik yaklaşımımız da büyümeyi bir amaç değil, anlamlı ve sürdürülebilir tüketici ilişkilerinin doğal sonucu olarak ele almak.
Otokoç Otomotiv Pazarlama Lideri Esra Başer: "İlk temastan sadakate, müşteri yolculuğunu bütünsel bir yaklaşımla yönetiyoruz"
Otomotiv ve mobilite dünyası, artık geleneksel pazarlama anlayışının çok ötesinde bir dönüşüm yaşıyor. Veri ve teknolojinin şekillendirdiği bu yeni ekosistemde oyunun kuralları; hiper-kişiselleştirme, yapay zekâ entegrasyonu ve dijital ile fiziksel temas noktalarının kusursuz bir deneyim yolculuğunda birleşmesiyle yeniden tanımlanıyor. Otokoç Otomotiv olarak bu dönüşümü yalnızca bir teknoloji adaptasyonu değil, pazarlamanın DNA’sını değiştiren stratejik bir fırsat olarak görüyoruz. Pazarlamayı şirketin büyümesine ivme kazandıran bir güç olarak konumlandırıyor; insanı merkeze alan, çevik ve sonuç odaklı bir ekosistem inşa ediyoruz.Müşteri yolculuğunu ilk temas anından sadakat aşamasına kadar bütünsel bir bakışla yönetiyoruz. Bu süreçte veri disiplinini merkeze alıyor, öngörüleri stratejik aksiyonlara dönüştürüyoruz. İçerik üretiminden medya planlamasına, segmentasyondan deneyim tasarımına kadar pazarlamanın her katmanında operasyonel hızı yaratıcı stratejilerle buluşturuyoruz.
Amacımız, markamızın güven ve şeffaflık üzerine kurulu köklü mirasını modern pazarlama araçlarıyla geleceğe taşımak. 2026 hedeflerimiz doğrultusunda, yapay zekâ ve veri odaklı pazarlama yaklaşımımızı daha da güçlendirerek, Otokoç Otomotiv’i geleceğin mobilite deneyimini tasarlayan ve paydaşlarına her geçen gün daha büyük değer katan bir marka olarak konumlandırıyoruz. Bugün pazarlamanın en güçlü çıktısı, yaşattığımız müşteri deneyimi. Bu nedenle pazarlama artık yalnızca bir iletişim fonksiyonu değil; şirketin büyüme motoru, inovasyonun tetikleyicisi ve marka değerinin en kritik taşıyıcısı. Gelecek, veriye dayalı öngörüler ve insan odaklı deneyim kurgularıyla şekillenecek. Biz bu geleceği tasarlıyoruz; çünkü pazarlama artık bir departman değil, şirketin stratejik kalp atışı.
Aktif Bank Müşteri Deneyimi ve İletişim Grup Başkanı Gamze Numanoğlu: "Veriyi değere, deneyimi güvene dönüştüren bir finansal ekosistem inşa ediyoruz"
2026 perspektifinden baktığımızda, pazarlama ve müşteri deneyimi dünyasında oyunun kurallarını değiştiren temel dönüşüm; teknolojinin değil, teknolojiyi anlamlı bir deneyime dönüştürme becerisinin rekabet avantajı yaratması olacak. Yapay zekânın üretkenlikten öte karar destek sistemlerine evrilmesi, birinci parti verinin güven ve izin temelli bir değer alanına dönüşmesi ve müşteri deneyiminin artık ayrı bir fonksiyon değil, işin kendisi olarak ele alınması bu dönüşümün ana eksenlerini oluşturuyor. Bir diğer kritik trend ise pazarlamanın artık görünürlük odaklı değil, deneyim odaklı kurgulanması. Kısa form video, etkileşimli içerikler ve yeni medya biçimleri dikkat ekonomisini yeniden tanımlarken; markalar için asıl rekabet alanı, doğru anda doğru bağlamda ve tutarlı temas kurabilmek. Sürdürülebilirlik ve toplumsal katkı da bu dönemde bir iletişim başlığı olmaktan çıkıp, markanın samimiyet testine dönüştüğü bir alan olarak öne çıkıyor. Bu dönemde deneyim kalitesi, fiyat ya da ürün özelliklerinden çok daha belirleyici bir farklılaşma unsuru olacak.
Aktif Bank olarak sürdürülebilir büyümeyi; dijitalleşme, müşteri deneyimi ve teknoloji yatırımlarını tek bir stratejik çerçevede ele alarak tanımlıyoruz. Temel hedefimiz, müşteri deneyimini reaktif değil; pazarlama fonksiyonunun tamamlayıcısı niteliğinde öngörülü ve proaktif bir yapıya taşımak. Dijitalleşmeyi yalnızca yeni kanallar açmak olarak değil, müşteri yolculuğunu uçtan uca sadeleştiren ve kişiselleştiren bir yapı olarak ele alıyoruz. Bu kapsamda teknolojinin derinleştiği günümüzde “Deneyim 5.0” olarak adlandırdığımız yaklaşımı benimsiyoruz. Yapay zekâ destekli analiz ve içgörü sistemleriyle, insan sezgisiyle teknolojiyi birlikte çalıştıran, müşteri ihtiyaçlarını daha oluşmadan öngören bir deneyim mimarisi kurmak için çalışıyoruz. N Kolay ve Passo başta olmak üzere ekosistem markalarımıza yaptığımız pazarlama yatırımları; akıllı, ölçülebilir ve veriyle beslenen medya stratejileriyle desteklenen entegre bir iletişim yaklaşımıyla birleştiğinde, yalnızca kısa vadeli performans değil, kalıcı güven ve uzun vadeli büyüme yaratıyor. Ekosistemimizde deneyim tasarımı, iletişim ve teknoloji ekiplerini ortak bir hedef etrafında konumlandırıyoruz. 2026’ya ilerlerken odağımız net: Teknolojinin hızını, insanî bağla dengeleyen; veriyi değere, deneyimi güvene dönüştüren bir finansal ekosistem inşa etmek.