Evler, deneyim odaklı tüketimin merkezine dönüşüyor

Modern yaşamın değişen ritmiyle birlikte ev, yalnızca bir yaşam alanı olmaktan çıkarak deneyim, konfor ve kişisel iyi oluşun merkezine dönüşüyor. Bu dönüşüm doğrultusunda ev içi teknolojiler de kullanıcı beklentilerine göre yeniden şekilleniyor. Versuni’nin ev teknolojilerine yaklaşımını, değişen tüketici alışkanlıklarını ve geleceğe yönelik öngörülerini, Versuni Türkiye Pazarlama Direktörü Nil Şahinbaşoğlu ile konuştuk.

Modern yaşamın değişen ritmiyle birlikte tüketim alışkanlıkları evin dışından yaşam alanlarının merkezine taşınıyor. Philips Home Report araştırması, Türkiye'de evin yalnızca yaşanan bir alan değil; gündelik yaşamın, bakımın, konforun odaklandığı, ihtiyaçlara göre sürekli yeniden şekillendirilen dinamik bir yaşam merkezi haline geldiğini gösteriyor.

Ev, yalnızca bir yaşam alanı olmaktan çıkarak çalışmanın, dinlenmenin ve kişisel zamanın yeniden kurgulandığı çok katmanlı bir merkeze dönüşüyor.Bu dönüşümle birlikte küçük ev aletleri kategorisi de yeniden tanımlanıyor. Kahveden temizliğe, mutfaktan hava bakımına kadar ev içi teknolojiler artık yalnızca işlevsel çözümler değil, gündelik yaşamı daha akıcı ve kişisel hale getiren deneyim araçları olarak konumlanıyor. Tüketici ise teknolojiden çok, hayatını nasıl kolaylaştırdığına odaklanıyor. Versuni Türkiye Pazarlama Direktörü Nil Şahinbaşoğlu, bu dönüşümü “ev içi rutinlerin yeniden tasarlanması” olarak tanımlıyor.

Modern tüketim alışkanlıklarının eve taşınmasını nasıl okuyorsunuz? Bu geçici bir eğilim mi, yoksa kalıcı bir yaşam biçimi değişimi mi?

Bunu geçici bir yönelimden çok, evle kurduğumuz ilişkinin değişmesi olarak görüyorum. Bu dönüşüm tüketim alışkanlıklarını da doğal olarak etkiliyor. Tüketici artık dışarıda deneyimlediği kaliteyi, konforu ve çeşitliliği evinde de arıyor. Bunu yalnızca ekonomik nedenlerle açıklamak bence eksik olur. Elbette maliyetler tüketicinin kararlarında etkili, ancak tablo bundan ibaret değil.

Philips Home Report araştırması, Türkiye'de evin günlük yaşamın merkezindeki rolünün giderek güçlendiğini ortaya koyuyor. Araştırmaya göre tüketicilerin yüzde 97'si evinde düzenli olarak çay veya kahve hazırlıyor, yüzde 93'ü yemek yapıyor, yüzde 92'si zemin temizliğiyle aktif olarak ilgileniyor. Bununla birlikte katılımcıların yüzde 82'si mevsim geçişlerinde ev düzeninde veya günlük rutinlerinde değişiklik yaptığını belirtiyor; bu oran birçok Avrupa pazarının üzerinde. Bu tablo, Türkiye'de evin yalnızca yaşanan bir alan değil; gündelik yaşamın, bakımın, konforun ve kişisel iyi oluşun yönetildiği, ihtiyaçlara göre sürekli yeniden şekillendirilen dinamik bir yaşam merkezi haline geldiğini gösteriyor.

Versuni olarak biz bu değişimi “ev içi rutinlerin yeniden tasarlanması” şeklinde okuyoruz. Tüketici bir ürünü yalnızca teknik özellikleri için satın almıyor; o ürünün hayatındaki hangi yükü azalttığına, hangi anı kolaylaştırdığına ve hangi deneyimi daha keyifli hale getirdiğine bakıyor. Bu nedenle küçük ev aletleri kategorisinin rolü de değişti. Eskiden daha çok işlev üzerinden değerlendirilen ürünler, bugün evin gündelik ritmini kuran, zaman kazandıran ve yaşam alanının duygusuna katkı sağlayan çözümler haline geliyor.

Kahve bu dönüşümün en görünür örneklerinden biri. Türkiye’de evde kahve deneyimi nasıl değişiyor?

Kahve, bu dönüşümün en güçlü örneklerinden biri çünkü hem kişisel hem de sosyal bir ritüel. Türkiye’de kahvenin zaten çok köklü bir kültürel karşılığı var. Ancak son yıllarda değişen şey, bu kültürün yeni nesil kahve alışkanlıklarıyla birlikte çeşitlenmesi oldu. Araştırma bu katmanlı yapıyı çok net gösteriyor: Türkiye’de evlerin yüzde 53’ünde geleneksel Türk kahvesi pişerken, aynı evlerde yüzde 40 oranında latte, yüzde 33 oranında filtre kahve ve yüzde 31 oranında soğuk kahve hazırlanıyor. Yani yeni alışkanlıklar eskisini ortadan kaldırmıyor; kahve kültürümüzün üzerine yeni katmanlar ekliyor.

İkincisi, evdeki kalite beklentisinin yükselmesi. Bugün tüketici “evde olsun yeter” demiyor. Türkiye’de kahve tüketiminin yaklaşık yüzde 70’inin evde gerçekleşmesi ve tüketicilerin yüzde 61’inin evde hazırladığı kahvenin dışarıdaki kafeler kadar kaliteli olmasını beklemesi, bu dönüşümün kalıcı bir davranış değişimine dönüştüğünü gösteriyor.

Üçüncü etken ise kahvenin ruh haliyle, günün ritmiyle ve sosyal bağlamla kurduğu ilişki. Sabah daha yoğun bir kahve, öğleden sonra sütlü bir seçenek, akşamüstü soğuk kahve ya da misafire ikram edilen Türk kahvesi... Hepsi aynı evin içinde farklı anlara eşlik ediyor. Bu nedenle biz kahveyi artık tek bir tüketim alışkanlığı olarak değil, evdeki yaşam deneyimini zenginleştiren çok yönlü bir alan olarak görüyoruz.

Hız, kalite ve kişiselleştirme beklentisi ürün ve pazarlama stratejinizi nasıl etkiliyor?

Bugünün tüketicisi artık bu beklentileri birbirinin alternatifi olarak görmüyor. Eskiden hızlı olanın kaliteden ödün vereceği, kişiselleştirilmiş olanın ise daha fazla zaman ve emek gerektireceği düşünülürdü. Oysa bugün ister kahve hazırlarken, ister temizlik yaparken, ister evdeki hava kalitesini yönetirken tüketici aynı anda hem iyi sonuç hem kolay kullanım hem de kendi ihtiyaçlarına uyum sağlayan deneyimler bekliyor. Kısacası tüketici artık "ya hız ya kalite" ikilemini kabul etmiyor; hızlı olsun ama sıradan olmasın, kolay olsun ama bana göre çalışsın istiyor.

Bu değişim ürün geliştirme tarafında bizi öncelikle teknolojiyi daha anlaşılabilir hale getirmeye yönlendiriyor. Her kategorinin kendi içinde belirli bir teknik karmaşıklığı var. Kahvede demleme parametreleri, temizlikte farklı zemin tipleri ve kullanım senaryoları, hava bakımında ise değişen ortam koşulları söz konusu. Ancak tüketici bu detaylarla uğraşmak istemiyor. Beklentisi, iyi sonucu minimum eforla elde edebilmek. Bu nedenle teknolojinin görevi karmaşıklığı kullanıcıya göstermek değil, onu arka planda çözmek olmalı.

İkinci olarak pazarlama dilinin de bu dönüşüme uyum sağlaması gerekiyor. Artık tüketiciye yalnızca teknik özellikleri anlatmak yeterli değil. O özelliğin günlük yaşamda hangi problemi çözdüğünü ve hangi deneyimi iyileştirdiğini göstermek gerekiyor. Ev temizliğine hâlâ çok önem veriyor ve buradaki mükemmeliyetçilik hâlâ var ama temizliğe ayrılan zamanı azaltmak, daha sağlıklı bir yaşam ortamı yaratmak, sabah rutinlerini kolaylaştırmak ya da evde geçirilen zamanı daha keyifli hale getirmek... Bizim için asıl mesele teknolojiyi ürün özellikleri üzerinden değil, insanların gerçek yaşam deneyimleri üzerinden anlatabilmek.

Peki ev içi teknolojiler gündelik yükleri nasıl değiştiriyor?

Araştırmada görüyoruz ki tüketiciler evlerindeki rutinlerinden vazgeçmek istemiyor; ancak bunları daha az eforla ve daha akıcı şekilde yönetmek istiyor. Bu nedenle bugün teknolojinin sunduğu en büyük değerler zaman kazandırmak ve aynı zamanda zihinsel yükü azaltmak. İnsanlar ev işlerini tamamen ortadan kaldıracak çözümler aramıyor; günlük hayatı daha kolay ve daha akıcı hale getiren çözümler bekliyor.

Robotik temizlik çözümleri bunun en görünür örneklerinden biri. Türkiye'de robot süpürge penetrasyonunun yüzde 23'e ulaşması, tüketicilerin günlük işlerin bir bölümünü teknolojiye devrederek kendilerine daha fazla alan açmak istediğini gösteriyor. Benzer beklentiyi kahve kategorisinde de görüyoruz; tüketici artık kaliteli sonuç için ekstra çaba harcamak istemiyor. Tek tuşla barista kalitesinde içecekler hazırlayabilen tam otomatik espresso makinelerine çok büyük bir ilgi var.

Örneğin zemin bakımında artık yalnızca performans değil, kullanım kolaylığı da belirleyici hale geliyor. Philips OneUp Elektrikli Mop gibi çözümler, günlük silme rutinini daha pratik hale getirerek tüketicinin tekrar eden işlere harcadığı eforu azaltıyor. Aslında kategoriler değişse de beklenti aynı: Daha az uğraşla daha iyi sonuç.

Versuni olarak biz de ürünlerimizi bu anlayışla geliştiriyoruz. Güçlü performans elbette temel beklenti ancak bizim için asıl fark, bu performansı kullanıcının hayatını zorlaştırmadan sunabilmek.

Önümüzdeki dönemde ev içi tüketim alışkanlıklarını en çok hangi beklentiler şekillendirecek?

Önümüzdeki dönemde ev içi tüketim alışkanlıklarını üç temel beklentinin şekillendireceğini düşünüyorum: kişiselleştirme, görünmeyen kolaylık ve erişilebilir premium deneyim. Tüketici artık tek tip çözümlerle yetinmek istemiyor; evindeki teknolojilerin kendi yaşam ritmine, kullanım alışkanlıklarına ve kişisel ihtiyaçlarına uyum sağlamasını bekliyor.

Araştırmamız da Türkiye'de tüketicilerin evleriyle oldukça aktif bir ilişki kurduğunu gösteriyor. Ev artık sabit bir yaşam alanı değil; ihtiyaçlara göre sürekli yeniden şekillendirilen, yaşam kalitesini destekleyen dinamik bir ekosistem olarak görülüyor. Bu nedenle tüketiciler de ev içi deneyimlerine her zamankinden daha bilinçli yatırım yapıyor.

Bu noktada “premium deneyim” kavramı da yeniden tanımlanıyor. Premium artık yalnızca ileri teknoloji veya yüksek fiyat anlamına gelmiyor. Kullanıcının hayatını kolaylaştıran, ona zaman kazandıran, zahmeti azaltan ve günlük rutinin içine doğal biçimde yerleşen çözümler premium algısını güçlendiriyor. Tüketici için asıl değer, teknolojinin ne kadar gelişmiş olduğundan çok hayatını ne kadar kolaylaştırdığıyla ölçülüyor.

Philips markamızla bu dönüşümü bütünsel bir ev deneyimi olarak ele alıyoruz. Bizim için teknoloji, evin içinde ayrı ayrı duran cihazlardan ibaret değil; sabah kahvesinden temizliğe, hava kalitesinden günlük konfora kadar evin ritmine eşlik eden bir çözüm ekosistemi. Markalar açısından bu dönemin ortak mesajı çok net: Tüketici artık sadece ürün satın almıyor, daha iyi tasarlanmış bir yaşam deneyimine yatırım yapıyor.

Kariyer
Sosyal Medyayı Kadınlar mı, Erkekler mi Daha Etkin Kullanıyor?

Geçtiğimiz günlerde onuncu yılını tamamlayan Facebook’un  bugün 1,23 milyar aylık aktif kullanıcısı mevcut. Dünya çapında 37 ofis ve 6 binden fazla da [...]

Bunlar İlginizi Çekebilir