Gençliği yanlış yerden okuyoruz

Future Bright Kurucu Ortağı, Veri ve Veri Teknolojileri Uzmanı Akan Abdula: "Bugünün gençlerinin tümüne kaybolmuş muamelesi yapmaya devam edersek tabii ki bizi dinlemeyecekler. Çünkü biz onlara yanlış yerden konuşuyoruz. Bizim kuşağın gençliğe baktığı yer ile gençlerin kendilerini kurduğu yer aynı değil. Onlara ulaşmak istiyorsak önce şu soruyu sormalıyız: Gençleri bizim tanımlarımızla mı görmek istiyoruz yoksa onların kendi gerçekliğiyle mi? Gençleri anlamak onların kendi kelimelerini duymakla başlıyor. Ve belki de en sade gerçek şu: Gençler kaybolmadı, biz onları yanlış yerde arıyoruz."

Türkiye son yıllarda ne okulda ne işte gençlik kavramını çok konuşuyor. Her gün yeni bir sayı Türkiye’de bu konu konuşuldukça her gün yeni bir sayı duyuyoruz. Önce 3,5 milyon denildi. Ardından 4 milyon denmeye başlandı. Bugün ise 5 hatta 5,5 milyon ifadesi dolaşıma girmiş durumda. Rakamlar büyüdükçe ülkenin gençliğiyle ilgili kaygı da büyüyor. Kaygı arttıkça kullanılan dil sertleşiyor. Bu sertlik bizim kuşağın içini rahatlatıyor ama gençlerin dünyasında tam bir karşılık oluşturmuyor. Çünkü gençleri hâlâ eski dünyanın alfabesiyle tanımlamaya çalışıyoruz. Oysa gençler çoktan kendi çağlarının farklı ve hızlı değişen bir alfabesine geçmiş durumda.

Önce büyük bir gerçek var. Ekonomik sorunlarımız en çok gençleri etkiledi. Türkiye’de son 5 yılda 2 milyon üniversite öğrencisi okulu bıraktı. Fakat her şeyi yalnızca ekonomik sıkıntıyla açıklamaya kalkarsak bu büyük kopuşu tam olarak anlayamayız. Ekonomi önemli bir etken ama milyonlarca gencin üniversiteyi bırakmasının altında daha derin bir mesele var. Birçok genç eğitimin yeni çağın ihtiyaçlarına cevap vermediğini düşünüyor. Müfredatı zaman kaybı olarak görüyor. Hayata daha hızlı karışmak ve kendi yolunu daha erken çizmek istiyor. Eski dünyanın diploma düzeni onlar için yavaşlatıcı bir formaliteye dönüşmüş durumda. Eğitim sistemi modern hayatın hızını yakalayamıyor. Hala geçmişin ritmine göre işliyor. Gençler bu ritme uyum sağlamak yerine dışarı çıkmayı ve kendi hızlarını belirlemeyi tercih ediyor.

Evet kendi alfabemizden baktığımızda milyonlarca genç ne okulda ne işte görünüyor olabilir. Fakat bu gençlerin büyük bir kısmı kendini böyle değerlendirmiyor. Kendilerini boşlukta kalmış bir kuşak olarak tanımlamıyorlar. Böyle tanımladığımızda, değersizleştirdiğimizi düşünüyorlar. Çünkü önemli bir bölümü kendini yeni nesil yatırımcı olarak görüyor. Bu tanım bizi m jenerasyona ilk bakışta tuhaf gelebilir ama gençler için son derece gerçek. Çünkü bu yolla kendilerine ekonomik bir kimlik kuruyorlar. Bu kimlik başlangıç seviyesinde olsa bile onlara kendi hayatlarının öznesi oldukları duygusunu veriyor.

Borsada yatırımları vardı, çıktılar. Kriptoda varlar. Altında ve gümüşte varlar. Ellerindeki para büyük değil. Ortalama 30 ile 40 bin lira arası bir sermaye ile bu alana giriyorlar. Ama finansal okuryazarlıkları hızla artıyor. Risk yönetimini öğreniyorlar. Piyasa haberlerini takip ediyorlar. Yetişkin kuşak için yatırım hayatın ilerleyen bir dönemine ait bir öğrenmeydi. Gençler için başlangıç çizgisi haline geldi.

Bu yüzden gençlere ne eğitimde ne istihdamda dediğimizde onların kurduğu zemini tamamen kaçırıyoruz. Kullandığımız dil onları açıklamak yerine onları kategorize ediyor. Kategorize edilen genç ise sessizleşiyor ve uzaklaşıyor. Kendilerini anlatma çabasını bırakıyor. Çünkü gençler işsiz güçsüz olarak etiketlenmek istemiyor. Bu tanımda kendilerini bulmuyorlar. Bu tanım onların gerçekliğine dokunmuyor. Tam tersine onları yanlış temsil ettiğini düşünüyorlar. Bu yüzden tepki bir öfke biçiminde çıkmıyor. Daha çok bizi anlamıyorlar duygusu olarak ortaya çıkıyor.

Bugünün gençliği kendi yolunu kendi çabasıyla açmak istiyor. Hayata erken karışmak istiyor. Bir kısmı diplomasız bir dünyanın mümkün olduğunu görüyor. Esnekliği önemsiyor. Kendi kararlarının sahibi olmak istiyor. Bizim kuşağın bağlı olduğu düzenin artık onlara gelecek vadetmediğini düşündükleri için alternatif bir düzlem arıyorlar. Yatırım dünyası ve erken finansal hareketlilik onlar için bu yeni düzlemin kapısını açıyor.

Bu nedenle bugünün gençliğine seslenirken yeni bir dile ihtiyacımız var. Gençliğe yukarıdan bakan ve onları eksik ya da kayıp olarak gören bir yaklaşım artık çalışmıyor. Çünkü gençler eksik değil. Başka bir gerçekliğe aitler. Eksik olan biziz çünkü onlara 20. yüzyılın kavramlarıyla sesleniyoruz. Diploma. Güvenli iş. Uzun kariyer basamakları. Dengeli hayat. Bu kavramlar gençlerin dünyasında giderek anlamını kaybediyor.

Bugünün gençlerinin tümüne kaybolmuş muamelesi yapmaya devam edersek tabii ki bizi dinlemeyecekler. Çünkü biz onlara yanlış yerden konuşuyoruz. Bizim kuşağın gençliğe baktığı yer ile gençlerin kendilerini kurduğu yer aynı değil. Onlara ulaşmak istiyorsak önce şu soruyu sormalıyız. Gençleri bizim tanımlarımızla mı görmek istiyoruz yoksa onların kendi gerçekliğiyle mi?

Gençleri anlamak onların kendi kelimelerini duymakla başlıyor.

Ve belki de konunun en sade gerçeği şu. Gençler hepsi kaybolmadı, biz onları yanlış yerde arıyoruz.

Kariyer
Sosyal Medyayı Kadınlar mı, Erkekler mi Daha Etkin Kullanıyor?

Geçtiğimiz günlerde onuncu yılını tamamlayan Facebook’un  bugün 1,23 milyar aylık aktif kullanıcısı mevcut. Dünya çapında 37 ofis ve 6 binden fazla da [...]