Yeni Makineler Çağına Ne Kadar Hazırız?

2020’li yıllara yaklaşırken radikal bir dijital dönüşüme tanıklık ediyoruz. Hızla gelişen teknoloji, dünya ekonomisi için tarifsiz fırsatlar yaratıyor. “4. Endüstri Devrimi” diye tanımladığımız bu yeni dönemde yapay zeka, nesnelerin interneti, büyük veri, bulut teknolojisi, nanoteknoloji, sanal ve artırılmış gerçeklik vb. teknolojiler sadece günlük yaşamımızı kolaylaştırmıyor; aynı zamanda iş yapma şekillerimizi değiştiriyor, bilgiye ulaşımı kolaylaştırıyor, üretimi hızlandırıyor ve verimliliği artırıyor. Önümüzdeki 15-20 yıl içinde teknolojinin yaratacağı fırsatları kullanarak ciddi bir bolluk dönemi yaşamamız mümkün. Ancak her şey tozpembe değil. Bugünden doğru adımları atmazsak bu yaşanacak refah seviyesi, sadece belirli ülkelerin ve kesimlerin tekeli altında kalabilir.

Yapay zekayla birlikte hayatımıza giren otomasyon sistemleri ve robotlar, artık sadece fabrikalarda çalışan mekanik kollardan ibaret değil. Üretim, depolama, lojistik başta olmak üzere onlarca sektörde karşımıza çıkan yapay zeka, milyonlarca insanın mesleğini de tehdit eder duruma geldi.

Yakın dönemde ABD’de sürücüsüz kamyonların 3,5 milyon şoförü işsiz bırakması bekleniyor. Çin’de iPhone üreticisi Foxconn firması, önümüzdeki 10-20 yıl içinde 1,2 milyon çalışanının tamamına yakınını kendi ürettiği Foxbots adlı robotlarla değiştirmeye hazırlanıyor. Perakende devi Amazon, 2012’de satın aldığı ve depolama sahalarında kullandığı Kiva robotlarının sayısını 60 binli rakamlara çıkardı.

Geçtiğimiz yıl içinde yayınlanan “Dünya Bankası Kalkınma Raporu” iş gücü için çalan tehlike çanlarını gözler önüne seriyor. Rapor, 2030’a kadar otomasyona kurban gitmesi beklenen mesleklerin oranının İngiltere’de %35, ABD’de %47, OECD ülkelerinin ortalamasında %57, Çin’de %77 olacağını öngörüyor. Türkiye, OECD ortalamasının içinde yer aldığından tam rakamı göremiyoruz ama bize benzer Arjantin (%65), Güney Afrika (%67) gibi ülkelere baktığımızda Türkiye ortalamasının da o civarlarda olacağını söylemek mümkün. Yani, milyonlarca insanın işsiz kalma ihtimali bulunuyor.

Bu yeni robotlar çağında gelişen teknoloji, şüphesiz yepyeni meslekler ortaya çıkaracak. Bu pozisyonlar için de kalifiye iş gücüne ihtiyaç olacak. Ancak, yine de otomasyon sistemleri, dünya iş gücü için tehlike oluşturuyor. Hatta risk, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde çok daha yüksek. Çünkü bu ülkeler, ucuz iş gücünü avantaj olarak kullanarak dünyayla rekabet ediyor.

Ne var ki, dünya değişiyor. Artık ABD dâhil gelişmiş ülkeler, üretimi tekrar kendi ülkelerine taşıma ve robotlara teslim etme peşinde. Ülkeler, hem eğitim sistemlerine yatırım yaparak hem de parlak beyinleri kendi ülkelerine çekecek avantajları yaratarak geleceğin teknolojilerini üretecek ve geleceğin ekonomisine katma değer sağlayacak projeler peşinde koşuyor.

Peki, Biz Böyle Bir Ortamda Diğer Ülkelerle Nasıl Rekabet Edeceğiz?

Ya iş gücümüzü robotlardan daha ucuza üretim yapacak seviyeye çekeceğiz, ki bu çok mümkün gözükmüyor, ya da tüm bu teknolojileri gelişmiş ülkelerden yüksek fiyatlara transfer etmeye devam edeceğiz, ki bu da sürdürülebilir gelmiyor. Bizim de ülke olarak artık kas gücünden değil, beyin gücünden medet olduğumuz bir döneme girmemiz gerekiyor. Üstelik yapay zeka, sadece mavi yakalıların değil, beyaz yakalıların da işlerini tehdit ediyor.

Asıl yapılması gerekeni sanırım hepimiz çok iyi biliyoruz, ama gerekli adımları bir türlü atamıyoruz. Türkiye’nin tüm dünyayla rekabet edecek yüksek teknoloji üretecek insan kaynağına ihtiyacı var. Çocuklarımızı geleceği düşünerek yetiştirmemiz gerekiyor. Eğitim önceliğimizi analitik düşünceye sahip, yaratıcı, vizyon sahibi bir nesil yetiştirmeye odaklamamız lazım. Robotların kopyalayabileceği tekrarlanabilir beceriler yerine, olmadık fikirlere, gelişmelere açık, özgürce düşünebilen gençler yetiştirmemiz ve bunu da bir devlet politikası hali getirmemiz gerekiyor.

Bu, çok mu zor? Olmadığını biliyoruz. Önümüzde Güney Kore, İsrail gibi başarılı örnekler mevcut. Önemli olan karar vermek ve yola çıkmak.

*Bu yazı, ilk olarak Hürriyet’in internet sitesinde yayımlanmıştır.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

CNN Türk Program Müdürü

Bir Cevap Yazın

Winamp Nostaljisi Geri Dönüyor


Bir zamanların en çok sevilen bilgisayar uygulaması Winamp, zamanın en hızlı değişimine kurban gitmişti ve unutulanlar arasında adını yazdırmıştı. Geçmişi 1997 yılına kadar dayanan  Winamp, küllerinden yeniden doğmaya hazırlanıyor. 2013 yılının sonunda kapanacağı açıklanan Winamp, 2014 yılında el değiştirerek kapatılmaktan kurtulmuştu.

2014 yılında Winamp’i satın alan Radionomy, şimdi Winamp’i yeniden canlandırma kararı aldı. Şirketin CEO’su Alexandre Saboundjian yaptığı açıklamada kullanıcıların tek bir deneyim kanalı istediğini, Winamp’ın MP3’leri sadece evde değil, bulut üzerinden de dinleyebilecekleri bir altyapı üzerinde çalıştıkları tahmin ediliyor. Bununla birlikte yeni uygulamada, podcast’ler, radyo istasyonları ve çalma listeleri de olacağı yine Winamp markasının sahibi olan şirket CEO’su tarafından dile getirilmiştir.

Winamp’ın sadece telefon ve tablet değil aynı zamanda eskisi gibi masaüstü versiyonunun da sunulacağı belirtildi. Yakın zamanda geleceği düşünülen uygulamanın şu an için neye benzeyeceği ile ilgili ayrıntı bulunmuyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Ortak Çalışma Alanları, Ofis Giderlerini 4 Kat Azaltıyor

Ortak çalışma alanlarına yalnızca serbest çalışanlar ve girişimciler ilgi göstermiyor. Kurumsal şirketler de hem giderlerini azaltmak, hem de çalışanlarına uzaktan çalışma imkanı sunup yaratıcılıklarını beslemek için yıllık toplu üyelikler alıyor.

Son 3 yılda sayıları %90 oranında artan ortak çalışma alanları, ülkemizde ve dünyada iş dünyasını yeniden şekillendirirken, ofis giderlerini de ciddi bir maliyet kalemi olmaktan çıkarıyor. Türkiye’den doğan ve 20’den fazla şehirde ortak çalışma alanlarına rezervasyon olanağı sunan Cowork7/24 araştırmasına göre; bu mekanların üçte biri son bir yıl içinde açıldı. 100’den fazla üyeye sahip olanların sayısı da son 3 yılda yaklaşık %70 oranında arttı. İş dünyasının kalbi Maslak ve Levent gibi merkezlerde, 15 kişilik bir ofisin kira ve idari giderler dahil aylık toplam maliyeti kişi başına yaklaşık 2.000 TL’den başlarken, bu tutar aynı bölgedeki ortak çalışma alanlarında her şey dahil 500 TL’ye kadar iniyor. Cowork7/24’ün derlediği verilere göre, ofis piyasasında yaşanan durgunluğun da bu yeni trendi destekler nitelikte olduğunu gösteriyor. 2018’in ilk yarısında ofis kiralama işlemlerinde bir önceki yıla göre %30 düşüş yaşanırken, İstanbul genelinde 4 ofisten biri boş kaldı.

Dijital göçebelerin %24’ü iş seyahatlerine çıkıyor.

Ortak çalışma alanlarına artan talep, özel amaçlı ofisler için ayrılan alanların %40 kapasite artışına ve ortak kullanımlı alanların azalmasına neden oldu. Tek bir lokasyona bağlı kalmadan üretmek isteyen yeni nesil iş gücüne özel ürünler geliştirdiklerini belirten Cowork7/24 Kurucu Ortağı Serkan Kurtuluş, “Dijital göçebeler, kendi doğalarından ötürü ortalama 2-3 ayda bir lokasyon değiştiriyorlar. Özellikle vize kısıtlamalarına takılanlar için bu sıklık sayısı daha da artıyor. Bu içgörülerden hareketle lokasyon değişikliğinden doğan harcamaları düşürmek adına ‘Digital Nomad Pass’ adını verdiğimiz ürünü geliştirdik. Bu ürün sayesinde, dijital nomad olarak, yoğun olarak gittikleri 30 şehir’de ve 100 ortak çalışma alanından dilediğinizi seçip, rezervasyon yaparak çalışmaya başlayabilirsiniz. Hem zamandan hem de bütçeden avantaj sağlayan ‘Digital Nomad Pass’ ile 1, 3, 6 ve 12 aylık üyelikler oluşturabilir, önceden belirlediğiniz kullanım saat paketleri harici ek bir ödeme yapmadan tüm bu ortak çalışma alanlarını kullanabilirsiniz” dedi.

“Kurumsal şirketler de artık ortak çalışma alanı kiralıyor.”

Ortak çalışma alanlarına ilginin, yalnızca serbest çalışanlar ve girişimcilerden gelmediğinin altını çizen Kurtuluş, “Kurumsal şirketlerin de ortak çalışma alanlarına olan ilgisi artıyor. Hem giderlerini azaltmak hem de çalışanlarına uzaktan çalışma imkanı sunup yaratıcılıklarını beslemek isteyen şirketler de artık yıllık toplu üyelikler alıyor. Özellikle yeni kuşağın değişen çalışma anlayışı sayesinde önümüzdeki senelerde kurumsal şirketlerin çalışanlarını ortak çalışma alanlarında daha fazla göreceğiz. Kurumsal şirketlerin de bu konuda hayatını kolaylaştırmak için yeni ürün ve hizmetler geliştireceğiz” dedi.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?