Sosyal mecralarda paylaşım güvenliğinin 6 yolu

imagesHayatı aslında tam anlamıyla ait olmadığı sanal bir sosyal çevrenin görünmez onayını almakla geçirenlerin arttığını mı düşünüyorsunuz? Cevabınız evetse haklısınız. Son zamanlarda kimsenin kayıtsız kalamadığı bir gerçeğin yavaş yavaş farkına varıyor gibiyiz: Gündemimizde ne varsa anında paylaşmak.

 

Her anını sosyal mecralarla iç içe geçiren ve her anı paylaşma eğiliminde olan kişiler için yepyeni bir tabir var: Selfie nesli. Bu nesil hakkında yapılan analizler çoğunlukla depresyon, ait olma hissiyatı hatta narsisizmle bile ilişkilendirilebiliyor. Olayın psikolojik zarar boyutu ile beraber ele alınması gereken ciddi sosyal maliyeti de söz konusu.

Sonunu düşünmeden yaptığımız paylaşımlar sonucu ciddi sosyal ve finansal zararlara uğraşmak durumunda kalabiliriz. Sorun tahminlerimizden bir tık daha büyük olabilir. Hatta ESET Türkiye Genel Müdür Yardımcısı Alev Akkoyunlu’ya göre “Microsoft’un çeşitli anketlerine göre 2013 yılından bu yana itibar zedeleyen finansal hasarlar 1.4 milyar dolara ulaştı” bile.

eset2.001

Bilinçsizce yaptığımız paylaşımlarda fark etmeden bizim için özel ve parolalarımızda yer alması muhtemel bilgileri paylaşıyoruz. Bu bilgiler olası bir siber saldırı durumunda kötü niyetli kişilerin işini oldukça kolaylaştırırken bazen hiç tahmin etmeyeceğiniz bir kelime, kod ya da bilgi başınıza oldukça büyük iş açabiliyor. Örneğin; seyahat öncesi uçuş kartınızı hesaplarınızda paylaştığınızda üzerinde yer alan QR kodu ile tüm uçuş bilgilerinize, mil ve hesaplarınıza hatta biraz daha çabayla maillerinize bile erişilebiliyor.

Peki neden biraz paylaş(ma)mayı denemiyoruz? Olası bir siber saldırıdan korunmak için paylaşmamaya dair bazı önerileri sizin için sıraladık.

1- Sosyal Mecralardaki Gizlilik Ayarlarınızı Gözden Geçirin

privacy1Paylaşımlarınızı sadece ilgili kişilerin görmesini isteyebilirsiniz. Bu nedenle aile, arkadaşlar, iş arkadaşlarınız ve sadece tanıdıklarınızı gruplandırarak hepsi için farklı paylaşım seçenekleri deneyebilirsiniz. Biraz seçici olmaktan zarar gelmez değil mi?

 

2- Lokasyonunuzu Paylaşmayın

instagram-ayak-fotografiTatilde nerede olduğunu paylaşmak güzeldir ancak sosyal mecralarda sıklıkla paylaşılan lokasyon bilgileri, bir süre evde olmayacağınız hakkında kötü niyetli kişilere ipuçları verebilir. Bu nedenle lokasyon servislerini kapatıp, geçmiş lokasyon bilgilerini silmek yararlı olabilir.

 

3- Üye Olduğunuz Grupları Gözden Geçirin

facebook-privacy_400Eskiden üye olduğunuz grupları gözden geçirin. Böylelikle aralarında eski ayarlarınızı kullananlar varsa saptayabilirsiniz. Ayrıca paylaşımlarınızın ‘Herkese Açık’ şekilde yapılıp yapılmadığını da kontrol etmelisiniz. Eğer grupta hala paylaşım içeriğinize herkesin erişebildiği bir durum varsa grup ayarlarını değiştirmesi için yönetici ile iletişim kurabilir ya da gruptan ayrılabilirsiniz.

4- Otosansür Uygulayın

debit_card_instagram_1Bunu yapmanın en güzel yolu kendine şunu sormak olabilir: paylaştığınım video ya da fotoğraflara bir yabancı gözü ile baktığımda ele verdiğim bir bilgi varmış gibi hissediyor muyum? Ev anahtarınızın yeri, arabanızın plakası, pasaport numaranız sansürlemek isteyeceğiniz şeyler olabilir.

 

 

5- Hassas Bilgilerinizi Mesaj ya da Mail Yolu ile İletmeyin

xxl_facebook lock-970-80Bu öneriyi daha önce yüz defa daha duymuş ancak önemsemiyor olabilirsiniz. Önemseyin! Özellikle Kredi kartı detayları, parolalar, telefon numaraları ya da kimlik numarası gibi hassas bilgileri asla mesaj uygulamaları ya da e-posta ile göndermeyin ama mutlaka göndermek zorundaysanız halka açık online mecralarda göstermediğinize emin olun.

6- Güçlü Bir Parola Oluşturun

images (1)En güçlü antivirüsün bizler olduğunu varsayarsak, sosyal mecralarda kullandığımız parolalar da bizim zırhlarımız olarak tabir edilebilir. Zırhınızı sağlam tutun ve parola cümleler kullanın. Nasıl yapıldığını bilmiyorsanız buradan ilgili yazıya ulaşabilirsiniz.

[button color=”” size=”” type=”3d” target=”http://www.pazarlamasyon.com/listeler/5-adimda-dijital-guvenligimizi-guclendirecek-parolalari-hazirlamak/” link=”http://www.pazarlamasyon.com/listeler/5-adimda-dijital-guvenligimizi-guclendirecek-parolalari-hazirlamak/”]Yazıyı Oku[/button]

 

Tabi, almış olduğunuz önlemler ne kadar çok olursa olsun, siber tehditlere karşı korunabilmenin en temel yolu, veri tabanını yeni tehditlere karşı güncel tutan, gönül rahatlığı ile cihazlarınızı emanet edebileceğiniz bir siber güvenlik yazılımı kullanmaktan geçiyor. Bu konuda ESET’in güvenlik çözümlerine göz atmak isterseniz hemen aşağıdaki butona tıklamanız yeterli.

[button color=”” size=”” type=”3d” target=”http://www.eset.com/tr/?utm_source=pazarlamasyon&utm_medium=native&utm_campaign=paylasim-guvenligi” link=”http://www.eset.com/tr/?utm_source=pazarlamasyon&utm_medium=native&utm_campaign=paylasim-guvenligi”]ESET’in Güvenlik Çözümlerine Göz At[/button]

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlama alanında Türkiye'nin en çok okunan blogu : Pazarlamasyon'un kurucusu.

Bir Cevap Yazın

Vestel’in Yerli Otomobilinin İlk Görselleri Yayınlandı

Vestel’in tasarladığı yeni elektrikli otomobilinin ilk görüntüleri ortaya çıktı. Vestel’in 7 Eylül 2018’de yaptığı tescil başvurusunun yer aldığı ve 9 Ekim 2018 tarihinde yayınlanan Türk Patent ve Marka Kurumu’nun Tasarımlar Bülteni’ne göre Vestel’in yerli otomobilinin adı ise “VEO” olacak. 6 farklı görselin paylaşıldığı başvuruya göre VEO’nun tasarımcıları ise şunlar: Burak Emre Altınordu, Kazım Doku ve Mehmet Kaya.

Zorlu grup şirketlerinden Zorlu Enerji de dün elektrikli otomobil pazarına odaklanarak, 2019 sonunda Türkiye’nin her yerini elektrikli araçla dolaşabilecek şekilde bir sistem oluşturup, 200 ayrı lokasyonda hızlı şarj istasyonu kuracağını ve bunun için 10 milyon dolarlık bir yatırım gerçekleştireceğini duyurmuştu.

İşte VEO’dan ilk görüntüler:

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Haşlanan Kurbağa Olmak Televizyondan Sonra Radyonun da Kaderi Mi?

Kaynar suya atılmasıyla birlikte can havliyle fırlayan kurbağa ile su dolu kabın yavaş yavaş kaynatılmasıyla ölüme mahkum edilen kurbağanın hikayesi hepimizin malumu. Zaman içerisinde yavaş yavaş değişen koşulların kurbağayı ölüme kadar götürdüğü bu durum, her ne kadar bugün yaşadığımız dünyada içinde bulunduğumuz durumla kısmi bir paralellik gösterse de, insanoğlu olarak biz ölmeyi değil bu duruma adapte olmayı seçmişe benziyoruz.

Bugün onlarsız bir hayat düşleyemediğiniz araç ve hizmetlere bir bakın. Instagram, WhatsApp, YouTube, Netflix? Nasıl oldu da 10 yıl önce adını bilmediğimiz, varlığından haberdar olmadığımız bu garip isimler hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline dönüştüler? Sahi biz ne zaman “Cep telefonu olmadan nasıl yaşıyorduk yahu?” demeye başladık. İçinde bulunduğunuz suyun sıcaklığını hissediyor musunuz?

Yavaş yavaş gerçekleşen bu dönüşüm elbette insanoğlunun teknolojiye olan açlığı ve aşkıyla açıklanabilir ve dayanılabilir bir yapıya bürünse de, biz pazarlamacılar için bugüne kadar hiç bu denli yoğun bir formuyla karşılaşılmamış zorlu bir durumun da işaretçisi. Her gün farklılaşan ve çeşitlenen reklam kanalları, her birinin kendine özgü dinamikleri, tüketicilerin değişen tüketim alışkanları derken, bugün pazarlamacıların önlerindeki en büyük meydan okumalardan biri şüphesiz reklam kanalları özelinde geleceği öngörebilmek.

Peki tüm bu olan bitenle kurbağanın ya da radyonun ne ilgisi var? Yıkıcı bir değişimin artçı sarsıntıları zaman içerisinde kendini gösterirken, yani su yavaş yavaş kaynama noktasına ulaşırken, televizyonun YouTube ve Netflix karşısında mağlubiyete doğru giderken oluşturduğu sismik dalgaların bir benzerini bugün podcastler karşısında radyoda görüyoruz.

Devir artık kişisel deneyim devri. Bugün özellikle Y ve sonrası kuşaklar için televizyon gibi sınırları kati, kalın çizgilerle çizilmiş bir mecranın varlığı, dikte edilmiş içerikler doğrultusunda kabul edilebilir bir yapıdan çıkmış durumda. Bu kuşaklara mensup hiçbir kimseyi akşam saat 8’de televizyon karşısına geçirip, bir dizi uğruna o ekranın karşısında saatlerce oturtamazsınız. Onlar ne zaman, nerede, hangi içeriği, ne kadar tüketmek istiyorsa o kadar tüketen, aracın arka koltuğundan kalkıp, sürücü koltuğuna oturmuş yeni nesil tüketici.

Radyoda da durum bundan farklı değil. Ülkemizde bilinirliği her ne kadar diğer ülkelere nazaran sınırlı olsa da, podcastlerin yarattığı dalgayı görmemek mümkün değil. Radyonun, başkaları tarafından çizilmiş sınırları içine hapsolmayı reddeden, ne zaman, nerede, hangi içeriği, ne kadar dinlemek istediğini kendi seçen, radyonun doğasında yer alan statükoyu kabul etmeyen yeni nesil tüketici, podcast gibi kendi beğenileri doğrultusunda özelleştirerek dinleyebileceği alternatif bir mecraya kaymış durumda.

Radyo televizyonla aynı kaderi paylaşmanın eşiğinde. Dünya hızla değişiyor, su giderek ısınıyor, doğal seleksiyon reklam kanallarında da yaşanmaya devam ediyor. Önümüzdeki yıllarda podcastin hızlı yükselişine, radyonun ise artık nostaljik bir öğe olmasının dönüşüne şahit olacağız.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?