Playstation 4 Satışları Beş Milyonu Geçti

ABD’de 15 Kasım’da, Avrupa’da ise 29 Kasım’da satışa çıkan Playstation 4, Xbox ile girdiği rekabette farkı iyice açmış gözüküyor. 2013 sonuna kadar kafa kafaya giden iki konsol, 2014’ün ilk rakamlarının gelmesi ile Sony’nin önemli bir üstünlük kazandığına işaret ediyor. Güçlü satış büyümesini hızla sürdüren Sony pek çok ülkede taleplere yetişmekte zorlanıyor. Türkiye’nin de dahil olduğu pek çok ülkede PS4 karaborsaya düşmüş durumda. Paralel ithalatçıların da gözdesi haline gelen konsol Türkiye’de 2000 liraların üstünde bir fiyat ile satılmaya çalışılıyor.

Reuters’in haberine göre çeyrek hedefi 5 milyona ulaşmak olan şirket, Şubat’ın ortası itibariyle 5.3 milyon satış gerçekleştirerek bu hedefe şimdiden vardı. 14 Şubat tarihinde Sony’nin resmi Twitter hesabından atılan Tweet ile Dünya’da ve ABD’de en çok satan konsol olduğu açıklanan PS4 büyümesine böyle devam ederse en çok satılan konsol unvanını da elde edebilir.

Konsolun henüz Japonya’da satışa çıkmamış olması ve neredeyse tüm ülkelerde ürünün stoklarda tükenmiş olması göz önüne alındığında. PS4’ün, Xbox’a yıl içerisinde büyük bir fark atması bekleniyor. 2013 sonu itibariyle 3 milyon konsol sattıklarını açıklayan Microsoft’a karşılık Sony aynı dönemde 4.2 milyon konsol satmıştı.  Japonya’da 22 Şubat’ta satışa çıkacak PS4 satışları da merakla bekleniyor, zira burada Nintendo Wii ile bir yarışa girecek Sony’nin galibiyeti neredeyse kesin gibi.

Türkiye’de Büyüyen Stok Sorunu

PS4_stock

Türkiye’de 13 Aralık’ta ilk partisi satışa sunulan PS4 kısa süre içerisinde tükenmişti. İkinci partilerin 15 Ocak’ta geldiği Türkiye’deki yüksek talep yine yeterli şekilde cevaplanamadı ve ürünler paralel ithalatçılar ile Avrupa’dan konsolu getiren fırsatçıların kucağına düştü. Garanti problemi nedeniyle pek tercih edilmese de fiyatları yukarı çeken bu arz azlığı nedeniyle PS4 fanatikleri oldukça rahatsız. Forumlarda stok takip konuları açan kitle bir taraftan da Twitter üzerinden PS Türkiye Ürün Müdürü Mustafa Yiğit’e tepkilerini ve sorularını iletiyorlar.

Kurun Türkiye’de olağanüstü tırmanışı nedeniyle resmi fiyatta da güncelleme yapılan ürünün fiyatının (1399 TL’den 1550 TL’ye çıkarıldı.)  daha düşük seviyelere inmesi ile özellikle yaz aylarında satış rakamlarının artması bekleniyor. Fakat çözülemeyen global stok sorunu nedeniyle bir hayli rahatsız olan tüketiciler bunun bir an önce çözümlenmesini ve konsollarına kavuşmayı arzu ediyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

İnternet yayıncılığı, içerik yönetimi üzerine çalışmalar yapar.

Bir Cevap Yazın

Vestel’in Yerli Otomobilinin İlk Görselleri Yayınlandı

Vestel’in tasarladığı yeni elektrikli otomobilinin ilk görüntüleri ortaya çıktı. Vestel’in 7 Eylül 2018’de yaptığı tescil başvurusunun yer aldığı ve 9 Ekim 2018 tarihinde yayınlanan Türk Patent ve Marka Kurumu’nun Tasarımlar Bülteni’ne göre Vestel’in yerli otomobilinin adı ise “VEO” olacak. 6 farklı görselin paylaşıldığı başvuruya göre VEO’nun tasarımcıları ise şunlar: Burak Emre Altınordu, Kazım Doku ve Mehmet Kaya.

Zorlu grup şirketlerinden Zorlu Enerji de dün elektrikli otomobil pazarına odaklanarak, 2019 sonunda Türkiye’nin her yerini elektrikli araçla dolaşabilecek şekilde bir sistem oluşturup, 200 ayrı lokasyonda hızlı şarj istasyonu kuracağını ve bunun için 10 milyon dolarlık bir yatırım gerçekleştireceğini duyurmuştu.

İşte VEO’dan ilk görüntüler:

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Haşlanan Kurbağa Olmak Televizyondan Sonra Radyonun da Kaderi Mi?

Kaynar suya atılmasıyla birlikte can havliyle fırlayan kurbağa ile su dolu kabın yavaş yavaş kaynatılmasıyla ölüme mahkum edilen kurbağanın hikayesi hepimizin malumu. Zaman içerisinde yavaş yavaş değişen koşulların kurbağayı ölüme kadar götürdüğü bu durum, her ne kadar bugün yaşadığımız dünyada içinde bulunduğumuz durumla kısmi bir paralellik gösterse de, insanoğlu olarak biz ölmeyi değil bu duruma adapte olmayı seçmişe benziyoruz.

Bugün onlarsız bir hayat düşleyemediğiniz araç ve hizmetlere bir bakın. Instagram, WhatsApp, YouTube, Netflix? Nasıl oldu da 10 yıl önce adını bilmediğimiz, varlığından haberdar olmadığımız bu garip isimler hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline dönüştüler? Sahi biz ne zaman “Cep telefonu olmadan nasıl yaşıyorduk yahu?” demeye başladık. İçinde bulunduğunuz suyun sıcaklığını hissediyor musunuz?

Yavaş yavaş gerçekleşen bu dönüşüm elbette insanoğlunun teknolojiye olan açlığı ve aşkıyla açıklanabilir ve dayanılabilir bir yapıya bürünse de, biz pazarlamacılar için bugüne kadar hiç bu denli yoğun bir formuyla karşılaşılmamış zorlu bir durumun da işaretçisi. Her gün farklılaşan ve çeşitlenen reklam kanalları, her birinin kendine özgü dinamikleri, tüketicilerin değişen tüketim alışkanları derken, bugün pazarlamacıların önlerindeki en büyük meydan okumalardan biri şüphesiz reklam kanalları özelinde geleceği öngörebilmek.

Peki tüm bu olan bitenle kurbağanın ya da radyonun ne ilgisi var? Yıkıcı bir değişimin artçı sarsıntıları zaman içerisinde kendini gösterirken, yani su yavaş yavaş kaynama noktasına ulaşırken, televizyonun YouTube ve Netflix karşısında mağlubiyete doğru giderken oluşturduğu sismik dalgaların bir benzerini bugün podcastler karşısında radyoda görüyoruz.

Devir artık kişisel deneyim devri. Bugün özellikle Y ve sonrası kuşaklar için televizyon gibi sınırları kati, kalın çizgilerle çizilmiş bir mecranın varlığı, dikte edilmiş içerikler doğrultusunda kabul edilebilir bir yapıdan çıkmış durumda. Bu kuşaklara mensup hiçbir kimseyi akşam saat 8’de televizyon karşısına geçirip, bir dizi uğruna o ekranın karşısında saatlerce oturtamazsınız. Onlar ne zaman, nerede, hangi içeriği, ne kadar tüketmek istiyorsa o kadar tüketen, aracın arka koltuğundan kalkıp, sürücü koltuğuna oturmuş yeni nesil tüketici.

Radyoda da durum bundan farklı değil. Ülkemizde bilinirliği her ne kadar diğer ülkelere nazaran sınırlı olsa da, podcastlerin yarattığı dalgayı görmemek mümkün değil. Radyonun, başkaları tarafından çizilmiş sınırları içine hapsolmayı reddeden, ne zaman, nerede, hangi içeriği, ne kadar dinlemek istediğini kendi seçen, radyonun doğasında yer alan statükoyu kabul etmeyen yeni nesil tüketici, podcast gibi kendi beğenileri doğrultusunda özelleştirerek dinleyebileceği alternatif bir mecraya kaymış durumda.

Radyo televizyonla aynı kaderi paylaşmanın eşiğinde. Dünya hızla değişiyor, su giderek ısınıyor, doğal seleksiyon reklam kanallarında da yaşanmaya devam ediyor. Önümüzdeki yıllarda podcastin hızlı yükselişine, radyonun ise artık nostaljik bir öğe olmasının dönüşüne şahit olacağız.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?