Sony, MWC’de Xperia Z2’yi Tanıttı

Bugün başlayan World Mobile Congress bu yıl da bir çok şirket için gövde gösterisine sahne oluyor. Sony’nin yeni amiral gemisi olan Z2 daha parlak ve temiz bir ekran ile ön plana çıkmakta. Mobil pazardaki (Apple ve iPad’den bile) en mükemmel ekrana sahip olan Z2, pazarın ekran konusundaki gelişmelerinin ne yönde olacağına dair çıkarımlar yapmamıza olanak tanıyor. Daha çekici bir ekran ve daha yüksek kontrast ve renk uyumu sunan Z2 5.2 inç ekrana sahip. 1920X1080 çözünürlüğü daha gerçekçi bir şekilde sunan teknolojisiyle kullanıcılarını ekran konusunda tatmin edecek gibi görünüyor.

Sony, Xperia Z2‘deQualcomm‘un en yeni işlemcisi Snapdragon 801‘i kullanıyor. 2.3 GHz hızındaki dört çekirdekli Snapdragon 801 işlemci, 3 GB bellek ile destekleniyor. Çok önemli bir donanıma sahip olan Xperia Z2, 5.2 inçbüyüklüğünde Triluminos Full HD bir ekrana sahip. Bu ekranın Live Colour LED isimli yeni görüntü teknolojisi ile desteklendiğini belirtelim.

z202-17_1303vs_2_verge_super_wide

Sony, başarılı olduğu kamera konusunda ise yine iddialı ve Xperia Z2‘de Xenon flaşlı 20.7 MegaPiksel çözünürlüğünde kamera kullanılıyor. Ayrıca önceki ürünleriyle de akıllı telefonların eksik yönlerini tamamlayan Sony, QX10 gibi ürünleriyle akıllı telefonları farklı deneyimlere dönüştürme yolunda ilerliyor. Z2’de de 4K video çekimi deneyimini sunan Sony, Z2 ile handycam tutkunlarını da bu konuda düşünmüş gözüküyor. Sony,  Xperia Z2‘nin pilini ise 3200mAh kapasiteli bir bataryaya yer vererek, cihazın kullanım süresini de artırmış.

Xperia Z2 beklendiği üzere, Android Kit Kat ile geliyor. Xperia Z2 yine oldukça ferah bir yazılım tasarımına sahip. Ana ekranda kullanılan küçük önizleme kartları ile onlarda kartların yükselişinden nasibini almış gibi duruyor. Sony global anlamda ses konusundaki liderliğini bu telefonda da korumak için, Sony‘nin S Force Front Surround Sound isimli teknolojisi, Xperia Z2‘ye geldi. Bu teknoloji sayesinde cihazdaki hoparlörlerden stereo ses çıkışı almak mümkün.

z202-17_1300vs_2_verge_super_wide

Z2’nin tasarımına gelecek olursak. Xperia Z çizgisine devam ettiğini söyleyebiliriz. Daha geniş (5.2 inç) ekrana sahip Xperia Z2’nin öne çıkan en önemli özelliği sanırım ekranı.  Dış görünüş olarak şıklığını hala koruyan Z2 IP58 sertifikalı su geçirmez özeliğiyle kullanıcılara siyah, mor ve beyaz seçenekleri ile Mart ayında sunulacak. Ülkemizde muhtemelen 2000-2200 TL aralığında satışa çıkacağı düşünüldüğünde, bu bahar Samsung-Sony çekişmesi yaşanacak gibi gözüküyor.

DSC04379_verge_super_wide

Görseller”]The Verge

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Bir Cevap Yazın

Vestel’in Yerli Otomobilinin İlk Görselleri Yayınlandı

Vestel’in tasarladığı yeni elektrikli otomobilinin ilk görüntüleri ortaya çıktı. Vestel’in 7 Eylül 2018’de yaptığı tescil başvurusunun yer aldığı ve 9 Ekim 2018 tarihinde yayınlanan Türk Patent ve Marka Kurumu’nun Tasarımlar Bülteni’ne göre Vestel’in yerli otomobilinin adı ise “VEO” olacak. 6 farklı görselin paylaşıldığı başvuruya göre VEO’nun tasarımcıları ise şunlar: Burak Emre Altınordu, Kazım Doku ve Mehmet Kaya.

Zorlu grup şirketlerinden Zorlu Enerji de dün elektrikli otomobil pazarına odaklanarak, 2019 sonunda Türkiye’nin her yerini elektrikli araçla dolaşabilecek şekilde bir sistem oluşturup, 200 ayrı lokasyonda hızlı şarj istasyonu kuracağını ve bunun için 10 milyon dolarlık bir yatırım gerçekleştireceğini duyurmuştu.

İşte VEO’dan ilk görüntüler:

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Haşlanan Kurbağa Olmak Televizyondan Sonra Radyonun da Kaderi Mi?

Kaynar suya atılmasıyla birlikte can havliyle fırlayan kurbağa ile su dolu kabın yavaş yavaş kaynatılmasıyla ölüme mahkum edilen kurbağanın hikayesi hepimizin malumu. Zaman içerisinde yavaş yavaş değişen koşulların kurbağayı ölüme kadar götürdüğü bu durum, her ne kadar bugün yaşadığımız dünyada içinde bulunduğumuz durumla kısmi bir paralellik gösterse de, insanoğlu olarak biz ölmeyi değil bu duruma adapte olmayı seçmişe benziyoruz.

Bugün onlarsız bir hayat düşleyemediğiniz araç ve hizmetlere bir bakın. Instagram, WhatsApp, YouTube, Netflix? Nasıl oldu da 10 yıl önce adını bilmediğimiz, varlığından haberdar olmadığımız bu garip isimler hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline dönüştüler? Sahi biz ne zaman “Cep telefonu olmadan nasıl yaşıyorduk yahu?” demeye başladık. İçinde bulunduğunuz suyun sıcaklığını hissediyor musunuz?

Yavaş yavaş gerçekleşen bu dönüşüm elbette insanoğlunun teknolojiye olan açlığı ve aşkıyla açıklanabilir ve dayanılabilir bir yapıya bürünse de, biz pazarlamacılar için bugüne kadar hiç bu denli yoğun bir formuyla karşılaşılmamış zorlu bir durumun da işaretçisi. Her gün farklılaşan ve çeşitlenen reklam kanalları, her birinin kendine özgü dinamikleri, tüketicilerin değişen tüketim alışkanları derken, bugün pazarlamacıların önlerindeki en büyük meydan okumalardan biri şüphesiz reklam kanalları özelinde geleceği öngörebilmek.

Peki tüm bu olan bitenle kurbağanın ya da radyonun ne ilgisi var? Yıkıcı bir değişimin artçı sarsıntıları zaman içerisinde kendini gösterirken, yani su yavaş yavaş kaynama noktasına ulaşırken, televizyonun YouTube ve Netflix karşısında mağlubiyete doğru giderken oluşturduğu sismik dalgaların bir benzerini bugün podcastler karşısında radyoda görüyoruz.

Devir artık kişisel deneyim devri. Bugün özellikle Y ve sonrası kuşaklar için televizyon gibi sınırları kati, kalın çizgilerle çizilmiş bir mecranın varlığı, dikte edilmiş içerikler doğrultusunda kabul edilebilir bir yapıdan çıkmış durumda. Bu kuşaklara mensup hiçbir kimseyi akşam saat 8’de televizyon karşısına geçirip, bir dizi uğruna o ekranın karşısında saatlerce oturtamazsınız. Onlar ne zaman, nerede, hangi içeriği, ne kadar tüketmek istiyorsa o kadar tüketen, aracın arka koltuğundan kalkıp, sürücü koltuğuna oturmuş yeni nesil tüketici.

Radyoda da durum bundan farklı değil. Ülkemizde bilinirliği her ne kadar diğer ülkelere nazaran sınırlı olsa da, podcastlerin yarattığı dalgayı görmemek mümkün değil. Radyonun, başkaları tarafından çizilmiş sınırları içine hapsolmayı reddeden, ne zaman, nerede, hangi içeriği, ne kadar dinlemek istediğini kendi seçen, radyonun doğasında yer alan statükoyu kabul etmeyen yeni nesil tüketici, podcast gibi kendi beğenileri doğrultusunda özelleştirerek dinleyebileceği alternatif bir mecraya kaymış durumda.

Radyo televizyonla aynı kaderi paylaşmanın eşiğinde. Dünya hızla değişiyor, su giderek ısınıyor, doğal seleksiyon reklam kanallarında da yaşanmaya devam ediyor. Önümüzdeki yıllarda podcastin hızlı yükselişine, radyonun ise artık nostaljik bir öğe olmasının dönüşüne şahit olacağız.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?