Önümüzdeki Yıllar Mobil Uygulama Pazarı İçin Nelere Gebe – II

Gelelim uygulama pazarının geleceğine yönelik yaptığımız analizin ikinci yazısına. iOS’in detaylı analiziyle başlayalım.

App Store’un kaderini etkileyecek en radikal değişikliklerden biri, ucuz iPhone’ların piyasaya sürülecek olması. Üst gelir düzeyine ait kullanıcılara yönelik konumlandırılan iPhone ve bileşenleri, yalnızca küçük bir kullanıcı kitlesi tarafından erişilebilir halde. Daha uygun bir fiyatla piyasaya sürülmesi beklenen yeni bir iPhone’un en azından orta gelir düzeyine sahip kullanıcılar tarafından da tercih edilebilecek olması, kullanıcıların giriş seviyesi ve üstü telefon tercihlerini önemli oranda etkileyecektir.

Tüm bu hareketliliğin sonucunda önemli oranda artacak iOS kullanıcı sayısı, App Store’un kaderini de önemli oranda etkileyecektir. Mevcut durumdaki iOS kullanıcılarının sahip olduğu yüksek miktarlı harcama yapma profili, Android kullanıcılarından gelen düşük harcama yapma karakteristiği ile birleşerek, her ne kadar iOS’in gelirlerini artıracak olsa da, beklenen ivme artışının yakalayacağını düşünmüyorum. Gelirler artacaktır ancak ivme de bir düşüşün yaşanması kaçınılmaz.

gplayapp

iOS’un Android karşısında tarihi gelişim konusunda avantajlı olmasının yanında, sahip olduğu kullanıcı hayatını olumlu yönde etkileme üzerine kurulu anlayış, hem uygulama kalitesini hem de kullanıcıların harcama tercihlerini olumlu yönde etkileyen en önemli etkenlerden biri. Her ne kadar iki market görünürde aynı olsa da, iki platform farklı anlayışlar üzerine kurulu. iOS’un kalite anlayışı, ucuz iPhone’ların piyasaya sürülmesiyle birlikte artan iOS kullanımıyla birleşerek, iOS’un Android karşısındaki konumunu güçlendirecek ve tercih edilebilirlik noktasında iOS’a büyük avantaj getirecektir.

Son olarak platformlardan bağımsız olarak uygulamaların geleceğini konuşalım. 2012 yılında Cooper’in uygulamaların geleceği konusunda yazdığı bir makaleyi beraber inceleyelim. Cooper’in verdiği örnekle başlıyorum.

Bir arabanız olduğunu ve araba üreticinizin de aracınızın kapılarını akıllı cihazınızla açabilmeye izin veren bir uygulamaya sahip olduğunu düşünün. Uygulamanız gereken adımlar şöyle:

  1. Aracınızın kapılarını açmaya karar verme
  2. Akıllı cihazınızı elinize alma
  3. Akıllı cihazınızı aktif hale getirme
  4. Akıllı cihazınızın tuş kilidini çama
  5. Sahip olduğunuz uygulamalar içerisinden, aracınıza ait olan uygulamayı bulma
  6. Uygulamaya dokunma
  7. Uygulamanın açılmasını bekleme
  8. Uygulamaya bakıp nasıl çalıştığını hatırlama ya da bulma
  9.  Hangi menünün kapıları açmaya yaradığını hatırlama
  10. Kapıları açan taba dokunma
  11. Kapıların kilidinin açılması
  12. Son olarak kapıları açma

Anahtarla yalnızca birkaç adımda yapılabilecek böyle bir işin, uygulama yardımıyla 12 adımda yapılması, sizce de zaman kaybı değil mi? Kullanıcıların hayatlarını kolaylaştırmak adına tüketiciye sunulan uygulamaların, tam tersine zaman ve verim kaybına yol açması, temelde bir takım yanlışlıkların yattığı gerçeğini doğurmuyor mu?

Golden Krishna’nın yazısında değindiği tüm bu süreçler, uygulama anlayışının kısa vadede olmasa da, orta veya uzun vadede ciddi radikal değişikliklere uğramak zorunda olduğunu gösteriyor, en azından arayüz açısından. “En iyi arayüz olmayan arayüzdür.” (The best interface is no interface) diyen Krishna, uygulamaların gelecekte nasıl bir arayüze sahip olabileceğinin kapılarını aralıyor. Yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Serinin son yazısında Windows Phone ve Blackberry’nin pazardaki durumunu ve geleceğini tartışarak, seriye son vereceğim.

Paylaş
Pazarlamasyon.com’un eş kurucusu. Koyu Barcelona, The Beatles, Apple ve Steve Jobs hayranı.

CEVAPLA