İsmine Blockchain Kelimesini Ekleyen Şirketin Hisseleri %200’den Fazla Değer Kazandı

Son aylarda özellikle bitcoin başta olmak üzere genel olarak kripto paralar, gündemin en önemli konularından biri olarak öne çıkıyor. Bitcoin’in ve diğer kripto para birimlerinin bu yıl içindeki hızlı yükselişi, bir anda teknolojiyle ilgili olan ve olmayan herkesin dikkatini bu alana vermesine neden oldu. Birçok kişi kripto para birimlerine yatırım yaparken bazı kişilerse yatırım yapmasa da bu para birimlerinin gidişatını yakından takip ediyor. Tabii bitcoin ve diğer kripto para birimleriyle birlikte, bu para birimlerinin oluşturulmasında kullanılan temel teknoloji olan blockchain de dikkatleri üzerine çekti.

Amerika Birleşik Devletleri merkezli Long Island Iced Tea isimli buzlu çay üreticisi de ilginç ve kurnazca bir hamleyle blockchain’in bu ününden faydalandı. Gizmodo’nun yaptığı habere göre şirket, ismini Long Blockchain olarak değiştirdi ve bu hamleden sonra, şirketin hisse senedi değerleri %200’den fazla yükseliş gösterdi. Tabii sırf isminde blockchain ifadesi yer alıyor diye birçok yatırımcının, şirketin hisselerine yatırım yapmasının ilk bakışta mantıklı bir izahı olmasa da şirketin bu isim değişikliğini yaparken bu durumu öngörmediğini söylemek de sanırım yanlış olur.

Yeni ismi Long Blockchain olan şirket ise yaptığı açıklamada artık global olarak ölçeklenebilir blockchain teknolojisi çözümleri geliştirmeye ve bunlara yatırım yapmaya odaklanacağını ifade etti. Ancak Bloomberg’in yaptığı habere göre şirket, henüz herhangi bir kripto firmasıyla iş birliği yapmış değil. Şirketin yeni alan adı olan longblockchain.com’da ise şirketin şu anki durumuyla ilgili şunlar söylenmiş:

“Şirket, halihazırda blockchain teknolojisini kapsayan belirli fırsatları değerlendirme konusunda ilk aşamalarda. […] Bununla birlikte, şirket bir faaliyet için bu kuruluşlardan herhangi biriyle anlaşma sağlamadı ve bunlarla veya başka herhangi bir kuruluş ile kesin bir anlaşmanın yapılacağı ve tamamlanacağı konusunda güvence yoktur.”

Yani kısacası bu açıklama, şirketin blockchain teknolojisiyle ilgili olarak herhangi bir iş yapacağının garantisi olmadığını belirtiyor. Bu durumda Long Blockchain şirketinin yatırımcılara bir oyun oynadığı söylenebilir. Tabii daha öncesinde şirket blockchain teknolojisi ile ilgili yatırım yapacağı konusunda herhangi bir açıklama yapmadığı için sadece blockchain kelimesinden yola çıkarak şirketin hisselerine yatırım yapanların da tabir-i caizse “kendinlerinin kaşındığını” söylemek sanırım mümkün.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlamasyon İçerik Editörü

Bir Cevap Yazın

Steve Jobs’ın Kendi Çocuklarına Kullandırmadığı iPad, Bizim Çocuklarımıza Ne Yapıyor?

Akıllı telefonlar günümüzün vazgeçilmez-taviz verilmez kurtarılmış bölgeleri. Hepimiz orada yaşamaya öylesine alıştık ki, Vodafone’nun yapmış olduğu araştırmaya göre, günde ortalama 250 kez akıllı telefonlara bakma ihtiyacı hissediyoruz. Bu bir alışkanlıktan öte bir bağımlılık hali aslında. Ruhların üzerinde çökmüş bir karabasan misali. Yatağınızdasınız, dış dünyayı hissedebiliyorsunuz, korna çalan arabaların sesleri, bir seyyar satıcı geçiyor apartmanın önünde, duyabiliyorsunuz bunların hepsini, hatta duymanın da ötesinde, bedeniniz sanki yeni bir süper güç kazanmış gibi, duvarların arkasını dahi görebiliyorsunuz ancak hareket edemiyorsunuz. Yatağınızda sıkışıp kalmış bir durumdasınız ve elinizi dahi kaldıramıyorsunuz. Bu bir rüya hali değil eminsiniz, duyduklarınız, gördükleriniz, hissettikleriniz olduğundan daha gerçek ancak ruhunuz bedeninizi ayağa kaldırmaya yetmiyor. Ne kadar çok isteseniz de kolunuzu bile kaldıramıyorsunuz.

Bu durum hepimizin çocukluğunda mutlaka yaşadığı, halk arasında karabasan olarak bilinen, bilimsel açıdan ise uyku felci olarak adlandırılan, gayet doğal bir durum aslında. Abartılacak ya da korkulacak bir durum yok. Bugünün dünyasında, insanların yoğun olarak içine düşmüş olduğu durumun ise abartılacak, endişelenecek hatta korkulacak bir yanı var. Bu, bir alışkanlığın ya da bağımlılığın ötesinde bir durum.

 

 

İnsanoğlu hep daha az efor ile daha fazlasını elde etme eğiliminde oldu. Bugünün teknolojisinin altında yatan ve teknolojinin buralara gelmesini tetikleyen iç güdü de bu aslında bakıldığında. Ancak teknoloji artık öyle bir noktaya geldi ki, insanların yaşamını tehdit etme potansiyelinin de ötesine geçti. Amerika’da yapılan bir araştırma konunun ne kadar vahim boyutlara ulaştığını çok net gösterir nitelikte. Project Wild Thing’in yaptığı araştırmaya göre, sokakta harcanan zaman bir nesilde tam yüzde 50 oranında azaldı! Binlerce yıldır süre gelen alışkanlıkları terk etmiş, dünyayı yeniden yaratma eğiliminde olan bir nesil yetişiyor. Abarttığımı düşünebilirsiniz ancak kafanızı akıllı telefonunuzdan kaldırıp etrafınıza dikkatlice baktığınızda, bu durumu anlamanız çok sürmeyecek.

Tüm bu yazdıklarımdan teknolojinin gelişmesini zararlı ya da şeytani bulan biri olduğum anlaşılmasın. 6 yaşımda tanıştım bu sihirli dünyayla ve internete bağlı olduğunda ev telefonun meşgul olduğu dönemden beri de internetle iç içeyim. Benim anlatmak istediğim durum, tüm bu yeni teknolojilere karşı olmak ya da desteklememek değil, bu teknolojilerin insan yaşamını, binlerce yılda oluşmuş ortak kültürü, gelenekleri, hayatta kalma güdüsünü çok kısa bir sürede yok etme potansiyeline sahip olması. Çocuğunuzla balık tutmak için sandalla denize açıldığınızı ve çocuğunuzun bir kaza sonucu denize düştüğünü düşünün. Çocuğunuzun bu durum karşısında nasıl davranmasını beklersiniz? Tabi ki, hayatta kalma iç güdüsüyle çırpınmasını ve su üstünde kalmak için efor sarf etmesini. Peki ya çocuğunuz çırpınıp su üstünde kalmaya çalışmaktan ziyade hiçbir çaba göstermeyip boğulmayı en baştan kabullendiyse? İşte o zaman telaşlanır, çocuğunuzu kurtarmak için suya atlarsınız. Bu durum uç bir örnek olarak gözükebilir ancak içinde bulunduğumuz durum tam da bu aslında. Çocuğunuz suya düştü ve hayatta kalmak için hiçbir çaba göstermiyor ancak siz o kadar meşgulsünüz ki bunun farkında değilsiniz!

Gelişen teknoloji bilgiye ulaşım alışkanlıklarını da kökten değiştirmiş durumda. Yıllardır süre gelen bir söylem var: Tüm dünya bir tık ötenizde. İstediğiniz her bilgiye yalnızca saniyeler içinde ulaşmanız mümkün. Bir problem mi yaşıyorsunuz Google’a yazmanız yeterli ya da tamir edilmesi gereken bir alet var ancak nasıl yapılacağını bilmiyor musunuz? Youtube’da araştırmanız yeterli. Peki bunları yapıyor muyuz? İnsanlığın binlerce yılda oluşturduğu o bilgi hazinesine erişiyor muyuz? Yoksa tüm bunların yerine sosyal medya hesaplarımızda popüler kültüre ait yüzeysel ve tek lokmalık değersiz içerikleri tüketmeyi mi tercih ediyoruz?

Tüm bu söylediklerim sisteme yönelik bir saldırı değil aslında. Keza binlerce yıldır karşısına çıkan tüm sorunlara deneme-yanılma yöntemiyle de olsa çözümler bulmaya başarabilmiş insanoğlu, karşısına çıkan bu soruna da çözümler bulmayı elbette başaracaktır. Ancak önemli olan nokta, bu deneme-yanılma süreci içerisinde, insanoğlunun kazanmak uğruna kaybetmeyi göze aldığı değerler, yapacağı bu değiş tokuş, geleceğin hiç de umulduğu gibi bir yer olmayacağı sonucunu doğurmakta.

Toparlamak gerekirse, çocukların tablette geçebildikleri bölüm kadar zeki olarak nitelendirildiği bir dünyada yaşıyoruz artık. Düşünmeyen, sorgulamayan, fikir üretmeyen, üretmek yerine tüketmeye alışmış yeni bir nesil yetişiyor ve bu nesil, insanlığın bugüne taşıdığı tüm değerleri yıkmak için çok istekli. Peki ne yapılabilir? Yetişen bu yeni nesil nasıl üretmeye teşvik edilebilir. Aslına bakılırsa bu göründüğü kadar kolay bir iş değil ve yeni neslin kullandığı iletişim araçlarına dahi hakim olamayan, eski neslin üyeleriyle gerçekleştirilebilecek bir olgu değil. Yeni nesli üretmeye teşvik edecek insanları, ideolojileri, fikirleri yine yeni yetişen neslin içinden çıkan bireyler oluşturacak. E-ticaret dersi verip de, internetten alışveriş yapmamış profesörlerle bu işler olmaz ne yazık ki. Önemli olan yeni nesle, içinden bu tarz kişileri çıkarabilmesi için imkanlar yaratmak, onları okumaya, araştırmaya yeni fikirler üretmeye teşvik edecek altyapıları hazırlamak.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

L’Oréal’den Başparmağınıza Sığacak UV Işığı Takip Cihazı

Giyilebilir teknoloji tüm sektörlerin kıskacı altında. Peki, neden kozmetiğin de olmasın ki? L’Oréal ilk giyilebilir teknoloji ürününü piyasa sunmaya hazırlanıyor: kişilerin ne kadar güneşe maruz kaldığını göstererek onları güneş koruyu kullanmaya teşvik etmeyi amaçlayan minik bir cihaz!

Ürünün 2018 Tüketici Elektroniği Fuarı’nda (CES) ilk defa tanıtımını yapan şirket, giyilebilir teknoloji sektörüne resmi olarak adımını attığı bu cihazın bataryasız ilk UV sensörünün bu ürün olacağını açıkladı.

Parmağa yapılan bir oje kadar minik bu cihaz onu takan kişiye gerçek zamanlı UV ışınlarına ne kadar maruz kaldığı ile ilgili veri sağlıyor. Bununla beraber kişiye 3 aylık kapsamlı bir bilgi sağlayarak hangi vakitlerde ne kadar sıklıkla güneşe maruz kaldığına dair geniş çaplı bir gözlem verisi sağlıyor.

Tabii UV ışınları ile L’Oréal’in yaptığı ilk çalışma bu değil.Şirket 2016 yılında My UV Patch isimli yapıştırılabilir cihaz ile de bu zararlı ışınlara ne kadar maruz kaldığımızı ölçmeyi hedefliyordu.

Piyasaya sürülmesinden bu yana L’Oréal’ sahibi olduğu La-Roche Posay markası ile 37 ülkeye yaklaşık 1 milyon UV giyilebilir cihazı sürmüş durumda. Akabinde yaptığı tüketici araştırmaları ise bu cihazın kişilerde “güneşten korunma“ davranışı geliştirmesi konusunda yardımcı olabileceğine işaret ediyor. Böylelikle güneş kreminin daha doğru zamanlarda doğru bir şekilde uygulanacağını düşünen marka cihazın hem iş hem de insan hayatını değiştirmek konusunda olumlu yönleri olduğunu düşünüyor.

Ağır ve kullanışsız giyilebilir teknoloji ürünlerine kıyasla bu cihazı “ giyilebilir teknolojinin geleceği” olarak gören L’Oréal, tırnağa yerleştirilerek kullanılabilen cihazın topladığı 3 aylık dataları “anonim” veriler olarak kullanacağını açıkladı.

Bu yıl Amerika Birleşik Devletleri’nde pilot olarak uygulanması planlanan UV cihazının 2019’da müşteri lansmanının yapılacağı ifade ediliyor.

Ne dersiniz, siz böyle bir cihazı kullanır mıydınız?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link