iPhone 8 ve iPhone 8 Plus’ın Satışa Çıkacağı Tarihler Açıklandı

Apple’ın yeni ürünleri iPhone 8 ve iPhone 8 Plus 20 Ekim’de Türkiye’de satışa sunulacak. Apple’ın yeni modellerinin ne zaman satışa çıkacağına dair ilk açıklamayı Türk Telekom yaptı. Türk Telekom, iPhone 8 ve iPhone 8 Plus modellerini 20 Ekim’den itibaren Türk Telekom mağazalarında satışa sunacak.

Kullanıcılar, iPhone 8 ve iPhone 8 Plus için 13 Ekim’den itibaren “www.turktelekom.com.tr” adresinden ön kayıt yapabilecek.

Turkcell de açıkladı

Turkcell Platinum müşterilerine özel iPhone 8 ve iPhone 8 Plus, yarın itibarıyla ön siparişle satın alınabilecek.

Turkcell açıklamasına göre, Turkcell Platinum müşterileri, iPhone 8 ve iPhone 8 Plus için yarından itibaren “www.turkcell.com.tr”den ön sipariş verebilecek, dilerlerse Turkcell mağazalarındaki ekranlardan da taleplerini iletebilecekler. iPhone’un her iki modeli de 20 Ekim Cuma günü Turkcell mağazalarında yerini alacak.

Uzay grisi, gümüş ve yeni altın olmak üzere üç renk seçeneğiyle sunulan iPhone 8 ve iPhone 8 Plus, akıllı telefonlarda şimdiye kadar kullanılmış “en dayanıklı” cam, Retina HD ekran ve “en güçlü, en akıllı” çipe sahip.

Kablosuz şarj özelliğinin yeni bir yetenek kazandırdığı iPhone’da iki adet 12 megapiksel kamera bulunuyor. Portre ışığı özelliğiyle dramatik stüdyo ışığı efektleri sunan iPhone 8 Plus, bu sayede müşterilerin 5 farklı ışık stilini kullanarak alan derinliği ile “çarpıcı” portreler çekmesine imkan veren portre modunu getiriyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

İstanbul Kültür Üniversitesi İletişim Sanatları Bölümü Mezunu. Reklam Yazarlığı kariyerinden sonra, Pazarlamasyon'da içerik editörlüğü.

Bir Cevap Yazın

Steve Jobs ve Tim Cook’un iPhone Satamadığı Apple Hissedarı: Warren Buffet

Yaklaşık 80 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zengin 3’üncü insanı ve sahip olduğu 23 milyar dolarlık hisseyle Apple’ın en büyük 5’inci hissedarı olan Warren Buffet, Apple CEO’su Tim Cook’un ve Steve Jobs‘un kendisine Iphone satmaya çalıştığını ama bunu başaramadıklarını söyledi.

Cnbce’de katıldığı bir programda konuşan Buffett, Tim Cook’tan her yıl Noel’de bir kart aldığını, bu kartların üzerinde Cook’un  kendisine cep telefonu satmak istediğini yazdığını söyledi.

Buffett, Tim Cook’tan önce yakın olduğu Steve Jobs için de katıldığı bir programda “Steve bana iPhone satmak istiyordu” diye belirtti. 

Apple’daki hisselerinin değeri 23 milyar dolar olan Buffet, gelişen teknolojiye rağmen tercihini kapaklı telefonlardan yana kullandığını söyledi. Gelen soruya esprili bir yanıt veren Buffett, “Benim iPhone aldığım gün, son kalan kişi de Iphone almış demektir” ifadesini kullarak, pazarın henüz doyma noktasına gelmediğini belirtti.

Buffet Iphone salgınına karşı bağışıklık geliştirmiş tek kişi değil; 2016 yılında tüm dünyada 510 milyon adet kapaklı telefon satışı gerçekleştirilmiş durumda.

Warren Buffet’in hissedarı olduğu şirketten telefon almama sebebi kişisel olabilir ancak Apple’ın yakın zamanda itiraf ettiği müşterilere yeni telefon aldırmak için sürümler aracılığıyla telefonları yavaşlatma politikasını da unutmamak lazım.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Steve Jobs’ın Kendi Çocuklarına Kullandırmadığı iPad, Bizim Çocuklarımıza Ne Yapıyor?

Akıllı telefonlar günümüzün vazgeçilmez-taviz verilmez kurtarılmış bölgeleri. Hepimiz orada yaşamaya öylesine alıştık ki, Vodafone’nun yapmış olduğu araştırmaya göre, günde ortalama 250 kez akıllı telefonlara bakma ihtiyacı hissediyoruz. Bu bir alışkanlıktan öte bir bağımlılık hali aslında. Ruhların üzerinde çökmüş bir karabasan misali. Yatağınızdasınız, dış dünyayı hissedebiliyorsunuz, korna çalan arabaların sesleri, bir seyyar satıcı geçiyor apartmanın önünde, duyabiliyorsunuz bunların hepsini, hatta duymanın da ötesinde, bedeniniz sanki yeni bir süper güç kazanmış gibi, duvarların arkasını dahi görebiliyorsunuz ancak hareket edemiyorsunuz. Yatağınızda sıkışıp kalmış bir durumdasınız ve elinizi dahi kaldıramıyorsunuz. Bu bir rüya hali değil eminsiniz, duyduklarınız, gördükleriniz, hissettikleriniz olduğundan daha gerçek ancak ruhunuz bedeninizi ayağa kaldırmaya yetmiyor. Ne kadar çok isteseniz de kolunuzu bile kaldıramıyorsunuz.

Bu durum hepimizin çocukluğunda mutlaka yaşadığı, halk arasında karabasan olarak bilinen, bilimsel açıdan ise uyku felci olarak adlandırılan, gayet doğal bir durum aslında. Abartılacak ya da korkulacak bir durum yok. Bugünün dünyasında, insanların yoğun olarak içine düşmüş olduğu durumun ise abartılacak, endişelenecek hatta korkulacak bir yanı var. Bu, bir alışkanlığın ya da bağımlılığın ötesinde bir durum.

 

 

İnsanoğlu hep daha az efor ile daha fazlasını elde etme eğiliminde oldu. Bugünün teknolojisinin altında yatan ve teknolojinin buralara gelmesini tetikleyen iç güdü de bu aslında bakıldığında. Ancak teknoloji artık öyle bir noktaya geldi ki, insanların yaşamını tehdit etme potansiyelinin de ötesine geçti. Amerika’da yapılan bir araştırma konunun ne kadar vahim boyutlara ulaştığını çok net gösterir nitelikte. Project Wild Thing’in yaptığı araştırmaya göre, sokakta harcanan zaman bir nesilde tam yüzde 50 oranında azaldı! Binlerce yıldır süre gelen alışkanlıkları terk etmiş, dünyayı yeniden yaratma eğiliminde olan bir nesil yetişiyor. Abarttığımı düşünebilirsiniz ancak kafanızı akıllı telefonunuzdan kaldırıp etrafınıza dikkatlice baktığınızda, bu durumu anlamanız çok sürmeyecek.

Tüm bu yazdıklarımdan teknolojinin gelişmesini zararlı ya da şeytani bulan biri olduğum anlaşılmasın. 6 yaşımda tanıştım bu sihirli dünyayla ve internete bağlı olduğunda ev telefonun meşgul olduğu dönemden beri de internetle iç içeyim. Benim anlatmak istediğim durum, tüm bu yeni teknolojilere karşı olmak ya da desteklememek değil, bu teknolojilerin insan yaşamını, binlerce yılda oluşmuş ortak kültürü, gelenekleri, hayatta kalma güdüsünü çok kısa bir sürede yok etme potansiyeline sahip olması. Çocuğunuzla balık tutmak için sandalla denize açıldığınızı ve çocuğunuzun bir kaza sonucu denize düştüğünü düşünün. Çocuğunuzun bu durum karşısında nasıl davranmasını beklersiniz? Tabi ki, hayatta kalma iç güdüsüyle çırpınmasını ve su üstünde kalmak için efor sarf etmesini. Peki ya çocuğunuz çırpınıp su üstünde kalmaya çalışmaktan ziyade hiçbir çaba göstermeyip boğulmayı en baştan kabullendiyse? İşte o zaman telaşlanır, çocuğunuzu kurtarmak için suya atlarsınız. Bu durum uç bir örnek olarak gözükebilir ancak içinde bulunduğumuz durum tam da bu aslında. Çocuğunuz suya düştü ve hayatta kalmak için hiçbir çaba göstermiyor ancak siz o kadar meşgulsünüz ki bunun farkında değilsiniz!

Gelişen teknoloji bilgiye ulaşım alışkanlıklarını da kökten değiştirmiş durumda. Yıllardır süre gelen bir söylem var: Tüm dünya bir tık ötenizde. İstediğiniz her bilgiye yalnızca saniyeler içinde ulaşmanız mümkün. Bir problem mi yaşıyorsunuz Google’a yazmanız yeterli ya da tamir edilmesi gereken bir alet var ancak nasıl yapılacağını bilmiyor musunuz? Youtube’da araştırmanız yeterli. Peki bunları yapıyor muyuz? İnsanlığın binlerce yılda oluşturduğu o bilgi hazinesine erişiyor muyuz? Yoksa tüm bunların yerine sosyal medya hesaplarımızda popüler kültüre ait yüzeysel ve tek lokmalık değersiz içerikleri tüketmeyi mi tercih ediyoruz?

Tüm bu söylediklerim sisteme yönelik bir saldırı değil aslında. Keza binlerce yıldır karşısına çıkan tüm sorunlara deneme-yanılma yöntemiyle de olsa çözümler bulmaya başarabilmiş insanoğlu, karşısına çıkan bu soruna da çözümler bulmayı elbette başaracaktır. Ancak önemli olan nokta, bu deneme-yanılma süreci içerisinde, insanoğlunun kazanmak uğruna kaybetmeyi göze aldığı değerler, yapacağı bu değiş tokuş, geleceğin hiç de umulduğu gibi bir yer olmayacağı sonucunu doğurmakta.

Toparlamak gerekirse, çocukların tablette geçebildikleri bölüm kadar zeki olarak nitelendirildiği bir dünyada yaşıyoruz artık. Düşünmeyen, sorgulamayan, fikir üretmeyen, üretmek yerine tüketmeye alışmış yeni bir nesil yetişiyor ve bu nesil, insanlığın bugüne taşıdığı tüm değerleri yıkmak için çok istekli. Peki ne yapılabilir? Yetişen bu yeni nesil nasıl üretmeye teşvik edilebilir. Aslına bakılırsa bu göründüğü kadar kolay bir iş değil ve yeni neslin kullandığı iletişim araçlarına dahi hakim olamayan, eski neslin üyeleriyle gerçekleştirilebilecek bir olgu değil. Yeni nesli üretmeye teşvik edecek insanları, ideolojileri, fikirleri yine yeni yetişen neslin içinden çıkan bireyler oluşturacak. E-ticaret dersi verip de, internetten alışveriş yapmamış profesörlerle bu işler olmaz ne yazık ki. Önemli olan yeni nesle, içinden bu tarz kişileri çıkarabilmesi için imkanlar yaratmak, onları okumaya, araştırmaya yeni fikirler üretmeye teşvik edecek altyapıları hazırlamak.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link