Google’ın Londra’da Yapacağı Yeni Ofisi

Google, geçtiğimiz günlerde Londra’nın King’s Cross bölgesinde inşa edeceği yeni ofisinin planlarını yayımladı. Planlar, teknoloji devinin yeni ofisinde üç kulvarlı ve 25 metre uzunluğunda bir yüzme havuzu, 200 metre uzunluğunda bir koşu parkuru ve büyük bir spor salonu olduğunu gösteriyor.

11 katlı bina, Google’ın ABD dışında tamamen sahip olduğu ve tasarladığı ilk bina olacak. Bina, doğal bir tema çerçevesinde Heatherwick Studios ve Bjarke Ingels Group (BIG) isimli mimari firmaları tarafından tasarlandı. Bununla birlikte binanın inşasının ne kadara mal olacağı ise şimdilik bilinmiyor. King’s Cross’un internet sitesinde yer alan basın duyurusuna göre Google, yeni ofisinin inşasına 2018 yılında başlamayı planlıyor.

Business Insider’ın yaptığı habere göre Heatherwick Studios’un kurucusu Thomas Heatherwick, Google’ın yeni ofisiyle ilgili yaptığı açıklamada “binanın, birbiriyle değiştirilebilen element ailesinden yapılacağını ve bunun, çalışma alanının esnekliğinin yıllar boyunca korunmasını sağlayacağını” ifade etti.

Google yeni ofis binası, şu andaki Google ofisi ve şimdilik gizemini koruyan üçüncü bir bina ile birleşerek Google’ın Londra’daki kampüsünü meydana getirecek. Bu ofisin toplamda 7.000 Google çalışanına ev sahipliği yapacağı tahmin ediliyor.

Google’ın nefes kesen yeni ofisinin planlarına hep birlikte göz atalım.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlamasyon İçerik Editörü

Bir Cevap Yazın

Google’ın İlk Günleri Hakkında 5 İlginç Gerçek

  • Bu yazımızda, kuruluşunun üzerinden tam 20 sene geçen Google’ın kurulduğu ilk günlerle ilgili bazı ilginç gerçekleri sizlerle paylaştık.
  • Google’ın ilk sunucusu, Lego parçalarından yapılmış bir kasa içerisinde yer alıyordu.
  • Google’ın tarihteki önemli olayları ya da kişileri anmak için hazırladığı doodle’ların ilki, Burning Man festivalini temsil eden bir sopa figürüydü. Bu, şirketin ziyaretçilerine, tüm çalışanlarının festivalde olduğunu ifade etme şekliydi.
  • İlgili Yazı: Google, Alibaba’nın Rakibine 550 Milyon Dolarlık Yatırım Yaptı

Şu anda dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden biri olan Google, bundan tam 20 sene önce üniversite yurt odalarında çalışan iki doktora öğrencisinin bir arama motoru geliştirme fikriyle ortaya çıktı. Bir Silikon Vadisi yatırımcısından 100.000 dolarlık bir yatırım alan Google, 4 Eylül 1998’de faaliyetlerine başladı ve sadece birkaç yıl içinde birçok kişinin bildiği bir şirket haline geldi. Şu anda ise Google, 50 ülkede yaklaşık olarak 60.000 çalışanı bulunan dev bir şirket. World Economic Forum geçtiğimiz günlerde paylaştığı bir yazıda, ABD’li teknoloji şirketinin ilk günleri hakkında bilmiyor olabileceğiniz bazı ilginç gerçekleri paylaştı.

1. Google’ın Kurucuları, Brin, Page’e Okulu Gezdirirken Tanıştılar

Dünyanın en başarılı şirketlerinden biri olan Google’ın arkasındaki iki adam, ilk kez 1995 yılında Stanford Üniversitesi’nde birbirleriyle karşılaştılar. İkinci yıl bilgisayar bilimi öğrencisi olan Sergey Brin, kampüsü potansiyel öğrenci adaylarına göstermek için gönüllü oldu. Bu sırada Larry Page de kampüsü gezenlerden biriydi ve ona kampüsü gezdiren kişi de Brin idi. Brin, Wired dergisine Page ile olan ilk zamanlarını anlatırken “İkimiz de birbirimizi iğrenç bulduk.” gibi ilginç bir itirafta bulundu. Ancak ikili, buna rağmen tanışmalarından kısa bir süre sonra bu kalıcı ortaklığın ilk adımlarını attılar.

2. Google’ın İlk Sunucusu, Lego’dan Yapılmış Bir Kasadaydı

1996 yılında, doktora öğrencileri Page ve Brin, Stanford Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Bölümü’nün Dijital Kütüphane Projesi kapsamında Pagerank algoritmalarını geliştirdiler. İkili, algoritmalarını test etmek için o anda mevcut olan 4 GB maksimum disk kapasitesinden daha fazla depolama alanına ihtiyaç duyuyordu. Her zaman alışılmadık iş uygulamalarıyla tanınan ikili, 10 adet 4 GB diski, Lego parçalarından yapılmış düşük maliyetli, parlak renkli bir kasaya sığdırdı ve böylece dünyanın ilk arama motoru ortaya çıktı.

3. Google’ın Orjinal İsmi Backrub (Sırt Masajı) İdi

Google arama motorunun ilk adı Backrub (sırt masajı) idi. Ancak neyse ki, bu isim kalıcı olmadı. Arama motorunun şimdiki ismi olan Google, aynı zamanda bir fiil görevi görüyor. “Google’lamak” fiili özellikle yurt dışında yıllardır yaygın bir şekilde kullanılıyor. Ancak arama motorunun orijinal ismi kalmış olsaydı, onu fiil olarak kullanmamız biraz garip olabilirdi.

4. Google İsmi, Çok Büyük Bir Sayı Olan “Googol” İfadesinden Türetildi

Backrub isminden vazgeçerek yeniden adlandırılan arama motoru yeni ismini bir kelime oyunundan aldı. Daha da spesifik olmak gerekirse, Google ismi, 1 sayısının yanına 100 adet sıfır eklendiğinde ortaya çıkan sayısı ifade etmek için kullanılan matematiksel bir terim olan “googol” kelimesinden türetilmiştir. Zira googol’un büyük ölçeği, şirketin bilgi dünyasını organize etme, işleme ve buna erişme hedefini yansıtıyor gibi görünüyordu.

5. Google’ın İlk Doodle’ı, Burning Man Festivalini Temsil Eden Bir Sopa Figürüydü

Google’ın, tarihi figürlerin başarılarını kutlamak ya da dünya tarihindeki önemli olayları anmak için zaman zaman ana sayfasında yer verdiği doodle’ları mutlaka hatırlıyorsunuzdur. Ancak doodle’ın ilk kullanım amacı aslında bu değildi. Google’ın ilk doodle’ı, 1998 yılında Burning Man festivalinin temsili kuklasını tasvir eden bir sopa figürü olarak kendini gösterdi. Bu doodle, Google’ın site ziyaretçilerine, tüm personelin Nevada çölündeki etkinliğe katılmak için görevlerini terk ettiğini söyleme şekliydi.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

İlgi Bağımlılığı Ekseninde Sosyal Medya

Toplantı, dersler, konferanslar, aile yemekleri, misafirlikler, aklınıza gelebilecek her yerde telefonlar gençlerin eline yapışmış biçimde ve birbirinden farklı amaçlarla sosyal medyayı kullandıklarını görüyoruz. Ama suçu sadece onlara atmayın, X [1965-1979] ve önceki kuşakların da akıllı cihazlar tarafından esir alındığının farkındayız.

Y [1980-1999] ve Z [2000-….] jenerasyonları, kendi gerçeklikleri değişim gösterecek derecede etkilense de; hepimizin çeşitli sosyolojik değişimler içinde olduğumuzu kimse inkâr edemez.

Facebook’u sollayan Instagram’da harcanan saatlerin istatistikleri, Snapchat efektleri, kedi / köpek filtrelerinin eğlence amacını aşarak her fotoğrafta kullanımı, toplumların IQ’ları ile ilgili soru işaretleri yaratıyor.

Teşhis konabilecek bireylerin dikkat çekmekten hoşlanan, çoğunlukla özgüven eksikliği yaşayan, aidiyet sorunu olan ve toplumsal konumunu güçlendirme ihtiyacı içindeki kullanıcılar olduğu psikiyatristlerce açıklanmıştı.

Kendini yeterince tanımayan ve / veya ‘dış referanslı’ kategorize edilen kişilerin, kendi kimlik / konumlarını anlamak için başka görüşlere ihtiyaç duyduklarını hatırlayalım. Bu bağlamda sosyal medyadan gelen ilgi boynunuza tasmayı geçirdiği anda normalde vermeyeceğiniz cevapları ve tepkileri vermenizin kapısını aralıyor.

2010’da yapılan bir araştırmada kullanıcıların SM’de beğeni, yorum yazma gibi etkileşimlere girdiklerinde yalnızlıktan uzaklaştıkları ve sosyal duygularında artış olduğu ortaya çıkmıştı. Araştırmayı ve işaretlerini doğru okumak gerekiyor. Yüzeysel bir bakışla, SM ve sık etkileşim faydalı görünse de; aşırı kullanıma alıştıktan sonra cihazları ellerinden alınan kullanıcıların depresif tepkileri son derece normal.

Yani SM aslında, kendi magazin programınızın yıldızı olmanıza olanak tanıyor. Sorun onda değil, sorun gündemden çok magazin sevmekte. Bu döngüye girdiğiniz andan itibaren beğeni sayıları, yapılan yorumlar sizi esir alıyor ve bu faktörler hayatınızdan uzaklaştıkça da yetersiz hissetmenize sebep oluyor [Her kullanıcıda böyle olmadığını, bağımlılık altyapısının bu şekilde oluştuğunu unutmayalım].

Önemli olan SM kullanma sıklığınızın, sizin farkında olmadığınız psikolojik durumları ortaya çıkarıp çıkarmadığı, yani aşırı kullanıma kendinizi kaptırmamak, oradaki yeni dünyayı gerçek dünyanız ile değiştirmemek.

Son zamanlarda paylaşımların zaten kontrolden çıktığı açık. Mezarlıkta yakınını defnedenler, hastane yatağında son selfiesini aile büyükleriyle çekenler, trafikte kaza yaptıktan sonra, namazda, dini kitaplar okurken, kolda serumla… listeyi uzatmak mümkün ancak dikkat ettiğiniz üzere liste uzadıkça iş biraz şova dönüşüyor. İnceleme derinleştikçe dijitalleşen bir görgüsüzlük ve statü endişesi, hatta yarışı var.

Bu tür paylaşıları kimimiz aşırıya kaçmadan, kimimiz kaçarak, bir şekilde hepimiz yapıyoruz. Etkileşim yaratma amaçlı yönlendirici (‘Saçımı ne renge boyatsam’, ‘haydi bana soru sorun’ gibi) veya tepki beklentili ([‘Kadınlara / erkeklere güvenmiyorum artık’ v.b) içeriklerin çoğunlukla bağımlılığın ve ilgi isteğinin yansımaları olduğunu zaten SM kullanımı sırasında fark ediyoruz.

Yüzeysel içerikli olup derin görünen özlü sözler, hastanede yer bildirimleri, araç kullanırken ‘bakın kazaya davetiye çıkaran ben ve playback yapan ben’ videoları..vb. hepimizin timeline’da mâruz kaldığı içerikler.

Beynin ödül merkezi (nucleus accumbens) ile SM kullanımı arasında bir bağlantı bulunduğuna, konuyu araştırdıysanız rastlamışsınızdır. İlginin sonucu olarak flörtün dijitalleşmesini daha ayrıntılı merak edenler, serinin gelecek haftalarda yayımlanacak çalışmaları; ‘Dijital Flört Bağımlılığı’ ve DM’den Yürümek’i de inceleyebilirler.

Eskiden entelektüel arkaplanı yoğunlukla hissedilen kişiler bile, onaylanma arzusu – özgüven sorunları ekseninde SM’nin öyle esiri oldu ki, bilişsel yeteneklerimiz üretkenlikten aptallaşmaya sapmaya başlamış görünüyor.

Benzer koşullarda bir alternatif geleceği konu alan 2006 yapımı Idiocracy filmini de bu vesileyle tebessümle analım.

Gerçek iletişim kanallarının kapatılması, dönem itibariyle henüz ölçümlenmesi zor veya imkansız birçok sosyolojik değişime sebep oluyor ve olmaya devam edecek. Ve şüphesiz, rasyonel karar veren bir canlı olduğu ‘iddiasındaki’ insanın; daha dengesiz, metalaşmış, daha yeni bir toplumsal kurgu içine çekildiğini düşünmemek her geçen gün daha da zorlaşacak.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?