Google Glass’a Ne Zaman Kavuşacağız?

Geçtiğimiz yıla damgasını vuran, 2013 baharı sonrası “Glass Explorer” programına dahil olup $1500 dolarlık maliyeti ile ilk kullanıcılara teslim edilen Google’ın insanlık tarihine adını tekrar altın harflerle kazımasını sağlayacak, giyilebilir teknoloji ürünlerinin zirvesi olarak adlandırılan”Glass” projesi bugünlerde çıkış tarihi ile ilgili dedikodular nedeniyle yine gündemin sıcak başlıklarından biri haline geldi. 2013 yılı içerisinde “kaşif” kullanıcıların deneyimleri ile geliştirilen Glass, 28 Ekim itibariyle ilk kullanıcıların cihazlarını yenileri ile değiştirmeye başlamış ve aynı zamanda bu kullanıcılara üç tanıdıkları için $1500 dolar fiyat ile üç Google Glass alma hakkı tanımıştı. Kabaca 10.000 kullanıcının yer aldığı ilk kullanıcı programının da bu sayede genişlemesi hızlandırılmıştı.

Yeni lensi ve mono kulaklığı ile güncellenmiş Google Glass.
Yeni lensi ve mono kulaklığı ile güncellenmiş Google Glass.

Dünyada pek çok teknoloji fanatiğinin merakla çıkış tarihini beklediği şimdiden efsane haline gelen cihazın çıkış tarihi ile ilgili ilk ipucu, Eric Schmidt’in geçtiğimiz yıl “Glass Explorer” programının başlangıcında BBC’de sorulan piyasaya çıkış tarihi sorularına verdiği “bir yıla kadar” (year-ish away) cevabı. Pek çok ABD’li internet yayıncısı bu açıklamayı temel alarak, 2014 yılının yaz aylarına doğru Glass’ın piyasaya çıkacağı üzerine dedikoduları paylaşıyorlar. Yayınlanan pek çok rapora göre, Google’ın da böyle düşündüğünü aktaran analistler, özellikle fiyat konusunda kararsız kalındığını vurguluyorlar.

İlk kullanıcılara $1500 fiyat ile sunulan Glass’ın maliyeti üzerine bir analiz Nasdaq sitesinde paylaşılmıştı. Burada Explorer Programı için üretilen Glass’ın maliyetinin 210 dolar civarında olduğu ortaya konmuştu.

gglass_table_big

Piyasada kullanıcıların 500 dolar civarındaki fiyatlar için oldukça hevesli olduklarına dair araştırmalar yayınlanıyor. Ancak şahsi fikrim iPhone 5S’in unlocked fiyatının  (16 GB) ABD’de $649 olduğu bir durumda, Glass’ın sunduğu müthiş kullanıcı deneyimi ile bundan daha fazlasını hak ettiği aşikar. Mutlaka Google’ın yapacağı pazar araştırmaları burada daha önemli, ancak  böyle bir cihazın iPhone’dan ucuz olmasına gönlüm elvermiyor. Fakat 500 dolar civarında bir satış fiyatı belirlenirse bu akıllı telefonların pazar payını çok hızlı bir şekilde sarsacak ve kısa sürede dünyayı başka bir boyuta taşıyacak gibi gözüküyor.

Glass Explorer programına dahil olup deneyimlerini paylaşan kullanıcıların videolarını izleyerek sizler de geleceğe yön verecek bu teknolojinin yapabilecekleri hakkında fikir sahibi olabilir ve heyecanlanmaya başlayabilirsiniz.

http://www.youtube.com/watch?v=GHnpt9toFnA&feature=share&list=PLyR4fvjGTgA47JSh-5X4sVoUdigAbJiNo

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

İnternet yayıncılığı, içerik yönetimi üzerine çalışmalar yapar.

Bir Cevap Yazın

Vestel’in Yerli Otomobilinin İlk Görselleri Yayınlandı

Vestel’in tasarladığı yeni elektrikli otomobilinin ilk görüntüleri ortaya çıktı. Vestel’in 7 Eylül 2018’de yaptığı tescil başvurusunun yer aldığı ve 9 Ekim 2018 tarihinde yayınlanan Türk Patent ve Marka Kurumu’nun Tasarımlar Bülteni’ne göre Vestel’in yerli otomobilinin adı ise “VEO” olacak. 6 farklı görselin paylaşıldığı başvuruya göre VEO’nun tasarımcıları ise şunlar: Burak Emre Altınordu, Kazım Doku ve Mehmet Kaya.

Zorlu grup şirketlerinden Zorlu Enerji de dün elektrikli otomobil pazarına odaklanarak, 2019 sonunda Türkiye’nin her yerini elektrikli araçla dolaşabilecek şekilde bir sistem oluşturup, 200 ayrı lokasyonda hızlı şarj istasyonu kuracağını ve bunun için 10 milyon dolarlık bir yatırım gerçekleştireceğini duyurmuştu.

İşte VEO’dan ilk görüntüler:

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Haşlanan Kurbağa Olmak Televizyondan Sonra Radyonun da Kaderi Mi?

Kaynar suya atılmasıyla birlikte can havliyle fırlayan kurbağa ile su dolu kabın yavaş yavaş kaynatılmasıyla ölüme mahkum edilen kurbağanın hikayesi hepimizin malumu. Zaman içerisinde yavaş yavaş değişen koşulların kurbağayı ölüme kadar götürdüğü bu durum, her ne kadar bugün yaşadığımız dünyada içinde bulunduğumuz durumla kısmi bir paralellik gösterse de, insanoğlu olarak biz ölmeyi değil bu duruma adapte olmayı seçmişe benziyoruz.

Bugün onlarsız bir hayat düşleyemediğiniz araç ve hizmetlere bir bakın. Instagram, WhatsApp, YouTube, Netflix? Nasıl oldu da 10 yıl önce adını bilmediğimiz, varlığından haberdar olmadığımız bu garip isimler hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline dönüştüler? Sahi biz ne zaman “Cep telefonu olmadan nasıl yaşıyorduk yahu?” demeye başladık. İçinde bulunduğunuz suyun sıcaklığını hissediyor musunuz?

Yavaş yavaş gerçekleşen bu dönüşüm elbette insanoğlunun teknolojiye olan açlığı ve aşkıyla açıklanabilir ve dayanılabilir bir yapıya bürünse de, biz pazarlamacılar için bugüne kadar hiç bu denli yoğun bir formuyla karşılaşılmamış zorlu bir durumun da işaretçisi. Her gün farklılaşan ve çeşitlenen reklam kanalları, her birinin kendine özgü dinamikleri, tüketicilerin değişen tüketim alışkanları derken, bugün pazarlamacıların önlerindeki en büyük meydan okumalardan biri şüphesiz reklam kanalları özelinde geleceği öngörebilmek.

Peki tüm bu olan bitenle kurbağanın ya da radyonun ne ilgisi var? Yıkıcı bir değişimin artçı sarsıntıları zaman içerisinde kendini gösterirken, yani su yavaş yavaş kaynama noktasına ulaşırken, televizyonun YouTube ve Netflix karşısında mağlubiyete doğru giderken oluşturduğu sismik dalgaların bir benzerini bugün podcastler karşısında radyoda görüyoruz.

Devir artık kişisel deneyim devri. Bugün özellikle Y ve sonrası kuşaklar için televizyon gibi sınırları kati, kalın çizgilerle çizilmiş bir mecranın varlığı, dikte edilmiş içerikler doğrultusunda kabul edilebilir bir yapıdan çıkmış durumda. Bu kuşaklara mensup hiçbir kimseyi akşam saat 8’de televizyon karşısına geçirip, bir dizi uğruna o ekranın karşısında saatlerce oturtamazsınız. Onlar ne zaman, nerede, hangi içeriği, ne kadar tüketmek istiyorsa o kadar tüketen, aracın arka koltuğundan kalkıp, sürücü koltuğuna oturmuş yeni nesil tüketici.

Radyoda da durum bundan farklı değil. Ülkemizde bilinirliği her ne kadar diğer ülkelere nazaran sınırlı olsa da, podcastlerin yarattığı dalgayı görmemek mümkün değil. Radyonun, başkaları tarafından çizilmiş sınırları içine hapsolmayı reddeden, ne zaman, nerede, hangi içeriği, ne kadar dinlemek istediğini kendi seçen, radyonun doğasında yer alan statükoyu kabul etmeyen yeni nesil tüketici, podcast gibi kendi beğenileri doğrultusunda özelleştirerek dinleyebileceği alternatif bir mecraya kaymış durumda.

Radyo televizyonla aynı kaderi paylaşmanın eşiğinde. Dünya hızla değişiyor, su giderek ısınıyor, doğal seleksiyon reklam kanallarında da yaşanmaya devam ediyor. Önümüzdeki yıllarda podcastin hızlı yükselişine, radyonun ise artık nostaljik bir öğe olmasının dönüşüne şahit olacağız.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?