Gelecek 10 Yıla Damga Vuracak Teknoloji: Arttırılmış Gerçeklik

“Sanal Gerçeklik” teknolojisinin her geçen gün daha fazla kullanım alanı bulduğu ve daha popüler olmaya başladığı şu günlerde bir adım geriden emin adımlarla gelen benzer bir teknoloji yavaş da olsa etkisini hissettirmeye başlıyor. Mayıs ayında kaleme aldığım bir yazımda da belirttiğim gibi bu, geleceğin en önemli teknolojilerinden biri olacak ve bildiğimiz anlamda pek çok teknolojik ürünün sonunu getirecek.

Neden bahsediyorum? Tabi ki “Artırılmış Gerçeklik”. Kısaca ve yaygın kullanımıyla “AR”, oyunlar, çeşitli uygulamalar, eğitim çözümleri gibi bazı kullanım alanlarıyla günümüzde az da olsa zaten yer alan bir teknoloji. Henüz emekleme aşamasında. Ancak 2017 “artırılmış gerçeklik” için heyecan verici bir yıl oldu.

Konuya hakim olmayanlar için belirtmek gerekirse Artırılmış Gerçeklik, “Sanal Gerçeklikten” farklı olarak, sizi olduğunuz mekandan soyutlamadan, bulunduğunuz mekan üzerine dijital, grafik yerleştirmeler yapabilen, hologramlar yaratabilen bir teknoloji. Kısacası sizi gerçek hayattan soyutlamadan -benim sık sık dile getirdiğim tabirle- bulunduğunuz mekana sihir katıyor.

Teknoloji devleri yatırım yapıyor

Facebook’un Mayıs ayında gerçekleştirdiği F8 konferansında sahneye çıkan kurucu ve CEO Mark Zuckerberg önümüzdeki yıllarda Artırılmış Gerçeklik teknolojisine yapacağı yatırımlara odaklanmış ve bu teknolojiyi önümüzdeki 10 yılın en önemli teknolojilerinden biri olarak nitelendirmişti. AR destekli “Akıllı Gözlüklerin” önümüzdeki günlerde Facebook’un en ciddi yatırımlardan birinin olacağının sinyalini vermişti.

Ardından sonbahara girerken Google “ARCore”, Apple is “ARkit” adını verdiği AR platformlarını tanıttı. Bu platformlar şu anda bazı akıllı telefon ve tabletlerle çalışabilen uygulamaları kapsıyor.

Özellikle ARkit için tasarlanan ve şu an kullanımda olan bazı uygulamalar göz kamaştırıcı. Mesela kalabalık bir alandasınız ve bir arkadaşınızı arıyorsunuz. Neon adlı uygulamayla telefonunuzda arkadaşınızın yolladığı konumu bulmanız çok kolay.

Ya da bir mobilya alacaksınız ama dar ve kısıtlı alanınızda nasıl duracak diye tasalanıyorsunuz. Ikea’nın AR aplikasyonu size satın almadan önce ürünün odanızda nasıl duracağını gösterebiliyor.

Şüphesiz Apple da Google da geliştirdikleri bu akıllı telefon platformunu akıllı gözlüğe, hatta daha ileri aşamada akıllı lense, geçişte bir başlangıç ve tanıtım amacı olarak görüyor. Ne de olsa sürekli telefon elimizde, gözümüzün önünde dolaşmak mümkün değil. İnsanlar teknolojiye ısınıyor, potansiyelini keşfediyor. Akıllı gözlüklere geçmek için hazırlanıyor. Zaten iki firmanın da akıllı gözlük projeleri üzerine çalıştığını biliyoruz.

Akıllı gözlükler geliyor

Microsoft “Artırılmış (Karma) Gerçeklik” teknolojisini kullanan Hololens adlı gözlüğünü ilk olarak 2015 yılında tanıtmıştı. Aradan geçen sürede ürün geliştirildi, çeşitli kullanım alanları yaratıldı. Ama henüz son kullanıcıya uygun halini göremedik. Yine de tanıtım videolarını izleseniz bile potansiyalinin ne kadar müthiş olduğunu görebilirsiniz. Kullanım alanları o kadar geniş olabilir ki.

Örnek vermek gerekirse aşağıdaki video Microsoft tarafından geleceğin spor karşılaşmalarını nasıl izleyebileceğimizi hayal etmemize yardımcı olması amacıyla paylaşılmıştı.

Birkaç gün önce ise uzun süredir beklenen bir haber geldi. Tıpkı Microsoft Hololens gibi bir Artırılmış (Karma) Gerçeklik gözlüğü üzerine çalışan “Magic Leap” firması uzun süredir sır gibi sakladığı ürünü “Magic Leap One”ı tanıttı.

Magic Leap aslında 2011 yılında Rony Abovitz tarafından Florida’da kurulan küçük bir girişim. Geçtiğimiz uzun süre boyunca yayınladığı bazı videolarla üzerine çalıştığı teknoloji konusunda ipuçları verse de, ürünün kendisini hiçbir şekilde gün yüzüne çıkarmamıştı. Ancak bu süreçte Google, Alibaba, Qualcomm, Warnes Bros gibi firmalardan çok önemli yatırımlar almayı da başardı.

Yarış henüz başlıyor

Şirket sonunda “Magic Leap One” adını verdiği ürününün neye benzediğini gösterdi. Tıpkı Hololens benzeri bir teknoloji kullanan ürün ekstra bir bilgisayar ya da telefona ihtiyaç duymadan, belinize takılabilen ekstra bir birimde yer alan işlemcinin gücüyle çalışıyor. Gözlük tıpkı Hololens gibi, sizi bulunduğunuz mekandan soyutlamadan, sanal bir dünya yaratabiliyor.

Şirket şimdi ilk siparişleri alıyor ve geliştirici modellerini 2018 yılında teslim etmeye başlayacak.

Artırılmış Gerçeklik teknolojisi pek çok insan için henüz fazla bir şey ifade etmiyor olabilir ama önümüzde duran teknolojinin potansiyeli çok büyük. Görünen o ki teknoloji devlerinin Artırılmış Gerçeklik yarışı henüz başlıyor ve önümüzde çetin bir mücadele var.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

CNN Türk Program Müdürü

Bir Cevap Yazın

Steve Jobs’ın Kendi Çocuklarına Kullandırmadığı iPad, Bizim Çocuklarımıza Ne Yapıyor?

Akıllı telefonlar günümüzün vazgeçilmez-taviz verilmez kurtarılmış bölgeleri. Hepimiz orada yaşamaya öylesine alıştık ki, Vodafone’nun yapmış olduğu araştırmaya göre, günde ortalama 250 kez akıllı telefonlara bakma ihtiyacı hissediyoruz. Bu bir alışkanlıktan öte bir bağımlılık hali aslında. Ruhların üzerinde çökmüş bir karabasan misali. Yatağınızdasınız, dış dünyayı hissedebiliyorsunuz, korna çalan arabaların sesleri, bir seyyar satıcı geçiyor apartmanın önünde, duyabiliyorsunuz bunların hepsini, hatta duymanın da ötesinde, bedeniniz sanki yeni bir süper güç kazanmış gibi, duvarların arkasını dahi görebiliyorsunuz ancak hareket edemiyorsunuz. Yatağınızda sıkışıp kalmış bir durumdasınız ve elinizi dahi kaldıramıyorsunuz. Bu bir rüya hali değil eminsiniz, duyduklarınız, gördükleriniz, hissettikleriniz olduğundan daha gerçek ancak ruhunuz bedeninizi ayağa kaldırmaya yetmiyor. Ne kadar çok isteseniz de kolunuzu bile kaldıramıyorsunuz.

Bu durum hepimizin çocukluğunda mutlaka yaşadığı, halk arasında karabasan olarak bilinen, bilimsel açıdan ise uyku felci olarak adlandırılan, gayet doğal bir durum aslında. Abartılacak ya da korkulacak bir durum yok. Bugünün dünyasında, insanların yoğun olarak içine düşmüş olduğu durumun ise abartılacak, endişelenecek hatta korkulacak bir yanı var. Bu, bir alışkanlığın ya da bağımlılığın ötesinde bir durum.

 

 

İnsanoğlu hep daha az efor ile daha fazlasını elde etme eğiliminde oldu. Bugünün teknolojisinin altında yatan ve teknolojinin buralara gelmesini tetikleyen iç güdü de bu aslında bakıldığında. Ancak teknoloji artık öyle bir noktaya geldi ki, insanların yaşamını tehdit etme potansiyelinin de ötesine geçti. Amerika’da yapılan bir araştırma konunun ne kadar vahim boyutlara ulaştığını çok net gösterir nitelikte. Project Wild Thing’in yaptığı araştırmaya göre, sokakta harcanan zaman bir nesilde tam yüzde 50 oranında azaldı! Binlerce yıldır süre gelen alışkanlıkları terk etmiş, dünyayı yeniden yaratma eğiliminde olan bir nesil yetişiyor. Abarttığımı düşünebilirsiniz ancak kafanızı akıllı telefonunuzdan kaldırıp etrafınıza dikkatlice baktığınızda, bu durumu anlamanız çok sürmeyecek.

Tüm bu yazdıklarımdan teknolojinin gelişmesini zararlı ya da şeytani bulan biri olduğum anlaşılmasın. 6 yaşımda tanıştım bu sihirli dünyayla ve internete bağlı olduğunda ev telefonun meşgul olduğu dönemden beri de internetle iç içeyim. Benim anlatmak istediğim durum, tüm bu yeni teknolojilere karşı olmak ya da desteklememek değil, bu teknolojilerin insan yaşamını, binlerce yılda oluşmuş ortak kültürü, gelenekleri, hayatta kalma güdüsünü çok kısa bir sürede yok etme potansiyeline sahip olması. Çocuğunuzla balık tutmak için sandalla denize açıldığınızı ve çocuğunuzun bir kaza sonucu denize düştüğünü düşünün. Çocuğunuzun bu durum karşısında nasıl davranmasını beklersiniz? Tabi ki, hayatta kalma iç güdüsüyle çırpınmasını ve su üstünde kalmak için efor sarf etmesini. Peki ya çocuğunuz çırpınıp su üstünde kalmaya çalışmaktan ziyade hiçbir çaba göstermeyip boğulmayı en baştan kabullendiyse? İşte o zaman telaşlanır, çocuğunuzu kurtarmak için suya atlarsınız. Bu durum uç bir örnek olarak gözükebilir ancak içinde bulunduğumuz durum tam da bu aslında. Çocuğunuz suya düştü ve hayatta kalmak için hiçbir çaba göstermiyor ancak siz o kadar meşgulsünüz ki bunun farkında değilsiniz!

Gelişen teknoloji bilgiye ulaşım alışkanlıklarını da kökten değiştirmiş durumda. Yıllardır süre gelen bir söylem var: Tüm dünya bir tık ötenizde. İstediğiniz her bilgiye yalnızca saniyeler içinde ulaşmanız mümkün. Bir problem mi yaşıyorsunuz Google’a yazmanız yeterli ya da tamir edilmesi gereken bir alet var ancak nasıl yapılacağını bilmiyor musunuz? Youtube’da araştırmanız yeterli. Peki bunları yapıyor muyuz? İnsanlığın binlerce yılda oluşturduğu o bilgi hazinesine erişiyor muyuz? Yoksa tüm bunların yerine sosyal medya hesaplarımızda popüler kültüre ait yüzeysel ve tek lokmalık değersiz içerikleri tüketmeyi mi tercih ediyoruz?

Tüm bu söylediklerim sisteme yönelik bir saldırı değil aslında. Keza binlerce yıldır karşısına çıkan tüm sorunlara deneme-yanılma yöntemiyle de olsa çözümler bulmaya başarabilmiş insanoğlu, karşısına çıkan bu soruna da çözümler bulmayı elbette başaracaktır. Ancak önemli olan nokta, bu deneme-yanılma süreci içerisinde, insanoğlunun kazanmak uğruna kaybetmeyi göze aldığı değerler, yapacağı bu değiş tokuş, geleceğin hiç de umulduğu gibi bir yer olmayacağı sonucunu doğurmakta.

Toparlamak gerekirse, çocukların tablette geçebildikleri bölüm kadar zeki olarak nitelendirildiği bir dünyada yaşıyoruz artık. Düşünmeyen, sorgulamayan, fikir üretmeyen, üretmek yerine tüketmeye alışmış yeni bir nesil yetişiyor ve bu nesil, insanlığın bugüne taşıdığı tüm değerleri yıkmak için çok istekli. Peki ne yapılabilir? Yetişen bu yeni nesil nasıl üretmeye teşvik edilebilir. Aslına bakılırsa bu göründüğü kadar kolay bir iş değil ve yeni neslin kullandığı iletişim araçlarına dahi hakim olamayan, eski neslin üyeleriyle gerçekleştirilebilecek bir olgu değil. Yeni nesli üretmeye teşvik edecek insanları, ideolojileri, fikirleri yine yeni yetişen neslin içinden çıkan bireyler oluşturacak. E-ticaret dersi verip de, internetten alışveriş yapmamış profesörlerle bu işler olmaz ne yazık ki. Önemli olan yeni nesle, içinden bu tarz kişileri çıkarabilmesi için imkanlar yaratmak, onları okumaya, araştırmaya yeni fikirler üretmeye teşvik edecek altyapıları hazırlamak.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

L’Oréal’den Başparmağınıza Sığacak UV Işığı Takip Cihazı

Giyilebilir teknoloji tüm sektörlerin kıskacı altında. Peki, neden kozmetiğin de olmasın ki? L’Oréal ilk giyilebilir teknoloji ürününü piyasa sunmaya hazırlanıyor: kişilerin ne kadar güneşe maruz kaldığını göstererek onları güneş koruyu kullanmaya teşvik etmeyi amaçlayan minik bir cihaz!

Ürünün 2018 Tüketici Elektroniği Fuarı’nda (CES) ilk defa tanıtımını yapan şirket, giyilebilir teknoloji sektörüne resmi olarak adımını attığı bu cihazın bataryasız ilk UV sensörünün bu ürün olacağını açıkladı.

Parmağa yapılan bir oje kadar minik bu cihaz onu takan kişiye gerçek zamanlı UV ışınlarına ne kadar maruz kaldığı ile ilgili veri sağlıyor. Bununla beraber kişiye 3 aylık kapsamlı bir bilgi sağlayarak hangi vakitlerde ne kadar sıklıkla güneşe maruz kaldığına dair geniş çaplı bir gözlem verisi sağlıyor.

Tabii UV ışınları ile L’Oréal’in yaptığı ilk çalışma bu değil.Şirket 2016 yılında My UV Patch isimli yapıştırılabilir cihaz ile de bu zararlı ışınlara ne kadar maruz kaldığımızı ölçmeyi hedefliyordu.

Piyasaya sürülmesinden bu yana L’Oréal’ sahibi olduğu La-Roche Posay markası ile 37 ülkeye yaklaşık 1 milyon UV giyilebilir cihazı sürmüş durumda. Akabinde yaptığı tüketici araştırmaları ise bu cihazın kişilerde “güneşten korunma“ davranışı geliştirmesi konusunda yardımcı olabileceğine işaret ediyor. Böylelikle güneş kreminin daha doğru zamanlarda doğru bir şekilde uygulanacağını düşünen marka cihazın hem iş hem de insan hayatını değiştirmek konusunda olumlu yönleri olduğunu düşünüyor.

Ağır ve kullanışsız giyilebilir teknoloji ürünlerine kıyasla bu cihazı “ giyilebilir teknolojinin geleceği” olarak gören L’Oréal, tırnağa yerleştirilerek kullanılabilen cihazın topladığı 3 aylık dataları “anonim” veriler olarak kullanacağını açıkladı.

Bu yıl Amerika Birleşik Devletleri’nde pilot olarak uygulanması planlanan UV cihazının 2019’da müşteri lansmanının yapılacağı ifade ediliyor.

Ne dersiniz, siz böyle bir cihazı kullanır mıydınız?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link