Avrupa Birliği, Google’a 2,4 Milyar Euro Ceza Kesti

Google, arama sonuçlarını manipule ettiği gerekçesiyle Avrupa Birliği tarafından 2,4 milyar Euro tutarında bir para cezasına çarptırıldı. Bu karar, teknoloji devinin arama algoritmaları üzerinde yürütülen 7 yıllık bir soruşturmanın ardından geldi. Bu 7 yıllık soruşturma sonucunda, Google’ın kendi fiyat karşılaştırma servisini sistematik olarak kayırarak egemen pozisyonunu kötüye kullandığı kanısına varıldı. Bu, şimdiye kadar Avrupa Birliği’nin yürütme organı olan Avrupa Komisyonu tarafından verilen en büyük tekel kurulmasını önleyici ceza olma özelliği taşıyor. Bundan önceki en büyük ceza 2009 yılında Intel’e verilen 1 milyar Euro tutarındaki cezaydı.

The Verge’ün haberine göre, bu soruşturmanın odağında şirketin arama motorunun içine entegre edilmiş olan fiyat karşılaştırma özelliği vardı. Komisyonun gerçekleştirdiği soruşturmada, şirketin, rakip fiyat karşılaştırma sitelerini göz ardı ederek değerlerine aldırmadan kendi sonuçlarını gösterdiği sonucuna ulaştı. Google, bu karar nedeniyle kendi servisi ve rakip fiyat karşılaştırma servislerine eşit muamele yapabilmek için arama algoritmasının internet sitelerini sıralama şeklini değiştirmek zorunda kalacak, ki bu Google’ın hiç de yapmak isteyeceği bir şey değil. Bununla birlikte Avrupa Birliği, Google’ın mevcut tutumunu sonlandırmaması durumunda, günlük ortalama cirosunun %5’ine kadar günlük cezalarla karşı karşıya kalabileceğini ifade ediyor.

Google ise Avrupa Birliği’nin kendisine verdiği bu cezayla ilgili olarak yaptığı açıklamada karara katılmadıklarını, komisyonun kararını değerlendireceklerini ve temyize gidebileceklerini ifade etti. Teknoloji devi temyize gittiği takdirde, temyizden kesin kararın çıkması yıllar sürebilir.

Bununla birlikte geçtiğimiz haftalarda da Google Türkiye’nin müşterilerine reklam satış faturalarını İrlanda’dan kestiği ve Türkiye’yi çok yüksek oranlarda vergi kaybına uğrattığını tespit edildiği ve de bu nedenle şirkete Maliye Bakanlığı tarafından 300 milyon TL tutarında bir ceza kesildiği ortaya çıkmıştı.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlamasyon İçerik Editörü

Bir Cevap Yazın

Facebook ve Google’ın Siyasi Reklamlarla Başı Dertte

Facebook

Facebook, Google ve diğer çevrimiçi platformlarda yayınlanan siyasi propaganda içerikli reklamlar, artık Federal Seçim Komisyonu tarafından çizilen çerçeve kapsamında ve daha sıkı kurallarla denetlenmek isteniyor.

Komisyonda Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Demokrat Parti üyesi Ellen Weintraub’un paylaştığı teklif radyoda, televizyonda ve basılı reklamlarda yayınlanan siyasi içerikli reklamlarda olduğu gibi, internette yer alan politik reklamların da kaynağının açıklanmasını şart koşuyor. Kongre, konuyla ilgili ciddi bir düzenleme olarak kabul edilen tasarıyı, 8 Mart’taki halka açık oturumda tartışacak.

Siyasi içerikli internet reklamları ABD’de oldukça popüler durumda.

Hatırlayacağınız üzere, Rusya’nın Donald Trump’ın kazandığı 2016 yılındaki ABD Başkanlık Seçimi‘ni sosyal ağlarda ve dijital ortamlarda manipüle ettiğine, Amerikan halkı üzerinde algı operasyonu yaptığına, hatta belli yöndeki propagandalara seçim sonuçlarını değiştirecek derecede maddi destek verdiğine dair iddialar hâlen sürüyor.

Kongrenin gündemine getirilen tasarı buradan hareketle, hem bu iddiaları daha yakından inceleyebilmek hem de benzer şüphelerin tekrarlanmaması için Facebook ve Google gibi dijital alandaki dev platformların, yayınladıkları siyasi içerikli reklamların sponsorlarının kim olduğu, bu reklamlara ne kadar para harcandığı, reklamların hangi kesimleri hedeflediği ve benzeri birçok noktada hem Beyaz Saray’a hem de Kongre’ye açıklama yapması kuralını getiriyor.

Federal Election Commission
Federal Seçim Komisyonu’nun gündeme getirdiği tasarı, siyasi içerikli internet reklamlarına sıkı denetim getiriyor.

Federal Seçim Komisyonu’nun teklifi, siyasal propaganda çalışmalarını, siyasi partileri ve teknoloji şirketleri de dahil olmak üzere federal seçimleri etkileyebilecek diğer kurumları kapsıyor. Bu durumda, söz konusu kapsamda faaliyet gösteren taraflara ait platformların ilgili mevzuata uyum sağlayacak hâle gelmesi gerekecek.

Yine de hikâyenin burada başlamadığını, konunun tâ 2011’e kadar uzandığını da belirtmemiz gerekiyor. Facebook o yıl, reklamlardaki “sponsorlu” ifadesinin sponsorun kimliğine dair bilgi vermediğini ve sponsorun internet sitesine yönlendirme yapmadığını belirterek Federal Seçim Komisyonu’ndan bu konuda muafiyet talep etmişti. Konu komisyonda görüşülmüş ama herhangi bir karar bağlanamamıştı.

Vladimir Putin
Rus manipülasyonuyla ilgili başı en çok ağrıyan platformlardan biri de Facebook.

2015 ve 2016 yıllarında Facebook, Google ve diğer bazı önemli internet sitelerinin Ruslar tarafından, Amerikan halkını politik konularda etkilemek amacıyla kullanıldığının ortaya çıkması, doğal olarak bu konunun komisyon tarafından yeniden gündeme getirilmesine yol açtı. Açıkçası komisyon bu sefer, sert kurallar koymakta ve sıkı denetim getirmekte kararlı görünüyor.

Nitekim söz konusu tasarı, internette metin veya görsel grafik biçimindeki siyasi içerikli reklamlarda reklamverenin adının yeterli büyüklükte ve açıkça okunabilir harflerle yazılmasını zorunlu tutuyor. Dijital müzik platformları ve internet radyolarında verilen politik reklamlar da düzenlemeden nasibini alacak. Zira buralarda verilen siyasi reklamlar sözlü feragatnameleri içermek zorunda olacak ve çevrimiçi video ve sesli mesaj yoluyla reklam veren adayların ad ve soyadlarını tam olarak belirterek “Bu mesajı onaylıyorum” ifadesini ekleyecek. Tasarı yasalaşırsa, internetteki ücretsiz içerikleri de etkileyecek. Örneğin YouTube’a ücretsiz bir şekilde video yükleyen siyasi kuruluş veya kişi, içerikten sorumlu olduğunu belirtecek. Mevcut yasada bu durum yalnızca reklamlı olarak paylaşılan politik videolarda sınırlı.

Tasarı yasalaşırsa, yeni düzenlemeden YouTube da derinden etkilenecek. Sponsorlu ya da sponsorsuz her siyasi reklamda yeni kıstaslar aranacak.

Komisyondan geçmesi için Cumhuriyetçi Parti’nin desteği gereken tasarı, sanal ve artırılmış gerçeklik konuları da dahil olmak üzere, teknolojik gelişmelerin yasal çerçevede düzenlenmesi yolunda önemli bir adım olarak kabul ediliyor.

Federal Seçim Komisyonu’nun (FEC) internetteki politik reklamların yasal yönden düzenlenmesine ilişkin ilk girişimi elbette bu değil. Komisyon 2006 yılında Youtube’dan, bu platformda bireyler veya kimi gruplar tarafından satın alınan çevrimiçi siyasi reklamların ne kadara mal olduğuna dair bilgi vermesini istemişti. Hatta bu istek, başka sitelerde banner olarak bulunan ücretli politik reklamların tamamını da kapsar nitelikteydi. Komisyon, blog ve benzeri kişisel görüş içeren bazı dijital iletişim kanallarını ise bundan muaf tutmuştu.

Görünüşe göre, 2011 yılında FEC’in taleplerine direnen Facebook’u bu sefer daha zor bir mücadele bekliyor.

Tasarının yasalaşıp yasalaşmayacağı şimdilik meçhul. Fakat kendi durumumuza dönüp baktığımızda, bilişim hukuku konusunda henüz yeterli sayıda ve nitelikte insan kaynağının bile olmadığı ülkemizde, buna benzer çalışmaları görmek şimdilik yalnızca bir hayal olarak duruyor. Çünkü bilişim hukukunun genellikle sansüre yasal dayanak olarak kullanıldığı ve bunun kanıksandığı bir ortamda, politik reklamların kaynağını sorgulamak üst düzeyde bir şeffaflık ve hesap verebilirlik anlayışı ile özel uzmanlık gerektiren kalifiye insan kaynağına ihtiyaç duyar.

Peki, ABD’de gündeme gelen bu konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Siyasi amaçla verilen çevrimiçi reklamların kaynağının ayrıntılı bir şekilde sorgulanması ve en derin noktalarına kadar devlet kurumlarına bilgi verilmesi bir şeffaflık göstergesi mi, yoksa siyasi propaganda özgürlüğünü gelecekte kısıtlayabilecek bir düzenleme mi?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Taranabilir Raf Etiketleri, Alışveriş Deneyimini Nasıl Değiştirebilir?

Bluetooth teknolojisiyle çalışan ve belli bir alan içerisindeki insanların akıllı telefonlarına anlık bildirimler gönderebilen beacon isimli cihazlar, geçtiğimiz yıllarda perakende sektörünün aktif olarak kullanabileceği bir yenilik olarak görülüyordu. Ancak markaların fiziksel perakende mağazalarında müşterileriyle iletişime geçmelerini ve onlar hakkında bilgi toplamalarını sağlayan bu cihazlar, birtakım ciddi dezavantajlara sahip ve şimdi ise yerini bir başka teknolojiye bırakabilir.

Adweek’in yaptığı habere göre, taranabilir raf etiketleri, markalara istedikleri şekilde müşterileriyle etkileşime geçme imkanı sunarak beacon’ların kullanımında ortaya çıkan problemlere bir çözüm getirebilir. SapientRazorfish isimli dijital ajansta ticaret stratejisinden sorumlu başkan yardımcısı olarak görev yapan Steve White’ın belirttiğine göre, akıllı telefonlardaki NFC çiplerinin yaygın bir şekilde kullanımıyla birlikte, NFC destekli raf etiketleri alışveriş yapanların ek bilgilere erişimini sağlayabilir.

NFC destekli raf etiketlerinin güzel yanlarından biri, tek bir seferde herkese belirli bir mesajı göndermek yerine, müşterilere ihtiyaç duydukları anda yardımcı olması olarak gösterilebilir. Bu nedenle de perakendecilerin, müşterilerin mesaj yağmuruna tutulması konusunda endişe etmelerine gerek kalmıyor. Bununla birlikte Steve White, bu teknoloji sayesinde belirli ürünlerde kişiye özel indirimli fiyatlar sunulabileceğini ifade ediyor.

Bunların yanı sıra, beacon teknolojisinde kullanıcıların mesajları alması için telefonlarının Bluetooth özelliğini açmaları gerekiyordu. Ancak akıllı telefonlarda bulunan NFC çipleri, kullanıcıların, telefonlarının Bluetooth özelliğini açmalarına gerek kalmadan mesajları almalarına imkan tanıyor.

Henüz NFC destekli raf etiketlerinin, beacon’ların yerini alacağını söylemek için erken olsa da, bu teknolojinin yakın gelecekte kullanılacağına işaret eden birtakım adımlar da atılıyor. Örneğin, ABD merkezli perakende şirketi Kroger kısa bir süre önce EDGE (Enhanced Display for Grocery Environment / Market Ortamı İçin Geliştirilmiş Görüntü) isimli kullanıma sunmaya başlamıştı. Kroger şirketinden bir temsilci, EDGE prototiplerinin NFC teknolojisini barındırdığını, ancak şirketin, diğer prototiplere dahil edilen NFC benzeri bir teknoloji geliştirdiğini de ifade etti. Ayrıca temsilcinin belirttiğine göre, EDGE isimli teknoloji şu anda yaklaşık olarak 20 mağazada test ediliyor ve bu sayının, 2018 yılı içerisinde 150’yi bulması bekleniyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link

MARKETING MEETUP 2018



Türkiye'nin en değerli konferans içeriğini, Erken Kayıt indirimi ile takip edin!
Erken Kayıt Fırsatı
close-link












Türkiye'nin en değerli konferans içeriğini, Erken Kayıt indirimi ile takip edin!
BU ETKİNLİKTE OLMALIYIM
19 Nisan'da Uniq Istanbul'da Sophia'nın da katılımı ile Marketing Meetup'ta buluşuyoruz.
close-link