AuthorRank Nedir? Nasıl Hesaplanır?

Arama motoru devi Google arama sonuçlarını daha sağlıklı bir şekilde sunabilmek için oldukça karmaşık algoritmalar üretmiş durumda. Bu algoritmalardan artık etkisi yok denecek kadar az olan PageRank algoritması ortalama olarak 3 ayda bir yenileniyorken bu yıl bu uygulamaya son verildi. Ancak “kazara” olduğu açıklanmasına rağmen geçtiğimiz günlerde yeni bir güncelleme geldi. Ancak yine de PageRank algoritması eski önemini yitirdi diyebiliriz. Şimdilerde asıl önemli olan AuthorRank.

Google her web sitesine bir puan verdiği gibi her yazara da bir puan vermekte. Google aynı Google+ ID’si ile yazmış olduğunuz her yazıyı sizin yazınız olduğunu anlayabiliyor. AuthorRank’iniz ne kadar yüksekse benzer konudaki yazılar içerisinde sizin yazınız o kadar üst sıralara çıkıyor.

Author Rank’ı Etkileyen Faktörler Neler?

Google’ın açıklamaları tüm faktörleri veriyor olmasa da yaklaşık 200 farklı faktör AuthorRank’ımızı etkilemekte.

  • Google Plus aktivitesi: Google Plus’ı ne kadar aktif olarak kullanıyorsanız, ne kadar fazla takipçiniz var ise ve ne kadar çok etkileşim alıyorsanız o kadar AuthorRank’ınız yükseliyor.
  • Sosyal Etkileşim: Yazılarınız ne kadar çok tweetleniyor, likelanıyor ise o kadar AuthorRank’ınız yükseliyor.
  • Yorumlar: Yazılarınıza ne kadar farklı kişilerden yorum geliyorsa, yorum sayısıyla da doğru orantılı olarak AuthorRank’ınız yükseliyor.
  • Youtube: Youtube hesabınızda ne kadar çok takipçiniz var ise, ne kadar çok video görüntüleme alıyorsanız AuthorRank’ınız o kadar yükseliyor.
  • Site Kalitesi: Yazılarınızı yayınlamış olduğunuz web siteleri Google tarafından ne kadar kaliteli olarak görünüyorsa o kadar AuthorRank’ınız yükseliyor.

Web siteniz için dilediğiniz kadar SEO yapabilirsiniz, artık web sitenizde yazacak olan isim en az siteniz kadar önemli hale geldi. En önemli faktörlerden birisi Google Plus’taki takipçi sayınız olsa da Google sizi kaç kişinin takip ettiğinden çok kimlerin takip ettiğine dikkat ediyor. Bu nedenle takipçi yüklemek bir işinize yaramayacaktır.

1346987351_8ab615b698d54d3ec2cd8302f01eaacd

AuthorRank Nasıl Ölçülür?

AuthorRank’ınızı http://beta.authorrank.org  ile ölçebilirsiniz. Google Plus URL’nizi (Rakamlarla) girmenizin ardından AuthorRank, AuthorTrust, AuthorExternal Rank, Avg Page Authority, Avg Domain Authority değerlenizi öğrenebilirsiniz.

AuthorRank’ınızın doğru bir şekilde ölçülebilmesi için yazılarınızı yazdığınız sitelerdeki Google Authorship ayarlarının doğru yapılması gerekmekte.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Cremicro Ajans Grubu'nun kurucusu. Growth Hacker | Entrepreneur | Lecturer | Blogger

Bir Cevap Yazın

Vestel’in Yerli Otomobilinin İlk Görselleri Yayınlandı

Vestel’in tasarladığı yeni elektrikli otomobilinin ilk görüntüleri ortaya çıktı. Vestel’in 7 Eylül 2018’de yaptığı tescil başvurusunun yer aldığı ve 9 Ekim 2018 tarihinde yayınlanan Türk Patent ve Marka Kurumu’nun Tasarımlar Bülteni’ne göre Vestel’in yerli otomobilinin adı ise “VEO” olacak. 6 farklı görselin paylaşıldığı başvuruya göre VEO’nun tasarımcıları ise şunlar: Burak Emre Altınordu, Kazım Doku ve Mehmet Kaya.

Zorlu grup şirketlerinden Zorlu Enerji de dün elektrikli otomobil pazarına odaklanarak, 2019 sonunda Türkiye’nin her yerini elektrikli araçla dolaşabilecek şekilde bir sistem oluşturup, 200 ayrı lokasyonda hızlı şarj istasyonu kuracağını ve bunun için 10 milyon dolarlık bir yatırım gerçekleştireceğini duyurmuştu.

İşte VEO’dan ilk görüntüler:

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Haşlanan Kurbağa Olmak Televizyondan Sonra Radyonun da Kaderi Mi?

Kaynar suya atılmasıyla birlikte can havliyle fırlayan kurbağa ile su dolu kabın yavaş yavaş kaynatılmasıyla ölüme mahkum edilen kurbağanın hikayesi hepimizin malumu. Zaman içerisinde yavaş yavaş değişen koşulların kurbağayı ölüme kadar götürdüğü bu durum, her ne kadar bugün yaşadığımız dünyada içinde bulunduğumuz durumla kısmi bir paralellik gösterse de, insanoğlu olarak biz ölmeyi değil bu duruma adapte olmayı seçmişe benziyoruz.

Bugün onlarsız bir hayat düşleyemediğiniz araç ve hizmetlere bir bakın. Instagram, WhatsApp, YouTube, Netflix? Nasıl oldu da 10 yıl önce adını bilmediğimiz, varlığından haberdar olmadığımız bu garip isimler hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline dönüştüler? Sahi biz ne zaman “Cep telefonu olmadan nasıl yaşıyorduk yahu?” demeye başladık. İçinde bulunduğunuz suyun sıcaklığını hissediyor musunuz?

Yavaş yavaş gerçekleşen bu dönüşüm elbette insanoğlunun teknolojiye olan açlığı ve aşkıyla açıklanabilir ve dayanılabilir bir yapıya bürünse de, biz pazarlamacılar için bugüne kadar hiç bu denli yoğun bir formuyla karşılaşılmamış zorlu bir durumun da işaretçisi. Her gün farklılaşan ve çeşitlenen reklam kanalları, her birinin kendine özgü dinamikleri, tüketicilerin değişen tüketim alışkanları derken, bugün pazarlamacıların önlerindeki en büyük meydan okumalardan biri şüphesiz reklam kanalları özelinde geleceği öngörebilmek.

Peki tüm bu olan bitenle kurbağanın ya da radyonun ne ilgisi var? Yıkıcı bir değişimin artçı sarsıntıları zaman içerisinde kendini gösterirken, yani su yavaş yavaş kaynama noktasına ulaşırken, televizyonun YouTube ve Netflix karşısında mağlubiyete doğru giderken oluşturduğu sismik dalgaların bir benzerini bugün podcastler karşısında radyoda görüyoruz.

Devir artık kişisel deneyim devri. Bugün özellikle Y ve sonrası kuşaklar için televizyon gibi sınırları kati, kalın çizgilerle çizilmiş bir mecranın varlığı, dikte edilmiş içerikler doğrultusunda kabul edilebilir bir yapıdan çıkmış durumda. Bu kuşaklara mensup hiçbir kimseyi akşam saat 8’de televizyon karşısına geçirip, bir dizi uğruna o ekranın karşısında saatlerce oturtamazsınız. Onlar ne zaman, nerede, hangi içeriği, ne kadar tüketmek istiyorsa o kadar tüketen, aracın arka koltuğundan kalkıp, sürücü koltuğuna oturmuş yeni nesil tüketici.

Radyoda da durum bundan farklı değil. Ülkemizde bilinirliği her ne kadar diğer ülkelere nazaran sınırlı olsa da, podcastlerin yarattığı dalgayı görmemek mümkün değil. Radyonun, başkaları tarafından çizilmiş sınırları içine hapsolmayı reddeden, ne zaman, nerede, hangi içeriği, ne kadar dinlemek istediğini kendi seçen, radyonun doğasında yer alan statükoyu kabul etmeyen yeni nesil tüketici, podcast gibi kendi beğenileri doğrultusunda özelleştirerek dinleyebileceği alternatif bir mecraya kaymış durumda.

Radyo televizyonla aynı kaderi paylaşmanın eşiğinde. Dünya hızla değişiyor, su giderek ısınıyor, doğal seleksiyon reklam kanallarında da yaşanmaya devam ediyor. Önümüzdeki yıllarda podcastin hızlı yükselişine, radyonun ise artık nostaljik bir öğe olmasının dönüşüne şahit olacağız.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?