Yayınevlerinin Sosyal Medya Yönetimi Karnesi

Sanırım yıl 2010’du. Bir şirkette freelance diyebileceğim şekilde, editör olarak çalışmaya başladım. Bu şirkete bağlı yayınevleri, dergiler ve ajanslar bulunuyordu. Ben bir süre sonra bu gruba ait markaların sosyal medya yönetimini de üstlenmiştim. Kısacası yayınevinde editör olarak çalışırken, bir yandan da derginin yayın danışmanıydım. Şirket genelinde ise markaların sosyal medya operasyonuyla ilgileniyordum.

Tıpkı diğer küçük ve orta ölçekli işletmeler gibi bir kişi birçok farklı işi yapıyordu. Lakin asıl konu şirketin sosyal medya sayfalarını salt pazarlama aracı olarak görmemizdi. Kullanıcılara (user), müşteri gözüyle bakılıyordu. Bu nedenle takipçilerimizi memnun etmek için “fiyat” faktörünü agresif şekilde kullanıyorduk.

Bunun dışında satın alma gücü olan potansiyel kitleyi şirket sayfasına çekmek için sıradan yöntemler tercih ediyorduk Yarışma düzenlemek, hediye kitap vermek gibi… Tüm bunların tek bir açıklaması var; o yıllarda sosyal medya yönetimi yapılırken profesyonel anlamda dijital stratejiler üretilmiyordu. Biz de takipçi arttırmaya odaklanmıştık. Zira en büyük derdimiz “takipçi” zannediyorduk. Bugün şöyle bir geçmişe dönüp baktığımda görüyorum ki aslında en büyük dert “farkındalık” imiş.

Şimdi 2016 yılındayız.

Dijital trendler yıldan yıla değil aydan aya hatta kimi zaman haftalık olarak değişiklik gösteriyor. Gün geçmiyor ki global düzeyde yeni bir internet girişimi karşımıza çıkmasın.

Facebook zaten aldı başını gidiyor. Facebook’un öncü kuvvet olarak en önde yer aldığı bu trenin arkasında Twitter, Tumblr, Instagram, Pinterest, Vine, Google+ ve Linkedin gibi mecralar var.

Bitti mi?

Tabii ki hayır… Kullanıcıların her an kullandığı yeni sosyal ağlar var bunlardan bazılarını Snapchat, Periscope, Scorp şeklinde listeyi uzatabiliriz.

Bitecek mi?

Elbette hayır… Sosyal ağ kültürü daha uzun yıllar yenilenerek ve bizi şaşırtarak devam edecektir.

marketing-social-media-management

Yayınevlerinin sosyal medya kullanımıyla ilgili incelememize devam edecek olursak; kurumsal olarak markaya uygun hemen her mecrada bir şekilde yer alması gerektiğini düşünen markalar (yayınevleri), ne yazık ki bugün dahi her bir sosyal ağ için ayrı bir dijital strateji belirlemesi gerektiğini göz ardı ediyor.

Sosyal medyada üretilen içerik saniyeler sonra tüketilebiliyor. Hele bu içerik sanat odaklıysa, içeriğin tüketilmesi ve etkileşim oranı, tahminlerin üzerinde oluyor. Ancak siz doğru yerde doğru zamanda bulunmazsanız; üretimin tüketime eşit olması gereken ve hatta tüketimin üretimi geçtiği fakat stok krizinin olmadığı “içerik” dünyasında afallarsınız. Markanızın etkileşimle ayakta kaldığını unutmayın.

Bugün modern insanın en az bir sosyal ağı kullandığı düşünülürse ve her birinin de ortalama 100 bağlantısı (connect) olduğu varsayılırsa istatistiksel olarak muazzam bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu görürüz.

Herkesin ekmek yediği bu sanal pazarda, yayınevleri nasıl varlık gösteriyor diye merak ettim ve bazı gözlemler yaptım.

Piyasada en çok okunan kitapların yayıncısı olan yayınevleri sosyal medyanın da en çok takip edilenleri arasında.

Kimisi Facebook applicationları ile hediye kitap dağıtma olayını mekanikleştirmiş ve olayı ilkellikten kurtarmış, profesyonel ve sistematik bir biçimde bu işi hallediyor. Kimisi de uzun yıllar piyasada olmanın vermiş olduğu ağır kurumsallığı hiç gereği yokken sosyal medyada muhafaza etmeye çalışıyor. Bazı yayıncılar ise dolandırıp mağdur ettiği yazarların sesini dijital ortamlarda kesmek üzere saldırgan bir sosyal medya yönetimi uyguluyor ve kitle gücünü bu uğurda odaklıyor. Ancak bakıldığında hepsi de bir şekilde sosyal medyanın seline kapılmış durumda…

Kimi büyük yayınevleri sosyal medya yönetimini şirket bünyesinde gerçekleştiriyor. Dijital ajanslarla koordineli çalışan yayıncıların sayısı bir elin parmaklarını geçmez.

Son olarak özellikle son bir buçuk yılda dikkatimi çeken bir şey var. Facebook ve Twitter’da ulaştığı takipçi sayısının aksine sıfıra yakın etkileşimle sosyal medya ve topluluk yönetimi konusunda sınıfta kalan bazı yayınevleri, Instagram’da yaptıkları atılımla adeta sınıf atladı diyebilirim.

Instagram, butik iş yapan moda evleri ve alternatif ürün ve içerik üreten bireysel girişimcilerin, ek gelir elde etmek için kullandığı lakin zamanla ana gelir kaynağına dönüşen bir mecra halini aldı. Son 2 yılda Instagram üreticileri arasına yayınevleri de girdi.

Butik yayınevi tabiri ne kadar doğru olur bilmem ama Instagram gücü sayesinde ilk kitapların birinci baskısını rahatlıkla satıp, eriten küçük ve orta ölçekli yayıncıların olduğunu biliyorum.

Burada istihbaratçılık yapacak değilim, o nedenle dikkat ettiyseniz hiçbir şekilde yayınevinin ismini vermedim. Sektörün içinden biri olarak, taraflı konuşmak diğerlerine haksızlık olur. En azından şimdilik isim vermeden değerlendirme yapmak istedim.

Bu yazıyı okur okumaz telefonunuzdan başta Facebook, Twitter ve Instagram’ı açıp yayınevlerini search edin Yukarıda okuduğunuz satırların sağlamasını yapmış olursunuz.

Yayınevlerine Tavsiye-1: Google Plus, Tumblr ve Pinterest’i aktif olarak kullanın.

Yayınevlerine Tavsiye-2: Sosyal medyayı profesyonellerin eline bırakın. Editörünüz kitaplarla ilgilensin, sosyal medya için profesyonel biri(leri)yle çalışın.

Paylaş
Ajans Paradise - CEO / Dijital Pazarlama & Sosyal Medya Uzmanı

2 YORUMLAR

  1. Ay sonu mevcut iş yerimden ayrılıp bir yayın evinde çalışmaya başlıyorum, e-posta adresime bülteniniz geldiğinde “Yayınevlerinin Sosyal Medya Yönetimi Karnesi” başlığını görünce bu kadar olur dedim :) Teşekkür ederim yazı için zihin açıcı oldu ;)

CEVAPLA