Vero : Sosyal Medya Ailesinin Yeni Üyesi

Vero

Sosyal medya uygulamalarını kullananlar arasında geçen hafta başlayan büyük ilgi, bizi yeni bir sosyal uygulamayla tanıştırdı. Aslında yeni bir uygulama olmayan ve 2015’te hayat bulan Vero, algoritma tabanlı ve reklam destekli çalışmalara alternatif bir deneyim sunmasıyla öne çıkıyor.

Peki, üç yıl önce doğan bir uygulama neden şimdi popüler oldu? Bunda pek çok neden öne sürülebilirse de özellikle Instagram’daki algoritma tabanlı akışın beklenenin aksine, ters etki yaratmasının etkili olduğu söyleniyor.

Vero aslında yukarıdaki videoda da göreceğimiz üzere, tasarım açısından Instagram’a benziyor. Daha geniş bir yelpazede içerik paylaşımını mümkün kılan Vero; müzik, link, kitap ve film tavsiyeleri de dahil birçok paylaşım seçeneği sunuyor.

Vero’nun yaratıcıları, müzik dinlerken alışveriş yapanların, bunu uygulamadan çıkmadan yapabilmeleri için herhangi bir reklam almadıklarını ve bu nedenle de herhangi bir algoritma kullanmak zorunda kalmadıklarını söylüyor. Hiçbir kullanıcının verisini işlemediklerini de belirten Vero ekibi, bu sayede sadece bir sosyal ağ değil, sosyal olarak çevrimiçi olmanın yeni bir yolunu bulduklarını vurguluyor. Aslına bakılırsa, Vero kuruluş manifestosundan gözümüze çarpan bu noktalar, aynı reklam ve pazarlama karşıtı iddialarla ortaya çıkan ve bir anda popüler olan Ello’nun anlayışına benziyor. Vero’nun seçtiği yoldan ne kadar ilerleyeceğini şimdilik kestiremesek de Ello’nun beklediği başarıyı yakalayamadığını hatırlatmamızda yarar var.

Ello, Vero ile benzer ideallerle yola çıksa da beklenen performansı gösteremedi.

Her şey iyi hoş da Vero, bir anda gelen bu şöhretin altından kalkabilecek mi? Uygulamanın bu yoldaki avantajlarını mercek altına almaya ne dersiniz?

Alternatif bir sosyal ağ beklentisi

Belki dünyanın her köşesinde aynı ölçüde değil ama internetteki sosyal medya platformlarını kullananların pek çoğu, artık alternatif bir sosyal ağ uygulaması bekliyor. Reklamsız ve sağlayacakları faydanın algoritmalar üzerinden değiştirilmeyeceği yeni bir ağ talep ediyorlar.

Snapchat bu bağlamda, hiçbir içeriği kalıcı olarak saklamaması ve bu geçici içeriği sadece kullanıcının belirlediği kişilere açmasıyla, Facebook karşıtı cephenin ilk neferi olmuştu. Gel gelelim, bu platform da zaman içinde genişleyip büyüdükçe politikasını hafifletti. Çünkü hedeflerine bu şekilde varamayacağını anlamıştı ve bu durumun sürdürülebilirliği etkileyeceğini düşünerek kendi algoritmasını oluşturmuştu. İşte tam da bu değişiklik, paylaştığı içerik üzerinde kontrolü yeniden sağlamak isteyen kesimleri yeni bir alan arayışına itti.

Vero bu ihtiyacı karşılayacak gibi görünüyor. Yine de kullanımı daha da yaygınlaşırsa, Vero’nun Snapchat ile aynı noktalarda karşı karşıya gelip ona meydan okuması gerektiği de bir gerçek olarak önümüzde duruyor.

Vero tasarım açısından Instagram ile benzerlikler gösteriyor.

Growth hacking etkisiyle yükseliş

Vero reklam almayan ve almayı da düşünmeyen bir platform olduğunu söylüyor. Öyleyse, bu değirmenin suyu nereden gelecek? Uygulamanın gelir elde etme yollarından biri, abonelik tabanlı bir model geliştirme olabilir. Nitekim Vero, her kullanıcıdan yıllık birkaç dolarlık bir kullanım bedeli almayı planlıyor. Fakat şimdilik kullanıcı kitlesini artırmayı öncelikli gördüğünden, ilk bir milyon üyeden abonelik ücreti alınmayacağı da belirtiliyor ki uygulama bir milyon kullanıcıya giderek yaklaşıyor. Yani sizin anlayacağınız, eğer Vero’yu bedava kullanmak istiyorsanız, en kısa sürede üye olmanız daha mantıklı olacak.

Vero
Vero, reklamsız bir sosyal medya platformu olup olamayacağının yeni bir denemesi olarak karşımıza çıkıyor.

Sosyal alışverişin büyüme potansiyeli

Gelir elde etme noktasında Vero’nun önündeki diğer seçenek ise uygulama üzerinden yapılacak alışverişler olacak. Vero eğer yeterince popüler olmayı başarırsa, büyüklük açısından belli düzeylerde zorluklar yaşasa da iç akış (in stream) yoluyla satış destekli bir modeli hayata geçirebilir. Kuşkusuz ki Vero’nun bunu uygulamaya dökmede ne kadar başarılı olacağını görmek ilginç bir deneyim olacak.

Günümüzde çok sayıda sosyal medya platformu ortaya çıkıyor ama Snapchat’i dışarıda bırakırsak, çoğunun ömrü tıpkı bir saman alevi gibi başlayıp kısa sürede bitiyor. Bu gerçeğe, bir anda çok sayıda kullanıcıya ulaşan ama bir süre sonra kullanma oranı düştüğünden başarısızlığa uğrayan Peach, Ello ve benzer birçok platformu örnek gösterebiliriz. Bu hayal kırıklığında en büyük etken ise kullanıcılar arttıkça mevcut ağların yeni bir alana taşınmasının zorluğu olarak öne çıkıyor. Bu da zaten Facebook gibi devasa bir sosyal ağın en büyük avantajlarından biri.

Vero, ilk bir milyon üyeden kullanım ücreti almayacağını belirtiyor.

Tanıtım videosunda “Bu bir devrim değil, akılcı bir adım. Fakat reklamsız temiz akışlar sunan ve kontrolü kullanıcının ellerine bırakan bir şey.” sözleriyle tanımlanan Vero, eğer kendi yolundan ayrılmadan başarılı olmak istiyorsa, zorlu bir mücadeleyi de şimdiden göze almak zorunda.

Elbette benzer hedeflerle ortaya çıkmış her sosyal ağ gibi Vero’nun idealizmi de sorgulanmaya açık. Bu yüzden söz konusu idealler, ticari yönden kaçınılmaz zorluklarla yüz yüze gelindiğinde tek edilebilir ya da tersine, Vero bu engeli de aşıp çölde bir vaha olabilir. Bir anda ilgi odağı olabilmesini paraya çevirerek ilkelerinden taviz vermeden hayatta kalabilir, hatta sosyal medya konusunda önemli aktörlerden biri de olabilir.

Vero uygulamasından toplu ekran görüntüleri

Kim bilir? Eğer siz de alternatif bir sosyal ağ arayışındaysanız ve sosyal medya platformlarında maruz kaldığınız reklam bombardımanından usanmışsanız, belki Vero denemeye değer bir yoldur.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

2009 yılında Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden, 2015'te ise Anadolu Üniversitesi Marka İletişimi Bölümü'nden mezun olan yazar, 2013 yılından beri pazarlama ve reklamcılık üzerine çalışıyor. Geleneksel ve dijital reklam ajanslarındaki çizgi altı ve üstü çalışmalarda metin yazarlığı yapan, ulusal ve küresel ölçekte birçok markayla birlikte çalışan yazar, bir yandan da Anadolu Üniversitesi'ndeki Türk Dili ve Edebiyatı öğrenimine de devam ediyor. En büyük tutkusunun edebiyat olduğu biliniyor, şehirdeki festivalleri yakından takip ediyor. Bir gün Patagonya'ya gitmenin hayalini kuruyor.

Bir Cevap Yazın

Yerel Moda Markalarının Küresel Yükselişi

20. yüzyılda akla ilk gelen küresel çaplı olayları hatırlamak istediğimizde savaşları ve endüstri devrimini rahatlıkla sayabiliriz. ABD’de 1950’li yıllar itibarı ile oluşan kitle üretimi ve kitle tüketimi tüketicilerin parayı kazanma ve parayı harcama alışkanlıklarında köklü değişimler yarattı.

Tekstil ve giyim sektörleri de endüstri devriminden etkilendi. Birçok fabrika, farklı markalar için olabildiğince çeşitli, buna karşılık tüketicinin gelir düzeyine uygun giysiler üretmeye başladılar. Bu aşama ile birlikte giysilere ulaşabildiğimiz mağazaların çeşitliliği arttı. Butik mağazalar, zincir mağazalar ve nihayetinde internet mağazacılığına kadar genişleyen sanal mağazalar oluşturuldu.

Sanal mağazaların açılması ile tüketicinin ürüne ulaşması için kat etmesi gereken mesafe, harcaması gereken zaman ve para azaldı. Böyle olunca üretilen ürünler sadece bir bölgeye hitap etmekten çıktı. Ürünü inceleme olanakları, satın alma opsiyonları, ek vergiler ve kargo hizmetleri gibi etmenler önemli hale geldi.

Bölgesel veya bir nevi yerel olarak fenomen haline gelen markalar, değişen bu koşullarla birlikte küresel bir “pop culture” sembolü haline gelme olanağını buldular. Bu markalar öncelikle trendleri belirlediler. Ardından bu trendleri küresel ölçeğe taşımaya başladılar. Bu hafta, Supreme ve Champion markaları ile bu durumu anlatmaya çalışacağım:

1994 yılında James Jebbia tarafından kurulan Supreme, New York’ta mütevazi bir kaykay ve giyim mağazasıydı. 18-25 yaşındaki tüketicilere hitap etmeye çalışan marka, tüketicilerine “cool” ürünler sunmayı vaat ediyordu. Supreme’in diğer markalardan sıyrılmasındaki önemli nedenlerden biri cinsiyetsiz ürünlere ve hayat tarzına önem vermesiydi. Aynı zamanda insanların farklı kültürlerden, farklı mesajlardan etkilenebileceklerini göz önüne alan marka, sadece belirli bir hayat tarzını benimsemedi ve özellikle müzik ve sanat başta olmak üzere kültür çeşitliliğine önem verdi.

Tüketicilere sunulan bu özellikler karşılığını buldu ve Supreme, Londra, Paris, Tokyo gibi şehirlerde mağazalar açtı. 2006 yılına kadar kendi dergisini yayımlayan marka daha sonra sosyal medyaya yöneldi. Instagram’ı oldukça etkili kullanan marka, tüketici zihnindeki konumunu başarılı bir şekilde yerleştirdi.  Markanın “high fashion” olmasını ve değerlenmesini sağlayan unsurlardan biri “family-oriented” yani tüketicilerin kendini bir aileye mensup hissetmesi olarak görülüyor. Buna karşılık markanın sahibi, markanın aşırı derecede teşhir edilmesinden korktuğunu belirtiyor. Supreme’in marka genişlemesinde önemli rol oynayan etmenlerin başında diğer markalarla yapılan “collaboration” yani ortak üretim geliyor. Louis Vuitton, Coleman motosikletleri ile yapılan ortak üretimleri örnek olarak görebiliriz.

Bu çalışmalarla birlikte Supreme, düzenli olarak ürün koleksiyonu çıkaran ve ürün lansmanları adeta bir etkinlik haline gelen bir markaya dönüştü. Bununla birlikte Supreme ürünlerinin perakende satış fiyatları oldukça yükseldi. Markanın en çok tercih edilen ürünleri hoodie ve t-shirt’ler olsa da artık birçok farklı üründe kırmızı-beyaz supreme logosunu görebiliyoruz. Diğer markaların yanı sıra ünlü artistlerle çalışmalarını sürdüren Supreme, hedeflediği noktaya gelmiş gibi duruyor.

Benzer bir hikayeyi yaratan markalardan biri de Champion. 1919’da ABD’de kurulan marka, spor giyim alanında geniş bir demografik grup tarafından talep gördü. Champion, kuruluşundan itibaren basketbol ve Amerikan futbolu gibi branşlara önem verdi. Bu branşlar için ürünler üretti, sponsorluk çalışmaları gerçekleştirdi.

Bu aşamaya kadar herşey “sıradan” bir Amerikan şirketi yükselişi gibi duruyor. Ana akım spor branşlarında yapılan çalışmaların ardından markanın “streetwear” alanına yönelmesi ve 1990’lardan itibaren markanın hiphop, punkrock ve hardcore müzik dinleyenler için adeta bir üniformaya dönüşmesi ise markanın yaşadığı genişlemede önemli bir dönüm noktası oldu.

Champion, köklü ve eski bir marka olmanın avantajını, günümüzde küresel bir “pop culture” sembolü haline gelerek kullandı ve tüketiciler için önemli bir sembol marka olmayı sürdürüyor.

Ülkemizde bu noktaya ulaşabilecek markalar var mı? Kesinlikle var. Marka yönetimi ve ürün tasarımlarıyla ön plana çıkmış birtakım markalarımız var. Benim şahsen takip ettiğim markalardan biri olan ve orta vadede küresel ölçekte başarı kazanacağına inandığım markalardan biri Les Benjamins. Bünyamin Aydın tarafından kurulan ve onun kreatif direktörlüğünde çalışmalarını sürdüren marka, ülkemizin bulunduğu coğrafyanın kültürel çeşitliliğini, dünya kültürünün dinamikliği, canlılığı ve renk zenginliği ile bütünleştirerek özgün ürünler tasarlıyor. Bu ürünler, doğru işletmecilik uygulamaları ile küresel ölçekte tüketicinin beğenisine sunuluyor.

 

Özellikle tekstil ürünlerinin üretiminde önemli noktada olan ülkemizin, kendi markalarını meydana getirerek bu markaları katma değeri yüksek ürünlerle geliştirmesi oldukça önemli. Marka hikayeleri, öğrenmek ve ilham almak konusunda bizlere yardımcı olabilecektir. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Subliminal Mesaj Veren 10 Şaşırtıcı Reklam Afişi

Beş duyumuzun ötesine geçerek doğrudan bilinçaltımıza ulaşmayı hedefleyen mesajlara subliminal (bilinçaltı) mesajlar deniyor.  Günümüzde film, dizi, şarkıların yanında reklamlarda da kullanılan bu mesajlardan kaçınabilmek pek mümkün değil. Subliminal mesaj içeren reklam afişlerinden bazılarını sizler için topladık

1. Sarı Sayfalar’daki Görsel


En eski ve dikkat çekici örneklerden biri bu sarı sayfalar ilanı. Zemin kaplama hizmetiyle ilgili olan ilandaki kadın görseli ters çevrildiğinde bambaşka bir görsel mesaj ortaya çıkıyor.

2. Çikolata Markası Toblerone’un Logosundaki Hayvan

 

 

 

 

 

 

Logoya dikkatli bakıldığında, dağın içine gizlenmiş ayı figürü görülebiliyor.  Ayı figürü markaya ev sahipliği yapan Bern şehrinin sembolü ve markanın ismine şehrin adı yerleştirilmiş.

3. Coca Cola Reklamına Gizlenmiş Kadın

İlk bakışta buz olarak gördüğümüz şey biraz daha dikkatli bakılınca çıplak bir kadın görseline dönüşebiliyor.

4. Kuzuların Sessizliği Filminin Afişindeki Kadınlar

Filmin afişindeki kelebeğin başına daha yakından bakıldığında , çıplak kadınların oluşturduğu bir kafatası şekli görülüyor. Philippe Halsman’a ait bir fotoğraf çalışmasından alıntılanmış.

5. Hamburgerin İçindeki Dolar Banknotu

Hamburgerin arasındaki marulların kenarına iliştirilmiş dolar banknotu açıkça seçilebiliyor

6. Pepsi Kutularındaki Yazı

Bu Pepsi serisinin kutuları alt alta koyulduğunda ortaya SEX yazısı çıkıyor

7. Starbucks Amblemindeki Deniz Kızı Başka Bir Şeyi Mi Çağrıştırıyor?

Logoya dikkatlice bakıldığında, ortadaki denizkızı figürünün elleriyle bir şey kaldırdığını görüyoruz. İlk başta bir balık gibi görünüyorken dikkatlice baktığımızda kendi bacaklarını tuttuğunu fark edebiliyoruz.

8. Kappa Amblemindeki Çıplak Kadın

Amblemin yarısını kapattığımızda bir başka cinsellik çağrışımlı subliminal görselle karşılaşıyoruz.

9. Aslan Kral Filminin Afişindeki Kadın Vücudu

Afişteki aslan yüzüne gizlenmiş kadın vücudunu görmek zor olmuyor

10. Disney Afişindeki Miki Fare

Masum bir sarılma gibi görünüyor, ta ki yakından bakana dek.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?