Türk Hava Yolları’nın Yeni Adayı: Didier Drogba 0

Marka elçisi kısa tanımıyla, markanın tanıtımına ve yaygınlaştırılmasına katkıda bulunan güvenilir ünlü kişidir. Marka elçisi seçimini yaparken çok iyi araştırılmalı, kurumun kimliğine göre tercih edilmelidir. Aksi takdirde, kurumlar maddi ve manevi ciddi kayıplara uğrayabilir. Bununla ilgili geçmişte pek çok örnek var. Bunlardan bir tanesi, yakın geçmişte yaşanan dünyaca ünlü golfçu Tiger Woods örneği. Ünlü golfçunun özel hayatındaki dedikodular, milyonlarca dolarlık sponsorluk anlaşmaların feshine yol açtı. Tüm bu olumsuzluklar, Woods’la sponsorluk anlaşması bulunan kurumları, geçmişte çok zor durumda bıraktı. THY bu riskleri göz önünde bulundurarak, şimdiye kadar itinayla tercih ettiği marka elçileri ile marka tanıtım çalışmalarını başarıyla sürdürmekte. Başarılı yürütülen bu serüveni kısaca hatırlayalım.

THY, ilk olarak marka tanıtım elçisi için basketbol dünyasının en değerli oyuncusu Kobe Bryant ile anlaştı. Amerika’nın Los Angeles şehrinde yapılan anlaşmanın ardından Kobe Bryant, THY’nin başta ABD olmak üzere, uluslararası marka tanıtım elçisi oldu.

Kobe Bryant ile hızlı bir giriş yapan THY, sonrasında dünyanın en iyi tenis oyuncuları arasında gösterilen Danimarkalı Caroline Wozniacki ile 3 yıllık sözleşme imzaladı. Wozniacki, THY’nin 2012’de piyasaya sunduğu yeni Bussiness Class konseptinin reklam yüzü oldu. Wozniacki yeni konsept için çeşitli halkla ilişkiler aktivitelerine de katılarak bu tanıtımda büyük rol oynadı.

THY, Kobe Bryant ve Caroline Woazniacki’in ardından müthiş bir sponsorluk anlaşmasına daha imza attı. Dünyada futbol denilince akla gelen ilk isimlerden biri olan Barcelona’nın Arjantinli yıldızı Lionel Messi, THY’nin marka tanıtım elçisi oldu. FIFA’nın 2009, 2010 ve 2011 yıllarında üst üste en iyi oyuncu olarak seçtiği Lionel Messi’yi, global marka yüzü olarak belirleyen THY, hedef aldığı Güney Amerika hattı olmak üzere uluslararası alanda markanın bilinirliğini artırmış oldu.

Daha sonrasında THY, Kobe Bryant ile Lionel Messi‘yi aynı reklam filminde buluşturarak tüm dikkatleri bir anda üzerine çekmeyi başardı. İki yıldızın bir arada yer aldığı reklam filmi kısa bir süre içeresinde Youtube’da 100 milyon izlenme rekoru kırarak, bir anda dünyada çok izlenenler arasında yerini almış oldu. Geçtiğimiz günlerde THY bu ikiliyi tekrardan bir araya getirdi. Reklamda, ikilinin tatlı rekabeti ile THY’nin dünyada en çok destinasyona uçan hava yolu firması olduğunu anlatılıyor. İzlenme rekoru kıran THY’nin ilk reklam filmini geçer mi bilinmez ama yeni gösterime giren reklam filmi şimdiden dünyada çok konuşulmaya başlandı.

Türk Hava Yolları’nın yeni adayı Didier Drogba

Şimdilerde ise THY yeni marka elçisi olarak Didier Drogba’yı düşünüyor. THY’nin Galatasaray yıldızına 3 yıllık bir sözleşme teklif ettiği öğrenildi. Görüşmeler halen sürüyor.  Drogba ilerlemiş yaşına rağmen yurt dışında halen sevilerek takip edilen bir idol konumunda. Futbol tarihine kendisini adeta altın harflerle yazdırmış bir yıldız. Gerek karakteriyle gerek bulunduğu takımlardaki liderlik rolü ile herkesin saygısını kazanmış bir sporcu. Drogba, sosyal hayatında da hayır kurumlarına yapmış olduğu yardımlar ile çok takdir toplayan bir kişilik. Kazancının belli bir kısmını kendi adına sahip olduğu hayır derneğine harcıyor. Sosyal sorumluluk adına Afrika’da birçok önemli projelere imza atan Drogba, futbol haricinde de kendisinden sıkça bahsettiriyor. Tüm bunları birleştirdiğinizde Drogba’nın THY’nin marka elçisi adayı olması isabetli bir karar olmuş.

Bir Cevap Yazın

Sanal Gerçeklikle Donatılmış 8 Reklam Filmi 0

Reklam sektörünün yaratıcılığını başka bir boyuta taşıyan sanal gerçeklik teknolojisi son dönemlerde reklam kampanyalarında sıkça karşımıza çıkmaya başladı. Sanal Gerçeklik, bilgisayarlar tarafından taklit edilerek oluşturulan ortamlarda kurgulanıyor. Geçmişte Matrix gibi filmlerde sanal gerçeklik, bilim kurgu ile çok iç içe olsa da artık gündelik hayatın içinde de yer almaya başlıyor. Bu teknolojide, kişi gerçek dünya ile ilişkisini tamamen keserek ana karakterin yerine geçiyor. Donanım olarak Oculus Rift ve Samsung Gear VR gözlükleri şimdilik piyasadaki ilk örneklerden. Biz de reklam sektöründe Sanal Gerçeklik kullanılarak oluşturulmuş 9 reklam kampanyasını derledik.

İşte o yaratıcı gerçeklikle donanımlanmış reklam kampanyaları:

1. Old Irish’in sizi İrlanda’daya taşıyan kampanyası.

2. Knorr müşterilerini Paris’te yemeğe çıkarıyor.

3. Samsung, Deve kuşuna sanal gerçeklik gözlüğü takıyor ve tepkisini kayıt altına alıyor.

4. Samsung Gear VR ve Galaxy S6 tanıtım videosu.

5. View Master

6. Playstation

7. Google Earth VR ile bir şehrin üzerinde uçabilir, bir dağın kenarında durabilir ve hatta uzaya uçabilirsiniz.

8. Ve Bonus. Pepsi Max, Londra’daki New Oxford Caddesindeki bir otobüs durağında ‘inanılmaz’ bir gerçeklik deneyimi yaşatıyor.

L’Oréal’in Ev Laboratuvarından Dünyaya Yayılış Hikayesi 0

L’oreal markasının ne kadar meşhur olduğunu hepimiz biliyoruz. Öyle ki, marka tanınırlığının ardından ürün fiyatlarının pahalılaşmasını da beraberinde getiriyor. Fakat bu markanın ne kadar kaliteli ürünler ürettiğini her kadın bilir.. İşte böyle başarılı bir markanın ortaya çıkışında ilham dolu bir hikaye yatıyor.

1907 yılında Fransız Eugène Schueller, Paris’te okuduğu üniversitesinden kimyager olarak mezun olduktan sonra evinin mutfağında küçük bir laboratuvar yaparak her gece burada çeşit çeşit saç boyası deneyleri yapıyordu ve amacı tamamen doğal görünen bir saç boyası üretmekti.

Evinde ürettiği saç boyalarını küçük şişelere dolduruyor ve şehirdeki kadın kuaförlerini tek tek gezerek onları ikna etmeye çalışıyordu. Uyguladığı taktiklerde başarılı da oldu. Ürettiği boyaları o kadar iyi sattı ki parasız bir şekilde evinin laboratuvarında yaptığı boyalardan biriktirdiği kazançla kendi şirketini açtı ve L’Oreal markasının ilk yapı taşlarını atmış oldu.

Schueller’in işleri iyi gidiyordu fakat o dönemler kadınlar saçlarını sık boyamadıkları için, onlara güven içinde saçlarını boyamaları hakkında bilinçlendirmesi gerekiyordu. Schueller ise çok profesyonelce bir yol izliyordu. O dönemlerde “la coiffure de paris” isimli bir moda dergisi her kadın kuaföründe bulunan popüler bir dergiydi, kadınlar saçlarını yaptırmak için sıra beklerken bu dergiyi okuyorlardı.

Ardından Schueller bu dergide kimyager kimliğiyle makaleler yazmaya başladı. Makalelerin konusu kadınlar için en can alıcı nokta ‘saç boyaları ve boyama teknikleriydi’. Dergiye yazdığı makaleleri okundukça daha fazla ürün satmaya başladı ve kısa süre içinde tüm dergiyi satın alarak kendi ürünlerini belli etmeden öven bir dergi haline geldi.

Schueller yine çok zeki adımlarla kariyerinde ilerlemeye devam ediyordu. Saç boyalarının daha fazla satılması ve tanınması için en önemli unsurun kuaförler olduğunun farkındaydı. Onlarla arasını iyi tutuyor ve mutlu etmek için türlü türlü kampanyalar düzenliyordu. Böylece bir süre sonra Fransa’da bulunan kuaförlerin bir çoğunluğu onun ürünlerini bayanlara ‘şiddetle’ önermeye başladılar.

Ardından Schueller, Paris’in en güzel semtinde L’Oreal markasını tanıtmak için bir ‘saç boyama akademisi’ açtı ve başına Rus çarının sarayında çalışmış aristokrat bir kuaför getirdi. Bununla beraber Fransa’nın dört bir köşesinden gelen kuaförler bu seçkin okulda saç boyamaya dair tüm incelikleri öğreniyor ve tabii ki L’Oreal markasının dünyadaki en iyi boya olduğunu gelen bayanlara överek anlatıyorlardı.

1920’li yıllara gelindiğinde kadınlar çalışma hayatına daha fazla girmeye ve doğal olarak bakımlarına daha çok önem göstermeye başladılar. Bu gelişme Schueller ve L’Oreal için çok önemliydi, artık Fransa sınırlarını aşıp dünyanın dört bir yanına ürün göndermeye başlamışlarıdı.

Bu dönemlerde Schueller koyu saçlı kadınların saçlarını sarıya boyatma isteklerinin arttığını farketti ve çok kısa bir zaman içinde saçların rengini açan yepyeni bir ürünü piyasaya sürdü. O zamanlar Schueller’in ürün şişesini eline alarak etrafındakilere ” Bu minicik şişeden servetler kazanacağız çünkü gün gelecek milyonlarca kadın saçlarını sarıya boyatmak isteyecek” demiştir.

Schueller her defasında profesyonelce bir yol izlemesi, L’Oreal markasının da gelişmesi ve tanınması için bir fırsat olmuştur. Bunun yanında, Fransa’da ilk defa işçilere yönelik ücretli izin kanunu çıktığı zaman Schueller uzun yaz tatiline çıkacak işçilerin plajları dolduracağını düşünerek piyasaya güneş yağı sürmüştür ve tabi ki çuvalla para kazanmıştır.

L’oreal firmasının en büyük başarılarından biri de bilime ve ar-ge çalışmalarına büyük bütçeler ayırmasıdır. Kimyager Schueller’in talimatıyla daha ilk yıllarında koca bir araştırma enstitüsü kurulmuş ve en modern cihazlarla donatılmıştır. Daha kurulduğu ilk senesinde (1950) sadece araştırma departmanında yüz adet uzman kimyager çalışmaktaydı. Buradan bir sonuç çıkaracak o dönemlerden bugüne kadar L’oreal firmasının bir çok yeni ürün keşfedip piyasaya sürmesinin arkasında bilime verilen büyük önem yatmaktadır.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link
DIGITAL EXCELLENCE PROGRAM 

Dijital Mükemmelliği Yakalayın!

KAYDOL
close-link