Sosyal Medyanın Amansız Çelişkisi: Nicelik mi, Nitelik mi? – 3

Önceki 2 yazımda (1 – 2) sosyal medyada nicelik mi nitelik mi daha önemlidir sorularını sorup yanıt aramaya çalıştım…

Gelelim konunun son noktasını, virgülünü ve soru işaretlerini koymaya…

Markalar düne kadar “Like” peşinde koşuyorlardı. Saçma sapan hediyeli uygulamalarla insanlara ulaşmaya çalıştılar. Olmadı takipçi satın aldılar. Sonra “Like” olayının adı kötüye çıktı. Sosyal medya uzmanlarımız “Like” değil “Etkileşim” önemli demeye başladılar. Ardından da etkileşimi ve paylaşımı artırıcı satın almalar başladı. Zararlı kodlarla insanlar habersiz olarak beğenmeye ve paylaşım yapmaya başladılar.

Şimdilerde bir etkileşim havası esiyor. Yarın rüzgâr başka bir yerden esecek…

Bilinç biraz daha arttı. Doğal olarak markalar ya da ajanslar bu işin mantığını öğrenmeye başlıyor. Artık firmalar bünyelerinde sözde değil, özde Sosyal Medya Uzmanlarını; bu işin eğitimini almış, teorisini öğrenmiş kişileri barındırmaya başladılar.

Takipçi satın alanların büyük bir kısmı istediğine ulaştı. Yüz binlerce kişi tarafından takip edildiler. Bilinçsizlik diz boyu ilerliyordu. Sosyal medyamız büyütüldü, gözümüzün içine sokuldu. Birileri de bu fırsatı değerlendirip para kazandı.

Aralarında iyiler yok mu? Hem de sayamayacağım kadar çok! Çok güzel kampanyalar gördük. Gerçekten de milyonlara hitap eden markalarımız oldu. Müthiş uygulamalarla direkt hedef kitleye ulaşanları da unutmamak gerek.

Artık insanlar “Sosyal medya nedir?” sorusunu yüreklice soruyor, üniversitelerimizde bunun eğitimi veriliyor. Yeni gelen nesil, daha bilinçli ve eğitimli. Yarın bu arkadaşlar yetişecek ve tecrübe sahibi olacak. Ardından da büyük firmaların sosyal medyalarını yönetecekler.

En azından şu Sarı Çizmeli Mehmet Ağa’nın 500 bin takipçisi varmış. Ona 10.000 TL verin de bir tweet atsın demeyecekler.

Lise mezunu, tasarımcı, hostçu, elektrikçi, bilgi-işlemci (ben), kodlamacı, mekanikçi, tekstilci, fotoğrafçı, amatör, makineci, tekniker gibi arkadaşların da pek fazla zamanı kalmadı. Yarın yeni yetişen nesilin bizim gibi adamları “hadi naş naş” diyerek süpürge ile kovalaması gerekiyor. (Öyle düşünüyorum)

Sektör sahiplendikçe ve eğitildikçe doğru yöne kayacaktır. Takipçi satın alanlar, satanlar, sattıranlar ya da bu sektörün açılmasına sebep olanlar da illegal dünyasının karanlığına gömülecektir.

Tercih sizin…

Bu yazı konuk yazarımız Hamza Şamlıoğlu tarafından kaleme alınmıştır.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Bir Cevap Yazın

Netflix Sizi Gözetliyor, Farkında Mısınız?

Netflix

Çoğumuzun kullandığı dev sosyal ağlar ve akıllı telefon döneminin başlamasıyla tanıştığımız mobil uygulamalar, gün geçtikçe bizden daha çok bilgi talep ediyor. Yaşımızı, cinsiyetimizi, nerede yaşadığımızı, arabamızın olup olmadığını merak ediyor; zamanımızın çoğunu nerelerde geçirdiğimizi bilmek istiyor, telefon rehberimizdeki kişilere ulaşmak için can atıyor, hatta konuşmalarımızı dinledikleri iddia ediliyor. Her ne kadar bunda kullanıcıların dikkatsizliği ve önem vermemesinin de büyük payı olsa da kullanıcılar, aldıkları hizmetlere karşılık istenen bilgiler istemeyerek de olsa veriyor. Bunun son örneği ise Netflix tarafından paylaşılan bir tweet oldu.

Netflix ABD’nin resmi Twitter profilinden geçtiğimiz Pazar günü paylaşılan içerikte, “Son 18 günde A Christmas Prince’i her gün izleyen 53 kişi, sizi kim incitti?” (“To the 53 people who’ve watched A Christmas Prince every day for the past 18 days: Who hurt you?) ifadesi yer aldı. Söz konusu paylaşım, kullanıcı bilgilerinden yararlanması nedeniyle, hatrı sayılır sayıda kişiden tepki çekti. Tweet, bir Netflix yetkilisi tarafından da doğrulandı.

big data
Netflix’in kişisel verileri kullanım tarzını tartışmaya açan tweet, Big Data’nın tam olarak ne olup ne olamayacağı sorusunu da hatırlattı.

Netflix’in tweet’i bu konudaki sayısız örnekten sadece biri olsa da, 109 milyon aboneye sahip çevrimiçi video platformunun kullanıcılara verilerini nasıl çektiğine ve bunları perde arkasından nasıl kullanabileceğine dair tartışmaya açık bir durum yaratıyor. Böylesine kalabalık bir veri topluluğu içinden alınan küçük bir parçanın bile ne kadar ayrıntılı olabileceğini görmek, birçok kullanıcıyı korkutuyor.

Aslında Netflix gibi çevrimiçi birçok platform, abonelerinin beğeneceğini düşündükleri uygun içerikleri veya ürünleri önermek adına, çok sayıda veri topluyor. Bu noktadan hareket ettiğimizde, Netflix’in hangi içeriği, ne sıklıkla izlediğinizi bilmesi sıra dışı sayılmaz. Hatta platform, kısa bir süre önce 2017 yılında hangi içeriğin, kaç kişi tarafından, hangi yollarla izlendiğine dair bir rapor yayınlamıştı.

Stranger Things
Netflix en çok da orijinal yapımlarıyla öne çıkıyor ve abonelerini bu yolla çekiyor. Platformun son dönemde en dikkat çeken yapımlarından biri de Stranger Things.

Yine de insanların, belli bir fayda karşılığında bilgilerini paylaşabileceklerini de göz önüne almalıyız. Zira, Netflix’teki geniş içeriklere saniyeler içinde ulaşmak ve tercihlerimize uygun yapımlarla kolayca karşılaşmak, kişisel verilerin korunması konusunda kullanıcıları, kendilerini savunmasız hissettikleri bir ikilemde bırakıyor. Günümüzde birçok şirket bu duyarlığı göstermemekle ve hatta işlenen kişisel verilerin tüketici aleyhine kullanımıyla eleştiriliyor.

Netflix’in paylaştığı tweet, belki okyanusta bir damla boyutunda görülebilir. Fakat damlası buysa, okyanusta daha ne kadar işlenebilir veri olduğunu tahmin edememek ve bunun gelecekte ne yönde kullanılacağından emin olmamak, akıllarda oldukça büyük soru işaretleri oluşturuyor.

Konunun elbette yasal yönden de ele alınması gerekiyor. Hükümet yetkilileri her ne kadar kişisel verilerin korunması ilkesi gereğince, Netflix, Spotify vb. dijital formatlı içerik platformlarının veri işleme iznini sınırlamaya çalışsa da hem önemli bir mali güce sahip olan hem de dünyanın dört köşesindeki milyonlarca kişiye ulaşmayı başaran bu şirketlerin direnciyle karşılaşıyor.

Netflix ve benzeri dijital platformlar her ne kadar özgün ve zengin içerikler sunsa da topladıkları devasa boyutta kişisel veri nedeniyle, kullanıcıları endişelendiriyor.

Örneğin Netflix, ABD’de 1988 yılında çıkarılan ve video kiralama dükkânlarının kapanmasını önlemeyi amaçlayan Video Gizliliğini Koruma Yasası’na karşı, 2013 yılında lobi faaliyetleri başlatmıştı. Şirket, mevcut işleyişin Facebook ile izleyici verisi paylaşmada engel oluşturduğunu öne sürmüş, abonelerinden yetkililere baskı yapmalarını istemişti. Çalışmalar sonuç vermiş, yasa aynı yıl içinde Netflix lehine yeniden düzenlenmişti.

Sözün özü, Netflix tarafından paylaşılan tweet ilk bakışta esprili görünebilir. Fakat azalan gizliliğin şirketleri ne denli güçlendirdiğini göz önüne alırsak, gelecekte bu platformları kullanan kişilerin nelerle karşılaşacaklarını tahmin etmemiz hâlâ çok zor ve bu belirsizliğin kullanıcıların pek de lehine olmayacağı bir gerçek.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Bu Eşsiz Ürünü Almak İçin Sadece 15 Saniyeniz Var

Youtube reklamlarında hedef kitlenizi en hızlı şekilde markanıza nasıl yönlendirirsiniz? Üstüne üstlük sadece 15 saniyede ürünlerinizi almalarını nasıl sağlarsınız?

Dürtü, eylemlerimizin ardında yatan sebebini bilmediğimiz tetikleyicidir. Günümüz reklam ve pazarlama kampanyalarında bilimsel zemine dayanan ve tecrübelerle sabitlenmiş bir çok strateji uygulanır. Hangi strateji uygulanırsa uygulansın temelinde insan dürtülerine (gizil arzularına) hitap vardır. Kişiler bir ürünü alırken ayrıcalıklı hissetmek isterler. Bu temelde markanın değer yaratma politikasını da güdüleyen bir unsurdur. Geçtiğimiz günlerde dürtü reklamcılığında türünün tek örneği bir reklam çalışması yapıldı.

Dünyaca ünlü modacı ve sanatçıların ürünlerinin ve kişiye özel tasarımların satıldığı, 2000 yılında kurulduğu tarihten bugüne 100’den fazla ülkeye gönderim yapar hale gelen online alışveriş sitesi Yoox; Google ve Stink Studios ile işbirliği yaparak dürtü reklamcılığına dair ezber bozan inovatif bir örnekle karşımıza çıktı. İtalyan lüks moda markası, Youtube’da 15 saniye gösterilen bir pre – roll (yayın öncesi) reklam kampanyası ile tüketici kitlesine tek seferlik eşsiz bir teklifte bulundu. Buna göre kullanıcıların karşısına çıkan kişiselleştirilmiş reklamda “Reklamı Atla” seçeneğine tıklayarak teklifi reddetmeleri halinde, ürüne dair bir daha hiçbir yerde aynı teklifi ve reklamı görüntüleyememeleri sağlandı. Markanın sitesine girerek ürünü bulabilirler diye düşünebilirsiniz. Fakat öyle bir reklam kampanyası yapmışlar ki, ürünü sitelerinde ya da başka bir yerde bulmanız imkânsız. Bu yüzden tüketicilerin benzersiz ürünlere sahip olmak için sadece 15 saniyeleri var. Marka “Şimdi ya da Asla! felsefesi ile kişilerin ayrıcalıklı olma dürtülerine hitap eden reklam kampanyasını oyunlaştırarak, Youtube reklamlarındaki tıklanma ve satın almaya yönlendirme zorluğuna adeta “Challenge Accepted!” demişler.

Peki türünün tek örneği olan bu reklam hedeflemesini nasıl başardılar? Markanın işbirliği yaptığı Stink Studios’un geliştirdiği saatte 36.000’den fazla video renderlayabilen RITA (real – time video cloud rendering platform) adlı platform ile her bir ürünü bir kişi için tek seferlik gerçek zamanlı gösterilmek üzere tasarlayarak. Cyber Weekend kapsamında yayına giren reklam İtalya, Amerika, Japonya ve Kore’de Aralık ortasına dek görüntülenebilecek.

Ses getiren reklam kampanyasının ardından Google İtalya Finans, Moda, Lüks ve Perakende Satış Sektör Lideri Simone Zucca, kampanyanın markalaşma çalışmalarında performans araçlarının kullanımının satın alma dürtülerinde ve farkındalık oluşturmada etkili olduğunu kanıtladığını açıklayarak; bunun marka performansında alanının en iyisi olduğunu belirtti.

Yoox Kreatif Direktörü Filippo Vezzali de bu eşsiz reklam kampanyasının ardından bir açıklamada bulunarak; hazırladıkları reklam videolarındaki çocukluğumuzun çizgi filmlerini anımsatan animasyonların ve estetik konseptin, reklamın hızlı bir şekilde yayılıp zirveye çıkmasında etkili olduğunu dile getirdi. Google ile birlikte hazırladıkları bu sadeliğin ardındaki inovatif teknolojinin tamamen büyüleyici bir reklam formatı yakalamalarını sağladığını belirtti.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dijital reklam dünyasında Yoox’un öncülüğünü yaptığı bu yeni reklamcılık anlayışını bakalım önümüzdeki günlerde diğer markalar nasıl kullanacaklar?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link