Sosyal Medyanın Amansız Çelişkisi: Nicelik mi, Nitelik mi? – 2

Dünkü yazımda sosyal medyada nicelik mi nitelik mi tartışmasına kısa bir giriş yapmıştım. Şimdi biraz daha derine inelim.

Suç Kimde?

Suç aslında içimizdeki “ego canavarında”, kendini üstlerine ispatlama çabasında olan müdürlerimizde, işini daha güzel göstermek isteyen ajanslarda, işin doğrusunu yapmanın ne kadar zor olduğunu görüp, kolayına kaçan bizlerde…

Sonra piyasadaki bu “ego tatminini” fark eden cin fikirli ticari kafası çalışan arkadaşlar geliyor ve markanıza ya da size bir teklif sunuyor.

Sosyal Medyada yüz binlere ulaşmak hayal değil

Facebook’ta  10 binlerce üyeye sahip olarak firmanızın reklam ve tanıtımını yapabilirsiniz !

aktif bir şekilde yer almaları gerekmektedir.

Facebook 1.000 takipçi = 35 TL

Twitter 1.000 takipçi = 60 TL

Youtube 1.000 video izlenme = 7 TL

Dailymotion 1.000 video izlenme = 5 TL

Vimeo 1.000 video izlenme = 15 TL

Instagram 1.000 takipçi = 150 TL

Günlük Web Trafik(Organik) 1.000 ziyaretçi = 30 TL

Facebook Etkinlik Daveti 10.000 kişi = 100 TL

Twitter TT olmak için = 9000 TL

Not = 10.000TL altında iş yapılmamaktadır.

Ürün, hizmet ve kampanyalarınızın tanıtımını Facebook üzerinden 10 binlerce kullanıcıya ulaştırmak ve sosyal medyayı, işinizi büyütmek için kullanmak istiyorsanız doğru adrestesiniz!

Kurdukları cümlelere dikkat eder misiniz?

Sanki sosyal medyayı, sosyal medya ajansından daha iyi biliyorlar? Markadan daha iyi tanıyorlar? Markanın araştırmalarından ve hedef kitlesinden daha iyi sonuçlar elde ediyorlar. Binlerce lira para verip çalıştırdığınız marka müdürlerinden, CEO’lardan, Sosyal Medya Uzmanı ya da danışmanı arkadaşlardan daha profesyoneller.

Not: Halkla ilişkiler çalışanları, yıllarca dirsek çürütmüş mezunlar ve hatta bu işin uzmanları uyumaya devam etsin!

Sayın Ali Atıf Bir ne güzel söylemiş değil mi?

Screen Shot 2014-08-27 at 12.30.49 AM

Ölçülebilir medya?

Öyle. Televizyona göre, gazeteye göre ölçülebilir ve hatta daha rahat hedeflenebilir bir medya. Her ne kadar teknoloji bu konuda bizlere büyük avantajlar sağlasa da illegal camiasına da avantaj sağlıyor. Şarlatanlar için de büyük fırsatlar doğuyor.

Eğer doğru ölçümlemezseniz, doğru ölçemezseniz, ölçümlemeyi bilmiyorsanız, yeni medyayı anlayamıyorsanız kandırılmanız çok kolay!

Twitter takipçisi sizi belirli bir nedenden dolayı takibe alır. Facebook takipçisi sizi tanıyorsa ya da söyledikleriniz ve fikirleriniz uyuşuyorsa takibe alır. Ya da her iki platform için kaçınılmaz bir gerçek doğru bir iletişim kuruyorsanız sizi herkes takibe alabilir.

Eğer olmadığınız biri gibi davranıyorsanız ilk fark ettiklerinde sizi terk ederler. Zaten bu tarz takipçi satın alan kişilerin takipçi satın almayı bıraktıklarında büyük bir hızla takipçi sayıları düşmeye başlar.

“Bu adam kim?” “Adama bak şucuymuş nereden takibe aldım ki?” “Saçma sapan konuşan adamları nereden bulurum ya?”

Şeklinde dönüşler olur. Ya sürekli takipçi almaya devam edersiniz ya da bir süre sonra aldığınız takipçilerin %70’indan fazlası kaçar gider…

Satın aldığınız takipçilerle polemiğe girmeye başlarsınız, hakaretler havada uçuşur, sizi birileri spam’lamaya ve akabinde şikayet etmeye başlar. Savunduğunuz, değer verdiğiniz manevi hassasiyetlerinizin üstüne giderler, bir hiçmiş gibi sizi, fikirlerinizi ve savunduklarınızı silmeye kalkarlar…

Size yarardan çok zarar verirler!

Markalar için de aynı durum söz konusu… Örnek vermek gerekirse bir çakmak firmasının takipçi satın aldığını düşünelim. Birkaç gece sonunda 5.000-10.000TL bütçe ile yüzbinlerce takipçi aldığını varsayalım. Aralarında sigara içenler olduğu gibi sigara kullanmayanlar da olacaktır. Hedefli takipçi satan mı var?

Siz ürünleriniz üzerine metinler oluşturup, özel mesajlar vermeye kalkarken satın aldığınız takipçiler bir anda o özenle hazırladığınız içeriklerin altına ters ifadeler, küfürler, saçma sapan yorumlar yazmaya başlar. Ardından da kriz ortamları, polemikler oluşur. Dertsiz başınıza dert alırsınız…

Sonra da sigara kullanmayan, çakmak beğenmeyen ya da sizinle alâkasız olan hedef kitle hızla sizi terk etmeye başlar. Sonuç hüsrandır. Ya takipçi almaya ve bu riskleri göğüslemeye devam edersiniz ya da saçma sapan bir hedef kitle ile baş başa kalırsınız.

Bazı markalar için ideal olabilir. (Aman ha! Yapın demiyorum…)

Elma, armut, çay, ekmek, su gibi herkesin beğendiği ürünlerde bu durum elbette ki daha minimum seviyede kalacaktır. Yine de riskler devam eder. Sadece bu risklerle de kalmaz. Yarın bilinçli bir kullanıcı “ben sizi takibe almadım nereden çıktınız” şeklinde bir mesaj yazarsa ne cevap vereceğinizi iki kere düşünmeniz gerekir!

Elbette ki o saçma sapan kitle içerisinde işinize yarar tüketicilere de ulaşabilirsiniz. Fakat bu tüketicilere harcadığınız emeği, parayı ve zamanı düşünürseniz… Takipçi satın almak yerine doğrudan hedeflenen reklamları satın almak daha mantıklı olmayacak mıdır?

Satın aldığınız takipçiler arasında “Fake” diye hitap ettiğimiz sahte hesaplar da var!

Biz Türkler bu işi iyi yapıyoruz. İlk başlarda direkt sahte hesapları satıyorduk. Şimdilerde ise yüzde yüz organik gerçek takipçi diye sahte hesaplarla dolu (bir kısmı gerçek) satış yapıyoruz.

Not: Şimdi merak edenler olursa blogumda (TEAkolik.com) sahte hesapların nasıl tespit edildiğini uzun uzadıya yazmıştım. Hatta yeni yazılarımı da yazacağım.

Bu sahte hesaplar genelde “yumurta kafa” diye hitap ettiğimiz profil resmi olmayan, saçma sapan isimlere veya lakaplara sahip hesaplardır. Takipçi satan kişilerin açmış olduğu ve birkaç Tweet attıktan sonra sisteme dahil ettikleri, insanları ve markaları kandırmak için kullanılırlar. Ne bir etkileşim sağlarlar, ne de bir faydalarını görürsünüz. Aksine insanlar bilinçlendikçe sizin sahte takipçiler tarafından donatıldığınızı görüp, ters tepeceklerdir.

Facebook için de durum farksızdır. Hatta daha da beterleri var. Sahte “Like” ve paylaşımlar…

İnsanlara zararlı kodlarla virüs bulaştırarak Facebook hesaplarını ele geçirenlerden tutun da, sahte uygulamaları kullandırarak insanların haberi olmadan markanızı “Like” yaptıranlar da var! İşin çivisi çıkmış be kardeşim…

Ha! Twitter fenomenlerini de unutmamak lazım…

Başta da söylediğim gibi adını sanını duymadığımız Sarı Çizmeli Mehmet Ağalarımız, Kırmızı Rujlu Ablalarımız arasında gerçekten de takip edilen yüz binlerce insana hitap eden tiplerimiz mevcut. Kimi çok iyi laf sokuyor, kimi Cem Yılmaz taklidi yapıyor, kimi Okan Bayülgen kimliğine bürünmüş, kimi seksi anlatıyor, kimi eğlence, kimi zeki… Takip ediyoruz arkadaş attıkları tweetlerden belli, insanı etkiliyorlar.

Bir yandan da…

Ne kadar etkilerse etkilesinler, klavyesinin arkasına saklanmış sahte kişilikler büyük bir kavgaya tutuşuyor. Birileri onlara saldırıyor, onlar birilerini ya da kendi gibi düşünmeyenleri hedef gösteriyor ve takipçilerine “saldır kurt” edasıyla saldırtıp, sosyal medyadan silmeye çalışıyor.

Hatta daha da ileri gidip, milyonlarca lira harcayıp sosyal medyaya girmiş ve iyi bir şeyler yapmaya çalışan markalarımıza saldırıyor, onlardan para koparmaya çalışıyor ya da aklı sıra intikam almaya çalışıyorlar. Bazıları 50 bin kişi tarafından takip edilince bir halt olduklarını sanıyorlar…

Son zamanlarda ReTweet’çiler ortaya çıktı!

Hedef artık like değil, etkileşim peşinde koşmak. Doğal olarak da bu akıllı arkadaşlar para kazanmanın yolunu bulacaktır. Nasıl mı? Özel yazılımları sayesinde, tuzağa düşürdükleri kullanıcılar sayesinde, 10 takipçi bedava egosuna yenilip, tuzağa düşüp, uygulamalara izin veren bilinçsiz kullanıcılar sayesinde birkaç yüz TL’ye markanızın bir Tweetini 5.000 kere ReTweet yapabiliyorlar.

1.000 ReTweet = 70TL

5.000 ReTweet = 300TL

10.000 ReTweet = 500TL

Hani görüyoruz ya saçma sapan Tweetleri adam yazmış “Aşkım seni seviyorum” altında da 2.350 tane Retweet! Yahu bir Allah’ın kulu da sormuyor. Bu kadar saçma sapan bir Tweet nasıl 2.350 kere ReTweet edilir diye…

Elbette bununla kalmıyor. Popüler ünlülerimiz, Twitter ünlüsü Sarı Çizmeli Mehmet Ağalarımızın, Kırmızı Rujlu Ablalarımızın Twitter’da canı “Kıymalı Pide” çekiyor. Şimdi bakıyorsun ünlümüze 90-60-90 ölçülerde hatun. Sizce yumurtalı kıymalı pide yer mi? Eğer o Tweet için 3.000TL aldıysa yer… Gerçi bu işi kılıfına uydurup profesyonelce yapanlar da var. Takdir ediyorum…

Ha! Unutmadan Sarı Çizmeli Mehmet Ağamızın 50.000 takipçisi var. Firmanızın Tweetini isterseniz kendisi atabiliyor. Tweet başına 1.000TL alıyor. Bunu fiyat listesine eklemeyi unutmuşum :)

Yazımın 3. ve son kısmında bu durumun gelecekte markalara etkisini aktaracağım. Görüşmek üzere…

Bu yazı konuk yazarımız Hamza Şamlıoğlu tarafından kaleme alınmıştır.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Bir Cevap Yazın

Perakende’nin Devler Liginde İki Türk Şirket

Deloitte, dünyanın gelir açısından en büyük 250 perakendecisini belirlediği “Perakende’nin Küresel Güçleri 2018” raporunu “Dönüştürücü Değişim, Canlanan Ticaret” başlığıyla yayımladı. Raporda Türkiye’den yıllardır yer alan BİM Birleşim Mağazacılık A.Ş. ve uzun bir aradan sonra listeye tekrar giren Migros Ticaret A.Ş. yer alıyor. Bununla birlikte bu iki marka raporda yayınlanan 2016 mali yılında en hızlı büyüyen 50 şirket arasında da yer alıyor.

Rapora göre en iyi 250 perakende şirketi 2016 mali yılında %4,1 oranında bileşik büyümeyi temsil eden toplam 4,4 trilyon ABD doları gelir elde etti. Raporda bulunan şirketlerin perakendeden elde ettikleri yıllık gelirlerin ortalama 17,6 milyar dolar seviyelerinde olduğu görülüyor. Perakendenin en güçlü beş ismi, listedeki yerini 2016 mali yılında da korurken ilk 10’da yer alan diğer şirketlerin; organik büyüme, satın almalar ve kurdan kaynaklanan oynaklık sebebiyle yer değiştirdiği görülüyor. İlk 10’da yer alan şirketlerin gelirleri, listede yer alan 250 şirketin toplam gelirinin %30,7’sini oluşturuyor.

Listede dikkat çeken noktalardan biri ise geçtiğimiz dört seneden farklı olarak giyim ve aksesuar perakendecilerinin büyümenin başını çeken liderler koltuğundan feragat etmesi ve buna rağmen en karlı sektör özelliğini koruyor olması. Hızlı tüketim sektörü ise tüm liste içerisinde hem listeye giren şirket sayısı (135) hem de ortalama gelir (21,7 milyar dolar) açısından en öne çıkan sektör niteliğini kazandı. Hızlı tüketim sektöründe faaliyet gösteren bu 135 şirket, toplam gelirin üçte ikisini oluşturuyor.

Deloitte Türkiye Tüketim ve Endüstriyel Ürünler Lideri Özkan Yıldırım, raporun öne çıkan sonuçlarını şöyle değerlendirdi: “Listede ciddi oranda basamak atlayan şirket olarak görünen Amazon’un, geçtiğimiz sene 10. sırada yer alırken bu sene 6. sıraya yükseldiği göze çarpıyor. Türkiye’nin temsili açısından sevindirici bir gelişme ise; sıralamanın düzenli oyuncularından BİM Birleşik A.Ş.’nin yanı sıra, geçtiğimiz yıllarda listeye girmeye ara vermiş olan Migros Ticaret A.Ş.’nin de tekrar devler listesinde yer almış olması.”

Migros yine devler liginde, BİM ise yerini koruyor

Listede 149. Sırada yer alan BİM Birleşik A.Ş., geçtiğimiz sene 6,4 milyar olan gelirini, bu sene 6,6 milyar dolara çıkardı. BİM, 2011-2016 yılları arası %19,6 büyüme elde ederek son beş yılda en hızlı büyüyen 24. şirket oldu.

Migros Ticaret A.Ş. ise 3,6 milyar dolarlık geliriyle 247. sıradan devler ligine tekrar merhaba dedi. Migros’un yıllık büyüme oranı %17,8 olarak ölçülürken, bu oranla en hızlı büyüyen 37. şirket oldu.

Perakendenin kuralları yeniden yazılıyor

Özkan Yıldırım, hayatlarımızı dönüştüren bu değişim çağında perakendenin kurallarının nasıl yeniden yazıldığına dikkat çekiyor: “Ticareti canlandırmak ve gelecekte perakendecilerin iş yapış biçimlerini derinden etkilemek için inovasyon, iş birliği, konsolidasyon, entegrasyon ve otomasyon gereklilik haline gelecek. Bu kapsamda, yetkinliklerini dijitalin gereksinimlerine göre geliştirebilen, müşteri deneyimini farklılaştıran ve yeni teknolojileri tüketiciyi anlamak için kullanabilen perakendeciler, değişen dünyada hayatta kalabilecek.”

Raporda yer alan ve perakende alanında hâkim olması beklenen dört önemli trend ise şöyle:

  • En iyi kalitede dijital yetkinlikler geliştirmek: Dünya çapındaki perakendeciler hızla, tüketici gözüyle alışverişin geleneksel ‘bricks and clicks (hem fiziksel hem de çevrimiçi varlık ve faaliyet gösterilmesi)’ anlayışından ibaret olmadığı gerçeğine adapte oluyorlar.
  • Kaybedilen zamanı telafi etmek için fiziki ve online hizmeti birleştirmek: Dijital dünyanın kıyısında duran fakat dijital trendleri takip etmede başarısız olan pek çok şirket, kaybettikleri zamanı telafi etme peşinde olmalılar.
  • Eşsiz ve etkili mağaza içi deneyim yaratmak: Fiziki perakende mağazaları hiçbir yere gitmiyor; zira dünya çapındaki perakende satışların %90’ı hala bu mağazalardan yapılıyor. Öte yandan pek çok imkân sunan online kanallarla yarışmak için anlamlı müşteri deneyimi ve marka bağlılığı oluşturmak şart.
  • Perakendeyi en son teknolojilerle yeniden keşfetmek: Nesnelerin interneti, yapay zekâ, sanal gerçeklik ve robotlar her perakendecinin radarında olmalı.

2016 mali yılının en büyük 10 perakendecisi

Gelir düzeyine göre sıralama Şirket adı Menşei 2016 yılı perakende geliri
(milyon ABD $)
1 Wal-Mart ABD 485,873
2 Costco ABD 118,719
3 The Kroger ABD 115,337
4 Schwarz Almanya 99,256
5 Walgreens ABD 97,058
6 Amazon ABD 94,665
7 The Home Depot Inc ABD 94,595
8 Aldi Group Almanya 84,923
9 Carrefour S.A. France 84,131
10 CVS Health Corporation ABD 81,100

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlamacılar Neden İşlerini Bırakmak İstiyorlar?

Pazarlamacıların %81’i şu anda yaptıkları işi önümüzdeki üç yıl içinde bırakmak istiyor. İşletmelerin bu konuda önceliklerini ve değerlerini gözden geçirmeleri gerekebilir. Var olan personelini tutundurabilmek iş veren için önemli bir konu ve iş verenin çalışanı nelerin motive edeceğini bilmesi gerekiyor.

Son yapılan Pazarlama Haftası Kariyer ve Maaş anketine katılanların çoğunluğu önümüzdeki en az beş yılı pazarlama bölümünde geçirmek istediklerini ama şu anda bulundukları işi bırakmayı planladıklarını söyledi.

Ankete katılanların %43.2’si rollerini önümüzdeki üç yıl içinde değiştirmeyi planlıyor, % 37.8’i gelecek yıl değiştirmek istiyor ve sadece % 11,2’lik bir kısım değiştirmeyi düşünmüyor.

Değişikliğin başlıca nedeni olarak daha iyi finansal ücreti (% 65.1), yeni bir görev meydan okumasını (% 54.9) ve mevcut iş yerlerinde sınırlı imkânlara sahip olmayı  (% 37.4) öne sürdüler.

TSB pazarlama müdürü Pete Markey, şirketlerin yeni bir meydan okuma isteği duymaları ve mevcut çalışma ortamında pazarlamacılara ilham vermeleri ve yerine getirmeleri için yollar bulmaları gerektiğini belirtti.

Moonpig CMO’su Andre Rickerby, bir e-ticaret bakış açısıyla, pazarlamacılar için açık olan geniş fırsat yelpazesinin her geçen yıl arttığını ve yeni roller denemelerini sağladığını söylüyor. Özerkliği doğuran ve paylaşılan vizyonla çalışan bir pazarlama kültürü kurabilen böyle hızlı ve rekabetçi bir sektör markası, kendi kültürünü yaşatma imkanı bulabilecektir diyor.

Online sistemin çok değiştiğini ifade eden Rickerby “Bir yönetici olarak, ne teklif ediyorsun? Piyasada çok sayıda rakip var ve çoğu zaman insanlar önce para düşünüyor.” diye de ekliyor. 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link