Sosyal Medyanın Amansız Çelişkisi: Nicelik mi, Nitelik mi? – 2 0

Dünkü yazımda sosyal medyada nicelik mi nitelik mi tartışmasına kısa bir giriş yapmıştım. Şimdi biraz daha derine inelim.

Suç Kimde?

Suç aslında içimizdeki “ego canavarında”, kendini üstlerine ispatlama çabasında olan müdürlerimizde, işini daha güzel göstermek isteyen ajanslarda, işin doğrusunu yapmanın ne kadar zor olduğunu görüp, kolayına kaçan bizlerde…

Sonra piyasadaki bu “ego tatminini” fark eden cin fikirli ticari kafası çalışan arkadaşlar geliyor ve markanıza ya da size bir teklif sunuyor.

Sosyal Medyada yüz binlere ulaşmak hayal değil

Facebook’ta  10 binlerce üyeye sahip olarak firmanızın reklam ve tanıtımını yapabilirsiniz !

aktif bir şekilde yer almaları gerekmektedir.

Facebook 1.000 takipçi = 35 TL

Twitter 1.000 takipçi = 60 TL

Youtube 1.000 video izlenme = 7 TL

Dailymotion 1.000 video izlenme = 5 TL

Vimeo 1.000 video izlenme = 15 TL

Instagram 1.000 takipçi = 150 TL

Günlük Web Trafik(Organik) 1.000 ziyaretçi = 30 TL

Facebook Etkinlik Daveti 10.000 kişi = 100 TL

Twitter TT olmak için = 9000 TL

Not = 10.000TL altında iş yapılmamaktadır.

Ürün, hizmet ve kampanyalarınızın tanıtımını Facebook üzerinden 10 binlerce kullanıcıya ulaştırmak ve sosyal medyayı, işinizi büyütmek için kullanmak istiyorsanız doğru adrestesiniz!

Kurdukları cümlelere dikkat eder misiniz?

Sanki sosyal medyayı, sosyal medya ajansından daha iyi biliyorlar? Markadan daha iyi tanıyorlar? Markanın araştırmalarından ve hedef kitlesinden daha iyi sonuçlar elde ediyorlar. Binlerce lira para verip çalıştırdığınız marka müdürlerinden, CEO’lardan, Sosyal Medya Uzmanı ya da danışmanı arkadaşlardan daha profesyoneller.

Not: Halkla ilişkiler çalışanları, yıllarca dirsek çürütmüş mezunlar ve hatta bu işin uzmanları uyumaya devam etsin!

Sayın Ali Atıf Bir ne güzel söylemiş değil mi?

Screen Shot 2014-08-27 at 12.30.49 AM

Ölçülebilir medya?

Öyle. Televizyona göre, gazeteye göre ölçülebilir ve hatta daha rahat hedeflenebilir bir medya. Her ne kadar teknoloji bu konuda bizlere büyük avantajlar sağlasa da illegal camiasına da avantaj sağlıyor. Şarlatanlar için de büyük fırsatlar doğuyor.

Eğer doğru ölçümlemezseniz, doğru ölçemezseniz, ölçümlemeyi bilmiyorsanız, yeni medyayı anlayamıyorsanız kandırılmanız çok kolay!

Twitter takipçisi sizi belirli bir nedenden dolayı takibe alır. Facebook takipçisi sizi tanıyorsa ya da söyledikleriniz ve fikirleriniz uyuşuyorsa takibe alır. Ya da her iki platform için kaçınılmaz bir gerçek doğru bir iletişim kuruyorsanız sizi herkes takibe alabilir.

Eğer olmadığınız biri gibi davranıyorsanız ilk fark ettiklerinde sizi terk ederler. Zaten bu tarz takipçi satın alan kişilerin takipçi satın almayı bıraktıklarında büyük bir hızla takipçi sayıları düşmeye başlar.

“Bu adam kim?” “Adama bak şucuymuş nereden takibe aldım ki?” “Saçma sapan konuşan adamları nereden bulurum ya?”

Şeklinde dönüşler olur. Ya sürekli takipçi almaya devam edersiniz ya da bir süre sonra aldığınız takipçilerin %70’indan fazlası kaçar gider…

Satın aldığınız takipçilerle polemiğe girmeye başlarsınız, hakaretler havada uçuşur, sizi birileri spam’lamaya ve akabinde şikayet etmeye başlar. Savunduğunuz, değer verdiğiniz manevi hassasiyetlerinizin üstüne giderler, bir hiçmiş gibi sizi, fikirlerinizi ve savunduklarınızı silmeye kalkarlar…

Size yarardan çok zarar verirler!

Markalar için de aynı durum söz konusu… Örnek vermek gerekirse bir çakmak firmasının takipçi satın aldığını düşünelim. Birkaç gece sonunda 5.000-10.000TL bütçe ile yüzbinlerce takipçi aldığını varsayalım. Aralarında sigara içenler olduğu gibi sigara kullanmayanlar da olacaktır. Hedefli takipçi satan mı var?

Siz ürünleriniz üzerine metinler oluşturup, özel mesajlar vermeye kalkarken satın aldığınız takipçiler bir anda o özenle hazırladığınız içeriklerin altına ters ifadeler, küfürler, saçma sapan yorumlar yazmaya başlar. Ardından da kriz ortamları, polemikler oluşur. Dertsiz başınıza dert alırsınız…

Sonra da sigara kullanmayan, çakmak beğenmeyen ya da sizinle alâkasız olan hedef kitle hızla sizi terk etmeye başlar. Sonuç hüsrandır. Ya takipçi almaya ve bu riskleri göğüslemeye devam edersiniz ya da saçma sapan bir hedef kitle ile baş başa kalırsınız.

Bazı markalar için ideal olabilir. (Aman ha! Yapın demiyorum…)

Elma, armut, çay, ekmek, su gibi herkesin beğendiği ürünlerde bu durum elbette ki daha minimum seviyede kalacaktır. Yine de riskler devam eder. Sadece bu risklerle de kalmaz. Yarın bilinçli bir kullanıcı “ben sizi takibe almadım nereden çıktınız” şeklinde bir mesaj yazarsa ne cevap vereceğinizi iki kere düşünmeniz gerekir!

Elbette ki o saçma sapan kitle içerisinde işinize yarar tüketicilere de ulaşabilirsiniz. Fakat bu tüketicilere harcadığınız emeği, parayı ve zamanı düşünürseniz… Takipçi satın almak yerine doğrudan hedeflenen reklamları satın almak daha mantıklı olmayacak mıdır?

Satın aldığınız takipçiler arasında “Fake” diye hitap ettiğimiz sahte hesaplar da var!

Biz Türkler bu işi iyi yapıyoruz. İlk başlarda direkt sahte hesapları satıyorduk. Şimdilerde ise yüzde yüz organik gerçek takipçi diye sahte hesaplarla dolu (bir kısmı gerçek) satış yapıyoruz.

Not: Şimdi merak edenler olursa blogumda (TEAkolik.com) sahte hesapların nasıl tespit edildiğini uzun uzadıya yazmıştım. Hatta yeni yazılarımı da yazacağım.

Bu sahte hesaplar genelde “yumurta kafa” diye hitap ettiğimiz profil resmi olmayan, saçma sapan isimlere veya lakaplara sahip hesaplardır. Takipçi satan kişilerin açmış olduğu ve birkaç Tweet attıktan sonra sisteme dahil ettikleri, insanları ve markaları kandırmak için kullanılırlar. Ne bir etkileşim sağlarlar, ne de bir faydalarını görürsünüz. Aksine insanlar bilinçlendikçe sizin sahte takipçiler tarafından donatıldığınızı görüp, ters tepeceklerdir.

Facebook için de durum farksızdır. Hatta daha da beterleri var. Sahte “Like” ve paylaşımlar…

İnsanlara zararlı kodlarla virüs bulaştırarak Facebook hesaplarını ele geçirenlerden tutun da, sahte uygulamaları kullandırarak insanların haberi olmadan markanızı “Like” yaptıranlar da var! İşin çivisi çıkmış be kardeşim…

Ha! Twitter fenomenlerini de unutmamak lazım…

Başta da söylediğim gibi adını sanını duymadığımız Sarı Çizmeli Mehmet Ağalarımız, Kırmızı Rujlu Ablalarımız arasında gerçekten de takip edilen yüz binlerce insana hitap eden tiplerimiz mevcut. Kimi çok iyi laf sokuyor, kimi Cem Yılmaz taklidi yapıyor, kimi Okan Bayülgen kimliğine bürünmüş, kimi seksi anlatıyor, kimi eğlence, kimi zeki… Takip ediyoruz arkadaş attıkları tweetlerden belli, insanı etkiliyorlar.

Bir yandan da…

Ne kadar etkilerse etkilesinler, klavyesinin arkasına saklanmış sahte kişilikler büyük bir kavgaya tutuşuyor. Birileri onlara saldırıyor, onlar birilerini ya da kendi gibi düşünmeyenleri hedef gösteriyor ve takipçilerine “saldır kurt” edasıyla saldırtıp, sosyal medyadan silmeye çalışıyor.

Hatta daha da ileri gidip, milyonlarca lira harcayıp sosyal medyaya girmiş ve iyi bir şeyler yapmaya çalışan markalarımıza saldırıyor, onlardan para koparmaya çalışıyor ya da aklı sıra intikam almaya çalışıyorlar. Bazıları 50 bin kişi tarafından takip edilince bir halt olduklarını sanıyorlar…

Son zamanlarda ReTweet’çiler ortaya çıktı!

Hedef artık like değil, etkileşim peşinde koşmak. Doğal olarak da bu akıllı arkadaşlar para kazanmanın yolunu bulacaktır. Nasıl mı? Özel yazılımları sayesinde, tuzağa düşürdükleri kullanıcılar sayesinde, 10 takipçi bedava egosuna yenilip, tuzağa düşüp, uygulamalara izin veren bilinçsiz kullanıcılar sayesinde birkaç yüz TL’ye markanızın bir Tweetini 5.000 kere ReTweet yapabiliyorlar.

1.000 ReTweet = 70TL

5.000 ReTweet = 300TL

10.000 ReTweet = 500TL

Hani görüyoruz ya saçma sapan Tweetleri adam yazmış “Aşkım seni seviyorum” altında da 2.350 tane Retweet! Yahu bir Allah’ın kulu da sormuyor. Bu kadar saçma sapan bir Tweet nasıl 2.350 kere ReTweet edilir diye…

Elbette bununla kalmıyor. Popüler ünlülerimiz, Twitter ünlüsü Sarı Çizmeli Mehmet Ağalarımızın, Kırmızı Rujlu Ablalarımızın Twitter’da canı “Kıymalı Pide” çekiyor. Şimdi bakıyorsun ünlümüze 90-60-90 ölçülerde hatun. Sizce yumurtalı kıymalı pide yer mi? Eğer o Tweet için 3.000TL aldıysa yer… Gerçi bu işi kılıfına uydurup profesyonelce yapanlar da var. Takdir ediyorum…

Ha! Unutmadan Sarı Çizmeli Mehmet Ağamızın 50.000 takipçisi var. Firmanızın Tweetini isterseniz kendisi atabiliyor. Tweet başına 1.000TL alıyor. Bunu fiyat listesine eklemeyi unutmuşum :)

Yazımın 3. ve son kısmında bu durumun gelecekte markalara etkisini aktaracağım. Görüşmek üzere…

Bu yazı konuk yazarımız Hamza Şamlıoğlu tarafından kaleme alınmıştır.

Bir Cevap Yazın

Cinemaximum Seyircileri Sınırsız Patlamış Mısırla Tavladı 0

Son birkaç yıldır Türkiye’deki sinema sektörünün önce konsolide olması, sonrasında ise tekelleşmesi mâlumunuz. Mars Entertainment Group’a bağlı Cinemaximum salonları, artık neredeyse her alışveriş merkezinde karşımıza çıkıyor. Bunun en büyük yansıması da sinema deneyiminin alışveriş merkeziyle eş anlamlı hâle gelmesi oldu. Her yerde Cinemaximum ve onun beraberinde getirdiği konsept olunca, birbirinin kopyası, özgün bir ortamı olmayan salonlar türemeye başladı. Üstüne bir de bu sinemaların yiyecek-içecek bölümlerindeki yüksek fiyatlar eklenince durum, bazı seyirciler tarafından çekilmez bir hâl almaya başladı.

Ülkemizin en büyük sinema zinciri muhtemelen bu gidişatı fark etmiş olacak ki yeni açılan alışveriş merkezlerinden olan Emaar Square Mall’daki salonunun cazibesini artırmak için kolları sıvadı. 20 Eylül 2017 tarihini “Kendi Kabıyla Gelene Sınırsız Popcorn” günü ilan etti ve saat 18:00’e kadar, izleyicilerin getirdiği kap ne kadar büyük olursa olsun, 5 TL karşılığında sınırsız patlamış mısır verileceğini söyledi.

Sınırsız Popcorn Günü, aslında ülkemizdeki kampanyacı ruhun bir yansıması.

İşin renkli tarafı, sınırsız patlamış mısır vaadini duyan izleyicilerin, sıra dışı paketler ve kaplarla gelmesi oldu. Giyim mağazasından alınan büyük karton torbalardan tutun da hasır sepetlere, yoğurt kutularına, ev yapımı kocaman paketlere kadar çeşit çeşit kaplarla Emaar Square Mall Cinemaximum’a gelen izleyiciler, toplumumuzdaki kampanyacı ruhun ne kadar üst düzeyde olduğunu kanıtladı.

Seyirciler, akla hayale gelmeyecek paketlerle salona geldiler.
Sınırsız patlamış mısır, her yaştan izleyiciyi çekmek için işe yarar bir fikre benziyor.

Bazı izleyiciler, Cinemaximum’un bu konuda yaptığı paylaşımların altına, 5 TL karşılığında patlamış mısırın satılabildiği bir yerde neden normal zamanda kendilerinden 20-25 TL arasında ücret alındığını sorgulasa da markaya günden kalan, izleyicilerin kaplarıyla oluşturduğu gülümseten kareler oldu.

Sınırsız patlamış mısırı duyanlar, getirdikleri “kap”larda da sınır tanımadı.

Sinema salonları çok kurumsal ortamlar sayılmaz. O yüzden kendi açımdan bu görüntülerin markanın imajına zarar verdiğini düşünmüyorum. Hatta belki de Apple’ın sinema salonlarındaki filmleri yayınlama isteğiyle daha zor şartlar altında faaliyet gösterecek sinema salonları seyircileri, gelecekte bu tür promosyonlarla salonlara çekmeye çalışacak. Çünkü keskin rekabet doğal olarak bunu gerektirecek.

Getirilen kaplar arasında ev yapımı olanlar da vardı.

Peki, Cinemaximum’un bu çalışması hakkında sizin görüşünüz nedir? Yoğurt kabıyla gelip patlamış mısır alan bir müşteri, bir sinema salonuna renk katar mı, yoksa tersine bir etki mi yaratır?

Walt Disney’in Minik Fareyle Başlayan Başarı Öyküsü 0

Çocukluk yıllarımızın vazgeçilmez çizgi film karakteri Mickey Mouse’un yaratıcısı Walt Disney’in minik bir fareyle tamamen değişen hayatı ve sizi mucizelere inandıracak kadar sefil bir hayattan karikatür filmlerinin öncüsü olmaya kadar yükselen başarı hikayesini anlatacağız.

İrlanda göçmeni bir ailenin oğlu olan Walt Disney, hasta olan babası çalışamadığından ve ekonomik durumlarının kötü olması nedeniyle sürekli çalışmak, para kazanmak zorundaydı. Ayrıca ailesi sürekli taşındığı için düzenli bir hayata da sahip değildi.

Disney, maddi yetersizlikten okula devam edemediği için herhangi bir mesleğe de sahip değildi. Bu nedenle girdiği işlerin hepsi geçici olduğu için ayrılmak zorunda kalıyordu. Babasının ölümü ile derin bir sarsıntı yaşayan Walt, babasını tedavi ettiremediği için kendini suçladı ve bir süre bunun etkisinden kurtulamadı.

Walt tam bir kitap kurduydu ve kazandıklarının bir miktarını kitaplara ayırıyordu. Bir gün kitapçıdan aldığı kitabın arasında bir reklam kağıdı gördü. Kağıtta “Kansas City Sanat Enstitüsü sizi ücretsiz kurslara çağırıyor yazıyordu. Yazıyı okuyan Walt hiç düşünmeden kursa yazılmaya ve çizim konusunda kendisini geliştirerek bir meslek edinmeye karar verdi. Üstelik kurs için herhangi bir ücret ödemek zorunda değildi.

Walt çizim dersleri öğreniyor hatta bazı ajanslara karikatür çizerek az da olsa para kazanıyordu. Kansas Sanat Enstitüsü’ndeki eğitimini tamamladıktan sonra ailesinin yanına dönen Walt, çizimlerini gazete ve dergilere yolluyor ancak hala bir sonuç alamıyordu. Bu kadar maddi imkansızlıkların ardından çalıştığı işinden de yeterince yaratıcı olmadığı için kovulan Walt tekrar karamsarlığa geri döndü.

Tüm olumsuzluklara rağmen vazgeçmeyen Walt çizim yapmaya devam etti ve bir gün çizim yaptığı sırada odasında küçük bir fare gördü. İlgisini çeken bu fareyi bir süre izlemeye ve beslemeye başladı. Ardından bu ikili arasında bir arkadaşlık oluştu ve bir gün onu çizmeye karar verdi. İşte bu çizim Walt Disney için bir dönüm noktasıydı.

Elindeki fare çizimleriyle Hollywood’a doğru yola çıktı ve Kansas Sanat Enstitüsü’den arkadaşı Iwerks’i bularak ona fare çizimlerinden söz etti. Walt bu fareye ilk olarak ‘Mortimer’ adı verilmiş ancak ilerleyen zamanlarda Walt Disney’in eşi Lilly’nin önerisiyle ‘Mickey Mouse’ olarak değiştirilmiş. Mickey Mouse adını verdikleri fare ilk olarak 1928 yılında ‘Steamboat Willie’’de yer aldı.

Walt Disney ve Iwerks ellerinde bulunan son paralarına kadar harcadıkları bu filmde büyük bir başarı elde ettiler ve film izlenme rekorları kırdı. İlk filmden sonra Walt Disney ve kardeşi Roy, Walt Disney Productions’ı kurdu. Ardından birçok çizgi film çekerek başarılarına başarı kattılar. Bir anda dünyanın en ünlü animasyonu haline gelen Mickey Mouse 100’den fazla çizgi filmde baş karakter olarak yer aldı. Bunu takip eden dönemlerde; Donald Duck (1934), Pinokyo (1940), Aslan Kral, Kayıp Balık Nemo, Külkedisi, Winnie The Pooh, Sindrella (1950), Uyuyan Güzel (1958), 101 Dalmaçyalı (1961) ve daha birçok başarılı çizgi filmde Walt Disney imzası yer aldı. 1938 yılında gösterime giren ve 1.5 milyon dolar harcanarak yapılan “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” 8 milyon dolarlık bir hasılata ulaştı.

1955 yılında Los Angeles’ta çalışanların çocuklarıyla birlikte eğlenebileceği büyük bir eğlence parkı olan Disneyland projesini hayat geçirdi. Walt Disney bu projenin yapımında çalışan mühendislere “Disneyland’ın dünyadaki en inanılmaz yer olmasını ve içinde parkı boydan boya gezen bir tren olmasını istiyorum dedi.

Walt Disney Productions bugün 30 milyar dolarlık yıllık gelire sahip. Walt Disney Company, American Broadcasting Company (ABC) ve Entertainment and Sports Programming Network (ESPN) gibi kuruluşları da bünyesine katıp Kaliforniya merkezli çalışan devasa bir medya şirketi haline geldi.

Hayatın getirdiği zorluklar karşısında yılmadan, yorulmadan mücadele eden, hayal ettiklerinden her ne pahasına olursa olsun vazgeçmeyen Walt Disney zoru başardı. Çizgi film dünyasına adını altın harflerle yazdırdı. 65 yaşında akciğer kanseri sebebiyle hayatını kaybettikten sonra ardında medya devi bir şirket bıraktı.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Hemen Kaydolun
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link