Sosyal Medyada Nitelik ve Nicelik Farkı Anlaşılmaya mı Başlanıyor?

Son günlerde sıklıkla konuşulan bir konu nitelik ve nicelik farkı. Özellikle Twitter’daki TT listesine baktığımızda bu konunun nasıl bir noktaya geldiğini anlayabiliyoruz. Soracaksınız ‘Hala Türkiye TT listesine bakmaya devam mı ediyorsunuz?‘ diye, alışkanlık meselesi ne yapalım!

Yandaki resmi alan bir İBF öğrencisi bunu Twitter’da paylaşırken şöyle yazmış: ‘ Twitter’ın amacına tecavüz edildiği anın şok görüntüleri…‘ Hakikaten de bu resim Twitter’ın da Türkiye için sosyal mecralıktan çıkıp yeni bir yaşam platformu olduğunun kanıtı.

Twitter böyle bir platform olmuşken  markaların taktiklerini neye göre yaptıkları çok önemli bir hal aldı. Daha fazla kişiye ulaşmaktan ziyade markanın hedef segmentinde olan  kitlelere ulaşılmasının yapılabilecek en doğru iş olduğu zaten apaçık ortada.

Bunun en açık örneği özel ürün kategorisindeki markalar. Ferrari’nin 10 milyon takipçisi de olsa 10 bin takipçisi de olsa o araba 2 kişi tarafından alınıyor.Bu demek değil ki Ferrari Twitter aktiviteleri yapmasın, yapmalıdır, yapıyor da…Ancak 17 yaşındaki bir lise öğrencisinin Ferrari’yi takip etmesinin markaya olumlu hiçbir yanı yok.  Bu arada şunu da belirtelim: Ferrari’nin takipçi sayısı 316.903 .

Bu konu hakkında uzun süredir araştırma yapan Sosyal Medya Danışmanı ve Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Ercüment Büyükşener, sitesinde şöyle bir yazı kaleme almış;

Sosyal Medya İletişimi Nedir?

“Sosyal Medya İletişimi” Seyirci ile takipçiyi ayırt etme fırsatıdır!

Nedir bu seyirci ve takipçiyi ayırt etme fırsatı?

Markalar ve ajanslar yaptıkları kampanyalar ile Facebook/Twitter sayfalarında yüzbinlerce, milyonlarca kişiye ulaşma hayaliyle yanıp tutuşuyorlar!

Peki bu ulaşılan milyonlarca kişi gerçekten takipçi mi? Yoksa sadece seyirci mi?

Size bu ayrışmanın farkını kısa bir örnekle anlatacağım ve aşağıdaki video ile de bu örneği destekleyeceğim.

Okan Bayülgen’in şu an itibariyle 1.730.498 takipçisi var.

Haftada 5 gün TV’de 23:00 / 02:00 arası 3 saat canlı yayın yapıyor.

Türkiye’nin en popüler TV yüzü diyebiliriz.

Peki bu saydıklarımız neticesinde; KingoAnket.com’da haftada 3 gün yayınlanan ankete yayınlandığı gün içinde kaç kişi katılım gösteriyor dersiniz?

Maksimum 15.000 Kişi..

Sizlere sunmak istediğim iki önemli tesbitim olacak. Detaylarını videodan lütfen izleyin!

1.7 milyon takipçisi olan ve anketi Twitter’ından aynı gece 2 defa paylaşan, Türkiye’nin popüler ismi Okan Bayülgen sosyal medyadan ankete katılım gösteren 15000 kişiyle nasıl ve neden övünüyor?

Peki markalar ve ajanslar, Okan’ın övündüğü 15000 rakamıyla aynı sosyal medya dünyasında bulundukları halde; neden yüzbinler ve milyonların peşine düşüyor?

Yazının devamını ve videoyu Sosyal Medya İletişimi Nedir? 2 başlıklı yazıda  bulabilirsiniz.

Markaların sosyal mecraya harcadığı tutarların karşılıklarını alamaması ile günyüzüne çıkan nitelik/nicelik farkı, ülkemizdeki  sosyal medya  yönetiminin profesyonelleşme sürecinin belirli bir noktaya geldiğinin önemli kanıtlarından.   İlerleyen günlerde de  bu konuyu Pazarlamasyon’da Ercüment Büyükşener‘le yapacağımız röportajda göreceğiz.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlama alanında Türkiye'nin en çok okunan blogu : Pazarlamasyon'un kurucusu.

Bir Cevap Yazın

Bu Bir Sosyal Kaçış Hikayesi: Sosyal Medyadan Kaçmak!

Forum zamanında büyüyen bir nesildik biz. MSN‘de ne dinlediğini paylaşan ama kimsenin ne yediğini umursamayan. Myspace‘de 2mp kameralık fotoğraflarımızı paylaşır forumlara yorumlar yazardık.

Bu bahsi geçen nesil en şanslısıydı belki de. 90larda çocuk olanlardan bahsediyorum elbette. Tüm hayatı akıllı telefona gömülmekten, hayatları sanal olmaktan yargılanan bu nesil elinde cep telefonu ile doğmadı ama bizler bu geçiş döneminin, teknoloji döngüsünün temel zincirini oluşturduk.

Ülkemizde filizlenen bir tohumdu sosyal medya ve bizler, aynı yaşlarda iki arkadaş gibi kendimize uyarlayarak dönüştürdük onu.

UP UP +Rep

Forumlarda muhabbetler eder, amatör müzik gruplarını keşfeder, çokça oyun oynar ve yorum yapardık bu oyunlar hakkında. Sonra bir gün o cümle girdi hayatımıza “Duydun mu Facebook diye bir şey varmış” Çok sevdiğimiz forumları kısa sürede terk etmeye başladık. Çünkü burada gerçek arkadaşlarımız vardı. Üstelik sıra beklemek ya da onay gerekmeksizin üye olup paylaşım yapabiliyorduk. Çok eğleniyorduk ve artık gizli saklı diye bir şey kalmamıştı.

Takibe takip

Aradan yıllar geçti ve çeşitlendi bu mecralar. Twitter, Instagram, Vine, Scorp, Periscope derken arttı da arttı. Hepsine de kolay uyum sağladık. Saatlerce tweet okuyup gülüyor, oraya buraya yorum yapıyorduk. Ama sonra biz eğlenen çocukların elinden aldılar bu eğlencenin tekelini.

Önce Facebook’a takım elbise giydirdiler, derken Twitter kravat takmaya başladı. Bu ailelerimizin bile profil açmasından tehlikeliydi. Çünkü artık eğlenmiyorduk. Biz büyümüştük. Yani Türkiye’de sosyal medyayı kendileri büyürken şekillendiren nesil büyümüş, düşünmeye veya hiç düşünmemeye başlamıştı.

İlk olarak kendi aramızda bölündük. Sonra bölünenler kendi aralarında. Daha sonra diğerleri… Derdini klavye başında anlatarak büyüyen nesil siyasi olayların tam ortasında kaldı böylece.
Evet, artık eğlenmiyorduk. Artık öyle bir konuma gelmiştik ki sadece bağırıyorduk.

Facebook: Ne düşünüyorsun?

Derdimizi anlatabilmenin tek yolu buydu ve bir şeylere tepki göstermemek de tepki göstermekti aslında. Bize ne düşündüğümüzü soran Facebook’a kinimizi ve nefretimizi döküyorduk. Twitter bile Ne yapıyorsun‘u Neler oluyor‘a çevirdi.

Sahi neler oluyordu?

O kadar bölünmüştük ve dönüşmüştük ki esas amacımızı unutur hale gelmiştik. Öfkeliydik, gamsızdık, nefret doluyduk. Ancak yaptıklarımızın sadece birkaç harfi bir araya getirmek olduğunu çoktan unutmuştuk. Durmadan eleştiriyorduk insanların bizim istemediğimiz kelimeleri birleştirmesini. En küçük bir fırsatta fırtınalar koparıyor sonra üzerine bir kedi videosu patlatıyor kendi dengemizi bozuyorduk.

Bu bir sosyal kaçış hikayesi

Artık orada bulunma amacımız sadece fikirlerimizi beyan etmek ve başkalarının fikirlerine saygı duymadan sert eleştirilerde bulunmak olmuştu. Başta Facebook olmak üzere zamanla kopmaya başladı bu dünyadan birçok kişi. Başlarda çok eğlenceli gelen bu dünya artık sadece canımızı sıkar hale gelmeye başlamıştı. Sadece ulaşılmak için profilini kapatmayan ancak elini eteğini bu mecralardan çeken insanların sayısı hızla arttı.

Artık anasayfalarımızda sadece siyasi gönderiler baş göstermeye başladığı, atılan tweetlerin sadece kötü haberler olduğu, Periscope videolarının sadece +18 içerikli olmaya başlaması ve de severek takip ettiğimiz fenomenlerin birer reklam yıldızı olmalarıyla bu mecra hem güvenimizi hem de keyfimizi kaçırmaya başladı.

İşin bir diğer kötü yanı ise bu yeni alanı kendine iş kolu olarak belirleyenlere vurdu. O ise bambaşka bir mesele. Bu hissiyatla sosyal medyadan uzaklaşan ancak iş gereği tam ortasına düşen ve de gündeme dokunmayan (fakat duyarlı da olması beklenen) yine de yaratıcı içerikler oluşturması istenen dijital emekçilerimize başarılar ve sabırlar diliyorum.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link