Sosyal Medyada ‘Content is King’ mi?

Dünyada en çok içerik tüketen ülkelerden biri olan ülkemizde maalesef aynı derecede içerik üretilmiyor, üretilen içerik de belirli bir kalitenin üstüne çıkamıyor. Kalite demişken; ‘Content is king‘ felsefesi birçok alan için doğru ama sosyal medya buna dahil mi?

Diğer alanlar bir yana dursun, sosyal medya için konuşmak gerekirse çoğu insanın yakındığı konu olan üretilen içeriğin kalitesizliği bence çok da önemli bir unsur değil.

Olaya marka açısından bakıyorum; Markaların sosyal medyayı kullanmak için birçok nedeni var. Bunlardan en önemlisi etkileşimi efektifleştirebilmek ve bu etkileşim sonucunda markanın satış ve bilinirlik gibi unsurlarını arttırmak.Bu amaçlar doğrultusunda elde edilen olumlu her türlü feedback, markanın karnesinde bir artı olacaktır.

Olaya bir de tüketiciler açısından bakalım; Öncelikle Tüketici sosyal medyayı ne için kullanıyor? sorusuna yanıt vererek ilerlemek, kaynağa inmek açısından çok önemli. Sosyal medya birçok insan için yaşamın merkezinde olduğundan tüketicinin sosyal medyayı kullanma amacı yaşama amacından farklı değil. Haliyle insanlar günlük hayatta karşılaştıkları çoğu şeyi  sosyal medyaya yansıtıyorlar. Yansıttıkları şey bazen futbol, bazen iş bazen de özel yaşantıları…

Sosyal medyanın günlük hayatla entegrasyonunun bu denli yüksek olduğu bir dönemde markaların kaliteli içerik yerine daha alt seviyede içeriklerle tüketicinin karşısına çıkması da kaçınılmaz oluyor. Birçok insan tarafından eleştirilen ‘Şöyle olanlar beğensin, böyle olanlar yorum atsın‘ gibi içerikler bu entegrasyonun bir sonucu olarak doğuyor.

Aşağıdaki resim Caramio tarafından 2 hafta önce Facebook’ta kullanıldı. Normal koşullarda 100-200 etkileşim alan paylaşımlardan bulunan Caramio, bu çalışması ile 4000 etkileşim elde etti. Önemli olan nokta bu etkileşimin satışa nasıl yansıyacağı ancak Caramio’nun hedef kitlesinin  sosyal medyadan beklentisi bu tür paylaşımlar değil mi? Onların hoşuna giden bu tür içerikler değil mi?

Şunu da belirtmekte fayda var, bu tür paylaşımlar hedef kitle odaklı olduğundan çoğu marka için olumlu olmayabilir. Örneğin Markafoni’nin bu tür paylaşımlarda bulunması ciddi bir reputasyon kaybı oluşturacaktır. O yüzden markanın hedef kitlesini çok iyi analiz etmesi gerekiyor.

Elbette ‘Content is  king’. Ancak sosyal medyada ‘Segmented Content is King!’

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlama alanında Türkiye'nin en çok okunan blogu : Pazarlamasyon'un kurucusu.

Bir Cevap Yazın

Bu Bir Sosyal Kaçış Hikayesi: Sosyal Medyadan Kaçmak!

Forum zamanında büyüyen bir nesildik biz. MSN‘de ne dinlediğini paylaşan ama kimsenin ne yediğini umursamayan. Myspace‘de 2mp kameralık fotoğraflarımızı paylaşır forumlara yorumlar yazardık.

Bu bahsi geçen nesil en şanslısıydı belki de. 90larda çocuk olanlardan bahsediyorum elbette. Tüm hayatı akıllı telefona gömülmekten, hayatları sanal olmaktan yargılanan bu nesil elinde cep telefonu ile doğmadı ama bizler bu geçiş döneminin, teknoloji döngüsünün temel zincirini oluşturduk.

Ülkemizde filizlenen bir tohumdu sosyal medya ve bizler, aynı yaşlarda iki arkadaş gibi kendimize uyarlayarak dönüştürdük onu.

UP UP +Rep

Forumlarda muhabbetler eder, amatör müzik gruplarını keşfeder, çokça oyun oynar ve yorum yapardık bu oyunlar hakkında. Sonra bir gün o cümle girdi hayatımıza “Duydun mu Facebook diye bir şey varmış” Çok sevdiğimiz forumları kısa sürede terk etmeye başladık. Çünkü burada gerçek arkadaşlarımız vardı. Üstelik sıra beklemek ya da onay gerekmeksizin üye olup paylaşım yapabiliyorduk. Çok eğleniyorduk ve artık gizli saklı diye bir şey kalmamıştı.

Takibe takip

Aradan yıllar geçti ve çeşitlendi bu mecralar. Twitter, Instagram, Vine, Scorp, Periscope derken arttı da arttı. Hepsine de kolay uyum sağladık. Saatlerce tweet okuyup gülüyor, oraya buraya yorum yapıyorduk. Ama sonra biz eğlenen çocukların elinden aldılar bu eğlencenin tekelini.

Önce Facebook’a takım elbise giydirdiler, derken Twitter kravat takmaya başladı. Bu ailelerimizin bile profil açmasından tehlikeliydi. Çünkü artık eğlenmiyorduk. Biz büyümüştük. Yani Türkiye’de sosyal medyayı kendileri büyürken şekillendiren nesil büyümüş, düşünmeye veya hiç düşünmemeye başlamıştı.

İlk olarak kendi aramızda bölündük. Sonra bölünenler kendi aralarında. Daha sonra diğerleri… Derdini klavye başında anlatarak büyüyen nesil siyasi olayların tam ortasında kaldı böylece.
Evet, artık eğlenmiyorduk. Artık öyle bir konuma gelmiştik ki sadece bağırıyorduk.

Facebook: Ne düşünüyorsun?

Derdimizi anlatabilmenin tek yolu buydu ve bir şeylere tepki göstermemek de tepki göstermekti aslında. Bize ne düşündüğümüzü soran Facebook’a kinimizi ve nefretimizi döküyorduk. Twitter bile Ne yapıyorsun‘u Neler oluyor‘a çevirdi.

Sahi neler oluyordu?

O kadar bölünmüştük ve dönüşmüştük ki esas amacımızı unutur hale gelmiştik. Öfkeliydik, gamsızdık, nefret doluyduk. Ancak yaptıklarımızın sadece birkaç harfi bir araya getirmek olduğunu çoktan unutmuştuk. Durmadan eleştiriyorduk insanların bizim istemediğimiz kelimeleri birleştirmesini. En küçük bir fırsatta fırtınalar koparıyor sonra üzerine bir kedi videosu patlatıyor kendi dengemizi bozuyorduk.

Bu bir sosyal kaçış hikayesi

Artık orada bulunma amacımız sadece fikirlerimizi beyan etmek ve başkalarının fikirlerine saygı duymadan sert eleştirilerde bulunmak olmuştu. Başta Facebook olmak üzere zamanla kopmaya başladı bu dünyadan birçok kişi. Başlarda çok eğlenceli gelen bu dünya artık sadece canımızı sıkar hale gelmeye başlamıştı. Sadece ulaşılmak için profilini kapatmayan ancak elini eteğini bu mecralardan çeken insanların sayısı hızla arttı.

Artık anasayfalarımızda sadece siyasi gönderiler baş göstermeye başladığı, atılan tweetlerin sadece kötü haberler olduğu, Periscope videolarının sadece +18 içerikli olmaya başlaması ve de severek takip ettiğimiz fenomenlerin birer reklam yıldızı olmalarıyla bu mecra hem güvenimizi hem de keyfimizi kaçırmaya başladı.

İşin bir diğer kötü yanı ise bu yeni alanı kendine iş kolu olarak belirleyenlere vurdu. O ise bambaşka bir mesele. Bu hissiyatla sosyal medyadan uzaklaşan ancak iş gereği tam ortasına düşen ve de gündeme dokunmayan (fakat duyarlı da olması beklenen) yine de yaratıcı içerikler oluşturması istenen dijital emekçilerimize başarılar ve sabırlar diliyorum.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link