Sosyal Medya Yeni Pazarlar Yaratmaya Devam Ediyor – GoPro

Sosyal medyanın doğasında var olan, hatta sosyal medyayı bir anlamda var eden düşünce yapısı şüphesiz paylaşım üzerine. İnsanların doğasında var olan kendini gösterme iç güdüsü, sosyal medyayın da aktif  olarak kullanılmasını sağlayan temel etken. Öyle ki sosyal medyada yapılan paylaşımları analiz ettiğimizde rahatça görebiliriz ki paylaşımların büyük bir çoğunluğunu insanların neleri yaptığı, neleri yapmaktan hoşlandığı ve bunları diğer insanlara en güzel nasıl gösterebilirim düşüncesi üzerine.

httpv://www.youtube.com/watch?v=A3PDXmYoF5U

Sosyal medyanın yani bir anlamda paylaşımın günlük hayatımızda bu denli büyük bir yer tutmaya başlaması ve kullanıcıların kendini diğer insanlara nasıl daha mutlu ve daha eğleniyor gösterebilirim tutkusu, sosyal medyadan önce var olmayan bazı pazarların var olmasını sağladı. Bu konuya verilebilecek en iyi örneklerden birisi GoPro.

GoPro’dan kısaca bahsetmek gerekirse, sporcular için tasarlanmış küçük, su ve darbeye dayanıklı kameraları üreten küçük bir firma diyebiliriz. Bu kamerayı özel kılan neden ise şimdiye kadar pek mümkün olmayan bir şekilde ve kolaylıkta videoları kaydedip, paylaşmaya izin vermesi ve bu sayede bir anlamda kulaktan kulağa pazarlama stratejisiyle çok büyük kitlelere ulaşabiliyor olması. Markanın kurucusu Nick Woodman markanın pazarlama stratejileri hakkında şunları söylüyor: ” İnsanların çektikleri görüntüler, markanın büyümesinde temel rol oynuyor. Bizim tüm müşterilerimiz inanılmaz güzel videolar çekiyor ve bunları online olarak paylaşıyor. Şunu net olarak söyleyebilirim ki, GoPro başarısını kamerasına değil, paylaşılan içeriğe borçlu. “

2010 yılı başında 8 kişiyle başlayan bu serüven sosyal medyanın da yadsınamaz katkısıyla küçük bir firmayı bu denli yüksek bir başarıya taşıyabiliyor. Blendtec‘le alıştığımız bu tür başarılar, yalnızca bir firmayla kalmayıp artmaya devam ediyor. Sosyal medyanın gücünü fark edip, bu mecralar üzerinden pazarlama stratejilerini planlayan markalar, rekabetin bu denli çetin olduğu piyasa ortamında şüphesiz dezavantajları avantaja çevirme konusunda diğer firmalardan çok daha avantajlı. Sosyal medyanın yadsınamaz gücü geleneksel mecraları kullanmakta direnen firmaları küçültüyor ve sosyal medyayı kullanmak zorunda bırakıyor. Geleceğin büyük firmaları bugünü iyi anlayan ve geleceği daha iyi görebilen markalardan oluşacak elbette.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlamasyon.com’un eş kurucusu. Koyu Barcelona, The Beatles, Apple ve Steve Jobs hayranı.

Bir Cevap Yazın

Bu Bir Sosyal Kaçış Hikayesi: Sosyal Medyadan Kaçmak!

Forum zamanında büyüyen bir nesildik biz. MSN‘de ne dinlediğini paylaşan ama kimsenin ne yediğini umursamayan. Myspace‘de 2mp kameralık fotoğraflarımızı paylaşır forumlara yorumlar yazardık.

Bu bahsi geçen nesil en şanslısıydı belki de. 90larda çocuk olanlardan bahsediyorum elbette. Tüm hayatı akıllı telefona gömülmekten, hayatları sanal olmaktan yargılanan bu nesil elinde cep telefonu ile doğmadı ama bizler bu geçiş döneminin, teknoloji döngüsünün temel zincirini oluşturduk.

Ülkemizde filizlenen bir tohumdu sosyal medya ve bizler, aynı yaşlarda iki arkadaş gibi kendimize uyarlayarak dönüştürdük onu.

UP UP +Rep

Forumlarda muhabbetler eder, amatör müzik gruplarını keşfeder, çokça oyun oynar ve yorum yapardık bu oyunlar hakkında. Sonra bir gün o cümle girdi hayatımıza “Duydun mu Facebook diye bir şey varmış” Çok sevdiğimiz forumları kısa sürede terk etmeye başladık. Çünkü burada gerçek arkadaşlarımız vardı. Üstelik sıra beklemek ya da onay gerekmeksizin üye olup paylaşım yapabiliyorduk. Çok eğleniyorduk ve artık gizli saklı diye bir şey kalmamıştı.

Takibe takip

Aradan yıllar geçti ve çeşitlendi bu mecralar. Twitter, Instagram, Vine, Scorp, Periscope derken arttı da arttı. Hepsine de kolay uyum sağladık. Saatlerce tweet okuyup gülüyor, oraya buraya yorum yapıyorduk. Ama sonra biz eğlenen çocukların elinden aldılar bu eğlencenin tekelini.

Önce Facebook’a takım elbise giydirdiler, derken Twitter kravat takmaya başladı. Bu ailelerimizin bile profil açmasından tehlikeliydi. Çünkü artık eğlenmiyorduk. Biz büyümüştük. Yani Türkiye’de sosyal medyayı kendileri büyürken şekillendiren nesil büyümüş, düşünmeye veya hiç düşünmemeye başlamıştı.

İlk olarak kendi aramızda bölündük. Sonra bölünenler kendi aralarında. Daha sonra diğerleri… Derdini klavye başında anlatarak büyüyen nesil siyasi olayların tam ortasında kaldı böylece.
Evet, artık eğlenmiyorduk. Artık öyle bir konuma gelmiştik ki sadece bağırıyorduk.

Facebook: Ne düşünüyorsun?

Derdimizi anlatabilmenin tek yolu buydu ve bir şeylere tepki göstermemek de tepki göstermekti aslında. Bize ne düşündüğümüzü soran Facebook’a kinimizi ve nefretimizi döküyorduk. Twitter bile Ne yapıyorsun‘u Neler oluyor‘a çevirdi.

Sahi neler oluyordu?

O kadar bölünmüştük ve dönüşmüştük ki esas amacımızı unutur hale gelmiştik. Öfkeliydik, gamsızdık, nefret doluyduk. Ancak yaptıklarımızın sadece birkaç harfi bir araya getirmek olduğunu çoktan unutmuştuk. Durmadan eleştiriyorduk insanların bizim istemediğimiz kelimeleri birleştirmesini. En küçük bir fırsatta fırtınalar koparıyor sonra üzerine bir kedi videosu patlatıyor kendi dengemizi bozuyorduk.

Bu bir sosyal kaçış hikayesi

Artık orada bulunma amacımız sadece fikirlerimizi beyan etmek ve başkalarının fikirlerine saygı duymadan sert eleştirilerde bulunmak olmuştu. Başta Facebook olmak üzere zamanla kopmaya başladı bu dünyadan birçok kişi. Başlarda çok eğlenceli gelen bu dünya artık sadece canımızı sıkar hale gelmeye başlamıştı. Sadece ulaşılmak için profilini kapatmayan ancak elini eteğini bu mecralardan çeken insanların sayısı hızla arttı.

Artık anasayfalarımızda sadece siyasi gönderiler baş göstermeye başladığı, atılan tweetlerin sadece kötü haberler olduğu, Periscope videolarının sadece +18 içerikli olmaya başlaması ve de severek takip ettiğimiz fenomenlerin birer reklam yıldızı olmalarıyla bu mecra hem güvenimizi hem de keyfimizi kaçırmaya başladı.

İşin bir diğer kötü yanı ise bu yeni alanı kendine iş kolu olarak belirleyenlere vurdu. O ise bambaşka bir mesele. Bu hissiyatla sosyal medyadan uzaklaşan ancak iş gereği tam ortasına düşen ve de gündeme dokunmayan (fakat duyarlı da olması beklenen) yine de yaratıcı içerikler oluşturması istenen dijital emekçilerimize başarılar ve sabırlar diliyorum.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link