Snapchat Nedir, Dijitalin Geleceğiyle İlgili Ne Anlatıyor?

Sosyal medyada mobil ve görselin öneminden bahsetmediğimiz bir gün dahi olmazken, yakın zamanda popülaritesini artıran bir uygulama gündeme sık gelmeye başladı: Snapchat.

Snapchat, omurgasını tamamen fotoğraf ve video paylaşımına, yani görsele oturtmuş bir mesajlaşma uygulaması. Instant messaging (Anlık mesajlaşma) kategorisinin belki de en “instant” olanı…

Uygulamanın çalışma şekli oldukça basit. Bir fotoğraf ya da video çekiyor, fotoğraf üzerine bir takım çizimler ekleyebiliyor, isterseniz bir de açıklama ekleyerek belirlediğiniz süre görüntülenebilmesi için listenizdeki kişi ya da kişilere gönderiyorsunuz. Gönderdiğiniz fotoğraf, mesajı alan tarafından belirlediğiniz süre boyunca (en fazla 10 saniye) görüntülenebiliyor ve hemen siliniyor, telefonuna kaydedilmiyor. Yani ortada kelimenin tam anlamıyla anlık ve kaydedilemez bir iletişim var.

10-SNAPCHAT

Stanford Üniveristesi öğrencileri tarafından geliştirilen uygulama, özellikle 25 altı yaş grubunda çok popüler. 2012 yılından bu yana kullanılabilir olan Snap Chat, görselin hak ettiği öneme yeni yeni kavuşmaya başlamasından olsa gerek, hızlı bir şekilde yayılarak altın çağına yaklaşıyor. Geçtiğimiz haftalarda (Instagram’a 1 milyar dolar ödeyen) Facebook tarafından 3 milyar dolara satın alınmak istenmesi de bunun önemli bir göstergesi (The Wall Street Journal haberine göre).

Peki bu durumdan ne anlamalıyız? Yani bu kadar basit ve sınırlandırıcı bir uygulamanın böylesine gelecek vaadetmesinin sebebi ne olabilir? Cevap bir miktar da sorunun içinde aslında…

Öncelikle, her sosyal ağın görsel ve mobil odaklılığı istikbalini belirliyor. Facebook’u geçen seneki başarısız halka arzının ardından toparlayanın mobil ve görsele öncelik veren stratejisi olduğunu biliyoruz. Başlarda metin temelli olup sadece “kalemine güvenen”, resim ekleyebilmek için üçüncü parti uygulamaları kullandıran Twitter’ı, Timeline’da resim önizlemesi gösterir hale getiren de ‘Görselin Krallığı’ndan başka bir şey olmasa gerek… E bir de Instagram gerçeği var…

Snap Chat’in başarısındaki bir diğer önemli nedense; fazla anlık, kısıtlı ve kolay üretilebilir içeriğe sahip olması. İşin bu kısmı biraz Twitter’a benziyor. Nasıl ki Twitter’ın 140 karakterle kullanıcıları sınırlaması kiminin yaratıcılığını besleyerek, kiminin de içerik oluşturmasını kolaylaştırarak başarı hikayesinin temeli oldu, burada da aynı prensiplerin görsele uyarlandığı düşünülebilir.

İşin içinde bir de eğlence var tabi. Maksimum 10 saniye görülebilecek bir görüntüye fazla ciddiyet yüklenemeyeceğinden, uygulamanın doğası gereği son derece günlük, eğlencelik ve genç işi olması da yaygınlık açısından önemli bir avantaj.

Her yeni uygulama hızlı tüketilen içerikte sınırları biraz daha zorluyor, kullanıcılar ve özellikle firmaların bu hıza ayak uydurabilenleri dijitalde ayakta kalıyor. Konuya “hızlı tüketilen içeriğin daha boş olduğu” eleştirisiyle yaklaşmadan önce şunu da düşünmek gerek: içerik günden güne ‘mecburen’ daha yaratıcı bir hal alıyor…


Görsel: AllThingsD

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Bir Cevap Yazın

Tüm Satın Alma Süreçlerinin Sorumlusu: Duygular

Milyonlarca yıllık evrim sürecinde soyut ve eleştirel düşüncenin gelişmesine rağmen, biz insanlar karar verirken büyük ölçüde duygularımıza göre hareket ediyoruz.

Yani, tüm veri analizleri, eksi/artı listeleri hazırlarken, satın alma kararı alırken bizi daha az akıllı seçimler yapmaya iten ilkel beynimiz tarafından yönlendiriliyoruz. İşte tam olarak bu yüzden pazarlamacılar, tüketicilerle duygusal yönden bağlantı kurma konusunda uzmanlaşıyor ve her geçen gün dahasını talep ediyorlar.

Dahası, Unconscious Branding: How Neuroscience Can Empower (and Inspire) Marketing kitabının yazarı Douslas Van Praet’e göre; mantıklı kararlar almak için durup düşünmüyoruz bile. Yalnızca hissettiğimiz gibi yaşıyoruz. Aslında işin çarpıcı kısmı, en rasyonel görünen kararlarımızın bile temelinde duygular yatıyor.

Evrimsel olarak kendimizi, en gelişmiş ve kompleks canlılar olarak görerek böbürlensek de aslında gerçekte tüm modern duygularımız; mutlu, üzgün, korkmuş/şaşırmış ve sinirli olmak üzere 4 temel duygudan kaynaklanmaktadır. Bu duygular, bizlerin her türlü zorluğa karşı hayatta kalmamızı sağlıyorlar. Aslında medyada nelerin sattığına odaklanarak bu durumu kanıtlayabiliriz.

Mutlu Haber = Çok Paylaşım

Medyadaki klasik “Kanıyorsa, işe yarar” anlayışı, dijital medya için geçerli değildir. Televizyondaki şiddet içerikli bir yayın, yalnızca dikkatiniz çekmeye odaklanırken gerçekten ne hissettiğinizle ilgilenmez. Ancak arkadaşınıza attığınız Instagram hikayesinde durum farklıdır.  Yapılan araştırmalarda olumlu haberlerin olumsuz haberlerden çok daha fazla paylaşıldığı sonucuna ulaşılmıştır.

Bu anlamda pazarlamacıların, markaları için olumlu duygular yaratacak içerikleri oluşturmaları gerekmektedir. Örneğin, finansal hizmetler veren bir işletmeniz varsa, borsadaki ani artışlar konusunda flaş haber paylaşmanız muhtemelen büyük reaksiyonlara yol açacaktır.

Üzgün Haber = Çok Tıklama 

Paylaşımı bir kenara bırakırsa, konvansiyonel medyanın anahtar mottosu “Kanıyorsa, işe yarar”ın ilgi çekme konusunda başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Yapılan araştırmalarda, olumsuz çağrışımlara yol açan kelimeleri insanların daha çok tıklamaya meyilli oldukları görülmüştür. Aslında, asla ya da en kötüsü gibi olumsuz üstünlüğe sahip kalıpların, hiç bir üstünlüğü olmayan kalıplardan %30 oranında daha iyi çalıştıkları sonucuna ulaşılmıştır. Peki ya her zaman ya da en iyi gibi olumlu üstünlükler ifade eden kalıplar ne olacak?

Yapılan araştırmada, olumsuz üstünlük kalıpların tıkama oranları bakımından, olumlu kalıplardan %63 oranında daha başarılı oldukları görülmüştür. Kısacası, olumsuz haberler daha çok tıklanır ve okunur ancak olumlu haberler daha çok paylaşılır diyebiliriz.

Peki Pazarlamacılar Bu Avantajı Nasıl Kullanabilir?

1- Başlıklara Dikkat Çek

BuzzSumo, 2016 yılında milyonlarca viral makaleyi incelemiş ve bir başlıkta “aşk” kelimesini içermenin sosyal katılım ve paylaşımlar üzerinde büyük bir etkisi olabileceğini bulmuştur. Bu yüzden, pazarlamacıların içinde aşk geçen paylaşımlara yönelmesi gerekiyor.

2- Biraz Mizah Ekle

İnsanlar sadece eğlenceli içerikleri paylaşmaktan hoşlanmazlar, aynı zamanda internette takip ettikleri kişi ve markalarla kendi mizah anlayışlarını da genişletmek isterler. Bu yüzden pazarlamacıların insanları içerikleriyle güldürmeleri gerek.

3- Vay! Etkisi Yarat

İnsanların merak duygusunu, “Vay!” Diyecek bir şeyle değiştirmek gerek. Beklenmedik veya gizemli bir şey, bir merak duygusu uyandırır ve insanların içeriklere tıklamak istemesine yol açar. Pek yakında, kısa bir süre sonra gibi merak duygusuna hitap edecek paylaşımlar yapmak, dikkat çekmek konusunda işe yarar.  Tabii, bu noktada click bait etkisi yaratacak spam içerikler üretmekten de uzak durmak gerekir.

Duyguları Kullanarak Satışları Artırmak Mümkün 

Kendimizi ne kadar akıllı olarak düşünsek de ilkel dürtülerimizin kölesi olarak yaşıyoruz. Örneğin; karnımız acıkıyor ve yemek yiyoruz. Yorgun hissediyor ve uyuyoruz. Tatlı, tüylü ve sevimli bir hayvan gördüğümüzde, onu sıkmak istiyoruz. Aslında bu durum, görüntülerin hormonları ele geçirme ve kontrol edilemeyen duyguları ortaya çıkarma gücünü göstermektedir. Tüm bunlar, temel iç güdülerimizin pazarlamacılar tarafından nasıl kullanıldığına dikkat çekiyor.

Karar verme ve dönüşümlerde rol oynama rolünü test etmek için, UCLA ve George Washington Üniversitesi tarafından yapılan bir deney, reklamlara bakarken tüketicilerin beyin faaliyetlerini izlemiştir. Bazıları, örneğin “Bu Bilgisayarda 16 Gigabayt RAM vardır” gibi ürünün arkasındaki sayıları ve rakamları, diğerleri ise daha belirsiz, ürünle ilgisi olmayan eğlenceli veya seksi sahneler içeriyordu. Sonuçlar düşündüğünüz gibi geri döndü: Gerçekleri ve rakamları olan reklamlar, beynin karar verme alanlarında daha yüksek aktiviteye neden oldu.

Harika, değil mi? – Yanlış.

Başka bir deyişle gerçekler ve rakamlar, aslında satın almayı engelleyen beyin alanlarını uyararak satın alma dürtüsünü kontrol ediyor. Yani, insanların ürününüzü satın almasını istiyorsanız eğlenceli bir şekilde potansiyelinizi göstererek ve kafalarında duygusal bir tepki yaratarak, satın alma olasılıklarını artırırsınız.

Tüm bunların ötesinde, bilim her ne kadar, biz insanların duygularıyla hareket eden çaresiz varlıklar olduğumuzu kanıtlasa da hepimiz, günün sonunda markaların her şeyi cebimizdeki parayı almak için yaptığının farkındayız. Ancak görünen o ki; daha mutlu, iyi, gururlu ve istediğimiz gibi hissettirdikleri sürece bu yalanın peşinden koşmaya da fazlasıyla razıyız!

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link