Pazarlama 4.0’a Yolculuk: Deneyim Yaşatmak

Geçtiğimiz günlerde 4 dönemde pazarlamanın evriminden söz etmiş ve Pazarlama 4.0’a giriş yaparak “hikaye anlatma” kavramından bahsetmiştim. Merkezinde insan duyularının olduğu pazarlama 4.0’ı ben 4 ana bölümde inceliyorum; hikaye anlatma, deneyim yaşatma, dijital alan ve kişiselleştirme. Bu bölümde de “deneyim yaşatma” konusunu ele alacağım.

pazarlama 4.0.007

Bebek’in iç sokaklarında 2-3 liraya çay içerken sahil kenarındaki cafelere neden 7-8 lira bıraktığımızı hiç düşündünüz mü? Ya da sıcacık evinizde neredeyse hiç maliyeti olmayan bir kahve içmek yerine bir anda kendinizi Starbucks’ta Karamel Macchiato içerken bulduğunuz oldu mu?

Cevabınız evet ise deneyimsel pazarlamaya hoş geldiniz!

Ürünler ve hizmetlerin sıradanlaşmaya başladığı, her markanın insanlara onlarca farklı temas noktasından dokunmaya çalıştığı bir dünyada,  markalar tüketicilerin bilinçaltında yer edebilmek için duyulara ihtiyaç duyuyorlar.

Deneyimsel pazarlama da tam bu noktada devreye giriyor ve tüketici ile marka arasındaki duygusal bağı güçlendiriyor.

Hadi örnekleri biraz daha genişletelim…

Ürün hizmet deneyim.003

Canınız çay istedi diyelim. Markete gidip aldığınızda aslında bir “ürün”ü satın almış olursunuz. Eve gelip çayı demlemeye başlayabilirsiniz :)

Tıpkı benim gibi çay demlemekten üşenen bir insan olduğunuzu varsayalım. En yakın cafe’ye gidip çay içtiğinizde o ürün artık bir “hizmet”tir. Haliyle ödediğiniz ücret de en az 2 kat artmıştır.

Diyelim ki çay içmek için bir hayli vaktiniz var ve arkadaşlarınızla birlikte keyifli bir sohbet yapmayı planlıyorsunuz. O yüzden de size en yakın Starbucks’a gitmek için kapılarınızı kilitliyorsunuz. İşte o an artık ne ürün ne de bir hizmet alıyorsunuz demektir. Aldığınız şeyin adı “deneyim”dir. Harcadığınız para da artık bir kaç lira değil, onlarca liradır.

Orada size adınızla hitap edilir, bardağınızın üzerine isminiz yazılır ve özel bir insan olduğunuz defalarca kez yüzünüze fısıldanır. Müzik, renkler, ışık… Hepsi de sizin için özenle seçilmiştir. Kapıdan içeri girdiğinizde içinize çektiğiniz koku sizi sizden almıştır.

Hazır Strabuck’tan bahsetmişken oradaki masaların neden kare ya da dikdörtgen değil de hep yuvarlak olduğunu hiç düşündünüz mü? “Bunun deneyimle ne ilgisi var?” dediğinizi duyar gibiyim. Biraz ilginç gelebilir ama Starbucks masaları, müşterilerinin kendilerini yalnız hissetmemeleri adına yuvarlak olarak tasarlanmıştır.

Quotes.023

Başka bir örnekle devam edelim. 

Biliyorsunuz otomobilinizi sıfır olarak aldığınızda içerisinde hoş bir koku barındırır. Bu kokunun, siz daha iyi bir deneyim yaşayabilesiniz diye otomobil fabrikadan çıkmadan hemen önce sıkılan bir  spreyin kokusu olduğunu biliyor muydunuz? 

Son bir örnek…

Otomobil meraklılarının  üçte birinin kapıların kapatılma sesini duyduğunda bir markayı diğerinden ayırt edebileceğini biliyor muydunuz? 90‘ların sonlarında bu içgörüden yola çıkan Daimler Crysler’ın 10 kişilik bir mühendis grubunu sadece bu iş için görevlendirdiği ve mükemmel açma-kapama sesini yakalamayı amaçladığı basına sızmıştı.

Bazen çok minik bir ayrıntı olarak gördüğümüz otomobil kapısının açma-kapama sesi, gittiğiniz cafe’deki masanın yuvarlak oluşu ya da aldığınız yeni arabanın içerisindeki koku aslında son tüketicide çok fazla şeyi çağrıştırabiliyor.  O yüzden tüketiciyi iyi tanımak ve onlara doğru deneyimi sunmak yeni nesil pazarlamacının en önemli görevlerinden birisi olsa gerek.

CEVAPLA