Pazarın Gözü Üstlerinde: Mobil Neslin Önlenemez Yükselişi 0

15-24 yaş arası gençleri kapsayan ve bizim mobil gençlik olarak adlandırdığımız, mobil cihazları elinden düşürmeyen, neredeyse hayata gözlerini açtığından itibaren internet kullanmaya başlayan, bilgiye oldukça kolay erişebilen bu nesil iş yaşamında giderek ağırlığını hissettiriyor.

Sürekli “online” olmak onların eğitim ve üretim anlayışının yanı sıra kurumsal ve sosyal hiyerarşi anlayışını da bildiğimizin ötesine taşıyor. Mobil nesle dışarıdan baktığımızda aile, sosyallik ve iletişim ilişkilerinde bazı farklılıklar olduğunu tecrübe ediyoruz.

TÜİK‘in yaptığı araştırmalarda mobil neslin önlenemez  yükselişini görebiliyoruz:

  • 2003’te nüfusun %28’i mobil nesil,
  • 2013’te bu oran %43,
  • 2023’te ise nüfusun %57 si dijital ortamda olacak.
  • image002

Peki mobil nesli ekonomiye etkili biçimde katmak, şirketlerin organizasyonlarında verim olmalarını sağlamak için ne yapmamız gerekir? Çözüm onları ilk önce tüketici olarak doğru anlamaktan geçiyor.

Mobil nesil için en iyi tespitlerden biri  ailelerinin,  mobil neslin teknolojiyi çok iyi kullandığını ve bu faktörün onların sosyal hayatlarından, gelecekteki iş hayatlarına kadar her şeyi etkileyeceğinin farkında olması olacaktır.

Bu neslin ben merkezli olması, çok hızlı tüketmesi, çok çabuk vazgeçmesi, bilgiye çok hızlı ve farklı kaynaklardan ulaşabilmesi, teknolojiyi bu kadar hızlı ve iyi kullanması giderek büyüyen bir avantaja dönüşecektir.

Mobil hayatla yayılan açık inovasyon ve inovatif fikirlerin geleceğin mesleklerini ve bilgi toplumunu oluşturacağı kaçınılmaz. ABD Çalışma Bakanlığının araştırmasına göre bugün okuyan çocukların %65’i henüz var olmayan mesleklerde çalışacaklar.

Mobilitenin giderek artan önemi biraz daha açacak olursak;

  • Dünya çapında 1,2 milyar insan internete mobil cihazlarla bağlanıyor,
  • Mobil internet kullanımı 1990’lar ve 2000’lerin başındaki internet kullanımına kıyasla 8 kat daha hızlı artıyor.

 Bu bilgilere dayanarak mobil neslin ne kadar önemli, önü açık  gelişen bir pazar olduğunu kavramamız gerekiyor. Bu nesil sıradan olmayı reddediyor. Farklılık, kendini ifade etmek, hayal kurmak ve bunların peşinden gitmek, yenilik ve yaratıcılık üzerine kurulu bir nesil gelişiyor. Aradan geçen 10 yılda Türkiye’de mobil neslin hızla arttığını görüyoruz. Bu faktör önümüzdeki birkaç yıl içinde bu neslin ana tüketici grup haline geleceğini gösteriyor. Elbette bu durumun iş dünyası açısından en önemli sonuçları, mobil neslin hem  çalışan hem de müşteri olduğu bu dönemde şirketlerin iş yapış düzenlerini, ürün ve hizmetlerini pazarlama stratejilerini ve hatta reklam dillerini bile inovatif  bir yapıya kavuşturmaları  ve mobil neslin ihtiyaçlarına yanıt verecek şekilde dönüşüme uğramaları gerektiğinin farkında olmaları olacaktır.

Bu yazı konuk yazarımız Eda Pekar tarafından kaleme alınmıştır.

Bir Cevap Yazın

Sanal Gerçeklikle Donatılmış 8 Reklam Filmi 0

Reklam sektörünün yaratıcılığını başka bir boyuta taşıyan sanal gerçeklik teknolojisi son dönemlerde reklam kampanyalarında sıkça karşımıza çıkmaya başladı. Sanal Gerçeklik, bilgisayarlar tarafından taklit edilerek oluşturulan ortamlarda kurgulanıyor. Geçmişte Matrix gibi filmlerde sanal gerçeklik, bilim kurgu ile çok iç içe olsa da artık gündelik hayatın içinde de yer almaya başlıyor. Bu teknolojide, kişi gerçek dünya ile ilişkisini tamamen keserek ana karakterin yerine geçiyor. Donanım olarak Oculus Rift ve Samsung Gear VR gözlükleri şimdilik piyasadaki ilk örneklerden. Biz de reklam sektöründe Sanal Gerçeklik kullanılarak oluşturulmuş 9 reklam kampanyasını derledik.

İşte o yaratıcı gerçeklikle donanımlanmış reklam kampanyaları:

1. Old Irish’in sizi İrlanda’daya taşıyan kampanyası.

2. Knorr müşterilerini Paris’te yemeğe çıkarıyor.

3. Samsung, Deve kuşuna sanal gerçeklik gözlüğü takıyor ve tepkisini kayıt altına alıyor.

4. Samsung Gear VR ve Galaxy S6 tanıtım videosu.

5. View Master

6. Playstation

7. Google Earth VR ile bir şehrin üzerinde uçabilir, bir dağın kenarında durabilir ve hatta uzaya uçabilirsiniz.

8. Ve Bonus. Pepsi Max, Londra’daki New Oxford Caddesindeki bir otobüs durağında ‘inanılmaz’ bir gerçeklik deneyimi yaşatıyor.

L’Oréal’in Ev Laboratuvarından Dünyaya Yayılış Hikayesi 0

L’oreal markasının ne kadar meşhur olduğunu hepimiz biliyoruz. Öyle ki, marka tanınırlığının ardından ürün fiyatlarının pahalılaşmasını da beraberinde getiriyor. Fakat bu markanın ne kadar kaliteli ürünler ürettiğini her kadın bilir.. İşte böyle başarılı bir markanın ortaya çıkışında ilham dolu bir hikaye yatıyor.

1907 yılında Fransız Eugène Schueller, Paris’te okuduğu üniversitesinden kimyager olarak mezun olduktan sonra evinin mutfağında küçük bir laboratuvar yaparak her gece burada çeşit çeşit saç boyası deneyleri yapıyordu ve amacı tamamen doğal görünen bir saç boyası üretmekti.

Evinde ürettiği saç boyalarını küçük şişelere dolduruyor ve şehirdeki kadın kuaförlerini tek tek gezerek onları ikna etmeye çalışıyordu. Uyguladığı taktiklerde başarılı da oldu. Ürettiği boyaları o kadar iyi sattı ki parasız bir şekilde evinin laboratuvarında yaptığı boyalardan biriktirdiği kazançla kendi şirketini açtı ve L’Oreal markasının ilk yapı taşlarını atmış oldu.

Schueller’in işleri iyi gidiyordu fakat o dönemler kadınlar saçlarını sık boyamadıkları için, onlara güven içinde saçlarını boyamaları hakkında bilinçlendirmesi gerekiyordu. Schueller ise çok profesyonelce bir yol izliyordu. O dönemlerde “la coiffure de paris” isimli bir moda dergisi her kadın kuaföründe bulunan popüler bir dergiydi, kadınlar saçlarını yaptırmak için sıra beklerken bu dergiyi okuyorlardı.

Ardından Schueller bu dergide kimyager kimliğiyle makaleler yazmaya başladı. Makalelerin konusu kadınlar için en can alıcı nokta ‘saç boyaları ve boyama teknikleriydi’. Dergiye yazdığı makaleleri okundukça daha fazla ürün satmaya başladı ve kısa süre içinde tüm dergiyi satın alarak kendi ürünlerini belli etmeden öven bir dergi haline geldi.

Schueller yine çok zeki adımlarla kariyerinde ilerlemeye devam ediyordu. Saç boyalarının daha fazla satılması ve tanınması için en önemli unsurun kuaförler olduğunun farkındaydı. Onlarla arasını iyi tutuyor ve mutlu etmek için türlü türlü kampanyalar düzenliyordu. Böylece bir süre sonra Fransa’da bulunan kuaförlerin bir çoğunluğu onun ürünlerini bayanlara ‘şiddetle’ önermeye başladılar.

Ardından Schueller, Paris’in en güzel semtinde L’Oreal markasını tanıtmak için bir ‘saç boyama akademisi’ açtı ve başına Rus çarının sarayında çalışmış aristokrat bir kuaför getirdi. Bununla beraber Fransa’nın dört bir köşesinden gelen kuaförler bu seçkin okulda saç boyamaya dair tüm incelikleri öğreniyor ve tabii ki L’Oreal markasının dünyadaki en iyi boya olduğunu gelen bayanlara överek anlatıyorlardı.

1920’li yıllara gelindiğinde kadınlar çalışma hayatına daha fazla girmeye ve doğal olarak bakımlarına daha çok önem göstermeye başladılar. Bu gelişme Schueller ve L’Oreal için çok önemliydi, artık Fransa sınırlarını aşıp dünyanın dört bir yanına ürün göndermeye başlamışlarıdı.

Bu dönemlerde Schueller koyu saçlı kadınların saçlarını sarıya boyatma isteklerinin arttığını farketti ve çok kısa bir zaman içinde saçların rengini açan yepyeni bir ürünü piyasaya sürdü. O zamanlar Schueller’in ürün şişesini eline alarak etrafındakilere ” Bu minicik şişeden servetler kazanacağız çünkü gün gelecek milyonlarca kadın saçlarını sarıya boyatmak isteyecek” demiştir.

Schueller her defasında profesyonelce bir yol izlemesi, L’Oreal markasının da gelişmesi ve tanınması için bir fırsat olmuştur. Bunun yanında, Fransa’da ilk defa işçilere yönelik ücretli izin kanunu çıktığı zaman Schueller uzun yaz tatiline çıkacak işçilerin plajları dolduracağını düşünerek piyasaya güneş yağı sürmüştür ve tabi ki çuvalla para kazanmıştır.

L’oreal firmasının en büyük başarılarından biri de bilime ve ar-ge çalışmalarına büyük bütçeler ayırmasıdır. Kimyager Schueller’in talimatıyla daha ilk yıllarında koca bir araştırma enstitüsü kurulmuş ve en modern cihazlarla donatılmıştır. Daha kurulduğu ilk senesinde (1950) sadece araştırma departmanında yüz adet uzman kimyager çalışmaktaydı. Buradan bir sonuç çıkaracak o dönemlerden bugüne kadar L’oreal firmasının bir çok yeni ürün keşfedip piyasaya sürmesinin arkasında bilime verilen büyük önem yatmaktadır.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link
DIGITAL EXCELLENCE PROGRAM 

Dijital Mükemmelliği Yakalayın!

KAYDOL
close-link