Z Kuşağı Jargonu: MRB Sizlere Ömür, Hoş Geldin POPİ!

Konuk yazarımız Mihrican Yurdakul’un bu yazısı Brand Age Şubat 2013 sayısında yayınlanmıştır.

Geçtiğimiz aylarda Z kuşağını hedef alan bir marka ismi projesi için kolları sıvayıp, değişik bir dünyaya daldım. Söz konusu “isim” olunca, ilk önce hedef kitlenin kendi aralarında konuştukları dile hakim olmam gerekiyordu. Sahte bir Twitter hesabı açıp, yeni arkadaşlarımı ekledim. Bir haftanın sonunda deyim yerindeyse dünyalarına sızmayı başarmıştım. Eğlenceli dünyalarına dair notlarımı paylaşmadan önce kısa bir Y ve Z kuşağı tanımı yapmak isterim:

1977-1996 yılları arasında doğan ve benim de dahil olduğum nesil “Y Kuşağı” olarak adlandırılıyor. Kuşağın ortak özellikleri; küreselleşen bir dünyada internetle büyüyen, özgürlüğüne düşkün, otoriteye meydan okuyan, çalışmayı seven ama hayatını işe adamayan bir nesil olması.

Z kuşağına gelince, farklı tanımlamalar olmakla birlikte, 2000’den sonra dijital dünyaya doğan “çip”li kuşak olarak tanımlamak mümkün. Z kuşağının, Y kuşağından en büyük farkı, internetsiz bir dünyayı hiç tanımamış olması.

Klavyeli telefonlar dile yaradı…

İlk haberim dile dair olumlu bir gelişme; kısaltma ve harfleri bozarak yazma “apaçi, ezik dili” olarak adlandırılıyor. Bunu da, klavyeli telefonlar, ücretsiz mesajlaşma programları (BBM, Whatsup gibi) ve operatörlerin binlerce sms’lik hesaplı mesaj paketlerinin dilimize olumlu katkısı olarak yorumlamak mümkün. Çünkü artık tek bir mesaja 10 cümle sığdırma derdi yok. Bizim zamanında sık kullandığımız “yoldym, gelicm, günydn” gibi sessiz harf budamaları azalarak bitme eğiliminde.

Z kuşağının sosyal ağlarda durum güncellemesi yapması için önemli bir içerik olmasına gerek yok, modlarının değişimi veya o an ne yaptıkları yeterli bir malzeme. Bir çeşit “günlük” gibi kullanıyorlar ama gün içerisinde sık sık yazdıklarından, adına daha çok “anlık” diyebiliriz.

Bunlar çok havalı…

One Direction dinlemek, Starbucks’ta kahve içmek, yabancı fast food zincirlerinde yemek yemek, Cnbce dizileri izlemek havalı şeyler. Starbucks’ta isimlerinin yazılı olduğu bardakların resmini çekip paylaşmak ayrı bir ritüel. Kimi zaman bardak üzerine yazılan isimler eğlence amaçlı değiştiriliyor. Böylece bir bardak içecek ile olmak istedikleri kişinin adını alabiliyorlar.

starbucks isim

Argo ve küfür dillerinin önemli bir parçası, yetişkinleri rahatsız edebilecek pek çok kelimeyi çok rahatlıkla kullanıyorlar. Hatta argo lûgatlarına yabancı dizi/filmlerin de etkisiyle İngilizce küfürlerin yerleştiğini görmek mümkün. Amk ise  onlar için ne gazete adı, ne de küfür; olsa olsa cümle sonunda kullandıkları bir bağlaç…

Özel hayat mı? O da ne?

Hayatlarını çok büyük bir açıklık/şeffaflık içinde yaşıyorlar. Özel hayat ve gizlilik onlar için fazla bir şey ifade etmiyor. Örneğin yakınımda bir genç kız, anne-babasının tweetlerini takip ettiğini bildiği halde, evde yaşanan en ufak bir tartışmanın akabinde “geri kafalılar” yazabiliyor.

Dalga geçme ile eğlenme arasındaki “ince çizgi” bu kuşakta büyük ölçüde ortadan kalkıyor. Anlık mesajlaşmalarının ekran resmini alıp, -ne kadar özel de olsa- arkadaşlarıyla paylaşıp, daha iki dakika önceki sohbetlerini alay malzemesi yapabiliyorlar.

Yazıya duygu efekti vermek için kullandığımız gülen yüz gibi işaret kodlarıyla ilgili repertuarları hayli geniş. Bu dönemde gülen ve üzgün surata ek olarak öğrendiklerim şunlar: kalp <3 , öpücük :*, şaşırma :O veya :S , gözlerini kapatarak gülme, xD …

Z Kuşağı Jargonu

Her kuşağın kendi arasında kullandığı bir dil ve farklı kelimeler oluyor. Şimdi hatırlamasam da, ergenlik yıllarımda annemin bazı laflarıma güldüğü ya da anlamını sorduğu olurdu.

Twitter’daki yeni Z kuşağı arkadaşlarımdan da bu dönemde öğrendiğim bazı yeni kelimeler var ki, cümle içinde gördüğünüzde benim gibi sözlükte aramayın diye burada da paylaşmak isterim:

Feno, “Herkes bi feno olmuş.” , “Feno olacak adam”

Anlamı: fenomen

Popi, “Sayemde popi oldu”, “Twitter popi’si”

Anlamı: popüler

Unf , “Unf yaptım” , “Unf hak etmişti”

Anlamı: unfollow

Askeem,  “askem geliyorum” , “sana özel askeem”

Anlamı: aşkım (hitap)

Hangi markalar Z kuşağının dilinden anlıyor?

Yukarıda bizzat kendi dilleriyle tariflemeye çalıştığım Z kuşağı, sınırları olmayan şeffaf dünyalarıyla yakında daha çok markanın “hedef kitle” tanımından içeriye girecek. Benim naçizane görüşüm, önümüzdeki dönemde onların dilinden anlayan hatta onlarla aynı dili konuşan, onlara kendilerini ifade etmeye yönelik ürün ve hizmetler sunan, marka hikâyesine onları da dâhil eden firmaların başarılı olacağı yönünde. Örneklerle somutlaştırmak gerekirse, “z kuşağı ile aynı dili konuşma” anlamında ilk aklıma gelen ve en başarılı bulduğum marka Gnctrkcll. “Gnctrkcll kafası, paso avantaj kafası”, “Kafamıza göre paket”, “Senin, benim, bizim” ürün adı ve iletişimlerinden aldığım başarılı örneklerden yalnızca birkaçı. Tabi bu markaya ilişkin şöyle de bir durum var ki, dördüncü paragrafta söz ettiğim “harf budama” akımının yön değiştirmesi ile önümüzdeki dönemde adını tekrar Gençturkcell olarak değiştirmek durumunda kalabilir. tossZaten son dönem iletişim çalışmalarında Gnctrkcll tekrarı yapmamaları da dikkatimden kaçmıyor değil. Marka ismi özelinde örnek vermek gerekirse, Karaca’nın bu yıl lanse ettiği genç giyim markası Toss’un, geyiğin boynuzlarıyla görselleştirdiği logosuyla, Karaca markasından çok uzaklaşmadan, Z kuşağının dünyasına başarılı bir giriş yaptığını düşünüyorum. Bir diğer örnek FMCG sektöründen; lansmanı yapılan Cappy Atom’u, direkt tüketicinin dilinden gelen bir isim olması nedeniyle çok başarılı buluyorum. İstanbul’da hangi büfeye giderseniz gidin, tam karışık enerji deposu sıkma meyve suyunun adı  “Atom”dur. Alın size, kendi kendini anlatan ve genç hedef kitleyi şıp diye yakalayan ürün ismi.

gnctrkcll kafası

Olumsuz örneğe gelince, geçtiğimiz aylara damgasını vuran “Paraf Kart”tan bahsetmemek olmaz. Bir yandan genç hedef kitleyi Murat Boz ve motosiklet kullanan genç kız metaforları ile yakalamaya çalışıp, diğer yandan ürün adını “Paraf” koymak çok çelişkili. İsim ürüne göndermede bulunmuyor ve bahsedilen “ayrıcalıklar dünyası”na dair kodlar barındırmıyorsa iletişime en az 2-0 yenik başladınız demektir. Çünkü başarılı marka ismi kendini anlatır (bknz. Bonus, Advantage). Diğer taraftan seçtiğiniz isim kendini anlatmıyorsa ona istediğiniz anlamı yüklemek için hatırı sayılır bir zaman ve parayı gözden çıkarmanız gerekir. Halkbank’ın, isim çalışması yaparken, “Paraf ismi yeni nesil için ne ifade ediyor?” sorusuna cevap aranmadığını tahmin ediyorum. Zira ben kendi çevremde mini bir araştırma yaparak, 12-16 yaş arasındaki 10 çocuktan 8’inin ismin anlamını bilmediğini saptadım. “Paraf”ın isim anlamını sorduğumda “Paragraf’ın kısaltması, Osmanlıca bir şey galiba” gibi cevaplar aldım. Hal böyleyken, markaları kişiselleştirecek olursak “paso avantaj kafası” diyen bir kişi ile “paraf” kelimesini cümle içinde kullanan bir kişi arasında en az 30 yaş fark olacaktır.

Peki ne olacak bu kuşak farkı?

Tamamen imaj ile faydaya odaklanan ve marka sadakati olmayan bir Z kuşağı ordusu hızla hedef kitle tanımınıza yaklaşmakta. Yakın gelecekte markaların, rekabet dengelerinde beklenmedik sonuçlarla karşılaşmamak için, şu an karar alma mekanizmalarının (çoğunun) başında bulunan X neslinin, Z neslini kendi gençliği gibi düşünmemesi ve onların bu farklı dünyalarını göz ardı etmemesi çok önemli. Diğer yandan, hedef kitlesi Z kuşağı olan bir ürünün, marka yöneticilerini Y kuşağından seçmek de doğru bir İK stratejisi olabilir.

 

Yazar Hakkında:

Mihrican Yurdakul

1987 Kütahya doğumlu olan Mihrican Yurdakul, İzmir İnönü Lisesinden sonra Anadolu Üniversitesi Reklamcılık ve Halkla İlişkiler bölümünden mezun olmuştur. Öğrenciyken Sky Havayolları, Paradoks Prodüksiyon ve Markam Danışmanlık’ta stajlar yapan Yurdakul, mezuniyet sonrası DirectComm’da Jr. Müşteri Yöneticisi ve Adil Işık’ta Pazarlama ve Marka Yönetici Yardımcısı olarak görev yapmıştır. Yurdakul 2010 yılından beri Markam Danışmanlık’ta Marka Stratejisti olarak Tamek, Ülker, Ekici, Apikoğlu, Simit Sarayı, Liberty Sigorta, Biota Laboratuarları, King Ev Aletleri, ŞOK Marketler, Umur Basım, Spectrum Medya firmalarının projelerinde görev almıştır.

Türkiye’de ilk marka ismi geliştirme hizmeti veren Markaname biriminin yöneticiliğini yapan Yurdakul, iyi derecede Photoshop kullanmakta, motor sporları ve sosyal medyaya ilgi duymaktadır.

İletişim:

mihricanyurdakul@markam.com.tr

twitter.com/mihricany

tr.linkedin.com/in/mihrican/

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Bir Cevap Yazın

Türkiye Sosyal Medya Üzerinden Canlı Video İzlemede Birinci Sırada

21 ülkeden 18 yaş üstü 4 bin 200 kişi baz alınarak hazırlanan rapora göre, Türkiye’nin sosyal medyadan canlı video izlemede birinci sıraya oturduğu belirlendi.

Ajans Press, sosyal medya üzerinden canlı video izlenme oranları üzerine yapılan araştırmayı inceledi. Ajans Press’inInteractive Advertising Bureau (IAB) verilerinden ve medya yansımalarından derlediği bilgilere göre, Türkiye’nin 21 ülke arasında sosyal medyadan canlı video izlemede birinci sıraya oturduğu belirlendi. Avrupa’da ise kullanıcıların yüzde 70’i günde en az bir kere video izlerken, ülkemizde kullanıcıların yaklaşık 3’te 2’sinin günde en az bir kez video izlediği görüldü.

Dünya kupası maçlarını da canlı video olarak izliyoruz

Ajans Press ve PRNet’in konuyla ilgili gerçekleştirdiği medya incelemesinde sosyal medya ile ilgili basına yansıyan haber adetleri de belli oldu. 2017 ve 2018 yıllarını kapsayan incelemede, sosyal medya başlığı altında yazılı basına 200 bin 355 haber yansıması tespit edildi. Raporda, katılımcılardan yüzde 47’sinin geçmiş yıllara oranla daha fazla video izlediği tespit edilirken, bu yükselmede akıllı telefonların rolünün büyük olduğu belirtildi. Kişiler canlı videoları da sosyal medya platformlarından izlerken, Türkiye yüzde 64 oranla hazırlanan listenin ilk sırasına yerleşti. Genel olarak kullanıcıların canlı videoda tercihi diziler olurken, oyun videolarının Türkiye’de revaçta olduğu saptandı. Bunun yanı sıra, Türkiye’deki katılımcıların yüzde 54’ünün 2018 Dünya Kupası maçlarını da canlı videodan izlemeyi planladığı ortaya çıktı. Küresel olarak katılımcıların 3’te 2’si ise Dünya Kupası’nı canlı olarak televizyondan izleyecekleri belirtti. Böylelikle, televizyon ve akıllı telefonların büyük futbol organizasyonlarında öne çıkan iki kanal olduğu belirlendi.

Reklamlardan rahatsızız

Araştırma kullanıcıların video izlerken reklamlarla etkileşime geçtiklerini de ortaya koyarken, reklamların daha az rahatsız edici olması gerektiğini vurgulandı. Katılımların yüzde 52’si reklamlarda desteklenmiş ücretsiz videoları izlerken, yüzde 64’ü de reklama tıklama, web sitesi ziyaret etme, arama motorlarında ürünü arama, ürün veya reklam hakkında yorum yapma gibi etkileşimlerde bulunduğu belirlendi. Türkiye’deki kullanıcıların ise yüzde 73’ünün canlı video izlerken görülen reklamlarla etkileşime geçtiği saptandı.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Annelerimizden Altın Değerinde 7 Pazarlama Tavsiyesi

Hepimiz biliriz “anneler en iyisini bilir.” Hatta en iyisini bilmekle kalmaz en doğrusunu söyler, en güzelini yapar ve bunun gibi birçok “en” daha sayabiliriz hayatımızda. Küçüklükten bu yana hayatınızda onların sözünden daha kıymetlisi var mıydı ya da bir sorununuz olduğunda size daha çok yardım edeceğini bildiğiniz başka bir kimse?

İster içgüdüsel olarak doğruyu önerdiklerini varsayalım, ister deneyimlerinin bizim yolumuzu aydınlattığını… Ama kabul edelim bu kadınlar bir şeyler biliyorlar! İyi ile kötüyü ayırmayı nereden öğrendik ki biz? Sahi bugün öğrendiklerimizin yapı taşı neydi ki? Hepimiz farkındayız; tabii ki annelerimizin öğütleri… Bir şeyin yanlış olduğunu en kolay öğrendiğimiz yol “annelerimizin terlikleri” değil miydi?

Girizgah biraz uzun oldu farkındayım ama başlıktan da anlaşılacağı üzere, bu yazıda annelerimizden aldığımız hayat derslerinin üzerine bir basamak daha çıkacağız ve annelerimizin o sürekli söyledikleri ama bizim de ısrarla dinlemediğimiz sonrasında mutlaka pişman olduğumuz (yaşadığımdan biliyorum) o sihirli cümlelerden değişik anlamlar çıkaracağız pazarlamaya dair.

Haydi başlayalım.

zuhal

#1 Teşekkür ettin mi Teyzeye / Amcaya?

“Bir şey isterken lütfen de, teşekkür etmeyi unutma” küçüklüğümüzden beri sürekli tekrar ederek annelerimizin bize aşıladığı bu güzel öğütlerin aslında annelerimizin bizlerin nazik, dürüst ve cana yakın yetişmesini istediğinden olabilir. Ee insanlar böyle olabiliyor madem markalar neden olmasın? Saygılı ve nazik bir tavır ve dürüst bir tutumun marka imajı için hayati önem taşıdığının elbette farkındayız. Kısacası temel görgü kurallarını şirketinizin, markanızın temeli, misyonu haline getirin. Çok şey kazanacaksınız.

 atari

#2 Odanı toplamadan asla dışarı çıkmak yok!

Bu cümlenin diğer versiyonu da şu olabilir: “Ödevlerini bitirmeden atari oynamak yok”. Kim bilir evrende kaç anne şu cümleleri tekrar etti çocuklarına ki anlasınlar güzel şeylere ulaşmak zordur, çaba ister, düzen ister, plan ister. Anneniz size o küçücük yaşınızda bir plan dahilinde hareket etmenizin ne kadar değerli olduğunu anlatmaya çalışıyordur aslında. Pazarlama dilinde ise bu özlü sözün anlamı; gerekenleri yapmadan, emek vermeden, işlerini düzene oturtmadan, planlamadan başarılı olmak zordur. Hatta imkansızdır. Çevrenizin düzenli olması, aklınızdaki şeyleri de düzene koymanıza yardım eder, bir plan dahilinde hareket etmeniz ise sizi başarıyı getirir, işinizi doğru yapmanızı sağlar.

#3 Kendine karşı her zaman dürüst ol!

Hayat mottomuz haline getirmemiz gereken bu cümle sadece günlük hayatımızda değil, yaptığımız işlerde de kendini göstermeli. Nasıl mı? Markanız, mesajınız, içeriğiniz her zaman belirlediğiniz hedef kitle ile uyumlu olmalı. Ve siz de onlara her zaman sadık kalmalısınız. Artık hepimiz sadakat pazarlamasının ne kadar değerli olduğunun farkındayızdır sanırım. (unutanlar Lady Gaga yazıma göz atabilirler)

 senidoğurdum

#4 Seni bu dünyaya kim getirdi? Ben! (Senin hayatında değerli tek bir şey varsa o da benimdir)

Ne kastetti? Tam olarak sizinde varoluş amacınızı sorgulamanız gerektiğini kastetti. Bir bakıma klasik yaşam döngüsünü anlattı annemiz bizlere sevgili pazarlama severler. Ee haklı da. Bizim varoluş sebebimiz nasıl annelerimizse, piyasa da var olan ürünlerin, markaların varoluş nedeni de bizleriz, tüketiciler. Biz sevdiğimiz, biz aldığımız sürece varlar, biz onlardan bahsettiğimiz sürece popülerler. Hep dikkatimizi çekmek zorundalar, hep bizim için bir şeyler yapmak zorundalar. Ne demiş reklam dahisi David Oglivy “Tüketici moron değildir; karınızdır. Herhangi bir şeyi satın almak için onu sade bir slogan ve birkaç sıkıcı görselin ikna ettiğini zannetmek, onun zekasını aşağılamaktır. O verebileceğiniz tüm bilgileri ister.” Detaylı olun, bilgilendirici olun, dikkat çekici olun. En önemlisi de özgün olun. Sevdirin bize kendinizi!

Bu noktada varoluş amacınızı sorgulayabilirsiniz. Peki sizi bu dünyaya ne getirdi? Bir ihtiyacı karşılamak olabilir mi? Ürünlerinizin, markanızın, paylaştığınız içeriklerin müşterilerinizin istek ve ihtiyaçlarına odaklı olması gerçeğini aklınızdan çıkarmayın.

 annesinin-kuzusu

#5 Ayağına terlik giy, üzerine kazak giy, üşüteceksin! Cidden sokağa böyle mi çıkacaksın?

Bir anne çocuğuna üzerine kazak giy demişse o çocuk uygunsuz giyinmiştir. Anne biliyordur ki o çocuk da her söz dinlemeyen çocuklar gibi 40 derece ateşle yanacaktır ilerleyen günlerde. İçerik pazarlaması açısından düşünelim. Görünüş önemlidir! Burada kastedilen terlik aslında web sitenizin tasarımından, içeriğinize uygun seçeceğiniz görsele, web sitenizi mobil görüntülenmeye uygun hale getirmeniz gerekliliğine kadar birçok şey olabilir. Tasarımı düşünün, terliği düşünün, geniş düşünün!

#6 Ben seni böyle mi yetiştirdim!

Markanızın, şirketinizin ürününüzün temel değerleri, anlatmak istedikleri, misyonu ile tamamen uyuşan bir strateji peşinde koşmanız gerekir. Markanızın değerleri ile uyuşmayan şeyleri yapıyor olmanız itibarınıza zarar verir. Ki bunun geri dönüşü ise çok zordur. Unutmayın kötü şeyler çabuk yayılır, kulaktan kulağa pazarlamanın gücünü hafife almayın!

#7 Olsun annecim herkes hata yapar.

Sözün özünü annemiz söylemiştir. Kimse mükemmel değildir, iş dünyasında da bu böyledir. Aslolan hatayı kabul edip düzeltmek, gerekirse özür dilemek ve iletişimi asla kesmemektir. Hatanızı kabul edin, daha da fazla çalışın, daha iyi yapmaya gayret gösterin. Böyle olduğu vakit hedef kitlenizin özrünüzü kabul etmesi hatta dürüstlüğünüzden dolayı sempati duyulmanız işten bile değildir.

 marge-and-lisa-picture

Bonus: Bunun için bir gün bana teşekkür edeceksin!

Aslında hepimizin yapması gereken ama ihmal ettiğimiz, çoğu zamanda unuttuğumuz şeylerden biridir şükretmek. Hiç nedeniniz olmadan müşterilerinize teşekkür ettiniz mi sadece sizin müşteriniz olmasından dolayı duyduğunuz minnet için? Bunu yapın, müşterilerinize onların sayesinde var olduğunuzu, ilerlemenize katkıda bulunduklarını söyleyin, teşekkür edin. Böylelikle hem gündemde kalmış, hem de onların saygısını kazanmış olursunuz.

Bu sözleri hayatımızda birden fazla kez duyduk çok eminim. Bu sefer annemizin sözünü dinlemediğimiz için pişman olmadan harekete geçmeye ne dersiniz?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link