Komplo Teorisyenlerinin Son Kurbanı Outback Steakhouse Oldu

Bir önceki yazımda, sosyal medya platformlarında zaman geçiren insanlar arasında, hiçbir çıkarı olmadığı hâlde sırf macera olması amacıyla kasıtlı olarak yanlış bilgi yayan veya kullanıcıları deyim yerindeyse avlanacak sazan gibi görüp parodi hesapları devreye sokacak kadar zamanı bol kişilerden bahsetmiştim. Aslında bunlara komplo teorisi üretenleri de rahatlıkla ekleyebiliriz.

Outback Steakhouse’un bir anda kendini içinde bulduğu olaylar bu tweet ile başladı.

Bu tip olaylardan biri de ABD’nin ünlü biftek ve ızgara restoranı zincirlerinden olan Outback Steakhouse’un başına geldi. eatmyaesthetics kullanıcı adlı bir Twitter profili, restoran şubelerinin harita üzerinde konumlarından yola çıkarak Outback Steakhouse’un bir Satanist tarikat merkezi olabileceğini öne sürdü. eatmyaesthetics bu iddiasına dayanak olarak, her Outback Steakhouse restoranının konumu, çevresinde yer alan diğer beş Outback restoranınkilerle karşılaştırıldığında harita üzerinde bir pentagram, yani daha çok Satanizmin simgesi olarak öne popülerleşen beş köşeli yıldız çizilebildiğini öne sürdü.

İnternetin, özellikle de hızlı yayılımı tetikleyen Twitter’ın doğası gereği, tweet hemen yayılmaya başladı.

İnternetin komplo teorilerini seven doğası, buna da yanıt vermekte hiç gecikmedi. Birçok kullanıcının, Outback Steakhouse şubelerinin bulunduğu farklı konumları harita üzerinde göstererek örnekler vermesi, malzeme arayan kitleyi daha da coşturdu ve iddianın yayılmasını sağladı.

ABD haritasının farklı konumlarından gelen pentagram imalı yer işaretlemeleri bir anda çoğaldı.
Hatta bu fısıltı zincirine katılanlardan biri Outback Steakhouse’un eti için kullandığı hayvanları şeytana adak olarak sunduğunu söyleyerek bu absürd komediye katkıda bulundu.

Elbette bu komplo teorisinin Twitter’da hızla yayılması restoran zincirinin de gözünden kaçmadı. Outback Steakhouse, işi alaya alarak cevap vermeyi tercih etti ve beş şubesinin bulunduğu harita konumunun üzerine, meşhur atıştırmalıklarından biri olan Bloomin’ Onion ile dolu bir tabak yerleştirip resmi Twitter hesabından paylaştı. Restoranın paylaşım sonrasında kullanıcılarla girdiği diyaloglar da okuyanları gülümsetti.

Restoranın resmi Twitter hesabından yaptığı paylaşım sonrası takipçileriyle girdiği diyaloglardan birinde kullanıcı, restoranın Satanist olmadığına inanmak için 25 dolarlık hediye çeki istiyor.

Neyse ki gülmek için uydurulmuş komplo teorisini ciddiye alıp da restoranı hedef gösteren birileri olmadı. Fısıltı gazetesiyle bir anda yayılan bu içeriğin üç yıl önce paylaşılan bir internet esprisi olduğunu buradan görebilirsiniz. Anlaşılan o ki konuyu başlatan eatmyaesthetics de ya bu söz konusu kişinin kendisi ya da bunu alıp yeniden ısıtarak gündem yaratmayı başarmış biri veya haydi biraz şeytanın avukatlığını yapalım, yoksa kendisi bu kulaktan kulağa oyununda Outback Steakhouse ile anlaşan bir viral içerik aktörü mü?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

2009 yılında Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden, 2015'te ise Anadolu Üniversitesi Marka İletişimi Bölümü'nden mezun olan yazar, 2013 yılından beri pazarlama ve reklamcılık üzerine çalışıyor. Geleneksel ve dijital reklam ajanslarındaki çizgi altı ve üstü çalışmalarda metin yazarlığı yapan, ulusal ve küresel ölçekte birçok markayla birlikte çalışan yazar, bir yandan da Anadolu Üniversitesi'ndeki Türk Dili ve Edebiyatı öğrenimine de devam ediyor. En büyük tutkusunun edebiyat olduğu biliniyor, şehirdeki festivalleri yakından takip ediyor. Bir gün Patagonya'ya gitmenin hayalini kuruyor.

Bir Cevap Yazın

Bu Bir Sosyal Kaçış Hikayesi: Sosyal Medyadan Kaçmak!

Forum zamanında büyüyen bir nesildik biz. MSN‘de ne dinlediğini paylaşan ama kimsenin ne yediğini umursamayan. Myspace‘de 2mp kameralık fotoğraflarımızı paylaşır forumlara yorumlar yazardık.

Bu bahsi geçen nesil en şanslısıydı belki de. 90larda çocuk olanlardan bahsediyorum elbette. Tüm hayatı akıllı telefona gömülmekten, hayatları sanal olmaktan yargılanan bu nesil elinde cep telefonu ile doğmadı ama bizler bu geçiş döneminin, teknoloji döngüsünün temel zincirini oluşturduk.

Ülkemizde filizlenen bir tohumdu sosyal medya ve bizler, aynı yaşlarda iki arkadaş gibi kendimize uyarlayarak dönüştürdük onu.

UP UP +Rep

Forumlarda muhabbetler eder, amatör müzik gruplarını keşfeder, çokça oyun oynar ve yorum yapardık bu oyunlar hakkında. Sonra bir gün o cümle girdi hayatımıza “Duydun mu Facebook diye bir şey varmış” Çok sevdiğimiz forumları kısa sürede terk etmeye başladık. Çünkü burada gerçek arkadaşlarımız vardı. Üstelik sıra beklemek ya da onay gerekmeksizin üye olup paylaşım yapabiliyorduk. Çok eğleniyorduk ve artık gizli saklı diye bir şey kalmamıştı.

Takibe takip

Aradan yıllar geçti ve çeşitlendi bu mecralar. Twitter, Instagram, Vine, Scorp, Periscope derken arttı da arttı. Hepsine de kolay uyum sağladık. Saatlerce tweet okuyup gülüyor, oraya buraya yorum yapıyorduk. Ama sonra biz eğlenen çocukların elinden aldılar bu eğlencenin tekelini.

Önce Facebook’a takım elbise giydirdiler, derken Twitter kravat takmaya başladı. Bu ailelerimizin bile profil açmasından tehlikeliydi. Çünkü artık eğlenmiyorduk. Biz büyümüştük. Yani Türkiye’de sosyal medyayı kendileri büyürken şekillendiren nesil büyümüş, düşünmeye veya hiç düşünmemeye başlamıştı.

İlk olarak kendi aramızda bölündük. Sonra bölünenler kendi aralarında. Daha sonra diğerleri… Derdini klavye başında anlatarak büyüyen nesil siyasi olayların tam ortasında kaldı böylece.
Evet, artık eğlenmiyorduk. Artık öyle bir konuma gelmiştik ki sadece bağırıyorduk.

Facebook: Ne düşünüyorsun?

Derdimizi anlatabilmenin tek yolu buydu ve bir şeylere tepki göstermemek de tepki göstermekti aslında. Bize ne düşündüğümüzü soran Facebook’a kinimizi ve nefretimizi döküyorduk. Twitter bile Ne yapıyorsun‘u Neler oluyor‘a çevirdi.

Sahi neler oluyordu?

O kadar bölünmüştük ve dönüşmüştük ki esas amacımızı unutur hale gelmiştik. Öfkeliydik, gamsızdık, nefret doluyduk. Ancak yaptıklarımızın sadece birkaç harfi bir araya getirmek olduğunu çoktan unutmuştuk. Durmadan eleştiriyorduk insanların bizim istemediğimiz kelimeleri birleştirmesini. En küçük bir fırsatta fırtınalar koparıyor sonra üzerine bir kedi videosu patlatıyor kendi dengemizi bozuyorduk.

Bu bir sosyal kaçış hikayesi

Artık orada bulunma amacımız sadece fikirlerimizi beyan etmek ve başkalarının fikirlerine saygı duymadan sert eleştirilerde bulunmak olmuştu. Başta Facebook olmak üzere zamanla kopmaya başladı bu dünyadan birçok kişi. Başlarda çok eğlenceli gelen bu dünya artık sadece canımızı sıkar hale gelmeye başlamıştı. Sadece ulaşılmak için profilini kapatmayan ancak elini eteğini bu mecralardan çeken insanların sayısı hızla arttı.

Artık anasayfalarımızda sadece siyasi gönderiler baş göstermeye başladığı, atılan tweetlerin sadece kötü haberler olduğu, Periscope videolarının sadece +18 içerikli olmaya başlaması ve de severek takip ettiğimiz fenomenlerin birer reklam yıldızı olmalarıyla bu mecra hem güvenimizi hem de keyfimizi kaçırmaya başladı.

İşin bir diğer kötü yanı ise bu yeni alanı kendine iş kolu olarak belirleyenlere vurdu. O ise bambaşka bir mesele. Bu hissiyatla sosyal medyadan uzaklaşan ancak iş gereği tam ortasına düşen ve de gündeme dokunmayan (fakat duyarlı da olması beklenen) yine de yaratıcı içerikler oluşturması istenen dijital emekçilerimize başarılar ve sabırlar diliyorum.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link