Instagram Hikayelerinde Başarıyı Yakalamanın Yolları

Instagram

Günlük 300 milyon aktif kullanıcısı olan ve bu sayıyı her geçen gün artıran Instagram, Facebook tarafından satın alındıktan sonra kazandığı hikâye özelliğiyle, markalar ve kullanıcılar için daha da cezbedici bir sosyal medya platformu olmuştu. Bu yenilikle Snapchat işleyişini taklit eden Instagram, platformun kullanıcılarına farklı bir paylaşım yöntemi sunmuş ve popülerliğini artırmıştı.

Hikayelerin şöhreti arttıkça bu gidişat reklamverenlerin de gözünden kaçmadı ve markalar da bu yöntemle paylaşım yapmaya yöneldi. Öyle ki Facebook, Instagram’daki işletmelerin ve markaların yarısının ayda en az bir hikâye paylaşımı yaptığını açıkladı.

Instagram
Instagram kullanıcılarını en çok etkileyen hikâye biçimi, mesajı makul bir sürede veren hikâyeler.

Fakat her güzel şey gibi Instagram hikâyelerinin de zor bir tarafı var. Doğru bir strateji hazırlandığı takdirde büyük etki yaratan bu paylaşımlar, bilinen sosyal medya reklamlarından daha farklı bir yaklaşıa ihtiyaç duyuyor. Çünkü her ne kadar video veya animasyon deneyimi üzerine çalışan markalar için Instagram hikâyesi iyi bir tercih olsa da; Instagram hikâyelerinin dikey görüntü formatı tam ekran gerektiren içerikler paylaşmayı tercih eden yayıncı ya da markalar için ayrı bir dikkate ve odaklanma gerektiriyor.

Platformun sahibi dev sosyal ağ Facebook da bu noktayı görmüş olacak ki hangi kullanıcıların Instagram hikayesi konusunda en iyi geri dönüşü alabileceğine dair ipuçları veren bir araştırma raporu yayınladı. Pazarlamacıların yeni formatı anlamasına ve bu noktada ustalaşmasına yardım etmek için hazırlandığı açıklanan çalışmada; yapılan anket üzerinden Brezilya, Birleşik Krallık, ABD ve Endonezya’daki kullanıcıların Instagram hikayesi içeriklerinde aldığı sonuçlara dair veriler paylaşıldı. Araştırma ayrıca, ABD’de hangi yaratıcı unsurların ticari amaçlı hikayelerde sonuç verdiği hakkında önemli bir veri çözümlemesini de ortaya koyuyor.

Instagram hikayesinin günlük aktif kullanıcı sayısı geçen yılın bu ayında 250 milyondu.

Facebook tarafından açıklanan raporda, hikayelerde başarıyı yakalamanın yolunun reklam veren markanın kolay anlaşılabilir ve görenlerin dikkatini hemen çeken bir içerik paylaşması, markanın öyküsünü makul bir sürede ve olabildiğince kısa sürede anlatması, ürün tanıtımı söz konusuysa ürünün hikâyede denenirken gösterilmesi, etkinin tam anlamıyla oluşması için Instagram hikayelerinin mobil uyumlu olmasından geçtiği vurgulandı.

Araştırma sonucuna baktığımızda, başarılı bir hikâye yaratmada benzer tavsiyeleri görüyoruz. Kuşkusuz ki bunların başında, hikâyenin içerikle yakaladığı uyum var. Zira hiçbir kullanıcı, hikâye izlerken deneyiminin alakasız bir reklamla kesilmesinden hoşlanmıyor ama aynı zamanda hikâyenin kısa olmasını da istiyor. Hâl böyleyken, markanın vermek istediği mesajı açık ve akış içinde erkenden vermesi oldukça önemli bir rol oynuyor. Facebook geçen yıl yayınladığı raporda da benzer bir noktaya değinmiş ve marka ekiplerine aynı tavsiyeyi vermişti.

Instagram hikayeleri konusunda markaların dikkat etmesi gereken özel noktalar bulunuyor.

Esasen hikaye reklamlarına bildiğimiz video reklamlara olduğu gibi yaklaşabilirsiniz. Fakat bunu yaparken en yüksek verimi alabilmek için dikine sunum ve mobil uyumlu olmak gibi hikâyelerin kendine has özelliklerini de dikkate almanız gerekiyor. Özetle, doğru ve tutarlı bir strateji izlendiğinde Instagram hikâyeleri hem “fenomenler” hem de markalar için kullanıcıların dikkatini çekmede son derece etkili bir paylaşım yöntemi olarak karşımıza çıkıyor.

Yine de hikâyeleriniz için sağlam bir altyapı oluşturmak adına ne istediğinizi bilmeniz ve rakiplerinizin bu yöntemle neler yaptığını takip etmeniz, bakış açınızı genişletecek başlıca etkenlerden olacaktır. Nitekim markanız için nelerin işe yarayıp nelerin yaramayacağını en iyi yine siz bilirsiniz. İyi bir içgörü elde ettiğinizde bunu, Facebook’un verdiği ipuçlarıyla harmanlamanız hâlinde, Instagram hikâyelerinden yüksek performans almanız işten bile değil.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

2009 yılında Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden, 2015'te ise Anadolu Üniversitesi Marka İletişimi Bölümü'nden mezun olan yazar, 2013 yılından beri pazarlama ve reklamcılık üzerine çalışıyor. Geleneksel ve dijital reklam ajanslarındaki çizgi altı ve üstü çalışmalarda metin yazarlığı yapan, ulusal ve küresel ölçekte birçok markayla birlikte çalışan yazar, bir yandan da Anadolu Üniversitesi'ndeki Türk Dili ve Edebiyatı öğrenimine de devam ediyor. En büyük tutkusunun edebiyat olduğu biliniyor, şehirdeki festivalleri yakından takip ediyor. Bir gün Patagonya'ya gitmenin hayalini kuruyor.

Bir Cevap Yazın

Küresel Ticaret Savaşlarının Yeni Cephesi: Marka ve İtibar Yönetimi

Ticaret savaşlarıyla birlikte dünyada kartlar yeniden karılırken, şirketler, marka ve itibar riski taşıyan kriz durumlarını yönetemediklerinde yıllar içerisinde elde ettikleri kazanımlarını bir çırpıda kaybedebiliyor. Bu konuda hazırlıklı olmak risk yönetimini şirket içi bir kültür olarak benimsemek ve profesyonel danışmanlık almaktan geçiyor.

Son dönemde kutuplaşan dünya ve başlatılan küresel ticaret savaşları ile birlikte, marka itibarı konusu iş dünyasında hiç olmadığı kadar dikkatleri üzerine çekiyor. Yönetim Kurulu toplantılarının gündemlerinden neredeyse hiç düşmeyen marka itibarı konusu büyük ve köklü şirketlerin bile her an karşı karşıya kalabileceği riskleri de beraberinde getiriyor. Risk, sigorta, reasürans, emeklilik, insan kaynakları çözümleri, sağlık ve yan haklar konularında profesyonel hizmetler sunan Aon’un 64 ülkedeki 33 farklı sektörde faaliyet gösteren 1843 şirketin katılımıyla gerçekleştirdiği Aon 2017 Global Risk Yönetimi anketine göre marka ve itibar riskleri birinci sırada yer alıyor. Ancak, anket sonuçları önemli bir gerçeği de gözler önüne seriyor: Araştırmaya katılan şirketlerin yüzde 51’i marka ve itibar riskleriyle baş etmeye yeterince hazır olduklarını düşünüyor.

Bu sonucu değerlendiren Aon Risk Yönetim Danışmanlığından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Eryaman şunları söyledi: “Aon’un Global Risk Yönetimi anketinden çıkan sonuçların geneli bugüne kadar risk yönetim uzmanlarının ve hemen hemen tüm sektörlerin aşina olduğu risklerden oluşuyor. Ancak, detaylı bir inceleme yaptığımızda firmaların yeni yeni konuşmaya başladığı marka ve itibar riski gibi risklerin geleneksel olarak gündemden düşmeyen risklerle iç içe geçerek firmalar nezdinde daha ciddi endişelere yol açtığını görüyoruz. İş dünyasının başarılı ismi Warren Buffet’ın o meşhur sözü marka ve itibar konusunun önemini en güzel şekilde özetliyor: ‘İtibar kazanmak 20 yıl sürer; kaybetmekse 5 dakika!’ Şirketler, yıllar içinde çok yoğun çaba ve dikkatle oluşturdukları tüm varlıkları, itibar ve marka değeri riski doğuran kriz durumlarını doğru şekilde yönetemediklerinde bir çırpıda yitirebiliyor. Bu noktada marka ve itibar risklerinin ön görülerek hesaplanması ve bu konuda gerekli profesyonel çözüm ve danışmanlık hizmetlerine başvurulması büyük önem arz ediyor. Bizim de tecrübe edip gözlemlediğimiz üzere risk yönetimini şirket politikalarında önceliklendirip kültür haline getiren ve risk yönetimi ve transferi konusunda profesyonel danışmanlık alan şirketlerin marka itibarı yükseliyor. Dünyanın önder marka değerlendirme şirketi Brand Finance’in Türkiye’nin 2018’deki En Değerli 100 Markası raporunda ilk 50 sırada yer alan markaların büyük bir kısmının profesyonel risk yönetim ve hizmetlerine başvurarak risk yönetimini kurum içi stratejik politikalarla önemli bir odak noktası haline getirdiklerini görüyoruz.”

Aon’dan, marka ve itibar risklerine karşı şirketlere 5 etkin tavsiye

Aon, şirketleri iflas ve batma noktasına götürebilecek büyük çaplı siber saldırılar, veri ihlalleri, kaçınması zor endüstriyel kazalar ve skandallara karşı şirketleri öngörülmesi zor marka ve itibar kayıplarına karşı hazırlayacak önemli öneriler sunuyor.

  1. Geçmiş krizlerden ders çıkarmak: Kurumlar geçmişi anlayarak ve hatalarından ders çıkararak, marka ve itibar riski içeren kriz durumlarında doğru hareket edebilme imkanına sahip olabilir. Bunun için kurumların, ne tür zafiyetlere sahip olduklarını ve faaliyet gösterdikleri sektörün ne tür krizli durumlara eğilimli olduğu, geçmişte yaşanan olaylardan yola çıkarak bütüncül bir yaklaşım ile analiz etmesi önem arz ediyor.
  2. Stratejik ekipler kurmak: Her şeyden önce, kurumların kriz durumlarında koordineli, hızlı ve etkin bir şekilde harekete geçebilmesi gerekiyor. Bu sebeple Aon, kriz zamanında ilk elden sorumluluk alması gereken strateji takımları oluştururken, özellikle iç ve dış iletişimin doğru ve etkili yönetimi için kurumsal iletişim ekiplerinin yanı sıra, Hukuk ve Uyum departmanları ile İnsan Kaynakları departmanlarından da temsilcilere bu ekipler içerisinde yer verilmesini öneriyor. Organizasyonun kilit noktalarından temsilcileri bir araya getirecek strateji ekipleri kriz durumunun doğru koordine edilebilmesini ve kararların doğru ve hızlı bir şekilde alınmasını mümkün kılıyor.
  3. Kriz eğitimleri planlamak: Kurumların karşılaşabilecekleri kriz türlerine dair sahip oldukları güçlü farkındalık ile, krize müdahaleye yönelik tatbikatlar, müdahale senaryoları ve uygulamalı eğitimler düzenlemesi büyük önem arz ediyor. Bu tür eğitim ve hazırlıklar krizin oluşmasına engel olmasa da kurumların doğru tepki vermesine ve krizin etkilerinin azaltılmasına yardımcı oluyor.
  4. Müşteri ve çalışanlara kulak vermek: Günümüzde kesintisiz bilgi akışı ve sosyal medyanın egemen konumu, kurumların iletişim kanallarını hiç olmadığı kadar büyük bir dikkat ile ele alması gerekliliğini de beraberinde getiriyor. Kurumların, kriz iletişim stratejilerini, müşterilerin ve çalışanların endişe ve sorunlarını dikkate alarak şekillendirmeleri krize müdahalede etkili sonuçlar elde edilmesini sağlıyor.
  5. Sosyal medyayı etkin kullanmak: Kriz dönemlerinde, sosyal medyanın baş edilmesi zor bir faktör olduğu düşünülse de aslında etkili bir sosyal medya kullanımı kriz iletişiminde son derece önemli bir rol oynuyor. Sosyal medya kanallarını etkin kullanmak, şirketin krizle ilgili tepkileri ve krizin nasıl bir seyir gösterdiğini gerçek zamanlı olarak tespit etmesini sağlıyor. Aynı zamanda, kamuoyuyla doğrudan ve kısa sürede diyalog oluşturmak için gerekli zeminin oluşturulmasına yardımcı oluyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Markalar Neden Micro-Influencer’larla Daha Sık Çalışmalı?

Reklamlarda ünlü kullanımına güvenin azalmasıyla ve sosyal medyanın her geçen gün daha fazla alanı kaplamasıyla hayatlarımıza giren “Influencer” kavramından daha önce bahsetmiştik.

Influencer kelimesi dilimize daha yeni yeni oturmuşken daha farklı ve etkili bir pazarlama taktiği ile karşı karşıyayız: “Micro-Influencer marketing.”

Micro-Influencer’lar, influencer’lara nazaran sosyal mecralarda çok daha az takipçi sayısı ve bilinilirliği olan, alanlarında uzman ve sosyal medyayı aktif kullanan kişilerdir. Takipçi sayıları ile ilgili kesin bir sınır olmamasıyla beraber genelde 1000’den az veya 1000-50.000/100.000 arası takipçileri mevcut olabiliyor. Ama mikro kalmaları için milyonlara ulaşmamaları gerekiyor.

Peki markalar neden Micro-Influencer’ları daha sık kullanmalı?

  • İstatistiklerde de görüldüğü gibi Influencer’ların etkileşim oranları takipçi sayıları ile ters orantılı. Bunun sebebi ünlü kişilere ve macro-Influencer’lara göre alanlarında daha profesyonel kişilerden oluşmaları ve haliyle takipçi kitlelerinin de konu ile alakalı, daha bilinçli kişiler olması. Yani ürün veya hizmet için doğru kişiyi seçtiyseniz hedef kitlenizi tam on ikiden vurdunuz demektir.
  • Micro-Influencer’lara ayrılacak bütçe ünlülere ve milyonlarca takipçisi olan influencer’lara göre çok daha cüzi bir miktar olacaktır.
  • Micro-Influencer’ların takipçileriyle etkileşimleri daha fazladır. Çift yönlü iletişimleri daha kuvvetlidir. Tüketiciler akıllarındaki soruları sorduğunda geri dönüş alma ihtimalleri çok daha yüksektir. Bu durum takipçilerin hem Influencer’a hem de markaya sadakatini arttıracaktır.
  • Daha az kitleye hitap eden micro-Influencer’lar samimiyetlerinden ötürü takipçilerin satın alma kararlarını etkileyebilirler. Önerdikleri bir ürün veya hizmete güven çok daha üst boyutlarda olacaktır.
  • Micro-Influencer’ların samimiyetleri markanızın da samimi algılanmasını sağlar. Tüketici ihtiyaçlarına ve fikirlerine öncelik verdiğinizin bir göstergesi olacaktır.
  • Micro-Influencer’lar ünlülere kıyasla daha az sponsorlu reklam içeriği paylaşırlar dolayısıyla bu da reklamın etkileyiciliğini ve güvenilirliğini arttıran bir unsurdur.

Genellikle belli bir spor dalı ile uğraşan, belli bir sanat dalı ile ilgilenen, herkese hitap etmeyen ürün veya hizmetlerin hedef kitleleri sınırlıdır. Kendi konunuz ile ilgili doğru kanaat önderini seçerseniz onu takip eden kişilerin sayısı az da olsa doğrudan bu sınırlı uğraşlarla, işlerle ilgilenen kişiler olacağından tüketici ile etkileşiminiz çok daha fazla olacaktır.

Sorulması gereken soru aslında şu; Daha fazla insanın reklamımı görmesi için ünlülerin paylaştığı reklam içerikleri yeterince etkileşim alıyor mu? Bu demek değil ki her zaman fazla takipçi az etkileşim demektir. Milyonların ilgisini çeken bir ürününüz var ise, çok büyük ve genel bir marka iseniz milyonlara hitap etmeniz son derece normal ama sınırlı bir kitleye hitap ediyorsanız verdiğiniz reklamı milyonların görmesine ihtiyacınız yok, doğru kişilerin görmesine ihtiyacınız var. Bunun mantığı çok basit aslında, başımız ağrıdığında bütün ilaçları içmiyoruz sadece ağrı kesici içiyoruz ve ağrımızı kesiyor.

Kamp eşyaları üreten bir firmanın sadece takipçi sayısı çok olduğu için Demet Akalın’a reklam vermesi mi yoksa takipçi sayısı 15.000 olup kamp tatillerini paylaşan bir micro-influencer’a reklam vermesi mi daha fazla etkileşim sağlar?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?