Google’dan Reklamverenlere Yeni Hizmet: +Post Reklamları

Online reklam gelirlerinin %33’lük dilimiyle lider olan Google, “+Post Reklamları” olarak duyurduğu projesiyle yeni gelirler elde etmeyi planlıyor. Henüz başlayan ve önümüzdeki dönemlerde yaygın olarak kullanılacağı beklenen bu hizmet ile markalar, Google+ ağı üzerinden 2 milyon websitesine reklam verme imkanına sahip olacak.

+Post Reklam, diğer sosyal medya kanallarının kullandığı geleneksel yöntemlerin aksine etkileşimli bir şekilde uygulanacak. Markaların Google+ ortamında paylaştığı içerikler ücret karşılığında reklamlara dönüştürülerek diğer websitelerinde yer alacak. Bu içerikler fotoğraf, video ve hatta bir Hangout görüşmesi bile olabilecek.

Google Display Network 2 milyonu aşkın sitenin görüntülü reklam ağını barındırıyor. Google Ürün Müdürü Eran Arkin’in profilinden paylaştığı gönderide, markaların Google+ hesaplarından paylaştığı gönderilerin +Post Reklamları olarak Google’ın reklam ağındaki websitelerinde görüntüleneceğini belirtiyor. Böylelikle markalar Google Display Network erişim alanındaki 2 milyonu aşkın websitesinden istediği kadarına reklam verme imkanı bulmuş olacak ve ilgili gönderilerin etkileşimini artırabilecek.

Internette gezinen kişiler karşılaştıkları +Post Reklamlar ile Google+ sitesine yönlendirme olmadan etkileşime girilebilecek. Sitedeki ilgili +Post Reklamı’nın üzerine fare imleci ile gelindiğinde markanın Google+ üzerinden paylaştığı gönderi, ekranın ortasında açılacak ve bu gönderi için +1’leme, yorum yazma, paylaşma veya gönderiyi paylaşan markayı ekleme gibi işlemleri gezindiği websiteden ayrılmadan yapabilecekler.

İlk etapta beta sürümüyle Toyota USA, Ritz Crackers ve Cadbery UK markalarıyla denemeler gerçekleştiren Google, bu şirketlerin +Post Reklamları kullanmaya başlamalarıyla birlikte reklam verimliliklerinde %50’ye varan artışların görüldüğünü açıkladı. Google ayrıca ilerleyen zamanlarda proje ile ilgili dönütleri değerlendirerek bu hizmeti diğer reklamveren markalar için vereceğini de duyurdu.

http://www.youtube.com/watch?v=4yCUgx7H2zo

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Bir Cevap Yazın

Başarılı Olana Kadar Kaç Kez Denemelisiniz?

  • Çoğu kez büyük başarılar elde etmek için çok sayıda başarısızlığı da tatmak gerekir. Tarihe adını altın harflerle yazdırmış, alanında başarılı kişilerin zirveye çıkmak için gösterdikleri azim ise bunun en büyük kanıtı.
  • İngiliz iş adamı Richard Branson, Virgin Galactic’i kurmadan önce 400 şirket kurdu.

  • Ünlü aktör Sylvester Stallone, “Rocky” filminin senaryosunu ve kendisini satmaya çalışırken 1.500 kez reddedildi.

  • Thomas Edison, ampülü icat edene kadar 10 bin başarısız deneme yaptı.

  • İlgili Yazı: Henry Ford’dan 10 Önemli Başarı Dersi


Birçoğumuz, hedeflediğimiz bir şeye ulaşmak için aslında yeterince çabalamıyoruz. Genellikle hedefimize varmak için ilerlediğimiz yolda, önümüze çıkan birkaç engel bizi hemen yıldırıyor. Bazılarımız ise biraz daha azimli davranarak biraz daha aşama kaydetmeyi başarıyor, ancak onlar da bir noktadan sonra pes edip kendilerini başarısızlığın pençesine bırakıyorlar. Bu konuda kaçırdığımız bir nokta var ki, o da başarının bazen çok daha fazla çaba gerektirdiğidir.

Bir infografik hazırlama platformu olan Adioma, bu konuyla ilgili olarak “Kaç Kere Denemelisiniz?” başlıklı güzel bir infografik hazırlamış. Adioma’nın hazırladığı bu infografikte, alanında son derece başarılı olan birçok ismin hedeflerine ulaşmak için kaç deneme yaptıklarına dair çeşitli örnekler yer alıyor.

Bu infografikte yer alan en dikkat çekici örnek ise büyük ihtimalle duymuş olabileceğiniz Thomas Edison‘un ampülü icat edene kadar gerçekleştirdiği başarısız deneme sayısı. Bu, büyük işler başarmanın zorluğu ile ilgili bir muhabbet söz konusu olduğunda en sık verilen örnektir. Çünkü Thomas Edison, ampülü icat edene kadar tamı tamına 10 bin başarısız deneme yapmıştır ve bu durum, onun o meşhur sözünü söylemesine neden olmuştur:

Başarısız olmadım. İşe yaramayacak 10 bin yöntem buldum.

Adioma’nın hazırladığı infografiğe göre, bazı ünlü isimlerin başarıya ulaşmak için yaptıkları denemelerin sayıları şu şekilde:

  • Ünlü yönetmen Steven Spielberg, Güney California Üniversitesi Film Okulu tarafından 3 kez geri çevrildi.

  • Yazar Tim Ferriss’in “4 Saatlik İş Haftası” isim kitabı, yayıncılar tarafından 4 kez geri çevrildi.

  • Pandora.com’un kurucusu, finansman sağlamadan önce yatırımcılarla 300 kez görüştü.

  • İngiliz iş adamı Richard Branson, Virgin Galactic’i kurmadan önce 400 şirket kurdu.

  • KFC’nin kurucusu Harland David Sanders, KFC’yi kurmadan önce, tavuk tarifini satmaya çalıştı ve başarılı olana dek 1009 kez hayır cevabını aldı.

  • Ünlü aktör Sylvester Stallone, “Rocky” filminin senaryosunu ve kendisini satmaya çalışırken 1.500 kez reddedildi.

  • İngiliz mucit ve Dyson şirketinin kurucusu James Dyson, istediği elektrik süpürgesini yapana kadar 5126 kez başarısız prototip yaptı.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Yüz Tanıma Teknolojisi ile Niyet Okumak

BBC Türkçe’nin paylaştığı habere göre; “Polisler artık duygularınızı yüz tanıma sistemiyle tespit edebilecek”. Başlığı okur okumaz insanın aklına “nasıl olabilir?” sorusu gelirken aynı zamanda bir tedirginlik de hakim olmuyor değil…

Basit yüz tanıma teknolojileri bile pek çok tartışmaya yol açarken ileride pek çok alanda kullanılması muhtemel duygu tanımlama, potansiyel suçlu tespiti gibi teknolojik gelişmeler konuşulmaya hatta kısmen uygulanmaya başlanmış durumda. Yüz tanıma teknolojisi uzun bir zamandır vardı ve bazı durumlarda sabıka kaydı olan, polis veya mahkeme tarafından aranan suçluların yüzleri kameralar aracılığıyla tespit edilerek suçluların yakalanmasını hızlandırabiliyordu. Fakat şimdi tartışılan durum biraz daha farklı, güvenlik güçleri tarafından potansiyel suçlular için kullanılabileceği gibi satış, pazarlama hatta hırsızlık gibi ticari amaçlar için de kullanılabilecek ve  hızla gelişen bir “niyet ölçme teknolojisi”nden bahsediyoruz.

Öncelikle potansiyel suçlu kavramına değinmek istiyorum. Bir insanın ileride suç işleyebileceğini biliyor olmak o insanı cezalandırmak için yeterli değildir ancak suç işleme potansiyeli olan kişilere farklı yardım ve takviyeler ile işleneceği suçlar önlenebilir.

İşin ticari boyutu ise çok daha tehlikeli. Zaten artık reklama maruz kalmadığımız herhangi bir alan yokken, gelişen bu teknolojiler sayesinde markalar herkesle ilgili her şeyi tüketici davranışlarına göre algoritmalar oluşturarak bilebiliyordu ancak artık tüketicilerin duyguları da tespit edilebiliyor ve bu duyguları tespit edebilen markalar satışlarını bu duyguları kullanarak gerçekleştirmeye çalışıyor.

Örneğin; pazar araştırması şirketi Kantar Millward Brown, ABD’li Affectiva şirketi tarafından geliştirilen teknoloji ile tüketicilerin TV reklamlarına tepkisini analiz edebiliyor. Şirketin inovasyon direktörü Graham Page “Bu teknolojiyle reklamın hangi kısmının tam istenen sonucu verdiğini, insanların bir reklamın hangi noktasında ne hissettiğini net olarak görebiliyoruz” diyor. Şirket bu uygulamayı kullanıcıların izniyle yapsa da bu izin alma olayı ne kadar sürer ya da söz konusu kazanç olduğunda kaç kişi etik gözetir bundan emin olamayız.

Zira IHS Markit analiz şirketinin video gözetim uzmanı Oliver Philippou da duygu gözetiminin doğruluk oranı konusunda şüpheli:

“Basit bir şekilde yüz tanımlama yapıldığında bile büyük hata payları var, en iyi şirketler insanları yüzde 90-92 oranında doğru eşleyebiliyor. Duyguları teşhis etmeye çalıştığınızda hata payı büyük oranda artacaktır.” diyor.

Bu durum yüz tanıma teknolojisiyle yanlış veya önyargılı kararlar alınmasından endişelenen mahremiyet savunucularını rahatsız ediyor.

Yakın bir zamanda Brezilya’da yüz tanıma teknolojisi ile metroya konumlandırılan panolara gelen tepkileri ölçmeye çalışmışlardı ve bu bile bir panik ortamına yol açarak metro kullanan vatandaşları rahatsız etmişti. 

Bahsettiğimiz teknolojiler hala gelişme aşamasında olduklarından yasal olarak kullanımlarıyla ilgili düzenlemeler yapılmış değil. Bu boşluktan faydalanılabilir ancak sonrasında bu konuyla ilgili yasal düzenlemelerin gelmesi gerekecek. Aksi taktirde distopik bir ortam oluşabilir ve kimse kendisini güvende hissetmeyebilir. Birilerinin ne hissettiğinizi sürekli anlamaya çalıştığını düşünsenize, bu sizi rahatsız eder miydi?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link