Gerçek Güzelliğe Yolculuğun Hikayesi: Dove #RealBeauty 0

“Gerçek Güzellik” (Real Beauty) mottosunu kendisine misyon belirlemiş ve yaptığı her reklamın hatun kişisinin gözlerinde bir damla yaş bıraktığı Dove,  kendinden bekleneni yaptı ve hayat dersi niteliğindeki reklamlarına bir yenisini daha ekledi!

Kadınlar bilir, bıktıkları da bir şeydir aslında, hergün her mecradan yeni bir kozmetik ilahı çıkar ve kadınları normalde olsa belki de umursamayacakları bazı “kusurlarını” mucizevi (!) şekilde düzelteceklerine inandırdıkları gençlik iksirleri, selülit kremleri, kilo verdirdiğini söyleyen bazı haplar ile çevrelerinde ”reklamdan” bir duvar örerler.

Peki bu kadar çaba ne için verilir? Belki de klasik bir söylem olacak ama yıllardır süregelen bir güzellik prototipine uygun olmak zorunda mıdır kadınlarımız? Hani önemli olan olduğu gibi sevmekti? Şimdi bunları bir yana bırakalım ve Dove’a biraz yakından bakalım.

Unilever’in  kişisel bakım kategorisindeki en büyük markası olan Dove,  ilk olarak 1990’lar da P&G’nin Olay markasına rakip olarak pazarda kendine yer bulmuş olsa da daha sonra karşılaştırmalı rekabetin nispeten daha az olduğunu söyleyebileceğimiz  deodorant, kişisel bakım, saç bakım ürünleri segmentinde konumlanmış  ve güzellik endüstrisinde “gerçeğe” vurgu yapan  gerçekçi bir marka haline gelmiş.

realbeauty

Dove’u biliriz.  “çünkü Dove farklıdır”  çünkü ilk defa bir kişisel bakım markası düzeltilecek şeylere odaklanmamış kadınların sürüklendiği bu güzellik çemberini kırma cesareti göstermiş ve onlara aslında görmeleri gereken şeyin “kendileri” olduğu farkındalığını yerleştirmeye çalışmıştır ki başarlı reklam kampanyaları ile destekledikleri bu içgörü bugün Dünya’nın her yerinde destekçi bulmaya devam ediyor. Dove’un odaklandığı bu yalın ve içten mesaj  ve yürüttüğü başarılı kampanyalar 2014’te  Kantar Marka Sıralamasında (Kantar’s Brandz Ranking) Dünya’nın en değerli 8. kişisel bakım markası olmasına da katkı sağlamış. Aynı zamanda, Kantar araştırmalarına göre, Unilever’in Amerika’da uzun zamandır en çok medya harcaması yapan markası olan Dove bu harcamaları “Gerçek Güzellik Kampanyası”  (Campaign for Real Beauty ) adı altında yapıyor.

Bugün göz atacağımız bu Dove kampanyasının hikayesi ise şöyle: Beş büyük şehirde, San Francisco, Sao Paulo, Şangay Londra ve Delhi olmak üzere bazı çift giriş kapısı olan binalarının girişlerine “güzel” ve “ortalama” yazan iki levha konuluyor ve bu levhalar ile karşılaşan kadınların kararsızlıklarına, hayal kırıklıklarına ve ket vurduğumuz özgüvenlerine itina ile şahit oluyoruz. Ayrıca Dove’un bu çalışma için yaptığı ankete katılan kadınların %96’sının kendini “güzel” olarak tanımlamadıklarını da belirtmekte fayda var.

Görüyoruz ki, marka bu (viral potansiyeli yüksek) reklamı  ile her zaman verdiği o güçlü mesajı koruyor ve aslında kadınların başkalarından beklemeden önce kendilerine nazik davranmaları gerektiği konusuna tekrar dikkat çekiyor. Anlık etkileşim #speakbeautiful altında devam ediyor.

#RealBeauty konusunda hayli dikkat çekeceğe benzeyen bu kampanya ilk değil, son da olmayacağa benziyor.  Gelin isterseniz şimdide bu kampanya başlığı altında yer alan reklamlardan bazılarına göz atıp doğru iç görüye odaklanmanın markaya getirdiği başarıya hep beraber tanık olalım.

Bu çalışma belki de kampanyanın en ünlülerinden Real Beauty Sketches (Gerçek Güzellik Taslakları) #wearebeautiful

 #loveyourcurls ise kıvırcık saçları ile sorun yaşayan küçük kızların hikayesini anlatan Dove’un saç kategorisinde yaptığı başarılı bir çalışma.

Son olarak Dove Fransa Ogilvy & Mather Paris‘ten çıkan kadınların kendilerini eleştirmek konusunda ne kadar acımasız olabileceğini gösteren bu çalışma #OneBeautifulThought için yapılan anketten çıkan sonuçlar ise bir hayli ilginç: ankete katılan kadınların sadece %8’i kendini güzelliği konusunda özgüven hissederken sadece %3’ü kendini gerçekten güzel” bulduğunu söylemiş.

Peki siz göreceli bir kavram olarak nitelendirdiğimiz “güzellik” algısı hakkında neler düşünüyorsunuz?

2014'te Uluslararası İlişkiler lisansını birincilikle bitiren Burcu, global tecrübesine katkılarını 4 aylık ABD macerası ile perçinlemiştir Yazmayı düşünmeyi sorgulamayı ve üretmeyi hayatında tepelere koyar. Şimdilerde İstanbul Üniversitesi'nde Pazarlama tezli yüksek lisans programında öğrenimini sürdüren Burcu'nun ilgi alanları arasında girişimcilik, seyahat, markalar ve en büyük tutkusu olan California var!

Bir Cevap Yazın

Cinemaximum Seyircileri Sınırsız Patlamış Mısırla Tavladı 0

Son birkaç yıldır Türkiye’deki sinema sektörünün önce konsolide olması, sonrasında ise tekelleşmesi mâlumunuz. Mars Entertainment Group’a bağlı Cinemaximum salonları, artık neredeyse her alışveriş merkezinde karşımıza çıkıyor. Bunun en büyük yansıması da sinema deneyiminin alışveriş merkeziyle eş anlamlı hâle gelmesi oldu. Her yerde Cinemaximum ve onun beraberinde getirdiği konsept olunca, birbirinin kopyası, özgün bir ortamı olmayan salonlar türemeye başladı. Üstüne bir de bu sinemaların yiyecek-içecek bölümlerindeki yüksek fiyatlar eklenince durum, bazı seyirciler tarafından çekilmez bir hâl almaya başladı.

Ülkemizin en büyük sinema zinciri muhtemelen bu gidişatı fark etmiş olacak ki yeni açılan alışveriş merkezlerinden olan Emaar Square Mall’daki salonunun cazibesini artırmak için kolları sıvadı. 20 Eylül 2017 tarihini “Kendi Kabıyla Gelene Sınırsız Popcorn” günü ilan etti ve saat 18:00’e kadar, izleyicilerin getirdiği kap ne kadar büyük olursa olsun, 5 TL karşılığında sınırsız patlamış mısır verileceğini söyledi.

Sınırsız Popcorn Günü, aslında ülkemizdeki kampanyacı ruhun bir yansıması.

İşin renkli tarafı, sınırsız patlamış mısır vaadini duyan izleyicilerin, sıra dışı paketler ve kaplarla gelmesi oldu. Giyim mağazasından alınan büyük karton torbalardan tutun da hasır sepetlere, yoğurt kutularına, ev yapımı kocaman paketlere kadar çeşit çeşit kaplarla Emaar Square Mall Cinemaximum’a gelen izleyiciler, toplumumuzdaki kampanyacı ruhun ne kadar üst düzeyde olduğunu kanıtladı.

Seyirciler, akla hayale gelmeyecek paketlerle salona geldiler.
Sınırsız patlamış mısır, her yaştan izleyiciyi çekmek için işe yarar bir fikre benziyor.

Bazı izleyiciler, Cinemaximum’un bu konuda yaptığı paylaşımların altına, 5 TL karşılığında patlamış mısırın satılabildiği bir yerde neden normal zamanda kendilerinden 20-25 TL arasında ücret alındığını sorgulasa da markaya günden kalan, izleyicilerin kaplarıyla oluşturduğu gülümseten kareler oldu.

Sınırsız patlamış mısırı duyanlar, getirdikleri “kap”larda da sınır tanımadı.

Sinema salonları çok kurumsal ortamlar sayılmaz. O yüzden kendi açımdan bu görüntülerin markanın imajına zarar verdiğini düşünmüyorum. Hatta belki de Apple’ın sinema salonlarındaki filmleri yayınlama isteğiyle daha zor şartlar altında faaliyet gösterecek sinema salonları seyircileri, gelecekte bu tür promosyonlarla salonlara çekmeye çalışacak. Çünkü keskin rekabet doğal olarak bunu gerektirecek.

Getirilen kaplar arasında ev yapımı olanlar da vardı.

Peki, Cinemaximum’un bu çalışması hakkında sizin görüşünüz nedir? Yoğurt kabıyla gelip patlamış mısır alan bir müşteri, bir sinema salonuna renk katar mı, yoksa tersine bir etki mi yaratır?

Walt Disney’in Minik Fareyle Başlayan Başarı Öyküsü 0

Çocukluk yıllarımızın vazgeçilmez çizgi film karakteri Mickey Mouse’un yaratıcısı Walt Disney’in minik bir fareyle tamamen değişen hayatı ve sizi mucizelere inandıracak kadar sefil bir hayattan karikatür filmlerinin öncüsü olmaya kadar yükselen başarı hikayesini anlatacağız.

İrlanda göçmeni bir ailenin oğlu olan Walt Disney, hasta olan babası çalışamadığından ve ekonomik durumlarının kötü olması nedeniyle sürekli çalışmak, para kazanmak zorundaydı. Ayrıca ailesi sürekli taşındığı için düzenli bir hayata da sahip değildi.

Disney, maddi yetersizlikten okula devam edemediği için herhangi bir mesleğe de sahip değildi. Bu nedenle girdiği işlerin hepsi geçici olduğu için ayrılmak zorunda kalıyordu. Babasının ölümü ile derin bir sarsıntı yaşayan Walt, babasını tedavi ettiremediği için kendini suçladı ve bir süre bunun etkisinden kurtulamadı.

Walt tam bir kitap kurduydu ve kazandıklarının bir miktarını kitaplara ayırıyordu. Bir gün kitapçıdan aldığı kitabın arasında bir reklam kağıdı gördü. Kağıtta “Kansas City Sanat Enstitüsü sizi ücretsiz kurslara çağırıyor yazıyordu. Yazıyı okuyan Walt hiç düşünmeden kursa yazılmaya ve çizim konusunda kendisini geliştirerek bir meslek edinmeye karar verdi. Üstelik kurs için herhangi bir ücret ödemek zorunda değildi.

Walt çizim dersleri öğreniyor hatta bazı ajanslara karikatür çizerek az da olsa para kazanıyordu. Kansas Sanat Enstitüsü’ndeki eğitimini tamamladıktan sonra ailesinin yanına dönen Walt, çizimlerini gazete ve dergilere yolluyor ancak hala bir sonuç alamıyordu. Bu kadar maddi imkansızlıkların ardından çalıştığı işinden de yeterince yaratıcı olmadığı için kovulan Walt tekrar karamsarlığa geri döndü.

Tüm olumsuzluklara rağmen vazgeçmeyen Walt çizim yapmaya devam etti ve bir gün çizim yaptığı sırada odasında küçük bir fare gördü. İlgisini çeken bu fareyi bir süre izlemeye ve beslemeye başladı. Ardından bu ikili arasında bir arkadaşlık oluştu ve bir gün onu çizmeye karar verdi. İşte bu çizim Walt Disney için bir dönüm noktasıydı.

Elindeki fare çizimleriyle Hollywood’a doğru yola çıktı ve Kansas Sanat Enstitüsü’den arkadaşı Iwerks’i bularak ona fare çizimlerinden söz etti. Walt bu fareye ilk olarak ‘Mortimer’ adı verilmiş ancak ilerleyen zamanlarda Walt Disney’in eşi Lilly’nin önerisiyle ‘Mickey Mouse’ olarak değiştirilmiş. Mickey Mouse adını verdikleri fare ilk olarak 1928 yılında ‘Steamboat Willie’’de yer aldı.

Walt Disney ve Iwerks ellerinde bulunan son paralarına kadar harcadıkları bu filmde büyük bir başarı elde ettiler ve film izlenme rekorları kırdı. İlk filmden sonra Walt Disney ve kardeşi Roy, Walt Disney Productions’ı kurdu. Ardından birçok çizgi film çekerek başarılarına başarı kattılar. Bir anda dünyanın en ünlü animasyonu haline gelen Mickey Mouse 100’den fazla çizgi filmde baş karakter olarak yer aldı. Bunu takip eden dönemlerde; Donald Duck (1934), Pinokyo (1940), Aslan Kral, Kayıp Balık Nemo, Külkedisi, Winnie The Pooh, Sindrella (1950), Uyuyan Güzel (1958), 101 Dalmaçyalı (1961) ve daha birçok başarılı çizgi filmde Walt Disney imzası yer aldı. 1938 yılında gösterime giren ve 1.5 milyon dolar harcanarak yapılan “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” 8 milyon dolarlık bir hasılata ulaştı.

1955 yılında Los Angeles’ta çalışanların çocuklarıyla birlikte eğlenebileceği büyük bir eğlence parkı olan Disneyland projesini hayat geçirdi. Walt Disney bu projenin yapımında çalışan mühendislere “Disneyland’ın dünyadaki en inanılmaz yer olmasını ve içinde parkı boydan boya gezen bir tren olmasını istiyorum dedi.

Walt Disney Productions bugün 30 milyar dolarlık yıllık gelire sahip. Walt Disney Company, American Broadcasting Company (ABC) ve Entertainment and Sports Programming Network (ESPN) gibi kuruluşları da bünyesine katıp Kaliforniya merkezli çalışan devasa bir medya şirketi haline geldi.

Hayatın getirdiği zorluklar karşısında yılmadan, yorulmadan mücadele eden, hayal ettiklerinden her ne pahasına olursa olsun vazgeçmeyen Walt Disney zoru başardı. Çizgi film dünyasına adını altın harflerle yazdırdı. 65 yaşında akciğer kanseri sebebiyle hayatını kaybettikten sonra ardında medya devi bir şirket bıraktı.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Hemen Kaydolun
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link