Facebook Pazarlamasında Etkileşimi Arttırmanın Yolları

Sosyal medyanın efektif kullanılıp kullanılmadığını gösteren en temel yollardan birisidir etkileşim oranı. Geçtiğimiz yıllarda sıkça söylenen: ‘Beni daha çok kişi takip ediyor’ sözünün evrim geçirmiş hali ve ‘Ben kitlem daha sadık ve beni yakından takip ediyor’ sözünün teorideki karşılığıdır aynı zamanda.

Peki etkileşimi arttırmak için neler yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli?

Herşeyden önce Facebook’un dinamiklerini iyi anlamak gerekiyor. Facebook’un algoritmasına göre text iletileri, resim, video ve link içeren iletilere göre daha fazla kişiye ulaşmakta. Ancak resim içerikli paylaşımlar daha çok etkileşime giriyor. Markaların gülen bir bebek fotoğrafıyla ‘Günaydın, bugün hava çok yağmurlu. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?’ gibi paylaşımlarda bulunmasının temelinde de bu yatıyor aslında.

Bu konuda istatistikler ne söylüyor?

Danzarella’nın araştırması resim içerikli paylaşımların %0.25   beğeni aldığını gösteriyor. Link paylaşımlarında bu oran %0.01‘e kadar düşebiliyor.

Resimli içeriğin paylaşılma oranında da diğer içeriklere göre ciddi bir üstünlük var. Örneğin resimli içerik, videolu içeriğe göre 3 kat daha fazla paylaşılıyor:

Dan-Zarrella-Photos-drive-Facebook-Likes-Comments-Shares-2

Postun olumlu ya da olumsuz olması verilen tepkileri etkiliyor.

Güncellemelerde kullanılan dilin önemi büyük. Olumlu bir yorum içeren bir güncelleme genellikle daha çok beğeniliyor. Beğenilme oranları olumluluğun ve olumsuzluğun katsayılarına göre değişiklik gösterse de mümkün olduğunca pozitif içerikler girmek şart tabii ki.

Dan-Zarrella-Facebook-Post-SEntiment

İçeriğe yorum yapılması durumuna baktığımızda ise negatif içeriklerin daha çok yorum aldığını gözlemliyoruz. Bunun sebebi şüphesiz karşı bir reaksiyon oluşturma ve yanıt verme içgüdüsü.

Markalar gün içinde paylaşım yapmayı seviyor. Peki ya tüketiciler ?

Buddy Media’nın ABD’de yapmış olduğu bir çalışma ilginç bir bilgiyi gözler önüne serdi. Markaların genellikle gün içinde paylaşım yaptıklarını biliyoruz. Ancak kullanıcılar, marka paylaşımlarına çalışma saatleri dışında daha fazla ilgi gösteriyor. Grafikte gecenin 4’ünde paylaşılan bir içeriğin diğer içeriklere nazaran daha çok etkileşim aldığını görüyoruz.

 Buddy-Media-Brand-Posting-vs-Engagement-Rate

Elbetteki gece saatinde yollanan bir paylaşım, gün içerisinde yollanan bir paylaşıma nazaran daha az kişi tarafından görüntüleniyor. Bu noktada karşımıza 2 seçenek çıkıyor.

  1. Daha az kişiye ulaşıp daha çok etkileşim almak
  2. Daha çok kişiye ulaşıp daha az etkileşim almak

Dünya üzerindeki tüm markalar ilk opsiyonu kullanıyorlar. Doğru da yapıyorlar. Ancak Arada bir değişiklik markaya zarar getirmez. Tabi gecenin 4’ünde paylaşım yapmamak koşuluyla. Yapılan paylaşımların saatleri mümkün olduğunca 24:00’ı geçmemeli.

Paylaşımlarınızı kısa tutun

Kısalık ve sadelik sadece Facebook için değil bugünün tüketim dünyasındaki tüm elementler için geçerli olan bir durum. Buddy Media’nın araştırması 80 karakterden daha kısa olan postların diğer postlara göre %27 daha fazla etkileşim aldığını gösteriyor.

Soru sormak önemli

Facebook + MyspaceEminim ki Türk sosyal medya camiası soru sorarak etkileşimi arttırmayı çok iyi (!) biliyor. Her gün markalar tarafından binlerce gereksiz soruya maruz kalıyoruz. Ama benim anlatmak istediğim soru sorma durumu ‘Günaydın, bugün nasılsınız?’dan biraz farklı. Tüketicilere marka ile ilgili sorular sorulması ve dikkatin ‘Günaydın’lara değil markaya çekilmesi gerekiyor. Yapılan araştırmalar da soru işareti ile biten postların diğer postlara nazaran %15 daha fazla etkileşim aldığını gösteriyor.

URL kısaltmalarını mümkün olduğunca kullanmayın

Özellikle Twitter’da yoğun olarak kullanılıyor ve son derece efektif oluyor URL’leri kısaltmak. Facebook için durum biraz farklı; kullanıcılar nereye gittiğini bilmek istiyorlar Facebook’ta. Sebebi ise daha önce çok sayıda spam’e maruz kalmaları. Dolayısıyla mümkün olduğunca marka adlı linkler önermelisiniz.

Hangi gün daha yoğun güncelleme göndereceğinizi iyi belirleyin

Futbol aksesuarları satan bir markanız var ise hafta içi güncelleme göndermenizin etkileşim oranınıza pek bir katkısı olmayabilir. Örnekleri çoğaltabiliriz ama aslolan durum markaların hedef kitlelerini iyi takip etmesi ve bu kitleye göre paylaşımlarını şekillendirmesi tabii ki.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlama alanında Türkiye'nin en çok okunan blogu : Pazarlamasyon'un kurucusu.

Bir Cevap Yazın

Tinder, Flörtün Tarih Öncesindeki İzini Sürdü

Hoşlandığınız kızın kapısına gidip serenat yaptınız mı? Cep telefonunun olmadığı zamanlarda, elinizde bir buket çiçekle yapayalnız ekildiğiniz oldu mu? Yoksa siz de romantizmi çay bahçesinden başlatan âşıklardan mıydınız? Hepsi mümkün, zira o yıllarda Tinder mı vardı?

Birbirinden hoşlanan kişilerin flört sürecinin internetten başladığı günümüzde bunlar nostaljik ve romantik hatırlara gibi gözüküyor. Zira, pek çok kişi için internetten tanışma artık kanıksanmış bir gerçeklik hâline geldi, hatta bu amaçla birbirlerine uygun olabilecek adayları eşleştiren özel mobil uygulamalar bile yapıldı. Bunlardan en ünlü olanı Tinder, tarih öncesinde yaşasaydık flörtün nasıl yaşanacağına dair kafa yordu ve bunu yüz gülümseten bir animasyonla yorumladı.

Tinder
Animasypn, tarih öncesinde flört kavramı olsaydı nasıl yaşanacağını konu alıyor.

Tinder bu animasyon reklamla aslında bir randevulaşma uygulaması olmasının ötesinde, insanlar için ilişki kurmayı yeniden akla yatkın bir hâle getirmeyi amaçlıyor. 75 saniye süren çalışmada renkli, ayrıntıları atlanmamış, romantik bir ortamla karşılaşıyoruz. Prodüksiyon ajansı Buck tarafından hazırlanan animasyonda, bilgisayarda oluşturulan karakterler için fiziksel set kurulmuş ve yapım, bir aylık çekim ve iki ay prodüksiyon sonrası düzenlemeler olmak üzere toplamda üç aylık bir zaman almış.

Invention of Together adlı çalışma, sefasına düşkün, rahat ama yalnız yaşayan bir adamın bir kadınla karşılaşmasıyla başlıyor. İlk anda korktuğu bu yeni karaktere zamanla alışıyor ve ikili, birlikte pek çok şeyi paylaşıyor, hatta birbirlerinden farklı şeyler öğreniyor. Fondaki zaman algısı değiştikçe karakterlerin şekli de değişiyor ama iki âşığın arasına giren engeller de artıyor. Aileler, dinler, siyasi engeller derken, Tinder dönemi başlıyor. Mobil uygulamadan, çiftlerin bu anlamsız engelleri aşmasına ve kendi kararlarını, kendi belirleyeceği zamanlarda ve istedikleri kişilerle birlikte almalarını sağlayan, eğlenceli bir araç olarak bahsediliyor.

Tinder’ın farklı ülke pazarlarında göstereceği söylenen animasyon ilk olarak, geçen ayın sonunda, Güney Kore’de yayına girdi. Çalışmayı hazırlayan Buck ajansından Yaratıcı Yönetmen Ryan Honey, animasyonun mutfak aşamasından bahsederken, Tinder’ın kendilerine bir konseptle geldiğini belirtti.

Marka ekibinin, Tinder’ın sadece kısa süreli ve ciddi olmayan ilişkilerin başladığı bir platform olduğu algısının kıracak, buranın aynı zamanda insanları buluşturan ve onları birbirine bağlayan bir yer olduğunu gösterecek bir çalışma istediğini vurgulayan Honey, ilişkilerde tarih öncesine dönüş fikrinin de bu noktadan çıktığını söyledi.

Buck ve Tinder iş birliğiyle gerçekleşen projede, esasen insanoğlu olarak hepimizin aynı kaynaktan geldiğini ve tek bir aileden oluştuğu hissini taşıyan bir canlı türü olduğumuzdan yola çıkılmış. Buna dikkat çekmek için de animasyopndaki mağara insanlarının vicutları oluşturulurken günümüzdeki modern karakterlerin vücutları örnek alınmış.

Tarih öncesi dönemde yaşasaydık yalnızlık duygusunu şimdiki kadar derinden yaşayıp yaşamayacağımızı, birer mağara insanı olarak evlilik ya da sadakat müessesesinin olmadığı bir düzende daha rahat mı, yoksa daha garip bir hayat mı süreceğimizi asla bilemeyiz. Fakat Tinder’ın böylesine ilginç bir fikirle gelmesi ve Buck’ın bu fikre şahane bir şekilde can vermesinin alkışlanacak bir yapımı ortaya çıkardığını söylemeliyim.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Farkındalık İçin Sesi Açmadığımızda Yanlış Yorumlanan Facebook Reklamları

Film müzikleri, bir videonun duygusal tonunu büyük ölçüde değiştirebilir. Saatchi & Saatchi, bu gerçeği işitme kaybına sahip insanlara hizmet eden İsrailli kâr amacı gütmeyen bir kuruluş için yaptığı bir kampanyayla güçlendirdi.

Bekol olarak bilinen grup için çekilen reklamlar Facebook’ta yayınlandı. Facebook’ta ana sayfada çıkan videoların görüntüleri oynatılmaya başlandığında üzerine tıklanana kadar ses verilmiyor. Bu format aslında tam olarak bu 3 video aracılığıyla verilmek istenen mesaj için çok uygun. Çünkü videolar aracılığıyla görüntülerin seslerle uyuşmadığı ve çoğu zaman videoların seslerle tamamlandığı vurgulanmak isteniyor.

İlk videoda sörf tahtasının üzerinde denizde yüzen bir kadın görüntüsünü görüyoruz. Kadın halinden gayet memnun görünüyor, yüzünde herhangi bir dehşet veya korku ifadesi yok. Video sesi kapalı izlendiğinde sörf tahtası ile yüzen birinin sıradan bir videosu gibi görünüyor. Ancak videonun sesini açtığımızda müzik birden bizi germeye başlıyor çünkü korku veya gerilim filmlerindeki müziği duyuyoruz. Bu müzik her an bir yerlerden köpek balığı veya balina gelecekmiş ve kötü şeyler olacakmış gibi hissetmemize yol açıyor. Dolayısıyla müzik duygu ve düşüncelerimizi anında değiştirebiliyor.

Videoyu izlerken ise “sesi açtıysanız ve bu video size hala eğlenceli geliyorsa kulaklarınızı kontrol ettirmelisiniz” mesajını okuyoruz.

İkinci videoda ise masumca uyuyan bir bebek ve onun üzerini örten eller görüyoruz. Yine videonun sessiz modunda her şey gayet tatlı ve normal gözüküyor. Ancak sesi açtığımızda yine bir çeşit tehlike çanları çalıyor ve müzik bizi istemesek de geriyor. Bebek aslında çok da masum değilmiş ve birazdan uyanıp kötü şeyler yapacakmış gibi veya bebeğin başına kötü bir şeyler gelecekmiş gibi hissetmekten kendimi alamıyoruz.

Videoyu izlerken ise “eğer sesi açtıysanız ve bu video size hala tatlı geliyorsa kulaklarınızı kontrol ettirseniz iyi olur” mesajını okuyoruz.

Son videoda ise diğer iki videodan farklı olarak görüntü bize daha korkunç gelirken duyduğumuz ses videonun aslında hiç de korkunç olmadığını hissettiriyor. Normalde ürkütücü bir ormanda bir şeylerden kaçan bir kadın hayal ederken müzikle birlikte kadın sanki gayet neşeli bir yerlere koşuyormuş hissi veriyor.

Videoyu izlerken ise “eğer sesi açtıysanız ve video size hala korkunç geliyorsa kulaklarınızı kontrol ettirseniz iyi olur” mesajını görüyoruz.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link