Bir Isırık Strateji: Oreo Türkiye’de! 0

Ülkemizde büyük rekabetin olduğu sektörlerden biri de bisküvi. Pek çok farklı marka, muadil veya farklılaştırılmış ürünler, albenili paketleme ve iddialı kampanyalar… Neredeyse her hafta bir yeni aromaya veya forma sahip bisküvi pazara giriş yapıyor. Peki son zamanlarda sizin dikkatinizi çeken bir bisküvi var mı? Evet, sanırım aklımıza aynı marka geliyor: Oreo.

Dünya çapında bilinirliği yüksek, 100 yılı aşkın bir geçmişe sahip Oreo, Türk bisküvi pazarına 1,5 yıl önce giriş yaptı. Bu süreçte Oreo, yalnızca Migroslarda satılıyordu; bunda Migros’un müşteri kitlesinin görece daha üst bir segmente hitap etmesi etkilidir diye düşünüyorum. Öncesinde yurtdışına gitmiş ve bu kült bisküvinin “marka duruşu” dolayısıyla satın almış bir kesim tarafından bilinen Oreo dalga dalga yayılmaya başladı. Forumlarda ve sözlüklerde yazarlar uğruna büyük tartışmalara girdi; fiyat-beklenti dengeleri, şeklen benzer diğer bisküvilerle kıyaslanması… Bu belki de Oreo için bir test sürüşüydü; marka Türk tüketicisi tarafından benimsenecek mi, marka bilinirliği bu süre zarfında ne olacak ve marka tüketiciye ne anlam ifade ediyor gibi.

Bu “test sürüşü” iyi geçmiş olacak ki Oreo ülkemizde yerleşmeye karar vermiş, valizini toplamış gelmiş. Özellikle yoğun şekilde maruz kaldığımız TV reklamları ve sponsorlu Facebook gönderileri sayesinde Oreo’nun Türkiye’de olduğunu bilmeyen kalmadı. 21 Ocak itibariyle günümüze kadar Oreo resmi hesaplarından paylaşılan enteresan çalışmalara göz atmaya ne dersiniz?

Oreo’nun uluslararası resmi hesabından -ki İngilizce paylaşımlar devam etmekte- 21 Ocak’ta paylaşılan ilk Türkçe gönderi:

Tam ekran yakalama 30.1.2015 205956

Bir sonraki gün ise ilk Türkçe tweet:

Şimdi yerelleştirme çalışmalarına bir göz atalım:

Oreo 1 Oreo 3 Oreo 4 Oreo 5

 

Oreo’nun Türkiye pazarında adım adım ilerlerken odaklanması gereken noktaları anlamak için “Marka bilinirliği” ve “Kategori bilinirliği”ne bakmalıyız. Bisküvi, çatkapı gelen misafire bir bardak çayın yanında ikram edilen veya çocukların eline tutuşturuluverilen bir yiyecek grubu. Bu nedenle tüketicinin çoğunlukla odaklandığı şey fiyatının uygun olması ve yukarıdaki örneklerden de anlayabileceğimiz üzere verilen parayla alınan miktarın/edinilen faydanın dengeli olması. Kategori bilinirliği oldukça yüksek. Oreo’nun marka olarak bilinirliği ise sosyal ağlarda “Foodporn” bölümlerinde özellikle popüler olarak adının geçmesiyle Türk tüketici tarafından arttı; Oreolu pastalar, milkshake’ler, vs. … Ancak yine ortalama bir Türk tüketicisi için “Bir bisküviye göre pahalı, alıştığımız eşdeğer bisküvilere göre daha az kremaya sahip ve görece yavan.” yorumunu alıyor.

Oreo’nun sosyal paylaşımlarına yapılan yorumlar ise ağırlıklı olarak “Bir bisküviye niye bu kadar para verelim?”, “‘Muadil ürün’ daha iyi, geçen gün bu kadar para verip aldık bir şey anlamadık.” ve benzeri cümleler. Yani az önce söz ettiğimiz Türk tüketicisi profilini destekliyor. Bu nedenle Oreo satış promosyonlarıyla, duygulara ve hedonik ihtiyaçlara hitap eden çalışmalarıyla tüketicinin kalbini kazanmaya çalışmalı.

Yazımızı noktalarken Oreo nasıl yenilmeli bir de onu öğrenelim. Sonraki yazılarda görüşmek üzere!

Mezuniyete adım adım ilerlerken Pazarlamaya olan tutkusu daha da güçlenen ODTÜ İşletme 3. Sınıf öğrencisi | Blogger |

Bir Cevap Yazın

Sanal Gerçeklikle Donatılmış 8 Reklam Filmi 0

Reklam sektörünün yaratıcılığını başka bir boyuta taşıyan sanal gerçeklik teknolojisi son dönemlerde reklam kampanyalarında sıkça karşımıza çıkmaya başladı. Sanal Gerçeklik, bilgisayarlar tarafından taklit edilerek oluşturulan ortamlarda kurgulanıyor. Geçmişte Matrix gibi filmlerde sanal gerçeklik, bilim kurgu ile çok iç içe olsa da artık gündelik hayatın içinde de yer almaya başlıyor. Bu teknolojide, kişi gerçek dünya ile ilişkisini tamamen keserek ana karakterin yerine geçiyor. Donanım olarak Oculus Rift ve Samsung Gear VR gözlükleri şimdilik piyasadaki ilk örneklerden. Biz de reklam sektöründe Sanal Gerçeklik kullanılarak oluşturulmuş 9 reklam kampanyasını derledik.

İşte o yaratıcı gerçeklikle donanımlanmış reklam kampanyaları:

1. Old Irish’in sizi İrlanda’daya taşıyan kampanyası.

2. Knorr müşterilerini Paris’te yemeğe çıkarıyor.

3. Samsung, Deve kuşuna sanal gerçeklik gözlüğü takıyor ve tepkisini kayıt altına alıyor.

4. Samsung Gear VR ve Galaxy S6 tanıtım videosu.

5. View Master

6. Playstation

7. Google Earth VR ile bir şehrin üzerinde uçabilir, bir dağın kenarında durabilir ve hatta uzaya uçabilirsiniz.

8. Ve Bonus. Pepsi Max, Londra’daki New Oxford Caddesindeki bir otobüs durağında ‘inanılmaz’ bir gerçeklik deneyimi yaşatıyor.

L’Oréal’in Ev Laboratuvarından Dünyaya Yayılış Hikayesi 0

L’oreal markasının ne kadar meşhur olduğunu hepimiz biliyoruz. Öyle ki, marka tanınırlığının ardından ürün fiyatlarının pahalılaşmasını da beraberinde getiriyor. Fakat bu markanın ne kadar kaliteli ürünler ürettiğini her kadın bilir.. İşte böyle başarılı bir markanın ortaya çıkışında ilham dolu bir hikaye yatıyor.

1907 yılında Fransız Eugène Schueller, Paris’te okuduğu üniversitesinden kimyager olarak mezun olduktan sonra evinin mutfağında küçük bir laboratuvar yaparak her gece burada çeşit çeşit saç boyası deneyleri yapıyordu ve amacı tamamen doğal görünen bir saç boyası üretmekti.

Evinde ürettiği saç boyalarını küçük şişelere dolduruyor ve şehirdeki kadın kuaförlerini tek tek gezerek onları ikna etmeye çalışıyordu. Uyguladığı taktiklerde başarılı da oldu. Ürettiği boyaları o kadar iyi sattı ki parasız bir şekilde evinin laboratuvarında yaptığı boyalardan biriktirdiği kazançla kendi şirketini açtı ve L’Oreal markasının ilk yapı taşlarını atmış oldu.

Schueller’in işleri iyi gidiyordu fakat o dönemler kadınlar saçlarını sık boyamadıkları için, onlara güven içinde saçlarını boyamaları hakkında bilinçlendirmesi gerekiyordu. Schueller ise çok profesyonelce bir yol izliyordu. O dönemlerde “la coiffure de paris” isimli bir moda dergisi her kadın kuaföründe bulunan popüler bir dergiydi, kadınlar saçlarını yaptırmak için sıra beklerken bu dergiyi okuyorlardı.

Ardından Schueller bu dergide kimyager kimliğiyle makaleler yazmaya başladı. Makalelerin konusu kadınlar için en can alıcı nokta ‘saç boyaları ve boyama teknikleriydi’. Dergiye yazdığı makaleleri okundukça daha fazla ürün satmaya başladı ve kısa süre içinde tüm dergiyi satın alarak kendi ürünlerini belli etmeden öven bir dergi haline geldi.

Schueller yine çok zeki adımlarla kariyerinde ilerlemeye devam ediyordu. Saç boyalarının daha fazla satılması ve tanınması için en önemli unsurun kuaförler olduğunun farkındaydı. Onlarla arasını iyi tutuyor ve mutlu etmek için türlü türlü kampanyalar düzenliyordu. Böylece bir süre sonra Fransa’da bulunan kuaförlerin bir çoğunluğu onun ürünlerini bayanlara ‘şiddetle’ önermeye başladılar.

Ardından Schueller, Paris’in en güzel semtinde L’Oreal markasını tanıtmak için bir ‘saç boyama akademisi’ açtı ve başına Rus çarının sarayında çalışmış aristokrat bir kuaför getirdi. Bununla beraber Fransa’nın dört bir köşesinden gelen kuaförler bu seçkin okulda saç boyamaya dair tüm incelikleri öğreniyor ve tabii ki L’Oreal markasının dünyadaki en iyi boya olduğunu gelen bayanlara överek anlatıyorlardı.

1920’li yıllara gelindiğinde kadınlar çalışma hayatına daha fazla girmeye ve doğal olarak bakımlarına daha çok önem göstermeye başladılar. Bu gelişme Schueller ve L’Oreal için çok önemliydi, artık Fransa sınırlarını aşıp dünyanın dört bir yanına ürün göndermeye başlamışlarıdı.

Bu dönemlerde Schueller koyu saçlı kadınların saçlarını sarıya boyatma isteklerinin arttığını farketti ve çok kısa bir zaman içinde saçların rengini açan yepyeni bir ürünü piyasaya sürdü. O zamanlar Schueller’in ürün şişesini eline alarak etrafındakilere ” Bu minicik şişeden servetler kazanacağız çünkü gün gelecek milyonlarca kadın saçlarını sarıya boyatmak isteyecek” demiştir.

Schueller her defasında profesyonelce bir yol izlemesi, L’Oreal markasının da gelişmesi ve tanınması için bir fırsat olmuştur. Bunun yanında, Fransa’da ilk defa işçilere yönelik ücretli izin kanunu çıktığı zaman Schueller uzun yaz tatiline çıkacak işçilerin plajları dolduracağını düşünerek piyasaya güneş yağı sürmüştür ve tabi ki çuvalla para kazanmıştır.

L’oreal firmasının en büyük başarılarından biri de bilime ve ar-ge çalışmalarına büyük bütçeler ayırmasıdır. Kimyager Schueller’in talimatıyla daha ilk yıllarında koca bir araştırma enstitüsü kurulmuş ve en modern cihazlarla donatılmıştır. Daha kurulduğu ilk senesinde (1950) sadece araştırma departmanında yüz adet uzman kimyager çalışmaktaydı. Buradan bir sonuç çıkaracak o dönemlerden bugüne kadar L’oreal firmasının bir çok yeni ürün keşfedip piyasaya sürmesinin arkasında bilime verilen büyük önem yatmaktadır.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link
DIGITAL EXCELLENCE PROGRAM 

Dijital Mükemmelliği Yakalayın!

KAYDOL
close-link