2014, Dijitalde ve Pazarlamada Bizlere Ne Getirecek?

Sürekli değişen bir ekosistemin içinde trendleri takip etmek elbette çok zor. Bu trendleri takip eden kişiler içinse daha zor bir durum var: uygulama süreçleri. Bugün dijital pazarlama ile ilgili temel seviyede bilgisi olan profesyonellerin  uygulamaya kolaylıkla dökülebileceği trendlerden, başlıklar halinde söz edeceğim.

[colored_box color=”eg. blue, green, grey, red, yellow”]

Hayat uzarken dikkat kısalıyor

Gün içerisinde  yüzlerce video izliyoruz. Peki hiç düşündünüz mü internette en son ne zaman 4-5 dakikanın üzerinde bir video seyrettiğinizi? ya da şöyle söyleyeyim; en son ne zaman bir markanın yaptığı Facebook aplikasyonuna onlarca dakikanızı verdiniz?

Bu soruların yanıtı aslında internet alışkanlıklarımızın ve online düzenimizin  tekdüzelikten çıkıp daha kıvrımlı bir hal aldığının kanıtı. Twitter’ın 6 saniyelik Vine, Facebook’un 15 saniyelik Instagram güncellemesinin yegane amacı da bu: dikkat dağıtmadan kısa zamanlı geri bildirimler alabilmek. Türkiye’de de son yıllarda 59saniye.com gibi internet sitelerinin ve Vine videosu paylaşan Facebook sayfalarının yükselmesinin arkasında yatan gerçek de bu aslında.

Bu aşamada dijital pazarlamacıların, tüketicilere uzun mesajlar vermekten kaçınması ve call to action’ı yüksek olan çalışmalar yapması gerekiyor. Basit düşünmek gerekirse; yaratıcı bir Vine/İnstagram serisi bu iş için güzel bir başlangıç olabilir.

[/colored_box]

[colored_box color=”grey”]

İnsanları düşünmeye teşvik etmek!

inGünlük yaşantımızda ortalama 3000 reklamla karşılaşıyoruz. Bu durumun sonucu olarak artık çoğu insan  reklamlar karşısında   bağışıklık kazandı.  Reklamların call to action’a dönüşmesi de artık tüm zamanlardan daha zor.

Bu koşullar altında markanın pazarlama faaliyetlerini efektif bir şekilde yapabilmesi için diğer markalardan farklı olması ve insanları düşündürmeye teşvik etmesi gerekiyor. Peki nedir bu düşündürmeye teşvik etmek?

Aslında olay gayet basit. Markanın, tüketicilerin zihnine  “acaba ben bu durumda olsam ne yapardım?” sorusunu yerleştirmesi gerekiyor. Genellikle viral videolarda  kullanılan bu taktik sayesinde tüketicilerin hem dikkat seviyesi daha üste çıkıyor hem de akılda kalıcılık artıyor.

 [/colored_box]

[colored_box color=”eg. blue, green, grey, red, yellow”]

Debranding

Debranding uzun süredir konuşulan bir konu. Türkçeye “isimsizleştirme” olarak geçen bu kavram, markayı marka yapan şeylerden bilinirlik sağlayan en önemli unsurlardan biri olan ismi, markanın üstünden bir kenara atmak sadece bilinen diğer özelliklerini ön plana çıkarma anlamına geliyor. (1)
Nike’ın stratejisi bu durumun en iyi örneği. Nike’ın logosunu 1971 yılında üzerinde Nike yazarken görebiliyorken, özellike son zamanlarda Nike yazmasına hiç gerek kalmadan sadece ikonu ile birlikte onu tanıyabilir hale geldik.
Logo-Nike
Şirketin logosunu, isme gerek duymadan kullanıcıların bilinçaltına  yerleştiren Nike, algı yönetimi konusunda ne denli büyük bir adım attığını kanıtlamış oldu.  Son zamanlarda Coca Cola’nın yapmış olduğu en popüler 250 ismi kutulara yerleştirmek de debranding’in iyi örneklerinden biri. Önümüzdeki dönemlerde bu konu ile ilgili  haberleri sıkça duyuyor olacağız.
Share a Coke campaign

[/colored_box]

[colored_box color=”grey”]

Deneyimsel Pazarlama 

Markalar, değişen alışkanlıklar ve opsiyonların çokluğu sayesinde tüketicinin kral olduğu bir dünyada pazarlama faaliyetlerini  gerçekleştirmek zorundalar. Bu dünyanın en büyük özelliği ise geleneksel pazarlama faaliyetlerinin yerini kullanıcı deneyimine bırakması. Global çaptaki markaların Youtube kanallarını veya reklam filmlerini izlediğimizde de bu durumun farkına rahatlıkla varabiliriz. Örneğin Heineken, yapmış olduğu birçok deneyimsel pazarlama faaliyetiyle, tüketicileri eğlendiririrken, onların markaya olan sadakatini arttırıyor ve viral bir etki kazanıyor.

httpv://www.youtube.com/watch?v=_xnfhtBKo0E

Experiences

httpv://www.youtube.com/watch?v=2NyVO5fP8-0

Peki markalar deneyimsel pazarlama ile ne kazanıyor?

  • Satış Artışı

Ürün ya da hizmet  ile ilgili bir deneyim yaşayan kişinin o ürünü kullanmaya istekli olması son derece doğal bir durum. Yapılan araştırmalar da bu durumu kanıtlar nitelikte. Örneğin ABD’deki işletmelerin %74’ü deneyimsel pazarlama sonucu satışlarının arttığını dile getiriyor. Her ne kadar bu oran Türkiye’de daha az olsa da deneyimsel pazarlamanın en önemli etkisinin satışlar olduğu aşikar.

  • Marka Sadakati

consumerDeneyimsel pazarlamanın en önemli faydalarından birisi de müşteriye aşılanan sadıklık duygusu. Yaşanan deneyim sonucunda bilinçaltında filizlenen sadakat duygusu, ürünü ya da hizmeti alma ihtiyacı hissedildiğinde eyleme dönüşüyor. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki her gün binlerce ürün ya da hizmet ile karşılaşan müşteri için sadakat süreci çok da uzun olmuyor. Bu noktada markaların deneyimsel pazarlamayı bir premium hizmet gibi görmesi yerine sürekli uygulaması sadakatin daha uzun süreli olmasını sağlayacaktır.

 

[/colored_box]

[colored_box color=”eg. blue, green, grey, red, yellow”]

Content is king!

Tüketici istekleri araştırılmadan “Ne üretirsem onu satarım” anlayışı biteli çok oldu. Şimdi güç tüketicide ve o ne isterse o oluyor. Hatta istemedikleri bile önüne seriliyor. Durum; “yeter ki markamızı sevsin ve bağlansın, biz her şeyi yapmaya hazırız” kıvamına geldi. Hâl böyleyken tüketici de tüm şımarıklık haklarını kullanıyor. Bir nevi geçmişin intikamını alıyor. Bir kez kullandığı bir markayı bir daha kullanmama ya da yıllardır kullandığı markayı terk etme ihtimalini her an hissettirerek, üreticiyi diken üstünde tutuyor ve değişime zorluyor. Çünkü kendileri de değişiyor. Alışkanlıkları, ihtiyaçları, hayalleri, zamanı kullanma biçimleri, kullandıkları iletişim yolları, sabır sınırları.. Her şey değişiyor.

content-is-king1

Her gün yeni bir istekle anne babasının karşısına çıkan çocukları mutlu etmek ne kadar zorsa, bugünün tüketicisini mutlu etmek de bir o kadar zor. Zaten eskiden en büyük hayali bisiklet olan çocuklar bugün akıllı telefonlar, bilgisayarlar istiyor ve başka türlü ikna olmuyor. Tüketiciler de TV’de, dergide gördükleri reklamlarla satın almaya ikna olmuyor ve markanın elinden gelenin fazlasını yapmasını istiyor. Bu nedenledir ki geleneksel pazarlama yerini dijital pazarlamaya bırakmak üzereDijital pazarlamanın en güçlü kozu ise içerik pazarlama. 

Son yıllarda sıkça söz edilen içerik pazarlama, sosyal medya, mobil, SEO, e-mail gibi dijital pazarlama yöntemlerinden ayrı tutuluyor ve markalar tarafından en önem verilen ve gelecekte de en önem verilecek olan pazarlama biçimi olarak gösteriliyor. Bunun sebebi ise şımarık diye tabir ettiğim tüketicinin kendi etrafına ördüğü reklam geçirmez duvarı yıkacak tek yolun içerik pazarlama olması.

Bu arada içerik pazarlaması ile ilgili beğendiğim 2 yazıya şuradan ve şuradan ulaşabilirsiniz.

[/colored_box]

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlama alanında Türkiye'nin en çok okunan blogu : Pazarlamasyon'un kurucusu.

Bir Cevap Yazın

Mülakata Çağrılmanızı Sağlayan Bir Ön Yazı İçin 5 İpucu

Hayalinizdeki işi yapmak için yoğun rekabetle karşı karşıyasınız. Hatta birçok rakibinizle benzer yetkinliklere, eğitim ve iş geçmişine sahip olmanız da kuvvetle muhtemel. Hal böyleyken rekabette öne çıkmak için elinizi güçlendirecek tek şey ön yazınız (cover letter) olacaktır. Üstelik İK profesyonellerin çoğunun sadece ön yazı ile yapılmış başvuruları dikkate aldığını da hatırlatmakta fayda var. Peki nasıl etkili bir ön yazı hazırlayabilirsiniz? Türkiye’nin genç yeteneklerini en iyi şirketlerle buluşturan online kariyer platformu toptalent.co, mülakata çağırılmanızı sağlayan altın değerindeki ipuçlarını şöyle aktarıyor:

Selamlamayarak başlayın

Ön yazınıza bir hitapla başlamanız gerekir. Bu noktada işe alma sürecinden sorumlu veya İnsan Kaynakları departmanını yöneten kişinin kim olduğunu bularak, doğrudan ona hitap etmeniz size artı puan getirecektir. Ancak muhatabınızın kim olduğunu bilmiyorsanız “Sayın Bayım/Bayan” veya “İlgililerin dikkatine” yerine “insan kaynakları yöneticisine” ya da “Sayın Yetkili” yazmanız daha iyidir.

Yazım dilinize dikkat edin

Ön yazınızı yazarken elbette günlük dilden uzak durmanız önemli. Ancak çok mesafeli ve ağdalı bir dil kullanmanız da her zaman işe yaramayabilir. Saygılı ve samimi bir üslupta ve mesleğinize uygun jargonu kullandığınız bir yazı hazırlayabilirsiniz. Tabi burada formalara da dikkat etmeniz gerekir. Hangi stili seçmeniz gerektiğini öğrenmek için şirket kültürünü, insan kaynakları politikasını araştırmanız yararlı olabilir.

Ön yazınızı özelleştirin

Ön yazınızın başvurduğunuz işe özel olarak hazırlanması, gösterdiğiniz özeni ve işi ne kadar istediğinizi yansıtır. Elbette benzer pozisyonlara başvurduğunuzda kullanacağınız bir taslak hazırlayabilirsiniz. Ancak, bunu başvurduğunuz her iş için özelleştirmeniz gerekir. Bu noktada beylik ifadelerden ve fazla genel geçer yaklaşımdan kaçınmanız, iş ilanında bahsedilen yetkinliklere ne kadar sahip olduğunuzdan bahsederek işe neden uygun olduğunuzu, neden o şirkette ve o pozisyonda çalışmak istediğinizi çok net ve anlaşılır bir şekilde aktarmanız önemli.

İmla ve yazım kurallarına dikkat edin

 Birçok İK profesyoneli yazım hatalarıyla karşılaştıkları ön yazıları değerlendirmediklerini söylüyor. Çünkü bu durum, profesyonelliğinizin ve işinize ne kadar saygı duyduğunuzun bir göstergesi olarak kabul ediliyor.Bu noktada eğer kendi hatalarınızı göremiyorsanız, ön yazınızı hazırladıktan sonra yazım ve imla hatalarını kontrol etmesi için bir arkadaşınızdan destek almanız ya da bu öne çıkan güvenilir bir uygulamadan faydalanmanız yararlı olabilir.

Formata dikkat edin

Eğer ön yazınızı e-mail gövdesinde değil de dosya eki olarak iletecekseniz mutlaka PDF formatında iletmeye özen gösterin. Tüm bilgisayarlarda Word, Page veya Open Office gibi kelime işlem programlarının aynı sürümü olmayabilir.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

E-Ticaretin Geleceğine Damga Vuracak 7 Teknoloji ve Strateji

  • E-ticaretin geleceğinde, offline perakende deneyimlerini mümkün olduğu ölçüde online’a getirmek büyük önem taşıyacak gibi görünüyor.
  • Accenture’ın yaptığı bir tüketici araştırmasına katılanların %39’u, çok fazla seçenek yüzünden bunaldıkları için herhangi bir şirketin internet sitesini terketmiş ve başka bir yerden satın alım gerçekleştirmiş.
  • Öneri ve reklamcılık algoritmalarında oldukça fazla tahminde bulunulur. Tahmini analiz ve makine öğrenimi ise tamamen iyileştirilmiş ve yüksek oranda kişiselleştirilmiş deneyimler oluşturarak ürün önerilerini bir sonraki seviyeye taşıyabilir.
  • Deloitte’in yaptığı bir araştırmaya göre, %47’lik bir kesim, bir ürünü sosyal medyada gördükten sonra satın aldıklarını ifade etti. Ancak bu kişilerin sadece %20’si sosyal medya platformu aracılığıyla bu satın almayı gerçekleştirdi.
  • İlgili Yazı: Perakende Sektörü, “Yeni Nesil” Tüketiciye Nasıl Hazırlanmalı?

Günümüzde teknoloji, şirketlerin adapte olabildiğinden çok daha hızlı bir şekilde gelişiyor. Durum böyle olunca da bu teknolojik değişime daha fazla adapte olan şirketler, rakiplerinden daha fazla öne çıkıyorlar. Böyle bir ortamda müşterilere daha iyi ürünler, özelleştirilebilir seçenekler ve daha fazla kanal ya da temas noktası sağlamak, farklılaşmak ve rakiplerden üstün olmak için yeterli olmuyor. Ancak şirketlerin rekabette öne çıkmak için kullanabilecekleri çok önemli bir yol mevcut: Offline perakende deneyimlerini online’a taşımak.

Online alışverişin son derece pratik olduğu konusunda kimsenin itirazı yoktur sanıyorum. Buna rağmen global reklam ajansı McCann‘in yaptığı “Alışveriş Hakkındaki Gerçek” isimli araştırmaya katılanların %52’sinin de belirttiği gibi, online alışveriş, doğal olarak hala kişisel olmayan bir kanal. Genel olarak tüketiciler, yeni teknolojilere adapte olmaktan mutluluk duyarlar; çünkü yeni teknolojiler, işlerin onlar açısından çok daha kolay ve hızlı bir şekilde halledilmesine imkan tanırlar.

Aynı zamanda tüketiciler, aynı trendler hakkındaki endişelerini de dile getiriyorlar. Çünkü onlar, alışverişi sadece bir işlem olarak görmüyorlar; onu bir deneyim olarak görerek ona değer veriyorlar. Ve alışveriş, sadece hız ve kolaylıkla ilgili olan bir eylem değil. Önümüzdeki dönemde işletmelerin online alışverişi daha kişisel hale getirmeleri ve yerel, offline bir mağaza hissi yaratmaları büyük önem kazanacak. Yalnızca online alışverişi kolay hale getirmeyen, aynı zamanda tüm bu bilim ve algoritmalara bağımlılık arasında insani ve kişisel dokunuşlar ekleyen teknolojileri belirleyip bunlara yatırım yapabilen şirketler, unutulmaz bir izlenim bırakma şansına sahip olacaklar.

Guidedselling.org isimli internet sitesi de bu konuyla ilgili olarak paylaştığı bir yazıda, offline perakende deneyimlerini online’a getirebilmek için takip edilmesi gereken 7 teknolojiyi ve stratejiyi sıraladı.

Dijital Danışmanlar

Bir mağazaya gittiğinizde ve neyi seçeceğinizi bilmediğinizde, sizinle iletişim kuracak bilgili ve güler yüzlü bir satış elemanının size yardımcı olmasını beklersiniz. Satış danışmanı size ihtiyaçlarınızı sorar ve buna göre satın alma süreci boyunca size yol gösterir. İşte online olarak alışveriş yapan kişiler de böyle bir desteğe ihtiyaç duyuyorlar.

Online olarak alışveriş yapan kişiler, karar verme süreci boyunca yardım ve tavsiye istiyorlar. Küresel bir yönetim danışmanlığı ve profesyonel hizmetler şirketi olan Accenture’ın yaptığı bir tüketici araştırmasına göre, katılımcıların %39’u, çok fazla seçenek nedeniyle bunaldıkları için herhangi bir işletmenin internet sitesini terketmiş ve başka bir yerden satın alım gerçekleştirmiş.

Online alışveriş yaparken genellikle son derece geniş yelpazede bir ürün seçeneğiyle ve yetersiz filtreleme özelliğiyle baş başa kalırsınız ve bu süreçte size yardımcı olan hiçbir şey yoktur. Dijital danışmanlar ise online alışveriş yapan kişilerin satın alma yolculuğundaki kişisel tavsiye eksikliğini telafi etmeyi amaçlamaktadır. Bu çözümler, müşterilerin ihtiyaçlarını analiz ettikten sonra, gerçek zamanlı olarak en uygun ürünleri tanımlamak ve önermek için çıkarım algoritmaları ve makine öğrenimi uygularlar. Bununla birlikte tüketicilerin, ihtiyaçları için en iyi ürünü bulmalarına yardımcı olmak amacıyla yardım ve ipuçları da sağlarlar.

Yapay Zeka, Chatbot’lar ve Etkileşimli Ticaret

En dolaylı ve kişisel olmayan biçiminde bile ticaret, devam eden bir konuşmalar dizisidir. Teknoloji, etkileşimlerin birçoğunu otomatik hale getirse de, konuşmalar hala alışverişin temel ögeleri konumunda. Uzun bir süredir e-ticaret liderleri; doğrudan, doğal ve kişisel sohbetleri online alışverişin içerisine dahil etmenin yollarını arıyorlar. Bu, online alışveriş deneyiminde eksik olan önemli bir unsurdur.

Simon İsimli Perakende Şirketinin Facebook Messenger Chatbot’u

İşte tam da bu konuda ciddi bir arayış varken chatbot’lar ve ses destekli asistanlar ortaya çıktılar. Botlar kaybolan yakınlığı tekrar yakalamaya ve offline alışveriş etkileşimlerinde kullandığımız konuşmaları yeniden canlandırmaya hazırlanıyorlar. Tabii, henüz bu değişimin başlangıç aşamasındayız. Şu anda insan benzeri doğal dil işlemeden uzak olduğumuz için bunun nasıl bir sonuç vereceği konusunda kesin bir şey söylemek pek mümkün değil. Yine de kısa bir süre içerisinde bu alana yoğun olarak yatırım yapılması, bunun dikkate değer bir teknoloji olduğuna işaret ediyor.

Gerçek Zamanlı Özelleştirme

Bu “al gülüm ver gülüm” ilişkisi, online dünyada sadakatin sürdürülmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Satış görevlilerinin adınızı ve neyi beğendiğinizi bildikleri ve size buna göre ürün önerdikleri bir mağazaya gittiğinizi hayal edin. Bu, çoğu durumda, size kendinizi özel ve değerli hissettirecektir. Bu yüzden online alışverişin, daha fazla offline bir etkileşim gibi hissettiren bir deneyim meydana getirmek için bireylere ve onların ihtiyaçlarına daha fazla odaklanması gerekiyor.

“Gerçek zamanlı özelleştirme”, her ziyarette her müşteriye farklı ve özelleştirilmiş bir deneyim sunmanın bir yoludur. Gerçek zamanlı özelleştirme, mesajları anında kişiselleştirmek için satın alma alışkanlıkları, tercihler, demografi ve coğrafi konum gibi farklı parametreler kullanır. Onu doğru bir şekilde yapmak, tercihleri anlamak ve benzer müşterilerin tercihlerine göre doğru çıkarımlar yapmak için veri madenciliği ve makine öğrenimi gerektiriyor. Perakende tercihlerini özelleştirmek, daha olumlu alışveriş deneyimleri meydana getirmek ve satışları maksimuma çıkarmak için bir fırsat olarak bu yaklaşımı başarılı bir şekilde kullanan şirketlere dair bazı ilginç örnekler mevcuttur.

Tahmini Analiz ve İyileştirme

Offline olarak alışveriş yapmanın bir avantajı, an itibarıyla alakalı olan ürünleri önermek için müşteriyi ve durumunu hemen anlamanıza imkan tanımasıdır. Buna kıyasla online alışveriş deneyimi, genel olarak geçmişte sıkışıp kalmış gibidir ve çağ dışı görünür. Öneriler ve reklamlar, müşterinin dikiz aynasındaki dar bir görünümünü temel alır.

İlişkili olabilecek ve tavsiyelerin optimize edilmesine yardımcı olabilecek farklı kaynaklardan alınan farklı veri noktaları bağlantılı değildir. Örneğin giyim mağazanız beğendiğiniz kazakları ve desenleri biliyor olabilir, ancak hangi şarkıları indirdiğiniz konusunda herhangi bir fikri yoktur. Bir online seyahat rezervasyon sitesi, yaklaşan tatil planlarınız hakkında bilgi sahibi olsa da, şehir dışındaki bir konser için bilet satın aldığınızdan haberi yoktur.

Bu izole edilmiş müşteri görünümü, müşterinin geçmiş ihtiyaçlarını, aramalarını ya da satın almalarını yansıtan piyango gibi reklamlar ve öneriler sunulmasına neden olur. Doğrusu öneri ve reklamcılık algoritmalarında oldukça fazla tahminde bulunulmaktadır. Tahmine dayalı analiz ve makine öğrenimi ise tamamen iyileştirilmiş ve yüksek oranda kişiselleştirilmiş deneyimler meydana getirerek ürün önerilerini bir sonraki seviyeye taşıyabilir. Müşterilerin ne yaptıklarına dair tek bir görünüm meydana getirmek için çeşitli veri noktalarını harmanlamak, perakendecilerin gerçek niyet ve gerçek, güncel ilgiyi yakalamalarına olanak tanır. Bu, perakende şirketlerine, herhangi bir müşterinin gelecekteki eylemlerini ve ihtiyaçlarını tahmin etmelerine yardımcı olacak daha derin bir bağlamsal görünüm sağlayacaktır.

Perakendecilerin, henüz var olmayan verilerden anlam çıkarmalarına yardımcı olacak sofistike modeller, bu alan çığır açacak bir yenilik olacak; ancak bunun gerçekleşmesi için 2026 yılına kadar beklememiz gerektiği ifade ediliyor. Zira bu, hala insan müdahalesi ve denetimine ihtiyaç duyan “uzman bir araç”. Tabii bu yöntem, bunun gizliliğine müdahale ettiğini düşünen ve alışveriş listesini bir algoritmaya aktarmayı istemeyen tüketicilere hitap etmeyecektir. Ancak bu durum, nelerin toplanacağına karar verme konusunda tüketicilere kontrol imkanı vermediği ve bir satın alma kararına ulaşmaya çalışan kişilere açık bir fayda sağlamadığı sürece geçerli olacaktır.

Sosyal Ticaret

Sosyal olarak alışveriş yapan kişiler, sosyal bir deneyim olarak alışverişin tadını çıkarırlar ve alışverişi arkadaşlarıyla ve aileleriyle bağ kurma şansı olarak görürler. Onlar için alışveriş, sadece satın almaktan ibaret değildir. Sosyalleşme, her zaman alışverişin önemli bir işlevi olmuştur.

İnsanlar, arkadaşlarıyla alışveriş yaparken daha fazla zaman ve para harcarlar. Bununla ilgili olarak yapılan araştırmalar da arkadaşlarıyla alışveriş yapan tutumlu insanların bile, yalnız alışveriş yaptıkları zamanlara göre daha fazla harcama yaptıklarını ortaya koydu. Bu nedenle şirketlerin, online tarafta da bu deneyimin aynısını meydana getirmek için uğraşmaları gayet anlaşılabilir bir durum. İşte buradan hareketle “sosyal alışveriş” olarak bilinen kavram ortaya çıktı.

Amazon ve eBay, platformlarına çeşitli sosyal özellikler entegre ettiler. Bununla birlikte Polyvore, Fab, Wanelo, OpenSky, Fancy ve ModCloth gibi sosyal alışveriş siteleri ise kullanıcıların tavsiye almalarına ve kendileriyle benzer beğenilere sahip olan kullanıcılarla ürün koleksiyonlarını paylaşmalarına imkan tanıyor.

Sosyal ticaret, sosyal medya ve e-ticareti birleştirir. Pinterest, Instagram, Twitter, Snapchat ve Facebook, hizmetlerinden para kazanmanın yeni yollarını bulmayı amaçlayan çeşitli e-ticaret özelliklerini platformlarına eklediler. Ancak bu sosyal medya platformlarının çoğu, potansiyellerine ulaşamadıkları için bu çabalarını sonlandırdı.

Sosyal medya platformlarının yaşadıkları bu durumun iki temel nedeni var. Öncelikle kullanıcılar, bir şeyler satın almak için değil, sosyal olmak için sosyal ağları kullanırlar. İkinci olarak ise kullanıcılar, güvenlik endişeleri nedeniyle sosyal medyada bir şeyler satın alma konusunda isteksizler. Uluslararası denetim, vergi, danışmanlık, kurumsal risk ve kurumsal finansman hizmetleri şirketi Deloitte’in yaptığı bir araştırmaya göre, %47’lik bir kesim, bir ürünü sosyal medya akışlarında gördükten sonra satın aldıklarını ifade etti. Ancak araştırmaya göre, bu kişilerin sadece %20’si bir sosyal medya platformu aracılığıyla bu satın almayı gerçekleştirdi.

Bütün bunlara rağmen, sosyal ağlar, sosyal ticaretten vazgeçmiş değiller. Sosyal medya büyük bir potansiyel barındırıyor ve farkındalık yaratmak ve trafik çekmek için ideal bir kanal olduğunu zaman içerisinde fazlasıyla kanıtladı. Bir inbound pazarlama ve satış platformu olan HubSpot’un yaptığı bir araştırmaya göre, katılımcıların % 81’i, arkadaşlarının yaptıkları paylaşımların satın alma kararlarını doğrudan etkilediğini ifade etti.

Artırılmış Gerçeklik, Sanal Gerçeklik ve 3 Boyutlu Deneyimler

Online alışveriş daha hızlı ve daha pratik hale gelirken eksik algısal deneyim, tüketicileri online olarak bir şeyler satın almaktan alıkoyan en önemli beş sorundan biri olarak dikkat çekiyor. Bir ürünün kalitesini, boyutunu, ergonomisini ve uygunluğunu ölçmek bizzat daha kolay yapılır. İki boyutlu ürün resimleri, online müşteriler bir satın alma gerçekleştirmeden önce bir ürün hakkında daha fazla bilgi edinmek istediklerinden yeterli değildir. Bu nedenle, bu noktada üç boyut teknolojisi devreye giriyor. Çünkü bu teknoloji, perakendecilerin, her açıdan incelenen ürünlerin fiziksel etkileşimini kopyalamalarına imkan tanıyor.

IKEA’nın Uzun Bir Süredir Üzerinde Çalıştığı Artırılmış Gerçeklik Projesinden Bir Görünüm

Artırılmış gerçeklik ve sanal gerçeklik henüz ana akım değil, çünkü hiçkimse artırılmış gerçeklik ya da sanal gerçeklik gözlüklerini kullanarak ürün satın almıyor. Buna rağmen bu iki teknoloji, dünya genelinde yavaş ama emin adımlarla alışveriş deneyimlerine entegre ediliyor. Perakende şirketleri ve markalar için iki boyutlu ürünlerin görsellerini üç boyutlu hale dönüştürmek kolaylaştığında, bu teknolojiler de online alışverişte ana akım haline gelecekler. Böylece ürün görselleştirmeyle ilgili ikilem çözülmüş olacak ve online alışveriş yapan kişilerin, sanal ürünleri gerçek ortamlarında görmeleri mümkün olacak.

Aynı Günde Teslimat veya Drone ile Teslimat

E-ticaretin ilk günlerinde, insanlar, siparişlerinin gelmesi için haftalarca beklemeye razılardı. Ancak e-ticaretin gelişmesiyle birlikte bu anlayış değişti ve e-ticarette hızlı teslimat büyük önem kazandı. Ve son olarak gelinen noktada ise “bir günde teslimat” hizmetleri konuşulmaya başlandı.

Lojistik Firması UPS’in Drone ile Teslimat Testinden Bir Kare

Teslimat hızı, bir müşterinin bir ürünü online olarak satın alıp almama kararını etkileyen en önemli faktörlerden biri olduğundan, aynı gün teslimat ve drone ile teslimat, her geçen gün daha cazip hale gelmektedir. Yapılan bir tüketici araştırmasına göre, tüketicilerin %33’ü, online siparişlerinin drone ile teslim edilmesine ilgi göstermektedir. Bununla birlikte sipariş teslimatını otomatize etmek, perakende şirketlerinin ilerleyen dönemde farklılaşmak için kullanabilecekleri en iyi seçeneklerden biri olabilir.

Tabii perakende şirketleri ve tüketiciler, drone’ların potansiyeli konusunda büyük heyecan duyarken birçok ülkedeki düzenleyici organlar ise bu konuda daha az heyecanlı. Zira drone’ların işleyişi konusunda, hala halledilmesi gereken çok sayıda sorun var. Güvenlikle ilgili sorunlar, hırsızlık ve hasar ve de ulaşılması zor bölgelerdeki teslimatlar, hala drone’lar konusunda yanıtlanmamış sorulardan bazıları olarak dikkat çekiyor. Tabii, insanların sürekli olarak tepelerinde uçan drone’lara nasıl tepki vereceği de bir başka önemli soru.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link