Tinder, Flörtün Tarih Öncesindeki İzini Sürdü

Hoşlandığınız kızın kapısına gidip serenat yaptınız mı? Cep telefonunun olmadığı zamanlarda, elinizde bir buket çiçekle yapayalnız ekildiğiniz oldu mu? Yoksa siz de romantizmi çay bahçesinden başlatan âşıklardan mıydınız? Hepsi mümkün, zira o yıllarda Tinder mı vardı?

Birbirinden hoşlanan kişilerin flört sürecinin internetten başladığı günümüzde bunlar nostaljik ve romantik hatırlara gibi gözüküyor. Zira, pek çok kişi için internetten tanışma artık kanıksanmış bir gerçeklik hâline geldi, hatta bu amaçla birbirlerine uygun olabilecek adayları eşleştiren özel mobil uygulamalar bile yapıldı. Bunlardan en ünlü olanı Tinder, tarih öncesinde yaşasaydık flörtün nasıl yaşanacağına dair kafa yordu ve bunu yüz gülümseten bir animasyonla yorumladı.

Tinder
Animasypn, tarih öncesinde flört kavramı olsaydı nasıl yaşanacağını konu alıyor.

Tinder bu animasyon reklamla aslında bir randevulaşma uygulaması olmasının ötesinde, insanlar için ilişki kurmayı yeniden akla yatkın bir hâle getirmeyi amaçlıyor. 75 saniye süren çalışmada renkli, ayrıntıları atlanmamış, romantik bir ortamla karşılaşıyoruz. Prodüksiyon ajansı Buck tarafından hazırlanan animasyonda, bilgisayarda oluşturulan karakterler için fiziksel set kurulmuş ve yapım, bir aylık çekim ve iki ay prodüksiyon sonrası düzenlemeler olmak üzere toplamda üç aylık bir zaman almış.

Invention of Together adlı çalışma, sefasına düşkün, rahat ama yalnız yaşayan bir adamın bir kadınla karşılaşmasıyla başlıyor. İlk anda korktuğu bu yeni karaktere zamanla alışıyor ve ikili, birlikte pek çok şeyi paylaşıyor, hatta birbirlerinden farklı şeyler öğreniyor. Fondaki zaman algısı değiştikçe karakterlerin şekli de değişiyor ama iki âşığın arasına giren engeller de artıyor. Aileler, dinler, siyasi engeller derken, Tinder dönemi başlıyor. Mobil uygulamadan, çiftlerin bu anlamsız engelleri aşmasına ve kendi kararlarını, kendi belirleyeceği zamanlarda ve istedikleri kişilerle birlikte almalarını sağlayan, eğlenceli bir araç olarak bahsediliyor.

Tinder’ın farklı ülke pazarlarında göstereceği söylenen animasyon ilk olarak, geçen ayın sonunda, Güney Kore’de yayına girdi. Çalışmayı hazırlayan Buck ajansından Yaratıcı Yönetmen Ryan Honey, animasyonun mutfak aşamasından bahsederken, Tinder’ın kendilerine bir konseptle geldiğini belirtti.

Marka ekibinin, Tinder’ın sadece kısa süreli ve ciddi olmayan ilişkilerin başladığı bir platform olduğu algısının kıracak, buranın aynı zamanda insanları buluşturan ve onları birbirine bağlayan bir yer olduğunu gösterecek bir çalışma istediğini vurgulayan Honey, ilişkilerde tarih öncesine dönüş fikrinin de bu noktadan çıktığını söyledi.

Buck ve Tinder iş birliğiyle gerçekleşen projede, esasen insanoğlu olarak hepimizin aynı kaynaktan geldiğini ve tek bir aileden oluştuğu hissini taşıyan bir canlı türü olduğumuzdan yola çıkılmış. Buna dikkat çekmek için de animasyopndaki mağara insanlarının vicutları oluşturulurken günümüzdeki modern karakterlerin vücutları örnek alınmış.

Tarih öncesi dönemde yaşasaydık yalnızlık duygusunu şimdiki kadar derinden yaşayıp yaşamayacağımızı, birer mağara insanı olarak evlilik ya da sadakat müessesesinin olmadığı bir düzende daha rahat mı, yoksa daha garip bir hayat mı süreceğimizi asla bilemeyiz. Fakat Tinder’ın böylesine ilginç bir fikirle gelmesi ve Buck’ın bu fikre şahane bir şekilde can vermesinin alkışlanacak bir yapımı ortaya çıkardığını söylemeliyim.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

2009 yılında Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden, 2015'te ise Anadolu Üniversitesi Marka İletişimi Bölümü'nden mezun olan yazar, 2013 yılından beri pazarlama ve reklamcılık üzerine çalışıyor. Geleneksel ve dijital reklam ajanslarındaki çizgi altı ve üstü çalışmalarda metin yazarlığı yapan, ulusal ve küresel ölçekte birçok markayla birlikte çalışan yazar, bir yandan da Anadolu Üniversitesi'ndeki Türk Dili ve Edebiyatı öğrenimine de devam ediyor. En büyük tutkusunun edebiyat olduğu biliniyor, şehirdeki festivalleri yakından takip ediyor. Bir gün Patagonya'ya gitmenin hayalini kuruyor.

Bir Cevap Yazın

Sosyal Medya, İş Verimliliğini Nasıl Etkiliyor?

  • Bu zamana kadar iş yerinde sosyal medya kullanımının iş verimliliğini nasıl etkilediğine dair birçok araştırma yapıldı ve bunlar genel olarak sosyal medyanın iş verimliliği üzerinde hem olumlu hem de olumsuz etkileri olduğuna işaret ediyor.
  • Pew Research Center’ın yaptığı araştırmaya katılanların %56’sı sosyal medyanın performanslarını artırdığını düşünürken %22 oranında bir kesim ise sosyal medyanın genel etkisinin negatif olduğunu düşünüyor.
  • TeamLease şirketi tarafından hazırlanan İş Dünyası Raporu’na göre, çalışanların iş yerindeyken sosyal medyada geçirdikleri günlük ortalama süre 2 saat 21 dakika. Rapora göre, toplam verimliliğin %13’ü sadece sosyal medya bağımlılığı nedeniyle kaybediliyor.
  • İlgili Yazı: Sosyal Medya Vergisi Olur mu? Uganda’da Artık Olacak

Facebook ile birlikte tam anlamıyla başlayan sosyal medya trendinin günümüzde geldiği noktada, birçoğumuzun birden fazla sosyal medya sitesinde hesabı var. Herhangi bir sosyal medya sitesinde hesabı olmayan bir insan bulmak ise samanlıkta iğne aramak gibi bir durum.

Sosyal medya artık hayatımızın öyle bir parçası haline geldi ki, mesai saatleri içerisinde de ister istemez Facebook ya da Twitter‘a giriliyor. Hatta bazılarımız buna mecbur, zira sosyal medya aynı zamanda birçok insanın işinin bir parçası. İş yerindeyken insanların kişisel amaçlarla Facebook, Twitter ya da başka bir sosyal medya sitesine giriş yapması ise sosyal medya bağımlılığının geldiği noktayı gözler önüne seriyor. Zaten akıllı telefon bağımlılığı dediğimiz şeyin de büyük ölçüde sosyal medya bağımlılığı nedeniyle ortaya çıktığını söyleyebiliriz.

Burada sormamız gereken soru şu: Sosyal medya, çalışanların iş verimliliğini etkiliyor mu? Bu konuda bugüne kadar yapılmış farklı araştırmalar var ve bu araştırmalar sonucunda birbirinden farklı bulgular elde edilmiş.

Örneğin, Kaliforniya Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırma, sosyal medya kullanımının iş verimini büyük oranda artırdığını işaret ediyor. Melbourne Üniversitesi’nde yapılan başka bir araştırma da bu görüşü doğruluyor. Başka bir araştırmaya göre ise çalışanlar her gün kişisel işleri için zamanlarının %32’sinden fazlasını sosyal medyada geçiriyorlar ve bu da iş verimliliği üzerinde olumsuz bir etki yaratıyor.

Pew Research Center Araştırması

Pew Research Center isimli kuruluşun 2014 yılında yaptığı araştırmaya göre, sosyal medyanın iş verimliliği üzerinde hem olumlu hem de olumsuz etkileri var. 2.003 ABD’li yetişkinin katıldığı araştırma kapsamında, katılımcılara iş yerinde sosyal medyayı kullanabilecekleri 8 farklı yöntem soruldu.

Araştırma sonucunda katılımcıların %34’ü, sosyal medyayı zihinsel çalışmama süresi için kullandıklarını dile getirdi. %27’si arkadaşları ve ailesiyle bağlı kalmak için kullandığını belirtti. Katılımcıların %24’ü iş dolayısıyla sosyal medyayı kullandığını ifade ederken %20’lik bir kesim ise işle ilgili problemleri çözmek için kullandığını söyledi. İş arkadaşlarıyla ilişki kurmak için sosyal medyayı kullanan katılımcıların oranı ise %17 idi. İş yeri dışındaki kişilerden işle ilgili görevler hakkında yanıtlar almak ve birisine soru sormak için sosyal medyayı kullandığını söyleyenlerin oranı %12’de kaldı.

Her ne kadar araştırmaya katılanların %54’ü sosyal medyanın kendilerini yenilemelerine yardımcı olduğunu ifade etse de, %56’sı ise sosyal medyanın aynı zamanda kendilerini iş ile ilgili faaliyetlerden uzaklaştırdığını itiraf etti. Buna karşılık katılımcıların %56’sı sosyal medyanın performanslarını artırdığını düşünürken %22 oranında bir kesim ise sosyal medyanın genel etkisinin negatif olduğunu düşünüyor.

TeamLease’in İş Dünyası Raporu

İnsan kaynaklarıyla ilgili hizmetler sunan TeamLease şirketi tarafından hazırlanan İş Dünyası Raporu‘na göre, çalışanların iş yerindeyken sosyal medyada geçirdikleri günlük ortalama süre 2 saat 21 dakika. Rapora göre, toplam verimliliğin %13’ü sadece sosyal medya bağımlılığı nedeniyle kaybediliyor.

Bununla birlikte araştırmaya göre, iş yerinde sosyal medya kullanımının olumsuz tarafları sadece bununla sınırlı değil. Çalışanların yoğun sosyal medya kullanımı, verimlilik kaybı haricinde mahrem bilgilerin, iftiraların, yanlış bilgilerin ve çalışan taleplerinin kaybında da artışa neden oluyor.

Araştırmaya göre, çalışanların en çok ziyaret ettiği sosyal medya platformu Facebook. Çalışanların %62’si mesai saatleri içerisinde sosyal medyaya erişirken bunların %83’ü ise Facebook’a göz atmak için önemli bir vakit harcıyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Tarihin En Başarılı 8 Marka Sloganı

Markanın kendilerini ifade ederken kullandıkları  en önemli araçların başında gelen sloganlar, zaman zaman da sadece  markaya ait olmaktan çıkıp insanların  kullandığı söz öbekleri haline dönüşüyor. Bazen sloganın yaratıcılığı bazen akılda kalıcı olması bazen de içerisinde komik unsurlar bulunması nedeniyle günlük hayatta birçok kez markaların sloganlarını duyabiliyoruz.

Peki şu ana kadar yapılmış ve dünya çapında ses getirmiş sloganlar hangileri? Pazarlamasyon olarak en başarılı 8 sloganı araştırdık;


Just Do It! – Nike – 1988

Nike’ın reklam ajansı Wieden and Kennedy ve bir grup Nike çalışanı tarafından 1988 yılında geliştirilen slogan ve slogan etrafında şekillenen promosyonlar sayesinde, Nike’ın %18 olan spor ayakkabısındaki pazar payı %43’e ulaştı. Zamanın Reebok & Nike rekabetinde Nike’ın dominasyonunu sağlayan bu slogan artık Nike ile özleşleşti ve hala Nike’ın en önemli kozlarından biri.


Because I’m worth it – L’oreal – 1973

70’lerdeki sosyal evrim ve feminizm sonucunda L’oreal tarafından oluşturulan ‘Çünkü ben buna değerim‘ sloganı aradan 40 yıl geçmesine rağmen hala kullanılıyor.

O dönemin koşullarını anlamak için küçük bir not; L’oreal’ın rekabet ettiği markalar, reklamlarında dahi erkek sesi kullanıyordu. Düşünün, erkek sesiyle kadınlara yönelik ürünler satıyorsunuz! L’oreal, reklamında kadın sesi kullanan ilk marka özelliğini taşıyor.


 Connecting People – Nokia- 1992

Finli cep telefonu üreticisinin ilk olarak 1992 yılında düzenlemiş olduğu reklam kampanyasında duymuş olduğumuz Connecting People sloganı, yıllarca Nokia’yı cep telefonu sektöründe lider koltuğunda oturttu. O zamandan bu güne tam 21 yıl geçse de cep telefonu dendiğinde birçoğumuzun aklına  Nokia’nın sloganı ve ses tonu geliyor.


Refreshes the parts other beers cannot reach – Heineken – 1973

Carlsberg’in 1973’teki ‘Probably the best beer in the world‘ sloganı ile aynı dönemde yaratılan ve 2005 yılına kadar kullanılan slogan dünya çapında bir başarı yakaladı ve Heineken’in rekabet gücünü arttırdı.


Open happiness – Coca Cola – 2009

Coca-Cola-open-happiness1

Coca Cola’nın yıllardır gerçekleştirmek için çaba sarfettiği ‘insanları mutlu etme’ temasının ilk filizlerinden olan Mutluluğa Kapak Aç, 2009 yılında McCann Erickson tarafından yaratıldı. O günden bu güne geçen süre zarfında bu sloganın bilinçaltına yerleşmesi için binlerce pazarlama faaliyetinde bulunan Coca Cola, “mutluluk” kelimesi ile kendini özdeşleştirmeyi başardı.


Think Different! – Apple – 1997

Bu listede Apple’ın ‘Think Different’ sloganına yer vermemek büyük bir hata olurdu. Sloganın yarattığı başarıyı anlatmaya gerek yok sanırım. Sloganın kullanıldığı reklam filmi hala akıllarda taze bir yer kaplıyor.


Think Small – Volkswagen – 1959

1959 yılında  Helmut Krone tarafından yaratılan ‘Think Small’ kampanyası, Volkswagen’ın Beetle (Vosvos) modeli için tanımlanabilecek en iyi slogandı. Marka bu slogan-ürün uyumu sayesinde milyonlarca kişiyi Vosvos sevdalısı yaptı. Bu model günümüzde bile birçok insan için ‘bir otomobilden fazlası’nı anlatıyor.


Beanz Meanz Heinz – Heinz- 1967

1967’de üretilen ve 30 yıl kullanılan bu slogan, birçok otoriteye göre Dünya’da en çok tekrarlanan ve akılda kalan slogan olma özelliği taşıyor. Slogan,  özellikle Birleşik Krallık’ta bir efsane olarak nitelendiriliyor. 60’larda iletişim, tek kanallı olduğundan insanların bilinçaltına adeta kazınmış bir slogandı.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Haftanın En Çok Okunan 10 İçeriği

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link