Şu Reklam Dünyası ‘Yalan Dünya’ 0

39044_1Avrupa Yakası dizisi Gülse Birsel‘in çıraklık eseriyse, Yalan Dünya da ustalık eseri.  Tabi bence… Bir çok Avrupa Yakası hayranı, Yalan Dünya’yı beğenmeyip kıyasıya eleştirmekte. Gerçi Avrupa Yakası’nı beğenenler de homojen bir grup sayılmazlar. Ata Demirer’li Avrupa Yakası’nı beğenenler var, Burhan Altıntop’lu dönemi beğenenler var vs. Neyse konumuz bu değil. Konumuz Yalan Dünya’yı ne kadar beğendiğim, en sevdiğim dizi olması vb. de değil. Konumuz, zekasına her zaman hayran olduğum Gülse Birsel’in yarattığı harika karakterlerle reklam dünyamıza yaptığı katkılar.

Yalan Dünya, yayınlanmaya başladığı zamandan beri her zaman reytingleri iyi giden bir dizi olmasına rağmen, öyle hiç bir zaman ortalığı sallamadı. Bu toplumda bir Kurtlar Vadisi, bir Öyle Bir Geçer Zaman Ki, Bir Aşk-ı Memnu etkisi yaratmadı. Ancak kendi içinde öyle karakterler yarattı ki, son bir yıldır dizinin bir çok oyuncusunu (üstelik dizideki karakterleriyle) reklamlarda seyrediyoruz.

Bu furya dizinin en parlak oyuncularından Bartu Küçükçağlayan’ın canlandırdığı Orçun karakteriyle Eti Popkek Goa reklamında arz-ı endam etmesiyle başladı.

Dizide dağınık bir karakteri canlandıran Orçun ile dağınık çikolata olarak lanse edilen Canga‘nın yollarının kesişmesi bence daha mantıklı bir seçenekti. Ancak Canga’nın zaten goril gibi harika bir karakteri var. Yıldızı oldukça parlayan Orçun karakterini kaptırmamak için aceleyle verilmiş bir karar olabilir bu. Belki de çok bilinçli verilmiş bir karar. Sonuçta kek, gençlerin en az tükettiği hazır gıda maddesi. Kek yemeye direnen gençleri belki Orçun tavlar.

http://www.youtube.com/watch?v=dIELnIeif9g

Bence dizinin en başarılı oyuncularından biri olan eski reklam yazarı Gupse Özay‘ın canlandırdığı Nurhayat Karakaş karakteri Dacia‘ya büyük bir ilham vermiş olacak ki, kendisiyle uzun soluklu bir kampanya yürütmekteler.

Motto’su “Kolay ulaşırsın, zor vazgeçersin” olan ve ucuz otomobiller satarak piyasada kendisine yer edinmek isteyen Dacia, derdini para ve lüks düşkünü Nurhayat ile anlatarak tüketicisini tavlamayı başardı. Bunu ben söylemiyorum rakamlar söylüyor. Kampanyadan sonra özellikle iddialı olduğu Kompakt SUV kategorisinde Dacia (Duster) ikinci sıraya yükseldi.*

http://www.youtube.com/watch?v=lN39jnCFTs4

Dizinin Şeyhmus Kocabaş’ı Altan Erkekli’yi birkaç ay önce A101 reklamında görmüştük. Dizide; muhafazakar değerleri sahiplenen tipik İç Anadolu tüccarı olarak gördüğümüz Şeyhmus Kocabaş, muhafazakar değerlere sahip A101 tüketicisi için harika bir rol model bence.

http://www.youtube.com/watch?v=Sy5dIGHLVdo

Dizinin kardoları (!) Emir (Sarp Apak) ve Bora (Öner Erkan) Nescafe tarafından kapıldı. Genç ve şehirli bir kitleye seslenen, marka değer önerisi arkadaşlık olan Nescafe, bence yıllardır aradığı kalıcı reklam yüzlerini bu ikiliyle buldu. Bir ondan bir bundan anlayışıyla sürdürülen reklamlar Nescafe’ye hiç yakışmıyordu -Belki de markanın uluslararası reklam stratejisi budur. Olabilir tabi.-

http://www.youtube.com/watch?v=cIpre83Tugw

Yaklaşık 1 ay önce Selahattin Çakaler karakteriyle dizideki en başarılı oyunculuklar birini gerçekleştiren, benim geleceğin Şener Şen’i olarak değerlendirdiğim Olgun Şimşek’in rol aldığı TEB reklamları geldi ekranlarımıza. Dizideki çapkın, metres düşkünü ve üçkağıtçı karakteri zihnimize yerleşen Selahattin Çakaler’in, reklamda bir banka memuresiyle olan diyalogları pek çok insanı oldukça rahatsız etti. Reklamın yayından kaldırılması için imza kampanyası bile düzenlendi. Ben yine de Selahattin Çakaler’in, KOBİ ve küçük esnafa ulaşmaya çalışan bir banka için çok yanlış bir karakter olduğunu düşünmüyorum.

Veee dizinin yaratıcısı Gülse Birsel… Garanti Bankası’nın reklam yüzü oldu. Niye diye sormak istiyorum buradan kendisine naçizane olarak. Yıllık 1 milyon dolarlık anlaşma mı tavladı sizi? Sanmıyorum. Belki biraz eğlenmek istediniz. Ama bence olmamış. Bir zorlama var sanki. İçime sindiremedim. Uzun soluklu bir kampanya olacağı için tabi ki ilerleyen zamanlarda daha doğru bir yorum yapılabilir.

Son tahlilde, bilinçli olarak böyle etinden sütünden faydalanılacak karakterler yaratan Gülse Birsel’i, bu karakterlere can veren oyuncuları ve bu karakterlerden faydalanmayı bilen markaları tebrik etmek gerekir diye düşünüyorum.

* Ekim 2012 satış rakamları.

Markam Danışmanlık'ta Marka Stratejisti. Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık bölümü mezunu. Fikir sever, strateji yazar...

Bir Cevap Yazın

Kafamızda Bir Tuhaflık: Boyner Okula Dönüş Reklamı 0

Gerçekçi olalım, hiçbirimizin birbiriyle eşit olmadığı bir dünyada yaşıyoruz ve bundan sonra da muhtemelen böyle olacak. Farklı düşünenlerimiz olabilir ama ben tam da bu nedenle, çocuklar da dâhil olmak üzere insanlar arasındaki eşitsizliklerin yapay yöntemlerle kaldırılabileceğine inanmıyorum ve örneğin çocukları düşünürsek, yalnızca okul saatleriyle sınırlanmış bir eşitlik hâlini de inandırıcı bulmuyorum. Gelin görün ki bazı şeyleri de kör gözüne parmağım şeklinde yapmamak gerektiğini de hepimiz biliyoruz. Başta giyim olmak üzere büyük mağazacılık alanındaki en büyük markalardan biri olan Boyner, geçtiğimiz günlerde yayınladığı okula dönüş temalı televizyon reklamında ne yazık ki bunun tam tersini yaptı.

Şimdi reklamımıza bir bakalım. Reklam, bir kız çocuğunun “Boyner’de ders çalışılır mı? Bence çalışılır.” diyerek mağazaya girmesiyle başlıyor. Soruyu sorduktan sonra gözlerini yukarı doğru dikmesi ve mimikleri, yaşından çok daha büyük bir tepki yansıtıyor. Abartmıyorum, bu yaştaki bir çocuktan âdeta bir Instagram fenomeni havasında bir yapmacıklık ve tuhaflıkla karşılaşıyoruz. Evet, bu imajın muadilleri birçok sosyal medya platformda var ama bu imajı bir ikon olarak seçip markanın vitrini sayılan reklamda ortaya koymanın âlemi var mı?

Daha ilk andan hafif hafif başlayan gariplikler dizisi, kahramanımız mağazanın içinde gezinmeye başladığında gelişiyor. Çocuk, “Boyner’de nasıl ders çalıştığına” dair ipuçları veriyor. Örneğin, mağazayı, öğrenim hayatına yön veren bir pusula gibi düşünüyor olacak ki coğrafyadan bahsederken “Okul kıyafetleri güneyde, çantalar kuzeyde.” diyor. İnsanlığın birikimli ilerleyişinin öyküsünü anlatan tarih kavramını, Nike marka bir spor ayakkabıya indirgeyerek “Ayakkabılarda yükselme devri!” (Ne kadar da moda dergisi manşeti bilen bir çocuk!) gibi bir başka gereksiz replikle ifade ediyor. Evrenin işleyişinden tutun da arabanızı park etme açınıza kadar her şeyin özündeki matematiği kullanmayı ise iş ancak hediye çeki almaya yetecek o minik ürünün fiyatını hesaplamaya gelince kullanıyor.

Reklam, başlangıçtan sonuna dek birçok tuhaflıkla dolu.

Mağazadaki yolculuğun sonunda ise tam anlamıyla bir “Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı.” durumuyla karşılaşıyoruz. Alışveriş çılgınlığıyla müthiş bir heyecan fırtınası yaşayan çocuk, annesini gördüğünde “Selam anne!” diyor. Hanımlar beyler, Türkiye’de yaşıyoruz. Kaç çocuk bu yaşlarda annesine “Selam anne!” diyor? Diyenler olabilir de kaçı yani? Hani yalıda veya köşkte oturan Berkcanlar ya da Melisalar ebeveynlerine bu şekilde seslenebilir de ülkemizde standart şartlarda yaşayan kaç çocuk böyle? Kaldı ki Boyner, ana hedef olarak bu kesimi hedefleyen bir marka mı? Tabanı çok daha geniş bir topluluğa yayılıyor. Hani biraz daha zorlasa kahramanımız “What’s up dude?” diyecek, öyle zorlama, öyle bu topraklara yabancı bir seslenişle karşı karşıyayız. Burada gerçekten büyük bir kafa karışıklığı var ki kafamızdaki tuhaflık da esasen bu.

Eğitimin ilgisiz bir şekilde ve bu denli metalaştırılması, reklamı izlerken rahatsız edici boyuta ulaşıyor.

İşin bir de tüketime teşvik boyutu var. Bunca ürünün ve hizmetin sunulduğu, sınırların kalktığı bir dünya düzeninde elbette tüketim teşvik edilecek ve reklamlar da bunun en büyük katalizörü olacak, buraya kadar her şey tamam. Çünkü “reklam” dediğimiz çalışma, en temel işleviyle tüketimi amaçlar ve bu zaten onun için varoluşsal bir meseledir. Fakat bazı noktalar var ki üzerinde hassasiyetle durulması, kaş yaparken göz çıkarılmaması gerekir. Meselâ, çocukların başrolde olduğu reklamlarda, birbirleri arasında herhangi bir üstünlük hissinin söz konusu olmaması lâzımdır. Yani çocuklara yönelik pazarlama, önemli ölçüde duyarlılık ister ve bu yüzden de belli bir usulü olması gerekir değil mi? İşte reklamdaki en büyük sorunlardan biri de bu zaten.

Reklamda tüketim, öyle bir dozu kaçmış şekilde, tabiri caizse rayından çıkmış ölçüde teşvik ediliyor ki bir yerde çocukların Boyner’den satın aldıkları ürünlerle akademik başarıları arasında bağ kuruluyor. Hatta bunun da ötesine geçiliyor ve alınan ürünler dersleri gölgede bırakır şekilde sunuluyor. Yoksa sizin çocuğunuz hâlâ elinize bir spor ayakkabı aldığınızda kendisini tarihte iz bırakan bir hükümdar gibi hissetmiyor mu? Gerçekten zor bir durum olmalı, sizin adınıza ne kadar üzücü bir durum (!)

Türkiye’nin en değerli 26. markası olan Koton bunun daha da kötü bir hâlini, büyük bir kriz olarak yaşamış ve Koton Kids koleksiyonu için yaptığı tüm tanıtım çalışmalarını geri çekmek zorunda kalmıştı. Bu reklamı hatırlıyoruz değil mi? Tanrı aşkına ahbap, yaşlıların elini öpüp alnına götürmeyerek bize İngiliz asilzadeliği dersi veren o örnek çocuğu nasıl unutabilirsin ki!

Birer Y kuşağı üyesi olarak, tabii ki bizden sonra gelen nesillerin farklı bir şekilde büyümesini reddetmeye veya eleştirmeye hakkımız yok. Fakat kantarın topuzu kaçmışsa, bir sürü gariplikler taşıyan ve hatta yer yer etik sorunları olan bir çalışma mevcutsa, bunu göz ardı etmemek gerekiyor. Tabii ki Boyner’in bu reklamı hazırlayan ajansını eleştirirken, herhangi bir sakınca görmeden bu çalışmayı kabul eden markanın da payını es geçmeyelim.Kaldı ki Koton Kids örneğini gördüğümüz bir ülkede Boyner gibi bir markanın bundan ders çıkarması gerekirdi.

İyi bir müşterinim Boyner, her yıl giyim alışverişimin neredeyse tamamını senden yapıyorum ama bu durum kötü reklamını eleştirmeme engel değil, üzgünüm. Kendini toparladığında tekrar konuşalım, olur mu?

Emojilerden Yemek Oluşturarak Çocukların Beslenmesini Destekleyen Yardım Kampanyası 0

Zorluklar içinde yaşayan bir canlıya yardım etmenin binlerce çeşidini bulabiliriz, yeter ki gerçekten isteyelim. No Kid Hungry isimli bir yardım kuruluşu da küçük çocukların beslenmesine yardım edebilmek için oldukça çekici bir yardım kampanyası hazırlamış:  Emoji-yemekler.

Instagram üzerinden sadece 10 saniyede bir çocuğun karnının doyması için bağışta bulunabilmenizi sağlayan bu kampanyaya katılabilmek için ilk olarak No Kid Hungry’nin Instagram hesabını ziyaret ediyorsunuz, hesabın hikayeler kısmında oluşturdukları 10 saniyelik videoyu izleyip yana kaydırıyorsunuz ve kendi emoji-yemeğinizi hazırlamaya başlıyorsunuz. Üstte duran boş tabağa alt kısımda yer alan yiyecek emojilerinden istediğinizi sürükleyerek kendinize has bir yemek oluşturabiliyorsunuz. Tabağa eklediğiniz her bir yiyecek emojisi sizin organizasyona bağışlayacağınız bağış miktarını belirliyor. Tabağa eklediğiniz emoji sayısı arttıkça bağış miktarınız da artıyor.

Terkedilmiş ya da yeterli beslenme desteğine sahip olamayan çocukların çektiği zorluklara dikkat çekmek amacıyla BBH New York işbirliği ile gençlere yönelik olan hazırlanan bu kampanya, No Kid Hungry’nin amaçları göz önüne alınarak gençlerin en fazla vakit geçirdiği bir sosyal mecrada bağışçı olmalarını eğlenceli bir yolla sağlamayı hedeflemiş.

Böylelikle gençler hem sayfayı ziyaret ederek konunun ciddiyeti hakkında bilgi sahibi olabiliyor hem on saniyelik eğlenceli bir video sonrasında sanal bir yemek tabağı hazırlarken eğleniyor ve işin sonunda çocukların beslenmesi için istedikleri kadar bağış yapabiliyorlar.

No Kid Hungry ‘ye yapılan bağışlardan vergi alınmıyor. Ve organizasyon yapılan bağışlarla zor durumda olan çocukların yeme ve eğitim masrafları için onların ailelerine yardımcı olmayı hedefliyor. Organizasyona göre yapılan her 20 $’lık bağış bir çocuğa 200 yemek kadar destek olabiliyor. Doğru element ve doğru kanal tercihi ile yapılan bu kampanya sosyal medyanın gençler üzerindeki gücünü yardım gibi sosyal bir konuya çekme konusunda ne kadar başarılı olunabileceğini bizlere gösteriyor.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link
DIGITAL EXCELLENCE PROGRAM 

Dijital Mükemmelliği Yakalayın!

KAYDOL
close-link