Şöhret Satın Alan Markalar

Geçtiğimiz günlerde Pazarlamasyon yazarlarından Ogün Coşkun Cem Yılmazlı yeni İş Bankası reklamı üzerine eleştirel bir yazı yazmış ve ‘marka algısı hiçe mi sayılıyor? diye sormuştu. Ben de bu soru üzerine Türk reklamlarındaki ünlü kullanımını yazmak ve Ogün’ün sorusunu cevaplandırmak istedim. Öncelikle en göz önünde bulunan markaların hangi ünlülerle çalıştıklarına bir bakalım:

Turkcell

Turkcell bu konuda listeye ilk sıradan giriyor. Çünkü neredeyse bütün reklamlarında bir ünlü yer alıyor. Kullanılan ünlüleri saymaya kalksak neredeyse tüm televizyon yıldızlarını saymamız gerekir. Ama kısaca şöyle söyleyebiliriz: Gülse Birsel ve dizilerinde oynayan oyuncuların büyük kısmı. Haluk Bilginer, Yiğit Özşener, Nil Karaibrahimgil, Raga Oktay, Kadir Çöpdemir, Yetkin Dikinciler, Arda Turan, Sinem Kobal, Şahan Gökbakar, Sarp Apak, Hidayet Türkoğlu, Türk Futbol Milli Takımı.

httpv://www.youtube.com/watch?v=JDT_uEp0hE8

 Vodafone

Vodafone reklamlarında daha çok tarifelerini ve kampanyalarını anlatıyor. Reklamlarındaki ünlü kullanımı için aşağı yukarı %50 lik bir oran verebiliriz. Son döneme kadar devam eden ve yakın zamanda biten Şafak Sezer’li Vodafone Selim kampanyasıyla adlarını sıkça duyurdular. Tabi ki Şafak Sezer’i de oldukça memnun ettiler. Şu sıralarda ise BKM Çok Güzel Hareketler Ekibi ile çalışmaktalar. Daha öncesinde de Orhan Gencebay, Aylin Aslım, Athena ve Tugay Kerimoğlu’nu reklamlarında kullanmışlardı.

Avea

Avea’nın reklamlarında genel olarak istikrarlı bir çizgi yakaladığını görüyoruz. Yakın zamana kadar Erdem Yenerli Fasülye ve Optik kampanyası ile oldukça iyi işler çıkardılar.  Fakat bu kampanya geçtiğimiz aylarda sonlandırıldı. Şimdi Ata Demirerli reklamlarıyla dikkat çekiyorlar. Avea, çalıştıkları reklam yüzleriyle uzun solukla anlaşmalar yapıyor. Böylece tüketicinin zihninde diğer markalarda olduğu gibi bir karışıklık yaratmıyorlar.

httpv://www.youtube.com/watch?v=XvxnUDYj3Ac

 Pepsi

Önceki yazımda Pepsi’nin pazarlama stratejisinin ne kadar zayıf olduğunu anlatmıştım. Reklam stratejileri de yazımı destekler nitelikte. Ünlü kullanılmayan herhangi bir reklamı neredeyse yok. Ama asıl sorun çok fazla ünlü kullanmalarında değil, birbirinden alakasız isimleri reklam yüzü olarak seçmelerinde. Azra Akın ve Bülent Ersoy arasındaki bağlantıyı açıklayabilecek birisi var mıdır bilmiyorum. Bu isimler dışında bu güne kadar kullandıkları ünlüler arasında Kenan İmirzalıoğlu, Seda Sayan, Azra Akın, Ajda Pekkan var. Tabi bu isimleri yan yana koyduğunuzda zihinlerde marka algısına dair hiçbir şey kalmıyor.

Filli Boya

Böyle bir listede Filli Boya’yı anmadan geçmek olmazdı tabi ki.  Reklam yapmaya başladıkları günden bu yana tam 25 ünlüyle çalışmışlar. İşte o isimler: İbrahim Erkal, Müslüm Gürses, Hande Ataizi, Sibel Turnagöl, Beyazıt Öztürk, Hıncal Uluç, Ferdi Tayfur, Yeşim Salkım, Adnan Şenses, Harika Avcı, Fatih Terim, Yılmaz Vural, Oğuz Çetin, Osman Tamburacı, Erman Toroğlu, Şifo Mehmet, Güzide Duran, Çağla Şikel, Ahmet Çakar, Haldun Dormen, Seray Sever, Turgay Şener, Ziyan Şengül, Ebru Yaşar, Hande Yener. Bunun üzerine söylenecek çok şey var ama onu ayrı bir yazıda değerlendirmek gerekir.

Bu konuya biraz da ünlü tarafından bakmakta yarar var. Bu bize markaların stratejilerini anlamakta oldukça fayda sağlayacaktır. Bakalım ünlüler hangi markaların reklamlarında oynamış:

Kıvanç Tatlıtuğ

Kıvanç Tatlıtuğ da bu kısımda listenin en başında olmayı hak ediyor. Özellikle Aşk-ı Memnu’da oynarken popülerliğinin tavan yaptığı dönemde 6 farklı markanın reklam yüzü olarak bir rekora imza attığını tahmin ediyorum. Bu markalar şöyle: Mavi, Yedigün, Vestel, THY, Magnum, Head&Soulders. O dönem basında Mavi’nin reklamlarından 250 Bin Dolar, Yedigün’den 750 Bin Dolar, THY’den 300 Bin Dolar aldığı yazılmış. Tabiri caizse markaların yanlış reklam stratejileri Kıvanç Tatlıtuğ’un cebini doldurmuş.

Tarkan

Tarkan şimdiye kadar Yedigün, Turkcell, Avea, Opet reklamlarında oynamış. Burada dikkat çeken ise aynı kategorideki 2 markanın reklamlarında nasıl reklam yüzü olabildiği. Avea ve Turkcell marka yöneticileri bunu nasıl kabul ettiler anlamak güç.

httpv://www.youtube.com/watch?v=kjX1gYW54T0

Tarkan’lı Turkcell reklamı

httpv://www.youtube.com/watch?v=7_vnHU4PT6k

Tarkan’lı Avea reklamı

Cem Yılmaz

Ve geldik Ogün Coşkun’un sorduğu sorunun başrolüne. Cem Yılmaz şimdiye kadar Telsim, Doritos, Opet, Türk Telekom ve son olarak da İş Bankası reklamlarında boy gösterdi. Türk Telekom ile 2007 yılında senelik 44 reklam filmi çekmek üzere 2.5 Milyon Dolara anlaştı. 2010’da bu para 7.5 Milyon Dolara çıktı. Opet’ten de yıllık 7.5 Milyon Dolar aldı.

Yani sonuç olarak Ogün’ün sorduğu ‘marka algısı hiçe mi sayılıyor?’ sorusunun cevabı ‘hayır marka algısı hiçe sayılmıyor. Herhangi marka algısı zaten yaratılamıyor.’ oluyor. Şu an bu saydığımız markalar hedef kitleleri için neredeyse herhangi duygusal algı oluşturabilmiş durumda değiller. Yalnızca günü kurtarmak için yapılmış reklam filmleriyle oyalanıyorlar. Şöhret satın alarak ürün satmaya çalışıyorlar. Ve bu yanlış stratejide sadece ünlülerin ceplerini daha çok doldurmalarına yarıyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlamasyon.com Yönetici Ortağı - Pazarlama da örgütlenmektir!

Bir Cevap Yazın

Lucky Strike Satışlarını Arttırmak İçin Kadınlara Yapılan Yeşil Propagandası

Günümüzün standart haline gelmiş modern pazarlama yaklaşımı, hedeflenen kitlenin bilinçdışı arzularına hitap etmek; kitleleri sunulan ürün ya da hizmeti istediğine ve hatta buna ihtiyaç duyduğuna inandırmak üzerine kuruludur. Ancak 1920’lere dek, tüketici için gerçekten var olmayan bir isteği veya ihtiyacı yaratmak diye bir konsept söz konusu değildi. İşte pazarlama alanına, seri üretim mallarını tüketicinin bilinçdışı arzularıyla ilişkilendiren bu manipülatif yaklaşımı sokan kişi; “Halkla İlişkilerin Babası”, Edward Bernays’tır. Bernays’ın psikanalizin kurucusu Sigmund Freud’un özbeöz yeğeni olması da tesadüf olmasa gerek.

Edward Bernays (1891-1995)

1922’de New York’ta ilk halkla ilişkiler dersini veren, 1923 yılında Cyristallizing Public Opinion adlı kitabıyla da ilk halkla ilişkiler kitabını yazan Bernays’ın en bilindik çalışmalarından biri kadınları sigara içmeye ikna etmesidir. Kadınların sigara içmesinin uygunsuz görüldüğü bir dönemde, bir grup kadının ellerine sigara vererek yaptırdığı yürüyüş halkla ilişkiler dünyasında efsane olmuş bir eylemdir. Bu eylemle birlikte sigara ateşi “özgürlük meşalesi” olarak anılmaya başlamış, kadınlara sigara satışı artmıştır.

Sayısız başarılı halkla ilişkiler kampanyasının arkasındaki isim olan Bernays’ın en ünlü işlerinden bir diğeri de Lucky Strike için yürüttüğü yeşil kampanyasıdır. American Tobacco’nun en önemli markası olan Lucky Strike’ın satışları iyi gitmemektedir. Şirketin sahibi George W. Hill, yaptırdığı bir anketin sonucunda kadınların Lucky Strike’ı tercih etmediklerini, bunun sebebininse sigara paketlerinin rengi olan yeşilin kadınların kıyafetleriyle uygun olmaması olduğunu fark eder. Evet, Lucky Strike şirketi, elinde milyonlarca paket sigarayı bir renk yüzünden satamamaktadır.

George Hill, bu sorunu çözebilmesi için Bernays’la görüşür ve  paketlerin renginin değiştirmelerinin mümkün olmadığını en başından belirtir. Bernays şu cevabı verir : “Paketin rengini değiştiremiyorsak, biz de moda olan rengi değiştiririz.”

Böylece “yeşil kampanyası” ortaya çıkar. Kampanyanın esas amacı kadınların yeşil giymesini sağlamaktır. Bernays öncelikle yeşil rengi üzerine bir araştırma yapar ve Language of Color isimli kitapta yeşilin; umut, zafer ve bolluk anlamına gelen pozitif bir renk olduğunu görür. Sıradaki adımı, New York sosyetesinden fikir öncüsü olabilecek kadınlara yeşil rengini giydirmektir. Onlar yeşil giyinirlerse, diğer kadınlar da yeşil giyinecektir. Moda editörleri ikinci hedefidir, yeşil rengiyle ilgili teşvik edici hikayeler yazacaklardır. Bernays, 1934’te Waldorf Astoria’da yüksek sosyetenin katılacağı çok özel bir balonun düzenlenmesine önayak olur. Balonun tema rengi yeşil olacaktır; katılımcıların yeşil elbise giyme zorunluluğu vardır. Vogue, Harper’s Bazaar gibi önde gelen dergilerin bu etkinliğe gösterdiği ilgi sonucu, Barney’s hedefine ulaşır ve o yıl yeşil, gerçekten de moda renk haline gelir. Ve sonuç olarak bu durum kadınların sigara satın alırkenki tercihlerini etkiler ve yeşil renkli Lucky Strike paketlerinin satışında beklenen artış yakalanır.

İstediği sonuçları başarıyla elde edebilen, ilk kez Bernays tarafından kullanılan bu propaganda teknikleri günümüz reklam kampanyalarında hala kullanılıyor. Acaba hangilerine kanıyoruz, hangilerinin farkındayız?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Airbnb, Trump’ın Pislik Yuvası Olarak Tanımladığı Ülkelerin Reklamını Yaptı

Amerika Birleşik Devletleri’nin başkanlık koltuğuna oturduğundan beri, yaptığı birçok hamle hem kendi ülkesindeki hem de dünya çapındaki çok büyük bir kesim tarafından eleştirilen Donald Trump, zaman zaman da belli kesimlere yönelik olarak yaptığı aşağılayıcı yorumlarla dikkatleri üzerine çekiyor. Kendisinin bu kapsamda son olarak yaptığı açıklama da oldukça tepki topladı.

Donald Trump, iddia edildiğine göre geçtiğimiz hafta Beyaz Saray’da gerçekleştirilen bir toplantı sırasında Haiti, El Salvador ve bazı Afrika ülkelerini hafifletilmiş tabirle “pislik yuvası” olarak tanımladı. Doğal olarak bu açıklama, son günlerde medyada kendine fazlaca yer buldu ve birçok kişi, Donald Trump’ın bu açıklamasına tepki göstererek söz konusu ülkeleri savundu. İnsanların konaklama yeri bulmasına yardımcı olan bir online platform olan Airbnb de kritik bir hamleyle Amerika Birleşik Devletleri başkanının bu açıklamasını bir reklam kampanyasına dönüştürdü.

Fortune’un yaptığı habere göre Airbnb, Donald Trump’ın kötülediği bu ülkelerin reklamını yapmak için en az 100.000 dolar katkıda bulunacağına söz verdi. Airbnb’nin kurucu ortağı ve CEO’su olan Brian Chesky, resmi Twitter hesabından attığı tweet’lerle bu ülkelerin kendileri için olan önemine dikkat çekti ve dolaylı bir şekilde de olsa Trump’ın açıklamasını eleştirdi. Brian Chesky; Haiti, El Salvador ve Afrika’nın belli bölgelerinde yaklaşık olarak 75.000 ev sahibi bulunduğunu ve toplamda 2,7 milyon Airbnb kullanıcısının Haiti, El Salvador ve Afrika ülkelerinin “ziyaret etmeye yetecek kadar güzel” olduklarına karar verdiklerini vurguladı.

Airbnbn CEO’su, attığı tweet’lerden birinde bu ülkelerde bulunan 75.000 ev sahibinin toplamda 170 milyon dolar gelir elde ettiğini de belirtti.

Bununla birlikte Brian Chesky, söz konusu ülkelerin güzelliklerini ön plana çıkartmak için bu ülkelerden bazı manzaraların yer aldığı fotoğraflar paylaşmayı da ihmal etmedi.

Ayrıca Airbnb’nin resmi Instagram hesabı da aynı şekilde benzer şekilde bahsi geçen ülkelerin bazılarının fotoğraflarını paylaştı.

Bu, bir markanın, Donald Trump’ın açıklamasından faydalandığı ilk olay değil. Daha önce de fast food restoran zinciri KFC, Trump’ın Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’a yönelik olarak attığı bir tweet’i kullanarak McDonald’s’a göndermede bulunmuştu.

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link