Senin Annen Bir Melekti Yavrum: Reklamda Klişeler

Yaratıcılığın çok kesin bir tanımı olmamakla beraber  ‘kimsenin göremediğini görmek’ ya da ‘herkesin gördüğünü farklı bir şekilde görmek’ gibi birkaç tanımı mevcut. Fakat reklamlarda kullanılan öyle klişeler var ki bunlar farklılıktan öte artık o kategoride yapılan reklamların olmazsa olmazı haline geldi. Bu durumda çoğu insanın aklına aynı soru geliyor olmalı: ‘’Bu ülkede yaratıcı insan mı yok ve neden hep aynı şeyler?’’

Öncelikle şuna bir açıklık getirmemiz gerekiyor. Ülkemizde tabi ki çok yaratıcı insanlar var. Bu insanlar sektörde çok yaratıcı fikirler de üretiyor ama önlerinde öyle bir engel var ki…  Bu engel aslında reklamın olmazsa olmazlarından biri: reklamveren. Reklam ajansı ve reklamveren bir elmanın iki yarısı olmasına rağmen, siyahla beyaz kadar da birbirine zıttır.

Ajans çoğu zaman çok yaratıcı işler yapmasına rağmen sunum günü gelip çattığında reklamverenin bu işi beğenmeyeceğini bilir. Yine de şansını denemek ister ve dener de ama sonuç hep aynıdır: ‘’Yani iyi güzel de sanki biraz…’’ İşte bu kelimeler önce reklamcının yaratıcı tarafını buruşturup bir çöp kovasına basket atmasını ardından klişelerle dolu bir reklam fikri yaratmasını beraberinde getirir. İşin ilginç yanı müşteri yani reklamveren ‘’Bunlar çok klişe olmuş’’ demez aksine fikre bayılır ve hemen satın alır. Hatta çoğu zaman müşteriden gelen brief bile bu şekilde yazılmış olur. ‘’Bir şampuan reklamı lazım, güzel bir kız olsun, saçları önce çok kirli ve sönük olsun ürünle yıkadıktan sonraysa gür ve parlak olsun, yürüdükçe ahenkle dans etsin istiyoruz…’’ İşin şakası bir yana gerçekten vurgulamak istediklerini birer ipucu olarak briefe ekleyiverirler. Reklam sektöründe de müşteri her zaman haklı olduğundan bu istekleri yerine getirilir.

Peki, nedir bu klişeler? Muhtemelen hepimizin aklına birkaç tane gelmiştir bile. Ben kendi aklıma gelen ‘en klişe’lerden birkaçını paylaşmak istiyorum:

  • Şampuan reklamları: Şampuan reklamlarının çoğunda yer alan ahenkle dans eden saçları artık hepimiz tanıyoruz. Kızımız önce çok bakımsız ve depresyondaymış gibiyken ürünü kullandıktan sonra saçları dolgunlaşır, ruh hali düzelir, depresyondan çıkıp kendini dışarıya atar. ‘Eğer bizi kullanırsanız siz de bu kız gibi çok güzel ve sorunsuz saçlara sahip olursunuz ve tüm dikkatleri üzerinize çekersiniz’ demenin başka bir yoludur bu dolgun saçlar.
  • Çikolata reklamları: Bu ürün kategorisinde ise kakao ile süt önce havada çarpışır. Sonra hemen katılaşıp şekle girerler. Bir de fındık, karamel vs. varsa hepsi havada çarpışarak görsel bir şölen oluşturur. Bu reklamlar da ‘her şeyin en doğalını kullanıyoruz, biz bu işi böyle coşkuyla yapıyoruz’ demenin başka bir yoludur.
  • Ped reklamları: Kızlarımızda mutlaka beyaz pantolon olmalıdır. Çok fazla hareket etmeleri ve yerlerinde duramamaları da istenir. Ekranın ikiye bölünüp başka markanın pediyle bizim pedin mavi sıvı testine tabi tutulmasından bahsetmiyorum bile… Bu reklamlarda da ‘biz diğer markalardan daha kaliteliyiz ve eğer bizi kullanırsanız kafanızda başka şeyler olmaz, kendinize çok güvenirsiniz ve bu da parlamanızı sağlar’ demektir.
  • Leke çıkarıcı, çamaşır beyazlatıcı ürünlerin reklamları: Bu ürünlerde genellikle ‘annenizden öğrendiğiniz gibi’ içgörüsüyle hareket edilir. Mutlaka anne aranır ve ‘ne kullanmam gerek, ne yapacağım?’ tarzında sorulara ürünün adını içeren cevaplar alınır, ürün kullanılır ve süper sonuçlar elde edilir.

Bunlar reklam sektöründe kullanılan klişelerden sadece dört tanesi. Sizin de aklınıza gelen klişeler varsa paylaşmanız dileğiyle…

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Anadolu Üniversitesi, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü mezunu. Bölümünün adı ne kadar uzun olsa da işin özünde o bir ‘iletişimci’. En büyük hayali, bir gün dünyayı yeniden keşfetmek.

Bir Cevap Yazın

Cinsiyetçi Reklamlardaki Rollerin Cinsiyetleri Değiştirilseydi Nasıl Olurdu?

2018 yılında olsak da, günümüzde hala hayatın birçok alanında cinsiyet ayrımcılığının yapıldığına şahit oluyoruz. Haliyle bu durum reklamlara da yansıyor. Geçtiğimiz yıl da bunun birçok örneğiyle karşılaştık. Örneğin, İsveçli mobilya perakendecisi IKEA’nın Çin’de yayımladığı cinsiyetçi reklam ve Artemis Halı’nın kadınları “dırdırcı” olarak tanımlayan cinsiyetçi reklam bunlardan sadece ikisiydi.

Tabii cinsiyetçi reklamların geçmişi çok eskiye dayanıyor. Plastik Studios ve Plastik Magazine’in kurucusu, yaratıcı yönetmeni ve aynı zamanda bir güzel sanatlar fotoğrafçısı olan Eli Rezkallah, 1940 ve sonraki 30 yıllık süreçte yayımlanan cinsiyetçi reklamlardaki rollerin cinsiyetleri tersine çevrilseydi nasıl olurdu? düşüncesinden yola çıkarak bu reklamları yeniden oluşturdu.

Eli Rezkallah, böyle bir çalışma yapmanın nereden aklına geldiği konusunda ise şunları söyledi:

“Geçen Şükran Günü’nde, amcalarımın, kadınların yemek pişirme, mutfak ile ilgilenme ve kadınlık görevlerini yerine getirme konusunda nasıl daha iyi oldukları üzerine yaptıkları konuşmalara kulak misafiri oldum. Her ne kadar tüm erkeklerin amcamlar gibi düşünmediğini bilsem de, bazılarının böyle düşündüğüm öğrendiğim için şaşırdım. Bu yüzden rollerin tersine döndüğü ve erkeklere, kendi cinsiyetçi zehirlerinin tadına baktırıldığı bir paralel evren hayal ettim.”

Paralel Bir Evrende” isimli bu çalışma, Eli Rezkallah’ın geçmiş yıllarda gerçekten yayımlanan reklamları kullanarak oluşturduğu kurgusal reklamlardan oluşuyor ve farklı bir yaklaşımla günümüzde hala devam eden cinsiyetçiliği sorguluyor.

Eli Rezkallah’ın bir hayalden yola çıkarak meydana getirdiği ilginç ve kurgusal reklam çalışmalarının tamamına aşağıdan göz atabilirsiniz.

Marka: Alcoa Aluminium

Marka: Chase & Sandborn

Marka: Lux

Marka: Hardee’s

Marka: Schlitz

Marka: Mr Leggs

Marka: Van Heusen

Marka: Hoover

Marka: Chemstrand Nylon

Marka: Mr Leggs

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

İKSV, Konuyu Değiştirecek Gençler Arıyor

Her gün aynı şeyleri konuşmaktan, sırf sohbet etmiş olmak için söylenen içi boş sözler söylemekten, incir çekirdeğini doldurmayacak konuları ele almaktan sıkılmadık mı? Özellikle genç kuşak için belki şimdi daha önemli konulardan, hatta mümkünse kültür ve sanattan bahsetmenin zamanı gelmiştir. Türkiye’nin en önde gelen kültür ve sanat vakfı olan İKSV (İstanbul Kültür Sanat Vakfı), geçen yıl öğrenciler için başlattığı Kültür Sanat Kart uygulamasını bu yıl da sürdürüyor.

Eczacıbaşı Topluluğu’nun öncü sponsorluğunu ve yönetiminin önemli bir bölümünü üstlendiği vakıf için bu yıl 1000 üniversite öğrencisine ücretsiz olarak dağıtacağı ve tüm İKSV etkinliklerinde geçerli olan 250 TL değerindeki Kültür Sanat Kart’ın tanıtımı için üç reklamdan oluşan, yaratıcı bir tanıtım kampanyası başlatıldı. Rafineri reklam ajansının imzasını taşıyan seride, birçok gencin her gün yaptığı sıradan sohbetler konu ediliyor. Genç neslin kendi aralarında sıkça konuştuğu konuların ne kadar sıradan ve “konuşulmasa da olur” türden olduğunu bize gösteren çalışmalar, sondaki dış sesin kullandığı ifadelerle gençleri kültür ve sanat üzerine görüş alışverişi yapmaya çağırıyor.

Eczacıbaşı

Çalışmalardan ilki, tam da bu hedef kitlenin her gün etkileşim içinde olduğu sosyal medya kavramından yola çıkıyor. Reklam, teknede seyahat eden iki gencin diyaloğuyla başlıyor ve devam ediyor. Erkek oyuncu akıllı telefonuna bakar bakmaz bir anda heyecanlanıyor ve yanındaki arkadaşına hoşlandığı kızın Instagram hikâyesine baktığını söylüyor. Arkadaşı ise kızın izleyenler listesinde kaçıncı sırada olduğunu soruyor ve en altta olduğunu öğrendikten sonra bu kadar heyecanın anlamsız olduğunu, çünkü listede en altta gözüküyorsa içeriğe tesadüfen rastladığını, özel olarak bakmadığını belirtiyor. Diyalog sonrasında konu, en çok beğenenin nerede göründüğüne, en fazla yorum yapanın görünmede avantajlı olup olmadığına ve hatta sosyal medyadaki arkadaşlık süresine kadar varıyor.

İstanbul’da yaşıyorsanız ve özellikle de ev ile iş arasında her gün yaka değiştiriyorsanız, metrobüsün bu koca kentin en büyük sosyal fenomenlerinden biri olduğunu bilirsiniz. Kalabalıklığıyla meşhur bu ilginç taşıt öyle kalabalıktır ki bırakın oturacak yeri, ayakta durabilecek bir yer aramak için sayısız geometrik duruş şekli denersiniz ve peronda kalanlardan olmamak için kendini metrobüse atma taktikleri geliştirmiş insanlara rastlarsınız. İKSV’nin Kültür Sanat Kart reklamlarının bir diğeri de buradan yola çıkmış. Bir parkta egzersiz yapan iki arkadaşın sohbetine şahit olduğumuz çalışmada, metrobüste hangi taraftan binmeye çalışılırsa veya içinde nerede durulursa yer kapılabileceği üzerine “kafa yoruluyor”. Konu, izlenecek yöntemin metrobüsün kaç kapılı olduğuna göre değişebileceğine ve kaç seferde bir kapı sayısı farklı araç geldiği hakkında akademik tartışmaları aratmayacak derecede “derin” (!) bir ikili iletişime kadar uzanıyor.

Serinin üçüncü parçası olan “Siren” adlı reklam ise üç gencin polis, itfaiye ve ambulans araçlarının sirenleri üzerine, arabada başlattığı üçlü konuşma üzerinden ilerliyor. Gençlerden biri itfaiye ile ambulans sirenlerinin neden farklı olduğunu anlamadığını söyleyerek ortaya bir “tartışma konusu” atıyor. İkisinin aynı olduğunu söyleyen diğerlerine durumun öyle olmadığını kanıtlamak için ağzıyla siren sesi çıkaran genç, sürücü koltuğundaki arkadaşından aynı şekilde yanıt alıyor. Üzerinde bir türlü hemfikir olamadıkları bu konuda, en sonunda hepsi birden farklı siren sesleri çıkarıyor. Ortaya çıkan sahne o denli trajikomik ki toplu ve nedensiz bir inada, hatta deliliğe dönen bu manzaraya karşı gülmekten kendinizi alamıyorsunuz.

Her üç çalışmanın sonunda izleyici olarak “Konuyu değiştir.” İfadesiyle karşılaşıyoruz ve dış ses “Bu sene biraz da filmlerden, konserlerden, sanattan konuş. Eczacıbaşı tam 1000 öğrenciye, tüm İKSV etkinliklerinde geçerli 250 TL değerinde Kültür Sanat Kartı hediye ediyor. Hemen tıkla, konu değişsin.” diyerek bu oldukça dikkat çekici ve yaratıcı kampanyanın ana fikrini bize iletiyor.

Serinin üç parçasının da verilmek istenen mesaj açısından oldukça güzel hazırlanmış olduğunu söylemeliyim. Instagram hikâyesinde kullanılan “like, story, algoritma” gibi sözcükler, sosyal ağların gençlerin kullandığı günlük dili nasıl değiştirdiğini gösterirken; diğer yandan da bu konuya bu kadar hâkim olmalarının aslında ne büyük bir zaman kaybı olduğunu, kendilerini kültür ve sanatla geliştirmelerinin daha iyi olabileceğini anlatıyor. Hayattaki en değerli şey olan zamanın nasıl “öldürülebileceği”ne dair çarpıcı bir örnek sunuyor.

iksv

Metrobüs reklamında da benzer bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz. Zaten her gün ulaşım için kullanılan, bir rutin hâline gelen metrobüsün sosyal yansımaları elbette göz ardı edilemez. Fakat, bunun üzerine sık sık konuşan insanların olduğu da bir gerçek ki mutlaka yakın çevremizde de bu kişilerden az ya da çok var. Oyuncuların, sanki metrobüs değil de fırlatılan bir uzay mekiği üzerine konuşuyormuş havası vermesi ise inandırıcılık noktasındaki performanslarını son derece olumlu yönde etkilemiş.

Siren başlıklı reklama sanırım ayrı bir parantez açmamız gerekiyor. Zira hakikaten de üzerine beyin jimnastiği yapılıp sorgulanacak en son konulardan birinin, böyle bir toplu çılgınlığa sebep olması komik bir görüntü oluşturuyor. Gençlerin yaptığı siren taklitleri ise seyirciyi sarkastik bir boyuta ulaştırıp âdeta saçmalamanın sınırı olmadığını kanıtlıyor.

Özellikle Instagram temalı çalışmayı düşündüğümüzde, serinin Lipton’un kısa bir süre önce yayınladığı Konuşalım Artık reklamının üstüne gelmesi rastlantı mıdır bilinmez ama tema-içerik-hedef kitle üçgeninde yakalanan uyum sayesinde, harika bir reklam serisinin ortaya çıktığı ve doğru yöntemle sürece yaklaşıldığı açıkça görülüyor. Zira her iki kampanyada da insanların sözlü iletişimi unuttukları vurgulanırken, Eczacıbaşı bunu daha özel bir konuya odaklanarak yapıyor.

Filmekimi, İstanbul Uluslararası Film Festivali, İstanbul Tiyatro Festivali, İstanbul Caz Festivali, İstanbul Müzik Festivali, İstanbul Tasarım Bienali ve Salon İKSV’deki etkinliklerle yıl boyunca sanatseverlerin yanında olan İKSV’ye bu reklamların çok yakıştığını ve hedefini tam isabetle tutturduğunu düşünüyorum. Özetle, Eczacıbaşı Topluluğu, desteklediği vakıf için tam da gençlerin ilgisini çekecek bir yol izlemiş. Elbette yaratıcı süreci yöneten Rafineri’nin de ortadaki bu başarıda büyük payı olduğunu unutmayıp onların da hakkını teslim edelim.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link