Global bir marka olduğunuzu düşünün. Nasıl bir marka imajınız olsun isterdiniz? Sadece iyi ürünler üreten mi? Hiç sanmıyorum. İnsanlarla arasında duygusal bağ kuran bir marka imajınız olsun isterdiniz. Günümüzdeki markaların imaj yönetimlerinin müşteri-odaklı bir anlayıştan insan-odaklı bir anlayışa kayma eğilimi de bu görüşü destekler nitelikte. Bu değişimin reklam üzerinden nasıl sağlandığını  gelin beraber Samsung Emotion Projesi ile inceleyelim.

Samsung eMotion Project

Öncelikle sanal gerçeklik üzerine konuşmamız lazım. Sanal gerçeklik literatür tanımıyla; bilgisayar programları ve yardımcı donanımların vasıtasıyla belirli bir mekânda ortamın dışında bir gerçeklik algısının yaratılmasıdır. Benim şahsi tanımlamam ile ışınlanmanın ilkel halidir sanal gerçeklik. Bedenen olmasanız da zihnen farklı bir mekâna ışınlandığınızı varsayabilirsiniz çünkü sizi mekândan soyutlar.

Samsung, GEAR VR ürününü kullanarak, İtalya’nın Santa Maria Hastanesinde, pediatri bölümündeki çocukları sanal gerçeklik ile “Movieland”e eğlenmeye götürdü. Yukarıda izlediğiniz bu videoda, projenin nasıl gerçekleştirildiği adım adım filme konu edilmiştir. Şimdi bu reklamın unsurları üzerinde konuşalım biraz;

  •  Halk ile yüksek etkileşim ( izleyicilere samimiyet veren çocuklar ve aileleri)
  •  Güven veren yetkili kişi ( doktor)
  •  Bir soruna çözüm bulma arayışı ( çocukların tedavisinde psikolojik destek sağlamak)
  •  Toplumdaki belirli bir sosyal gruba dikkat çekmek ( sağlık sorunu çeken insanlara)
  •  Son olarak biz size hayallerinizi veriyoruz fikri.

Reklamın unsurlarına bakıldığında, Samsung bir markadan ziyade insana ait özellikler gösteriyor. Yüksek teknolojisini vurgulamak yerine duyguları öne çıkarıyor ama aynı zamanda bize sunduğu hikayenin içinde ürününü de tanıtıyor. Tabiki ürünün ne olduğu da çok önemli, ancak reklamı izledikten sonra zihninizde yer eden iki unsur var. Birincisi hastanelerde zorluk çeken çocuklara -insanlara- yardım etme isteği ve farkındalığı, ikincisi ise bunu bize hatırlatan Samsung’u takdir duygusu. Ben, marka imaj yönetimi ve ürün tanıtımında bu tarz anlatılara bir çeşit “mutualizm” olarak bakıyorum. Marka, insan-odaklı bir kimliğe bürünerek güçlü bir imaj çizerken ürününü tanıtıyor, bunu da toplumsal yaşamdaki bir eksikliğe, bir unutulmuşluğa parmak basarak yapıyor, böylece çift taraflı fayda sağlanıyor.

Son bir şey eklemem gerekirse bu tür işlerin kapitalist meta ilişkisi içerisinde pragmatik açıdan yorumlanmaması gerektiğini düşünüyorum, çünkü hem oradaki çocuklara kısada olsa mutluluk veriliyor hem de onlar hakkında toplumda bir farkındalık yaratılıyor. Samsung’un bu anlayışının diğer büyük-güçlü markalar için örnek olmasını temenni ediyorum.

Paylaş
Pazarlamasyon' da marka ve reklamcılık üzerine yazılar yazan Oğuz Kaan Mavice, Boğaziçi Üniversitesi sosyoloji bölümü mezunu.

CEVAPLA