Renault’tan Nissan Juke’a Cool Rakip: Yeni Renault Captur 0

2 yıl önce üniversitenin bahar şenlikleri kapsamında Şebnem Ferah konser için üniversitemize gelmişti. Ben de birkaç arkadaşım ile birlikte heyecanla konsere gittim. Konser başladı. Arkadaşım yanında fotoğraf makinesi getirmişti. Benden sahneyi görüntülememi istedi. Elimde makine ile parmaklarımın ucuna çıkarak zor şartlarda kayıt yapmaya çalıştım. Amaç o andan bir anı saklamaktı. Sonrasında izlemek için. Uzun bir süre doğru düzgün bir kayıt almaya çalıştım fakat çok kalabalıktı ve bir türlü olmuyordu. Konser bitti eve döndüm.

Dönüp o güne baktığımda aklımda kalan tek şey o boş debelenmelerimdi. Ne doğru düzgün bir kayıt yapabildim ne de konserin tadını çıkarabildim. O kadar heyecan duyarak gittiğim konserden elimde kalan doğru düzgün bir video görüntüsü bile değildi.

O gün yaptığım yanlışı bana hatırlatan bir reklam var şu anda yayında. Renault Captur reklamı. “Hayat dediğin budur” sloganı ile sesleniyor izleyicilere.

http://www.youtube.com/watch?v=scpyozrK-jA

Yeni Renault Captur Kompakt SUV segmentinde yer alan bir otomobil. Nissan Juke ve Mini Cauntry MAN gibi araçlara rakip olarak geliştirilmiş. Renault’un bu segmentteki boşluğunu doldurmak için üretildi. %100 kişiselleştirilebilme özelliği sunuyor müşterilerine. Gençlerin özgünlük arayışının otomobillerde de tutarlılık gösterdiğini düşünürsek bu özelliğiyle fark yaratabilir.

m

Reklamda temel olarak yaşadığımız her şeyi saklama çabamızdan bahsediyor. Dvd’lerden Hard disklerden… Bunlardan bahsederken düştüğümüz bir yanlışı bize hatırlatıyor, anıları saklamaya çalışırken o anı yaşamayı nasıl da unuttuğumuzu.

Bize gerçekleri hatırlatan bu sözler son derece doğru. Cep telefonlarımızdaki kameralarla bile her güzel anı ölümsüzleştirme çabası içindeyiz. Tıpkı benim 2 yıl önce yaptığım gibi. Ne yazık ki çoğumuz bu hataya düşüyoruz. Sonradan farkına varıyoruz o güzel anları saklamaya çalışırken yaşamayı, o anın tadını çıkarmayı unuttuğumuzu. Özellikle sosyal medya hayatımızın vazgeçilmezi olduktan ve akıllı telefonlar bizi sanal hayata daha kolay bağladığından beri bu durum çok daha artarak etrafımızı sardı.

Bu reklamda konuştuğumuz içgörü etrafında Yeni Renault Captur ile hayatın özel anlarını saklamayı değil yaşamayı öneriyor.  Hayatı hayat yapan o güzel anları, bu otomobille yamaya davet ediyor. “Hayat dediğin budur” sloganıyla otomobilin felsefesini bu şekilde tüketiciye aktarmaya çalışıyor.  Reklamda gösterilen bütün karakterler genç 24-35 yaş aralığında. Yani tıpkı Nissan Juke gibi gençlere şehir içinde kullanılan bir Jeep satmayı planlıyor. Strateji ve uygulama gayet başarılı olmuş. Genel olarak beğendim ve başarılı buldum.

Yalnız bir şey var ki söylemeden geçemeyeceğim. Yakalanan içgörü reklamın başında net şekilde anlatılıyor fakat bu içgörüyü otomobille ilişkilendirme de bir parça eksiklik sezdim. Anıları yaşamayı unuttuğumuzu söyledikten sonra dış ses susuyor ta ki reklamın sonunda “Hayat dediğin budur!” sloganını verene kadar. O ara da görüntülerde gerçekten yaşanan anlar ve otomobilin teknolojik özelliklerini gösteriyor. Bence o ara görüntüler devam ederken bir iki cümle daha eklenip otomobille bahsedilen içgörünün bağı daha da güçlendirilebilirdi. İyi yazılmış 2 cümle mesajın hedef kitleye daha net ulaşmasını sağlayabilirdi. Örneğin Coca Cola Zero’nun Sıfır temalı reklamı bu konuda çok başarılı bir örnek olarak gösterilebilir.

Ayrıca şunu da belirteyim ki gerek geçen yıl piyasaya sürülen Yeni Clio gerekse Yeni Captur tasarımlarıyla dikkat çekici. İkisinin de özellikle ön ızgara ve ön farlarının tasarımı çok şık olmuş. Çok beğendiğimi söylemek isterim.

 0ed645a5a_image_00005050_1_yeni_clio_galeri2

Son olarak aracın fiyatı 42.290’den başlıyor. Nissan Juke’un da 39.999 TL’den başladığını düşünürsek  yakın fiyat stratejisi yürütüldüğünü görebiliriz.

Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık bölümünden 2013 yılında mezun oldum. Marka İletişimi ve Stratejik Planlama üzerine çalışmalar yapıyorum. Bu topraklarda dünya markası çıkarma gönüllüsüyüm. Ayrıca siyasete, bilime ve tarihe özel bir ilgim var.

Bir Cevap Yazın

Cinemaximum Seyircileri Sınırsız Patlamış Mısırla Tavladı 0

Son birkaç yıldır Türkiye’deki sinema sektörünün önce konsolide olması, sonrasında ise tekelleşmesi mâlumunuz. Mars Entertainment Group’a bağlı Cinemaximum salonları, artık neredeyse her alışveriş merkezinde karşımıza çıkıyor. Bunun en büyük yansıması da sinema deneyiminin alışveriş merkeziyle eş anlamlı hâle gelmesi oldu. Her yerde Cinemaximum ve onun beraberinde getirdiği konsept olunca, birbirinin kopyası, özgün bir ortamı olmayan salonlar türemeye başladı. Üstüne bir de bu sinemaların yiyecek-içecek bölümlerindeki yüksek fiyatlar eklenince durum, bazı seyirciler tarafından çekilmez bir hâl almaya başladı.

Ülkemizin en büyük sinema zinciri muhtemelen bu gidişatı fark etmiş olacak ki yeni açılan alışveriş merkezlerinden olan Emaar Square Mall’daki salonunun cazibesini artırmak için kolları sıvadı. 20 Eylül 2017 tarihini “Kendi Kabıyla Gelene Sınırsız Popcorn” günü ilan etti ve saat 18:00’e kadar, izleyicilerin getirdiği kap ne kadar büyük olursa olsun, 5 TL karşılığında sınırsız patlamış mısır verileceğini söyledi.

Sınırsız Popcorn Günü, aslında ülkemizdeki kampanyacı ruhun bir yansıması.

İşin renkli tarafı, sınırsız patlamış mısır vaadini duyan izleyicilerin, sıra dışı paketler ve kaplarla gelmesi oldu. Giyim mağazasından alınan büyük karton torbalardan tutun da hasır sepetlere, yoğurt kutularına, ev yapımı kocaman paketlere kadar çeşit çeşit kaplarla Emaar Square Mall Cinemaximum’a gelen izleyiciler, toplumumuzdaki kampanyacı ruhun ne kadar üst düzeyde olduğunu kanıtladı.

Seyirciler, akla hayale gelmeyecek paketlerle salona geldiler.
Sınırsız patlamış mısır, her yaştan izleyiciyi çekmek için işe yarar bir fikre benziyor.

Bazı izleyiciler, Cinemaximum’un bu konuda yaptığı paylaşımların altına, 5 TL karşılığında patlamış mısırın satılabildiği bir yerde neden normal zamanda kendilerinden 20-25 TL arasında ücret alındığını sorgulasa da markaya günden kalan, izleyicilerin kaplarıyla oluşturduğu gülümseten kareler oldu.

Sınırsız patlamış mısırı duyanlar, getirdikleri “kap”larda da sınır tanımadı.

Sinema salonları çok kurumsal ortamlar sayılmaz. O yüzden kendi açımdan bu görüntülerin markanın imajına zarar verdiğini düşünmüyorum. Hatta belki de Apple’ın sinema salonlarındaki filmleri yayınlama isteğiyle daha zor şartlar altında faaliyet gösterecek sinema salonları seyircileri, gelecekte bu tür promosyonlarla salonlara çekmeye çalışacak. Çünkü keskin rekabet doğal olarak bunu gerektirecek.

Getirilen kaplar arasında ev yapımı olanlar da vardı.

Peki, Cinemaximum’un bu çalışması hakkında sizin görüşünüz nedir? Yoğurt kabıyla gelip patlamış mısır alan bir müşteri, bir sinema salonuna renk katar mı, yoksa tersine bir etki mi yaratır?

Bireysel Olarak Marka Olmaya Çalışmak Ruhta Tahribata Yol Açar Mı? 0

BENİM ADIM BİR MARKADIR

İş hayatına girdiğim günden beri, kurumların markalaşma süreçlerinin ucundan kıyısından içerisinde yer aldım. Bu üzerine epey kafa yorduğum bir konu, sonuçta ekmeğimi bundan kazanıyorum. İlk günden beri, kafamda markalaşma adına şimşekler çaktıran diğer bir soru ise bir insanın markalaşması. Marka olabilmek için bütüncül bir pazarlama çalışması yapmak gerekiyor. Yani, temelinde bireyin kendini pazarlaması gerekliliği ortaya çıkıyor, eğer marka olmak gibi bir arzusu var ise…

Bugün yaşadığım bir olay, bu konuda çok uzun zamandır derinlerde kalmış olan yazma isteğimi tekrar gün yüzüne çıkardı. Birlikte çalıştığımız bir doktor hanım şu şekilde bir feryat attı. Gerçek isim vermemek faydalı olacak… “Benim adım Aydan Gürbüz, ben bir markayım…” aslında konuşması, marka olduğunu biraz daha vurgulayıp, ses tonunu yükselterek devam ediyor. Ama, en önemli kısmı almak yeterli olacaktır. Şartlar uygun olsaydı da, nasıl bir markasınız peki, diye sorabilseydim. Aslında kişisel marka oluşturmaya en yatkın mesleklerden biridir doktorluk. Zor bulunan bir çocuk psikiyatrisi uzmanı veya neredeyse yarım gün ameliyatta kalarak, organ nakli yapan bir cerrah iseniz, marka olmak çok daha kolay olacaktır. Ki, hemen aklıma 7-8 tane alanında marka doktor ismi gelmeye başladı. Bu, mimarlık, aşçılık gibi meslekler içinde geçerlidir. Aslında doktor hanım işini iyi yaptığını düşündüğüm bir kişi, hatta kardeşimin tedavisini zamanında kendisine emanet etmiştim. Ancak, işinizi iyi yapmak ile marka olmak arasında güçlü bir bağlantı olsa da, yeterli olmadığını hepimiz biliriz.

Aklımı kurcalayan bir diğer soru ise, bireysel marka yolculuğunun gerekliliği üzerine… Bir pazarlamacı olarak buna inansam da, bunun insan ruhunda bir tahribata yol açabileceğini düşünüyorum. Marka olmak için neleri feda edebiliriz veya yapmak istemediğimiz ne çok şeyi yaparız… Gerçekten kim olduğumuzla ilgili bir ikileme düşer miyiz?

Aslında insanın marka olma süreci, hep gözümüzün önünde oluveriyor. Bir ortama yeni girmiş olan bir kişi, kendi markasını anlatmaya başlar. Nasıl mı, birkaç örnek verelim;

  • Yirmi yıldır bu işin içerisindeyim. Sektör küçük. Beni çok kişi tanır. Bir yer edinmişimdir artık.
  • Anlaşabildiniz mi o şirketle, yöneticisi yakın arkadaşımdır, cebi var. İstersen arayabilirim.
  • Onlarla biz rakı masası arkadaşıyızdır. Bak rehberime hepsinin numarası var, görüyor musun.
  • Mezun olurken, üniversitede kalmamı istediler. Hocanın asistanıydım ben. Ama istemedim.

Eminim sizin örnekleriniz daha çoktur. Eski iş yerimde aslında bir marka olduklarını düşündüğüm iki kişiden biri olan, hanım yönetici ile aramızda şöyle bir konuşma geçmişti; “Neden gözlüğünüzü takmıyorsunuz. Bence, gözlük size yakışıyor. Sizin imajınız gözlüklü. İnsanların hatırında böyle kalıyorsunuz. Bence takın.” Bunun üzerine gözlüğümü devamlı takmaya başlamıştım.

Daha çok para kazanabilmek, itibar görebilmek, güzel kızlarla/erkeklerle takılabilmek, network elde edebilmek için hepimiz marka olmaya ihtiyaç duyuyoruz. Ama, bu bazen çok yorucu olabiliyor. Akyaka’da sabah denize girip, kahvaltı yaptıktan sonra esen hafif rüzgarda, boş veriyorsun… Kendin oluyorsun, bir an için.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link
DIGITAL EXCELLENCE PROGRAM 

Dijital Mükemmelliği Yakalayın!

KAYDOL
close-link