Reklamlar Topluma Cinsiyet Eşitsizliği Mi Aşılıyor?

Büyük çabalara rağmen cinsiyet eşitsizliği, gelişmiş ülkeler de dahil olmak üzere, hâlâ küresel çapta bir sorun olarak önümüzde duruyor. Bu durumun belki de en çok göze çarptığı alanlardan biri de tüketim kültürünün katalizörü olan reklamcılık. New York merkezli Ulusal Reklamcılar Derneği’nin (The Association of National Advertisers) bu konuya dikkat çekmek amacıyla, geçen yıl başlattığı #SeeHer kampanyası, reklamcılık ve medya alanlarında kadınlara karşı ön yargıları kırmayı ve kalıplaşmış düşüncelerle mücadele etmeyi hedefledi.

Kadınların medyadaki temsil gücü ve bu sektördeki kadın-erkek eşitsizliği üzerine araştırmalar yapan bir sivil toplum kuruluşu olan Geena Davis Medyada Cinsiyet Enstitüsü, zaman geçse de eşitsizliğin sürmesi bir yana, arttığını ortaya koyuyor. Enstitünün kullandığı yapay zeka sistemi GDIQ’nun, binlerce reklamı ve medya çalışmasını tarayarak yaptığı araştırmada, 2006 ila 2017 yılları arasını kapsayan dönemde, bu konuda bir arpa boyu yol alınamadığı görülüyor.

Reklamlardaki cinsiyetçilik aslında hiç de yeni bir sorun değil. İşte bir örnek: Kapağını “kadınların bile kolayca açabileceği” bir sosun müjdesi (!) veriliyor.

Enstitünün hazırladığı “2017’deki Reklamlarda Cinsiyet Ön Yargısı Üzerine Gerçek” başlıklı rapor, durumun giderek kötüleştiğinin altını çiziyor. Çalışmanın bulguları, erkeklerin medya ürünlerinde ve reklamlardaki rollerinin giderek daha komik yansıtıldığını, buna karşın kadınların daha çok mutfakta gösterildiğini işaret ediyor. Dahası, kadınların yalnızca beşte biri reklamlarda meslek sahibi olarak gösteriliyor. Reklam dünyasında çoğu zaman kadınlardan tek heceli kelimeler ya da oldukça basit cümlelerle kendilerini ifade etmesi istendiğine dikkat çekiliyor.

Enstitünün CEO’su Madeline Di Nonno bu bilgiler ışığında, reklamların ve medya dünyasının git gide “genç ve aptal kadın” profiline odaklandığını vurguluyor. Bu alanda erkeklerin kadınlara göre daha akıllı gösterilme oranının yüzde 89’u bulduğunu belirten Di Nonno, kadınların erkeklere oranla yüzde 57 daha fazla yükseköğrenim tahsili bulunmasına rağmen, geçen yıl yüzde 62 olan bu oranının yüzde 89’a yükselmesinin ciddi bir olumsuzluk olduğunu söylüyor.

“Genç ve aptal kadın” profilinin pohpohlanmasının en açık örneklerinden biri de Van Heusen kravatları reklamıdır. Burada “efendi” erkek, “köle” kadına (!), dünyanın iktidarında erkeklerin olduğunu “öğretiyor”.

Kişisel bakım sektörünün dev şirketlerinden Johnson & Johnson’ın Küresel Pazarlama Bölümü Başkanı Debra Bass ise bu sektörler sistemli bir şekilde değişmediği sürece, kadınların aleyhine olan istatistiklerin de değişmeyeceğini belirterek acı gerçeği görmemizi istiyor. Şirket olarak, yetkili pozisyonlarında daha fazla kadın istihdam etmeleri için birlikte çalıştıkları medya ve reklam ajanslarını da teşvik etmelerinin yanı sıra, Johnson & Johnson’da da birçok kadın yöneticinin çalıştığını da sözlerine ekliyor. Tam da bu noktada, Dove’un cinsiyetçiliğe karşı mücadeleyi ön plana çıkaran çalışmalarını hatırladığımızda, bu konuya duyarlılık gösteren markaları alkışlamak gerekiyor.

ABD’de durum böyleyken ülkemizde nasıl olduğuna dair tahmin yapmak pek kolay değil. Nitekim reklamcılık ve medyada cinsiyet eşitsizliği üzerine Türkiye’de, bu düzeyde yapılmış kapsamlı bir araştırma, bildiğim kadarıyla mevcut değil. Fakat toplumsal hayatımızda -özellikle de Anadolu kentlerinde- hâlâ baskınlığını koruyan erkek egemen toplum kimliği, şüphesiz medyadan da oldukça besleniyor olmalı. Köktenci muhafazakârlaşmanın arttığı ve hatta yer yer kanıksandığı bir ortamda, reklamlar ve medyadaki kadın görünürlüğünün ve imajının da bundan bağımsız düşünülemeyeceği fikrindeyim.

Bizdeki çalışmalardan bazılarına şöyle bir bakalım. Örneğin, eskilerden bir İmar Bankası reklamı vardı ki evlere şenlik! Reklamda kadın kimliği, materyalist zevkler uğruna kendini cinsel zevklere meze ediyordu ve çekiciliğinin gücü karşılığında “otomobilleniyordu”.

Rodeo Mustafa’yı da unutmayalım. Mutfağa sıkışıp kalmış kadın kimliğini temsil eden annesinin yardımına hızır gibi yetişen Mustafa, Hüseyinler ve Alilerle girdiği Rodeo güç mücadelesindeki performansıyla göz dolduruyordu. Ülker herhalde cinsiyet eşitsizliği “dozunda kalsın” istemiş olacak ki reklamın sonuna yerleştirilen ifadeyle Ayşelerin de bu ürünü tatmasına izin vermiş, büyük bir lütuf (!) göstermişti.

Fakat ümidimizi büsbütün de kaybetmeyelim. Baksanıza, bu yılki 8 Mart Dünya Kadınlar Günü‘ne atfen çektiği reklamda, Filli Boya bizim hâla umudumuzun olması gerektiğini söylüyor.

Peki siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bugüne kadar ülkemizden çıkan reklamlar ve medya çalışmaları arasından, cinsiyet ayrımcılığını ve kadın-erkek eşitsizliğini körükleyen örnekler verebilir misiniz?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

2009 yılında Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden, 2015'te ise Anadolu Üniversitesi Marka İletişimi Bölümü'nden mezun olan yazar, 2013 yılından beri pazarlama ve reklamcılık üzerine çalışıyor. Geleneksel ve dijital reklam ajanslarındaki çizgi altı ve üstü çalışmalarda metin yazarlığı yapan, ulusal ve küresel ölçekte birçok markayla birlikte çalışan yazar, bir yandan da Anadolu Üniversitesi'ndeki Türk Dili ve Edebiyatı öğrenimine de devam ediyor. En büyük tutkusunun edebiyat olduğu biliniyor, şehirdeki festivalleri yakından takip ediyor. Bir gün Patagonya'ya gitmenin hayalini kuruyor.

Bir Cevap Yazın

Gerçek Bir Reklamcı Olmak İçin Yapmanız Ve Sahip Olmanız Gerekenler

“Her mesleğin kendine has bazı zorlukları vardır” klişesini ne kadar çok duysak da kesinlikle her mesleğin kendine özel zorlukları olduğu doğrudur. Fakat her mesleğin zorluğu olduğu kadar güzelliği ve farklılıkları da vardır elbet. Her geçen gün yeni bir meslek dalı çıksa ve eski meslekler saniyede bir kendini yenilese de bazı mesleklerin olmazsa olmazları her zaman vardır. Biz de bugün sizlere gerçek bir reklamcı olabilmek için sahip olmanız veya yapmanız gerekenlerden biraz bahsedeceğiz.

1) Nike – Air Force veya Adidas Stan Smith Sahibi Olmak

Eğer gerçek bir reklamcıysanız bu ayakkabılardan en az birine mutlaka sahip olmanız gerekir. Beyaz ayakkabı reklamcının imzasıdır. Ama ayakkabınızın beyaz olmasının yeterli olduğunu sakın düşünmeyin. Eğer Nike seviyorsanız Air Force eğer Adidas seviyorsanız Stan Smith modellerine özellikle sahip olmanız gerekir.

Ayakkabı kısmını reklamcılığa geçiş aşaması olarak düşünebilirsiniz. Reklamcı olmak gibi bir hedefiniz varsa ne yapıp edip daha işe başlamadan bu ayakkabılardan birini mutlaka edinin.

2) Renkli Çoraplar Giymek

Eğer meslek olarak kendinize reklamcılığı seçtiyseniz muhtemelen renkli bir kişiliksinizdir. Zira reklamcılık çok yorucu olduğu kadar eğlenceli ve yaratıcı bir meslek koludur. Bu canlılığınızı, renkli kişiliğinizi ve yaratıcılığınızı tabi ki kıyafetlerinize de yansıtmak zorundasınız ama öyle herkes gibi değil…

Çoraplar! Çoraplar önemli detaylardır. Son zamanlardaki tüm moda akımları da  paçaları kıvırıp renkli çorapları göstermek için çıktı adeta. Tek yapmanız gereken renkli, desenli çoraplar satın alıp onları gösterebileceğiniz şekilde giyinmek.

3) Mad Men İzlemek

Reklamcılıkla ilgili hiçbir hayaliniz yoksa bile Mad Men dizisini izledikten sonra olacaktır. Dönemin en iyi ve güzel reklamlarının stratejilerini ve o dönemde bile reklamcıların toplumdan bağımsız çok farklı düşünen insanlar olduğunu görünce reklamcılığa imrenmemek pek mümkün değil.

Her ne kadar şu anki reklamcılıkla o dönemdeki reklamcılığın arasında dağlar kadar fark olsa da reklamcı her zaman topluma yön verir. Reklam sektörünün neresinde olursanız olun bu gücü içinizde bir yerlerde hissedersiniz.

4) Yurt Dışı Müzik Festivallerine İlgi Duymak ve Mümkünse Katılmak

Reklamcıların çoğunluğu yeni neslin deyişiyle “kafası açık” insanlardan oluşur. Yani din, dil, ırk ayrımı yapmaksızın herkesi kucaklar ve toplumun belirlediği keskin kuralların dışına çıkmayı severler. Kimseye zararları yoktur isyan çıkarmazlar ama bu hayatın eğlenilmesi gereken bir yer olduğunu bilirler.

Eğlence denince de akla ilk ne gelir? Tabi ki müzik. Özellikle yurt dışı ama eğer olmuyorsa yurt içi müzik festivallerine katılmak reklamcılar için önemlidir. Sürekli düşünen, sürekli üreten yaratıcı ruhun gıdası tabi ki sevdikleri müzikleri dinlemek olacaktı.

5) Happy Hour

“Happy Hour” küçük veya büyük bütün reklam ajanslarının vazgeçilmezidir. İstediğiniz kadar farklı reklamlar yapın, istediğiniz kadar müşteriniz olsun o Happy Hour mutlaka yapılır. Genellikle cuma günleri yapılan bu etkinlik reklamcıların moral deposu, eğlence kaynağıdır. Happy Hour tabi ki sadece reklam ajanslarına özel bir kavram değildir ancak bütün reklam ajanslarının süregelen geleneğidir. Reklam dünyasında her şey değişebilir ama “Happy Hour” kültürü asla değişmez. Eğer reklamcıysanız cuma günü cevap veremediğiniz bir telefona “Canım Happy Hour vardı da duymadım” şeklinde geri dönebilirsiniz. Karşı taraf bazen Happy hour’u bilmiyordur ve soramıyordur. İşte böyle durumlarda bazen insanların aklına “Eyes Wide Shut” gelebilir…

6) Kaş’a Gitmek ve Mümkünse Bir Dönem Orada Yaşamak

Kaş reklamcıların en sevdiği tatil beldelerinden birisidir. Genelde tüm reklamcılar Kaş’a hayatlarında en az bir kere giderler ve gittikten sonra da mutlaka bir yolunu bulup tekrar giderler. Bazen “sektörden” çok sıkıldıklarında, reklamcılardan bunaldıklarında Kaş’a gidip başka işlerle uğraşıp orada yeni  bir hayat kurabilirler. Ama çoğunlukla bir sonraki yaz olsa da tekrar Kaş’a gitsem diye beklerler.

7) Kamp Tatili

Kamp tatilleri genelde stajyer veya Junior reklamcılar için müthiş bir fırsattır ancak hali vakti yerinde reklamcılar da sırf zevk için kamp tatili yapabilirler. Kamp tatili genelde Kaş’ın bir önceki adımıdır. Veya Kaş’ta da kamp tatili yapılabilir. Kamp tatili için Türkiye’deki en uygun yerlerden birisi de Kabak Koyu’dur.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Efsane Olmuş Reklam ve Pazarlama Kampanyalarının Başarı Stratejileri

Nike – Just Do It

Bir zamanlar, Nike’nin ürünü neredeyse sadece maraton koşucularına yiyecek ve içecek olduğunu biliyor muydunuz? Ardından, bir fitness çılgınlığı ortaya çıktı ve Nike pazarlama departmanı üyeleri, ana rakibi Reebok’u geçmeleri için bu avantajdan yararlanacaklarını biliyorlardı. Böylece 1980’lerin sonunda Nike “Just Do It”i yarattı. Just Do It sloganının bir idam mahkümunun son sözünden esinlenilerek ortaya çıktığını daha önce sizlerle paylaşmıştık. 

1988’de Nike satışları 800 milyon dolardı; 1998’de satışlar 9,2 milyar doları aştı. “Sadece yap” sloganı basit ve kısaydı ancak insanların egzersiz yaptıklarında hissettikleri her şeyi kapsıyordu. Beş mil yürümek istemiyor musun? Sadece yap. Dört adım merdivenle çıkmak istemiyor musun? Sadece yap. Bu, hepimizin bağlantı kurabileceği ve herkesi harekete geçirebilecek bir slogandı. Hala da öyle. 

Volkswagen: Think Small

Valkswagen’in “Think Small” kampanyasını birçok pazarlamacı altın standart olarak değerlendirir. Doyle Dane & Bernbach’daki efsanevi bir reklam grubu tarafından 1960’da kurulan kampanya, bir soruyu yanıtlamak için yola çıktı: İnsanarın algılarını yalnızca bir ürüne karşı değil, aynı zamanda bir grup insana göre nasıl değiştirebiliriz?

Amerikalıların büyük araba sevme gibi bir özellikleri vardı ve 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki 15 yıl içinde küçük Alman arabalarını almıyorlardı. Ancak bu Valkwagen reklamı bu algıyı “Küçük olduğumu mu düşünüyorsun? Evet öyleyim.” diyerek değiştirdi.

Bu kampanyanın çıkış noktası ise: “Şirketinizi, ürününüzü ya da hizmetinizi bir şeymiş gibi satmaya çalışmayın. Müşteriler dürüstlüğü sever ve takdir eder.”

Apple: Get a Mac

Mac ile PC arasındaki tartışmalar Apple için en başarılı kampanyalardan biri haline geldi ve ilk yılında % 42 pazar payı artışı yaşadı. Kampanya Mac’i takip edenlere ürün hakkında aşırı ayrıntıya girmeden  bilmeleri gereken her şeyi anlatıyor.

Bu kampanyanın başarısının sırrı ise “İnsanlar her zaman ürününüz şaşırtıcı olduğu için onu satın almaz. Bunun yerine, ürününüzün faydalarını birbiriyle ilişkili olarak açıklayın, böylece tüketiciler onu kullanırken görebilir.”

Clairol: Does She or Doesn’t She?

Bir saç boyası markası olan Clairol 1957’de bu soruyu ilk kez yanıtladığında, 15 kişiden sadece 1’i suni saç rengi kullanıyordu. Sadece 11 yıl sonra, TIME Dergisine göre, cevap 1/2 idi.

Clairol diğer markaların pazarlama taktiktiğinin tam tersini yaparak başarılı oldu. Normalde bir marka ürününden memnun kalan kişilerin markayı diğer insanlarla paylaşmalarını bekler ancak Clairol ürünün doğallığının göstergesi olan kadınların saç boyası kullanmamış gibi davranmalarını istiyordu. “Kendi saç renginiz gibi doğal” ileitişimiyle yola çıkarak ürününün satışlarını arttırdı.

Bu stratejinin başarılı olmasındaki nokta ise: ” Bazen insanlara ürününüzün başarısını sadece göstermeniz yeterlidir. Göstermek söylemekten daha etkili olur.”

California Milk Processor Board: Got Milk?

Kaliforniya Süt İşlemci Kurulu’nun “Got Milk” sayesinde Kampanya, California’daki süt satışları sadece bir yılda% 7 arttı. Ancak etki, eyalet sınırlarının ötesine geçti ve bugüne kadar milyonlarca “Got ….” sloganı türemesine neden oldu. 

Bu kampanya dikkat ederseniz süt içmeyen insanları hedeflemiyor. Yani zaten süt tüketen insanlara odaklanıyor. Burdan çıkarabileceğimiz pazarlama stratejisi ise; “her zaman yeni müşteriler edinmek zorunda değilsiniz. Var olan hedef kitlenize ürününüzü daha sık kullandırabilirsiniz.”

Procter & Gamble (P&G): Thank You, Mom

P & G, Olimpiyat sporcularının öykülerinin arkasındaki hikayeleri, bu dünya çapındaki sporcuları ömür boyu sürdürecek destekleyici annelerin hikayelerini, anlattı. Anneler bu zorlu ve uzun yol boyunca çok fazla çamaşır yıkama ve temizlik yapmak zorundaydı ve muhtemelen P & G ürünleri kullanıyordu.

Bu reklamın stratejisi çok basit ve reklamların çoğuyla aynı: “Duygusal pazarlama.” Ancak bunu oldukça başarılı bir biçimde öne çıkarmışlar ve bunu insanların hayatlarına dokunarak yapmışlar.  “Duygusal ve nostalji pazarlaması, insanları satın alma seçenekleri haline getirmek için güçlü taktiklerdir; bu nedenle, ürününüzün veya hikayenin ardında daha büyük, daha evrensel bir hikaye varsa, içeri girip ön plana çıkarın.”

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link

MARKETING MEETUP 2018



Türkiye'nin en değerli konferans içeriğini, Erken Kayıt indirimi ile takip edin!
Erken Kayıt Fırsatı
close-link












Türkiye'nin en değerli konferans içeriğini, Erken Kayıt indirimi ile takip edin!
BU ETKİNLİKTE OLMALIYIM
19 Nisan'da Uniq Istanbul'da Sophia'nın da katılımı ile Marketing Meetup'ta buluşuyoruz.
close-link