Reklamda Ünlü Kullanımı için Başarı Ne Zaman Gelecek?

Şimdi yazacaklarıma tepki olarak ‘arkadaş bu kadar sorun var, ülkenin hali ortada, deli misin nesin başka derdin mi yok?’ diye söylenebilirsiniz. Ama durum hiç öyle düşündüğünüz gibi değil. Açıklayabilirim. Ben yaşamaya devam ediyorum, kendi uzmanlık alanım içinde de bazı sorunları dert edinmezsem, hiçbir şeyle baş edemem.

O halde derdimi söyleyeyim;

‘Türkiye’de ünlü kullanımı’

Elbette bu konuyla ilgili milyonlarca şey yazıldı. Ben de içimi döksem fena mı?

Sorunun asıl kaynağının ünlülerimiz olduğunu düşünüyorum artık.

Hani dünya starları başka gezegenden gibi oluyorlar ya, ulaşılamaz, yolda karşılaşmanızın mümkün olmadığı, kusursuz ve sanki evcilik oynarken kurguladığınız hikâyelerin içinde yaşıyorlar gibi. İşte böyle bir durumda ünlüleri reklamlarda kullandığınız da, onlar gibi olmak isteği öylesine büyük bir motivasyon sağlıyor ki, markanın gücü kuvveti katlanıyor. Ama durum Türkiye de farklı.

Bizdeki ünlü kavramı farklı.

Sokakta karşılaşabildiğiniz, hayatındaki binlerce hatasını dikizlediğiniz, bazen kendine bakan, bazen bakmayan, her konu hakkında yorum yapma çabası içine giren, hiçbir zaman duruşunu aynı çizgide koruyamayan kamu önderleri oluyorlar.

Halk gibi, bizden biri gibi diye seviniyoruz. Ama sevinmemeliyiz.

Etrafımızdaki herkes zaten ‘bizim gibi’. Eğer ünlüler de bizim kadar doğal olursa burada onların ünlü olmasındaki ayrıcalık ne ki? Çünkü biliyoruz ki yetenek sıkıntımız da var.

Eh hali hazırda eldekiler bunlar olunca, reklam kullanımları da aynı derece de vasat olmaktan ileriye gitmiyor. Reklamcılık kafasının da Türkiye de uç noktalara varamamış olduğunu da biliyorken üstelik, insanın beklentisi bile olamıyor, çok yazık.

Bunun en yakın örneklerinden biri Garanti ONE. Bir birine uyumsuz ancak yine de bu sıradanlaşan ünlülerden farklı, kendi çizgileri olan iki ünlü ismin, bu şekilde kullanımı, şahsen beni oldukça rahatsız ediyor.

Son dönemlerde bu anlamda belki rahatlıkla parmakla gösterebileceğimiz tek örnek; Fiat Egea ve Erdal Beşikçioğlu’nun muhteşem uyumlu ilişkisiydi. Daha iyi bir eşleşme, daha iyi bir kurgu ortaya konamayabilirdi. Uzun zamanların Türkiye’deki en başarılı ünlü kullanımı örneğiydi.

reklam-ajansi

Sorun hayal kuramıyor olmamızda.

Her şeyde yanlış bir şeyler arama çabamızda.

Gerçek olan kabul ettiğimiz her şeye çok takıntılı olmamızda.

Eh reklamcıları da suçlamamak lazım, belki de asıl konu hedef kitledir. Ya da müşteridir…

Kim olursa olsun sebep, reklamın ideolojisinin bambaşka şeylere ne yazık ki çekilemeyeceğini kabul etmek faydalı olur diye düşünüyorum.

Çünkü ne kadar direnseniz de reklam kapitalizmin en parlak sanatçılarından birisi. Temel çarklarından ve hatta en güçlü fırtınalarından.

Yani direnilse de onun başka bir yere ait olması imkânsız, işin temelinde, sahip olmadıklarımıza özendirmesi, parlatması, esmerleri sarışınlaştırması, sarışınları esmerleştirmesi gerekiyor.

Bu ortama bakar, hal mi kaldı hayal kuracak biz de demeyin.

Tolkien Yüzüklerin Efendisi serisini cephede, tozun dumanın arkasında, bomba sesleri altında yazmış…

Zor zamanlar hayal gücünün sınırlarını açar, hatırlayın bunu.

Hatırlatın.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Eskişehir Anadolu Üniversitesi Reklamcılık ve Halkla İlişkiler Bölümü mezunu olan Zümrüt Tanrıöven; Pazarlamasyon'da pazarlama ve reklam üzerine yazılar yazmaktadır. Futbol Extra'da yazar olmasının yanında, bunun bir devamı olarak spor pazarlama konusunda oldukça derin eğitimler almış, bu konuda bir çok araştırmada ve projede bulunmuştur. İstanbul Bilgi Üniversitesinde bitirdiği yüksek lisansıyla beraber kültür ve sosyolojik yönetimlere de odaklanmaya çalışmış, bu alanları birbiri içinde kullanmaya yönelmiştir. Alamet-i Farika, Show Tv gibi yerlerin ardından son 5 yılında TTNET, Tivibu'da İçerik Pazarlama'cı olarak çalıştı. Şimdi Türk Telekom Pazarlama İletişiminde yolunda devam etmekte.

1 Comment

  1. Zümrüt Hanım,
    Yazınızı okudum. Dikkatimi çeken tespitleriniz var. Ünlü kullanımı çok etkili bir stratejidir. “Celebrity” kelimesinin içinde barındırdığı ürün yada hizmetlerin, ünlü kişiler tarafından tanıtılması oldukça yaygın. Ünlülerin öz karakterlerinin gerçek hayatımızda nasıl olduğu ve nasıl bir yaşam tarzı içinde olduğu ile ilgilidir. Alkol, sigara ve diğer zararlı alışkanlıklara sahip olan ünlü kişilerin seçilmiş olması reklam sektörünün pek umurunda değil. Tamamen normallerin üzerinde bir hedef kitleye sahip kişiler popüler kimliklerini topluma karşı çok iyi kullanıyorlar. O karakterleri ekranlarda izlediğimizde o ünlünün gerçek hayatında da aynı karakter olduğuna inanıyoruz. Özel hayatlarını gizlemeyi başaramayan ünlüler maalesef markaya zarar verirler. Doğru seçim önemli. Bir diziyle, bir şarkıyla, sahte tıklamalarla, yakın akrabaların torpilli sürdürülen ilişkileriyle yürüyor reklam ve müzik sektörü. Umarım yeni yılda bu zihniyetler değişir.

    Saygılarımla,

    Etkinlik Organizatörü
    Can Demiral

Bir Cevap Yazın

Efsane Olmuş Reklam ve Pazarlama Kampanyalarının Başarı Stratejileri

Nike – Just Do It

Bir zamanlar, Nike’nin ürünü neredeyse sadece maraton koşucularına yiyecek ve içecek olduğunu biliyor muydunuz? Ardından, bir fitness çılgınlığı ortaya çıktı ve Nike pazarlama departmanı üyeleri, ana rakibi Reebok’u geçmeleri için bu avantajdan yararlanacaklarını biliyorlardı. Böylece 1980’lerin sonunda Nike “Just Do It”i yarattı. Just Do It sloganının bir idam mahkümunun son sözünden esinlenilerek ortaya çıktığını daha önce sizlerle paylaşmıştık. 

1988’de Nike satışları 800 milyon dolardı; 1998’de satışlar 9,2 milyar doları aştı. “Sadece yap” sloganı basit ve kısaydı ancak insanların egzersiz yaptıklarında hissettikleri her şeyi kapsıyordu. Beş mil yürümek istemiyor musun? Sadece yap. Dört adım merdivenle çıkmak istemiyor musun? Sadece yap. Bu, hepimizin bağlantı kurabileceği ve herkesi harekete geçirebilecek bir slogandı. Hala da öyle. 

Volkswagen: Think Small

Valkswagen’in “Think Small” kampanyasını birçok pazarlamacı altın standart olarak değerlendirir. Doyle Dane & Bernbach’daki efsanevi bir reklam grubu tarafından 1960’da kurulan kampanya, bir soruyu yanıtlamak için yola çıktı: İnsanarın algılarını yalnızca bir ürüne karşı değil, aynı zamanda bir grup insana göre nasıl değiştirebiliriz?

Amerikalıların büyük araba sevme gibi bir özellikleri vardı ve 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki 15 yıl içinde küçük Alman arabalarını almıyorlardı. Ancak bu Valkwagen reklamı bu algıyı “Küçük olduğumu mu düşünüyorsun? Evet öyleyim.” diyerek değiştirdi.

Bu kampanyanın çıkış noktası ise: “Şirketinizi, ürününüzü ya da hizmetinizi bir şeymiş gibi satmaya çalışmayın. Müşteriler dürüstlüğü sever ve takdir eder.”

Apple: Get a Mac

Mac ile PC arasındaki tartışmalar Apple için en başarılı kampanyalardan biri haline geldi ve ilk yılında % 42 pazar payı artışı yaşadı. Kampanya Mac’i takip edenlere ürün hakkında aşırı ayrıntıya girmeden  bilmeleri gereken her şeyi anlatıyor.

Bu kampanyanın başarısının sırrı ise “İnsanlar her zaman ürününüz şaşırtıcı olduğu için onu satın almaz. Bunun yerine, ürününüzün faydalarını birbiriyle ilişkili olarak açıklayın, böylece tüketiciler onu kullanırken görebilir.”

Clairol: Does She or Doesn’t She?

Bir saç boyası markası olan Clairol 1957’de bu soruyu ilk kez yanıtladığında, 15 kişiden sadece 1’i suni saç rengi kullanıyordu. Sadece 11 yıl sonra, TIME Dergisine göre, cevap 1/2 idi.

Clairol diğer markaların pazarlama taktiktiğinin tam tersini yaparak başarılı oldu. Normalde bir marka ürününden memnun kalan kişilerin markayı diğer insanlarla paylaşmalarını bekler ancak Clairol ürünün doğallığının göstergesi olan kadınların saç boyası kullanmamış gibi davranmalarını istiyordu. “Kendi saç renginiz gibi doğal” ileitişimiyle yola çıkarak ürününün satışlarını arttırdı.

Bu stratejinin başarılı olmasındaki nokta ise: ” Bazen insanlara ürününüzün başarısını sadece göstermeniz yeterlidir. Göstermek söylemekten daha etkili olur.”

California Milk Processor Board: Got Milk?

Kaliforniya Süt İşlemci Kurulu’nun “Got Milk” sayesinde Kampanya, California’daki süt satışları sadece bir yılda% 7 arttı. Ancak etki, eyalet sınırlarının ötesine geçti ve bugüne kadar milyonlarca “Got ….” sloganı türemesine neden oldu. 

Bu kampanya dikkat ederseniz süt içmeyen insanları hedeflemiyor. Yani zaten süt tüketen insanlara odaklanıyor. Burdan çıkarabileceğimiz pazarlama stratejisi ise; “her zaman yeni müşteriler edinmek zorunda değilsiniz. Var olan hedef kitlenize ürününüzü daha sık kullandırabilirsiniz.”

Procter & Gamble (P&G): Thank You, Mom

P & G, Olimpiyat sporcularının öykülerinin arkasındaki hikayeleri, bu dünya çapındaki sporcuları ömür boyu sürdürecek destekleyici annelerin hikayelerini, anlattı. Anneler bu zorlu ve uzun yol boyunca çok fazla çamaşır yıkama ve temizlik yapmak zorundaydı ve muhtemelen P & G ürünleri kullanıyordu.

Bu reklamın stratejisi çok basit ve reklamların çoğuyla aynı: “Duygusal pazarlama.” Ancak bunu oldukça başarılı bir biçimde öne çıkarmışlar ve bunu insanların hayatlarına dokunarak yapmışlar.  “Duygusal ve nostalji pazarlaması, insanları satın alma seçenekleri haline getirmek için güçlü taktiklerdir; bu nedenle, ürününüzün veya hikayenin ardında daha büyük, daha evrensel bir hikaye varsa, içeri girip ön plana çıkarın.”

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Barcelona Oyuncuları Beko İle Mutfakta

Birkaç gün önce Beko‘nun Barcelona‘nın üç ana sponsorundan biri olarak sponsorluk sözleşmesini 3 yıl daha uzattığını sizlerle paylaşmıştık. Yenilenen anlaşma kapsamında, Beko logosu FC Barcelona formasının sol omzunda yer almaya devam ederken, Beko dünya çapında 300 milyonu aşkın taraftarı bulunan FCB’nin Resmi Ev Aletleri ve Resmi Antrenman Ortağı da oldu.

Bu sponsorluk kapsamında Beko ve FCB’nin kısa süre önce duyurduğu küresel sosyal girişimi ‘Şampiyonlar Gibi Beslen’ (Eat Like a Pro) projesi de yeni sponsorluk döneminin temel odaklardan biri olacak. ‘Şampiyonlar Gibi Beslen’ girişimi, çocukların hayran oldukları sporcuları örnek alarak sağlıklı beslenmelerini ve sporu hayatlarının bir parçası haline getirmeyi amaçlıyor. Beko, “Şampiyonlar gibi beslen” girişimine yönelik Barcelona futbolcularının yer aldığı bir reklam filmi de yayımladı.

Reklam filminde çocuğuna sağlıklı yemek pişirmek isteyen bir anne ve bundan memnun olmayan küçük bir çocuk görüyoruz. Anne çocuk için brokoli pişireceğini söylediğinde çocuk bundan hiç de memnun olmuyor. Ancak yemeği pişirme aşamasında mutfağa birden Barcelona’nın oyuncuları doluşuyor ve annenin yemek pişirmesine eğlenceli bir şekilde yardımcı oluyorlar.

Yemek pişirme kısmı çocuğun çok hoşuna gidiyor ve mutfaklarında olanları gülerek seyrediyor. Her şey bittiğinde son derecede sağlıklı olan yemeği önüne geliyor ve dünyanın en önemli oyuncularının annesiyle birlikte hazırladıkları yemeği afiyetle yiyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link

MARKETING MEETUP 2018



Türkiye'nin en değerli konferans içeriğini, Erken Kayıt indirimi ile takip edin!
Erken Kayıt Fırsatı
close-link












Türkiye'nin en değerli konferans içeriğini, Erken Kayıt indirimi ile takip edin!
BU ETKİNLİKTE OLMALIYIM
19 Nisan'da Uniq Istanbul'da Sophia'nın da katılımı ile Marketing Meetup'ta buluşuyoruz.
close-link