Reklamcının Ruhu da mı Varmış?

Biz reklamcılar genellikle, yaratıcı bir fikirle müşterinin karşısına çıktığımızda, o fikrin, doğru ve etkili mecra kullanımı ile ürünü sattıracağını düşünürüz. Bu öngörümüz bazen doğru da çıkabilir, fakat her zaman değil…

Peki öngörülerimizin doğruluğunu süreğen hale getirebilir miyiz? Açıkçası bilmiyorum ve sanmıyorum… Bildiğim tek şey şu: bir ürünü satmak istiyorsak önce hedef kitlemizi iyi tanımalıyız. Peki hedef kitlemizi iyi tanımanın yolu nedir? Focus gruplar oluşturmak mı? Saha araştırmaları işimizi görebilir mi? Ekşi sözlük, Şikayetvar ve Google’dan alacağımız müşteri dönütleri mi? Çoğu zaman hepsi…

Eski bir hikaye vardır, belki bilirsiniz… Çok eski zamanlarda bir adam, rüyasında, yaşlı bir bilge görür. Yaşlı bilge, adama, çok ama çok uzakta bir yerde, bir hazinenin bulunduğunu, hazineyi bulmak için yola çıkması gerektiğini söyler. Adam, uyanır uyanmaz hemen yola çıkar.  Günler, haftalar, aylar ve hatta yıllar boyu yürür ve sonunda rüyasında ona hazinenin haberini veren yaşlı bilgeyi bulur. Yaşlı bilgeye şöyle der: Yıllardır yürüyorum. İşte sonunda geldim. Şimdi beni hazineme götür… Yaşlı adam bir süre sessiz kaldıktan sonra yavaşça konuşur… Aradığın hazine evinin bahçesindeki zeytin ağacının altındadır… Evine dön…

Biz, hedef kitlemizi analiz etmeye; onu tanımaya çalışırken, genellikle kendimizi onlardan ayrı tutarız. Evet, birer tüketici olduğumuzu kabul ederiz fakat asla kendimizi onlarla aynı kefeye koymayız. Neden mi? Cevabı çok basit… Çünkü biz, reklama maruz kalan değil, reklamı yapan taraftayız, koridorun öteki ucundayız… Her ne kadar kendimizi bu bakış açısından kurtarmaya çalışsak da, çoğu zaman bunu yapamayız… Çocukluğumuzdan bu yana “Ben ve Öteki” bakış açısı temelinde eğitilip şekillendiğimiz için bunu yapmak pek çoğumuz için son derece zordur. Peki bizim “Ben” dediğimiz şey nedir? Belki de, hedef kitlemizi iyi tanımamız için önce, “Ben” diyerek işaret ettiğimiz şeyin ne olduğunu, nasıl çalıştığını, hangi mekanizmalara tabi olduğunu fark etmeliyiz. Çünkü “öteki” diyerek geçiştiriverdiğimiz kelimenin içine sıkışıp kalan milyonlarca ben vardır ve “Zerre, küllün aynasıdır.”

Öncelikle şunu bilmemiz gerekir; “BEN” dediğimiz şeyi oluşturan üç temel kavram vardır.

  • His
  • Duygu
  • Düşünce

İnsana kendi dışından gelen bilgilerin tamamı 5 duyu organı aracılığı ile gelir. 5 duyu organından gelen bilgiler, somatik sinir sistemi tarafından alınır. Bu sırada oluşan şey, hislerdir.

  • Gördüğü bir şeyden hoşlanmak,
  • duyduğu bir şeyden korkmak,
  • dokunduğu bir şeyden tiksinmek,
  • tattığı bir şeyden ağzı yanmak,
  • kokladığı bir şeyden ferahlamak vs.

Bu aşamanın hemen ardından hisler, kendilerini duygulara bırakırlar.

  • Gördüğü bir şeyden hoşlanan insan gördüğü şeyi sever.
  • Duyduğu bir şeyden korkan insan, ona öfkelenir.
  • Dokunduğu şeyden tiksinen insan, ondan nefret eder.
  • Tattığı bir şeyden ağzı yanan insan, sinirlenir.
  • Kokladığı bir şeyden ferahlayan insan, ona sahip olmak ister vs.

Bizim, her şeyimizi yönlendirdiğini sandığımız düşüncelerimiz ise ancak sonraki aşamada devreye girer.

  • Gördüğü bir şeyden hoşlanan insan, gördüğü şeyi sever ve şöyle der: “Burası ne kadar güzelmiş, biraz daha kalalım.”
  • Duyduğu bir şeyden korkan insan ona öfkelenir ve arkasını dönüp şöyle der: “Biraz önce arkamdan söylediğin o sözü bir de yüzüme karşı söylemeye ne dersin?”
  • Dokunduğu şeyden tiksinen insan ondan nefret eder ve şöyle der: “Seni iğrenç tüylü yaratık! Kaybol gözümün önünden!”
  • Tattığı bir şeyden ağzı yanan insan sinirlenir ve şöyle der: “İçmiyorum bu çorbayı! Bu kadar acı seviyorsan, al kendin iç!”
  • Kokladığı bir şeyden ferahlayan insan ona sahip olmak ister ve şöyle der: “ Yasemin kokulu bir parfüm arıyorum.”

( Aranızda düşünceleri örnekleyebilmek için oluşturduğum repliklerin Hollywood üslubuna kayan yapısından ötürü rahatsız olanlarınız olabilir. Neden böyle olduğunu bilmiyorum ama böyle aktı, ben de kendimi durdurmadım. Kusuruma bakmayın. )

Şimdi toparlayalım ve büyük resme bir bakalım…

Bilgiler size 5 duyu organınız aracılığı ile geldi. Peki “BEN” dediğiniz şey, sizin 5 duyu organınız mı?

Siz, 5 duyu organınız mısınız?

Gelen bilgiler sizde bazı hisler oluşturdu. Peki “BEN” dediğiniz şey, sizin hisleriniz mi?

Siz, hissettikleriniz misiniz?

Hisler sonra yerini duygulara bıraktı. Peki “BEN” dediğiniz şey, sizin duygularınız mı?

Siz, duygularınız mısınız?

Duyguların da ardından düşünceleriniz oluştu. Peki “BEN” dediğiniz şey, sizin düşünceleriniz mi?

Siz, düşünceleriniz misiniz?

Ve son soru: “BEN” dediğiniz şey, sizin düşüncelerinizse, “Ben dediğim şey, benim düşüncelerimdir.” diyen kişi kim? Düşüncenizin, kendisinin bir düşünce olduğunun farkında mı olduğunu söylüyorsunuz? Nasıl yani? Öyleyse düşünceleriniz sizden bağımsız, akıllı ve idraklı bir varlık ha? Buna mı inanıyorsunuz? Çünkü buna inanmıyorsanız, “BEN” denilen şeyin, düşünceleriniz olmadığını da kabul etmek zorundasınız…

Ortalık karıştı mı? Öyleyse sakinleşelim…

En büyük problem, bizim kendimizi düşüncelerimizden ibaret sanmamızdır. Halbuki duyu organlarımız olmasa, düşüncelerimiz de oluşamaz… Hislerimiz, duygularımız olmasa, düşünce oluşturmamız imkansızdır.

“Gözlem” denilen kavramın, fizik kuralları dahilinde iki esas temeli vardır. Bir gözlem yapabilmek için bir gözlemleyen, bir gözlemlenen olması şarttır. Gözlemleyen ve gözlemlenenin aynı olması ise imkansızdır. Ya gözlemlersiniz, ya gözlemlenirsiniz. Dolayısıyla, tıpkı hisleriniz ve duygularınızı gözlemleyebildiğiniz gibi düşüncelerinizi de gözlemleyebiliyorsanız, siz, düşünceleriniz de değilsiniz… Öyleyse siz kimsiniz?

İşte şimdi kim olduğumuz hakkında gerçekten bir soru sormuş sayılırız.

Aslında terimlere çok da takılmadan yolumuza devam etmek için, kendisinin düşüncelerinden ibaret olmadığının farkına varan o şeye dilediğiniz ismi vermenizi öneriyorum. Süperbilinç, tin, ruh, benlik vs. Ne derseniz deyin ama bu ismin kesinlikle, kendi üzerinde gözlem yapan, duyuları, hisleri, duyguları ve düşünceleri olmayan, bunların çok daha yukarısında olan bir varlık olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Yazının devamında ben bu varlığı “RUH” olarak kodlayacağım.

Peki, ben dediğiniz şeyin, aslında sizin ruhunuz olduğunu bilmeniz, (bu yazının yayınlandığı platformu da göz önünde bulundurursak) sizin profesyonel iş hayatınıza  ne katacak? Şimdi de buna cevap verelim…

Yazının başlarında size çok eski bir hikayeden söz etmiştim… Hani şu hazineyi bulmak için yıllarca yol giden, sonunda aradığı hazinenin kendi bahçesinde olduğunu öğrenen adamın hikayesi… İşte sizin de profesyonel reklamcılık kariyerinizde, hedef kitlenizi doğru tanımlamak ve onu iyi analiz edebilmek; sonuç olarak da elbette ürünü satabilmek için izleyeceğiniz yollardan biri, bu kıssadaki hissede saklı…

Focus gruplara, saha araştırmalarına, anketlere ve daha binlerce meşakkatli yola girip, sonunda hazineye ulaşma olasılığınız vardır. Ama belki de hazineyi uzaklarda aramanıza gerek yoktur. O sizin çok yakınınızda, hatta içinizde olduğu için her zaman gözden kaçırdığınız yerdedir: Ruhunuzda…

Size anlattığım şeyler elbette hedef kitleniz tarafından çoğunlukla bilinmemektedir. Yani hedef kitlenizin neredeyse tamamı kendisinin bir ruhu olduğunu bilmez, bilse bile bunun idrakı gereğince bir hayat yaşamaz. O uykudadır. Duyu organları, hisleri, duyguları ve düşüncelerinin yönlendirmesiyle ve onlarla özdeşleşerek yollarda yürür, televizyon izler, internete girer, billboardların altında sevgisini bekler ve market önlerinden geçerken gazetelere göz atar… Fakat onlar her ne kadar bir ruha sahip olduklarını bilmeseler de, ruh hep oradadır. Ve daimi karar verici her zaman ruhtur. Çünkü bütün o duyu organları, hisler, duygular ve düşünceler sadece tek bir şey için vardır: Ruhun uyanışı…

Onu uykusundan uyandıran sizin markanız mı olacak?

O, uykudan uyandığı anda ilk göreceği şey ne olacak?

Ona, uykusunda fısıldayan marka, rüyasına nasıl sızacak?

“İyi hoş konuşuyorsun da, ruha da reklam mı yapılırmış?” dediğinizi duyar gibiyim… Bilmiyorum…

Belki de yapılır.

Neden olmasın?

Ama bunu yapabilmek için önce uykudan uyanmamız gerek…

Haydi, işe geç kalıyorsunuz. Uyanın.

Günaydın.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Bir gün, virüsler, nükleer savaşlar, asit bulutları veya radyoaktif sızıntılardan ötürü dünyada yaşam ihtimali kalmadığında bizim de işimiz bitecek. Ama o zamana kadar tüketicileri bol virüslü hayvansal gıdaları tüketmeleri konusunda teşvik etmeye devam edebiliriz. Nükleer savaşlar hepimize fazladan bir el, kol ekleyene kadar moda kıyafetleri giyebilir, herkesi %50’ye varan indirimlerle zincir giyim mağazalarına yönlendirebiliriz. Asit bulutları, uygarlığımızın diktiği gökdelenleri eriyik leş denizlerine çevirmeden, annesinden aldığı 5 liralık harçlığın yarısını o gökdelenlerin tepesindeki holding sahiplerinin cebine aktarabilmek için çocukların rüyalarına alt bant eklemekten vazgeçmeyeceğiz. Radyoaktif sızıntılar havayı, toprağı ve suyu yok etmediği sürece, güneşli günler, kazandıran seçimler, enerjik bünyeler ve okyanusta bir su damlası olan insancıkları dünyayı değiştirebileceklerine inandıracak fırsatlarla dolu bir kariyer vaat edebiliriz. Yazdığım her metinle fakirlerden çalıp zenginlere aktardığımı, Ürettiğim her kampanya fikriyle kötü tarafın ateşini harladığımı, Bulduğum her sloganla, zavallı insancıkların algılarıyla oynadığımı biliyorum. İyi ile kötünün savaşında, kötü olan taraftayım. Bu yüzden ben “Kötü” bir reklam yazarıyım. "İyi" bir sanatçıyım.

Bir Cevap Yazın

İsminin Yanlış Telaffuzunu Muhteşem Bir Kampanyaya Dönüştürüp Ödül Alan Marka: MailChimp

  •  Markanızın isminin yanlış telaffuzu alıp nasıl ödüllü bir kampanya haline getirebilirsiniz?
  • MailShrimp, KaleLimp ve JailBlimp gibi dokuz farklı telaffuz hatası Mailchimp’e her zaman hatırlanabilecek bir kampanya yaratma ilhamı verdi, detaylar aşağıda,
  • Benzeri yazılar için;Start-Uplar için Kullanabileceğiniz En İyi 8 Pazarlama Aracı

Pazarlama otomasyonu ve e-mail pazarlama konularında akla ilk gelen markalardan olan MailChimp, geçtiğimiz sene yaptığı efsanevi pazarlama kampanyası hala çok konuşulurken bizlerde hem 2017 Cannes Lions International Festival of Creativity ödüllü bu kampanyayı tekrar hatırlatalım hem de izlemeyenler için kampanyayı tekrar anlatalım istedik.

Google’a sorduğumuz sorulardaki yazım yanlışlarını düzelttiği klasik soru kalıbını alıp bütün bir kampanyanın ana fikri yapan şirket, isminin yanlış telaffuzunu oldukça eğlenceli bir yolla anlatırken adeta aklının aklımıza kazınmasını sağlıyor. “Did you mean Mailchimp?”  sorusunun hakimiyetindeki kampanya ismin ona çok benzer dokuz farklı yanlış telaffuzunu birbirinden farklı, absürt şeylere dönüştürüyor.

Bunlardan üç tanesi MailShrimp, KaleLimp ve JailBlimp mod filmi diyebileceğimiz tarzda ve her yanlış telaffuz için kurulan mikro sitelerde yayına geçmeden önce Amerika’da ki birkaç sinema da yayınlanıyor.

Ve sanırım en güzeli de bir çoğunun distopik birer evren resmediyor hissi vermesi. Sizce?

MailShrimp

Robert Vacha ve Peter Klimes başrolündeki bu film, posta servisinde çalışan bir çocuğun karides (shrimp) sandviçi yemesini epik bir hale getiriyor.

KaleLimp

Zdenek Subr, Helena Jilkova, Boris Wilkenin başrolündeki bu kısa filmde bir lahana yaprağının tabağa olan yolculuğu lahanadan bir köpeğin maceraları şeklinde anlatılıyor.

JailBlimp

Bir hapisten kaçış hikayesi ne kadar garip olabilir. Tam da yukarıda izlediğiniz kısa film kadar. Bir doğum günü kızının kukla oyuncağını ezmesinden çıkan bir kaçış hikayesi…

VeilHymn

VeilHymn, Devonté Hynes ve Bryndon Cook isimli iki sanatçı ile yapılan bir ortaklığın ürünü. Ziyaretçiler veilhymn.com’u ziyaret ettiğinde 4:35 dk süren ve dinlemesi pek bir keyifli bir video ile karşılaşıyor.

SnailPrimp

Belki de aradığınız yaşlanma karşıtı birkaç üründü diye düşünen MailChimp salyongoz özlü yaşlanma karşıtı ürününden bahsetmek istedi. Instagram sayfası bile var: instagram.com/snailprimp.

 

FailChips

Kendisi gerçek bir ürün, tek sıkıntısı ise parçalanmış olması.

WhaleSynth

whalesynth.com’u ziyaret ederek bugüne kadar aradığınız o ritmi kendiniz okyanus seslerinin rahatlatıcı atmosferi ile bulabilirsiniz.

NailChamp

Tırnak süslemenin son moda versiyonları Tumblr-vari sitesi ile NailChamp’te sizi bekliyor. Hem de süslenmiş tırnakların yarıştığı bir yarışma için oy bile kullanabiliyorsunuz.

MaleCrimp

malecrimp.com, MaleCrimp Tumblr sitesi ile saçlarına ince kıvrımlar veren erkeklerin hikayesini anlatıyor. Öyle ki bu hikaye Buzzfeed’e bile konu oldu zamanında.

Bu başarılı kampanyanın arkasında Droga5, New York bulunuyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Ekonomi ve Taraftar Ekseninde 2018 FIFA Dünya Kupası

Sonu çift rakamlarla biten her yılda olduğu gibi, yeni bir kupanın zamanı geldi: FIFA Dünya Kupası 2018.

Türk futbol seyircisi olarak her 2 yılda 1, Avrupa Şampiyonası veya Dünya Kupasını yakından takip ediyoruz. Her ne kadar ülkemiz düzenli olarak bu turnuvalarda yer alamasa da, günde 4 canlı karşılaşma izleme olanağı yaratan bu etkinliklere yaz sezonunun 1 ayını ayırıyoruz.

Organizasyonların ele alınabilecek birçok boyutu var. Araştırmalara “sports mega events” olarak geçen bu etkinliklerin ekonomi ve taraftar eksenini ele almaya çalışacağım.

Ekonomi anlamında etkinlikler her dönem büyüklüğünü artırma eğilimini sürdürüyor. Organizasyonun ev sahibi şu ana kadar bir dünya kupası için gerçekleştirilen en yüksek harcamayı yaptı. Organizasyon için toplam 14.2 milyar Amerikan Doları harcadılar. Bu harcamalar arasında ulaşım, altyapı, konaklama ve stadyum inşaatları en yüksek payı aldılar. Rusya, 2010 yılında dünya kupasını düzenleme hakkını elde ettiğinde planlanan bütçenin tam 12 katı daha fazla harcama yaptı!

Yapılan tüm harcamalar Rusya’ya önemli bir altyapı ve turizm gücü kazandıracak. Buna karşılık turnuvadan elde edilen tüm gelirlerin ülke ekonomisine en fazla 2 aylık bir katkı yapacağı belirtiliyor. 8 yıllık çalışma ve harcamalar, 2 aylık bir süreçte girdi olarak ülke ekonomisine katkı sağlayacak.

FIFA Dünya Kupası, 2000’li yılların başından beri “sponsorların dünya kupası” olarak eleştiriliyor. Bu eleştirinin temelinde sponsorların beklentilerinin taraftar beklentilerinden daha önemli görülmesi etkili. Ayrıca yüksek sponsorlu etkinliklerin sporun ruhunu çürüttüğü de iddia ediliyor. Visa, McDonalds, Budweiser gibi bilinen sponsorların yanına bu sene en çok sponsorluk desteği Çin menşeili işletmelerden geldi. Çin ve Hindistan futbol yatırımlarını artırıyor. Bunun temelinde futbola olan ilginin artışı var ve “ürün yaşam seyri” yükselme aşamasında görülüyor. İngiltere futbol ligindeki forma sponsorlarına ve saha kenarındaki reklam tabelalarına dikkatli bakarsanız Uzakdoğu pazarına yönelik reklamlara rastlayabilirsiniz. Turnuvada tüm sponsorluk harcamaları 2 milyar Amerikan Dolarına yaklaşıyor.

Dünya Kupası için yaklaşık 1.5 milyon biletli seyircinin katılımı beklenirken, biletsiz ve turizm amaçlı ülkeye gelecek turist sayısının bu rakamdan daha fazla olacağı öngörülüyor. Ülkemizde “passolig” adı altında yürütülen biletleme sisteminin bir benzeri bu sene Rusya’da kullanılacak. Buna göre seyircinin bilet alması yeterli olmuyor ve devlet tarafından kurulan taraftar sistemine kayıt yaptırıp isimlik çıkartmak gerekiyor. Bu isimlikler olmadan statlara giriş yapılamıyor. Uluslararası bir organizasyonda güvenlik kaygısının geldiği noktayı anlamak için önemli bir ayrıntı… 64 maçlık bu serüvende seyircinin yerine getirmesi gereken yeni bir sorumluluk oluşturuldu.

Taraftar kimlik sistemi stat içinde holigan aktiviteleri azaltmak için yapılan bir uygulama olarak görülüyor. Fakat stat dışındaki taşkınlıkları önlemek için sağduyu ile birlikte güvenlik kuvvetlerine büyük sorumluluk düşüyor.

Son olarak, turnuvaya bahis işletmeleri tarafından bakalım. Günümüzde futbol, sadece taraftarlık veya futbol severlik hisleriyle takip edilen bir spor olmanın ötesine geçti. Özellikle futbol maçlarına yapılan bahisler giderek artıyor. Küresel düzeyde 2018 FIFA Dünya Kupasında 3.3 milyar Amerikan Dolarına yakın bahis yapılacağı öngörülüyor.

4 yılda 1 düzenlenen bu futbol etkinliğinde durum, etkinliğe nereden bakmak istediğinize göre değişiyor. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link