Nasty Gal’ın Reklamı Modelin Sağlıksız Zayıflığı Gerekçesiyle Yasaklandı

  • İngiltere Reklam Standartları Kurumu’nun müdahalesi üzerine moda markası Nasty Gal’in bir reklamı yasaklandı.
  • Reklamın yasaklanma sebebi ise reklamdaki modelin kaburgalarının belli olacak kadar zayıf olması ve bu durumun sağlıksız gözükmesi. 
  • ASA (İngiltere Reklam Standartları Kurumu), “Modelin, bu sahnelerde sağlıksız zayıf olduğunu düşündük ve bu yüzden reklamların sorumsuz olduğu sonucuna vardık” diye açıklama yaptı. 
  • Böyle bir durum daha önce de yaşanmıştı. İlgili yazı; Gucci’nin Yeni Reklamı Modellerin ‘Aşırı Zayıflığı’ Nedeniyle Yasaklandı!

Çağımızda özellikle reklamlarda kullanılan modellerin fiziksel görünümlerinin tek tipliliği nedeniyle güzellik algısı da tek tipleşti ve pek çok insan kendisinin çirkin olduğunu düşünüyor. Özellikle gençlerde fazla zayıflama veya protein tozları gibi tehlikeli yollarla kas yapma gibi eğilimler çoğaldı. Bu konunun net bir yargısı yok ancak yine de hassas davranılmaya çalışılıyor.

İngiltere Reklam Standartları Kurumu’nun (ASA) son zamanlarda yasakladığı reklamlara bir yenisi daha eklendi ve moda markası Nasty Gal’ın son reklamını yasakladı. Reklamın yasaklanma gerekçesi ise reklamda kullanılan modelin “sağlıksız derecede zayıf olması”. 

Özellikle modelin göğüs kafesinin çıkıklığı ve belirginliği oldukça dikkat çekti ve birtakım şikayetler aldı. 22 kişi modelin zayıflığının gereksiz fazla olduğu ile ilgili şikayette bulundu.

ASA, “Modelin, bu sahnelerde sağlıksız zayıf olduğunu düşündük ve bu yüzden reklamların sorumsuz olduğu sonucuna vardık” diye açıklama yaptı. 

Bu durum aynı zamanda sosyal medyada tepki de aldı. “Son zamanlarda daha kilolu mankenleri kullanmanın yanlış bir tarafı yokken neden zayıf mankenler için çifte standart oluyor?” minvalinde yorumlar getirenler ortada bir haksızlık olduğu kanısında.

Marka da modelle birçok kez çalıştıklarını belirtti ve sağlığın onlar için her şeyden önce geldiğini söyleyerek ortada sağlıksız bir durum olmadığını ifade etti.

Siz ne düşünüyorsunuz reklamlarda kullanılan modellerin fiziksel görünüşleri ile ilgili bu yaptırımlara nasıl bakıyorsunuz?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Bir Cevap Yazın

Samsung, Davut ve Düşünen Adam Heykellerini Yeniden Yorumladı

  • Samsung, “QuickDrive” isimli çamaşır makinesi için yaptığı yeni reklam kampanyası kapsamında, Michelangelo’nun “Davut” ve Auguste Rodin’in “Düşünen Adam” heykellerini yeniden yorumladı.
  • Samsung’un yeniden tasarladığı Davut heykeli, haftalık çamaşır yıkama görevini üstlendiği için iç çamaşırı giymiş bir şekilde, bir çamaşır makinesinin üstünde tasvir edilirken Düşünen Adam heykelinin ise önüne bir çamaşır makinesi yerleştirildi ve çamaşır makinesinin nasıl kullanılacağını düşünüyor gibi bir izlenim yaratıldı.
  • İlgili Yazı: IKEA’dan 450 Milyon Dolara Satılan Leonardo da Vinci Tablosuna Gönderme

Michelangelo’nun “Davut” heykeli ve Auguste Rodin’in “Düşünen Adam” heykelini mutlaka duymuşsunuzdur. Zira bu iki heykel, güzel sanatlar tarihinin en meşhur eserlerinin başında geliyor. Güney Koreli teknoloji devi Samsung, yeni çıkarttığı “QuickDrive” isimli çamaşır makinesi için yaptığı kampanya kapsamında, bu iki heykeli yeniden tasarladı.

Design Taxi’nin yaptığı habere göre, Samsung’un yeniden tasarladığı Davut heykeli, haftalık çamaşır yıkama görevini üstlendiği için iç çamaşırı giymiş bir şekilde, bir çamaşır makinesinin üstünde tasvir edilmiş. Düşünen Adam heykelinin ise önüne bir çamaşır makinesi yerleştirilmiş ve çamaşır makinesinin nasıl kullanılacağını düşünüyor gibi bir izlenim yaratılmış.

Bu yerleştirmeler, tabii ki çamaşır makinesinin modern tasarımı ve QuickDrive yıkama teknolojisinin uzun ömürlü dayanıklılığını göstermesinin yanı sıra, dikkat çekici bir gerçeği gözler önüne sermek için yapıldı. Samsung’un son olarak yaptığı bir araştırma, Birleşik Krallık’taki erkeklerin %75’inin, ev aletlerinin kullanımı konusunda bilgisiz olduklarını ortaya koydu. İşte meşhur sanat eserlerinin farklı bir şekilde tasvir edilmesini temel alan bu reklam kampanyası, bu gerçeği tiye almak için hayata geçirildi.

Her iki heykelin yapımında da altışar sanatçı görev aldı ve tamamlanmaları iki ay sürdü. Bu zaman süresince tasarım ekibi, mikroskopik detayda modelleri yeniden meydana getirmek için çeşitli sanatsal referansları inceledi. Samsung, bu sanatsal reklam kampanyasına yönelik olarak yaptığı basın açıkmasında, yeniden yorumladıkları Düşünen Adam heykeli ile ilgili olarak şunları ifade etti:

“Bu sanat çalışmaları, tabii ki yoruma açık. Tıpki orijinal Düşünen Adam’ın, bir düşünceye dalmış ya da bir yas pozunda olup olmadığı konusunda bizi tartışmaya davet ettiği gibi, Samsung’un modernize edilmiş erkek nesnesinin de hangi yıkama programını seçeceği üzerine düşündüğü için kafa karışıklığı durumunda olduğu şeklinde yorumlanabilir.”

Neredeyse aynı olan bu heykeller, Londra’nın merkezinde yer alan One New Change, King Kavşağı, Russell Meydanı ve Battersea Parkı gibi lokasyonlara yerleştirildi.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Yalancı Çoban Hikayesine Dönen Anti-Bildirim Çağı

Teknoloji henüz bu kadar hayatımızın içine yerleşmemişken, onu kullanıp kullanmama ya da maruz kalma süremiz hakkında kendimizi, inisiyatif sahibi olarak görebilirdik. Ancak kabul edelim ki artık, günde yüzlerce mesaja maruz kalmamızı sağlayan bildirimler sayesinde onu ne kadar kullanacağımız ve etkileşimde bulunacağımız konusunda kararı tamamen teknolojinin kendisi veriyor.

Elbette bu noktada teknolojiyi suçlamak çok kolay, ancak sorunun kalbinde salt teknolojinin olmadığını da bilmemiz ve kabul etmemiz gerekiyor. Aslında teknoloji, ne iyidir ne de kötü. Çünkü o, tamamen sizin kullanımınıza göre şekillenir. Fakat şu an görünen o ki durum, kontrolümüzden tamamen çıkmış gibi duruyor. Bu feci gürültü yığını dünyayı konuşmadan önce, dilerseniz bu evrimi nasıl gerçekleştirdiğimize göz atalım.

1971’de, Massachusettsli bir bilgisayar programcısı olan Raymond Tomlinson, günümüz dijital kültürünün kritik bir köşe taşı haline gelebilecek büyük bir görevi geliştirmekle yükümlüydü. ABD hükümeti tarafından desteklenen internetin ilk versiyonu olan ARPANET üzerinde çalışırken, Tomlinson’un kullanıcıların birbirlerine mesaj göndermesine izin vermenin bir yolunu bulması gerekiyordu. Buluşundan önce, mesajlar yalnızca hesapları aynı bilgisayarda olan kullanıcılara gönderilebiliyordu. İşte bu durum, Tomlinson’un şimdi hayatımızın ayrılmaz bir parçası olan “@” sembolünü keşfettiğinde tamamen değişti. Bu akıllıca ekleme, kullanıcıların alıcıların adlarını kullandıkları makinenin adından ayırmasına izin verdi.

E-posta talebinin artması, kısa bir süre sonra, e-postaların gönderilmesi ve alınması için küresel standart haline gelen basit posta aktarım protokolünün (SMTP) oluşturulmasına yol açtı. İlk zamanlar, yaygın bir şekilde kullanılmadı çünkü o zamanlar çok az sayıda kullanıcı sürekli olarak internet erişimine sahipti. Bu devrim aslında, ilk internet özellikli telefonlar yani akıllı telefonlar, pazara ulaştığında tam anlamıyla “start” verdi.

Zamanla, bu bildirimlerin ardındaki zil simgesi hızla basit bir fikrin temsilcisi haline geldi: “Senin için yeni bir şey var. Sen. Sen. Sen.”

2003 yılında Research In Motion (RIM), son kullanıcı ürününde push bildirimini başarılı bir şekilde ticarileştiren ilk şirket oldu. Onların amiral gemisi telefonu olan BlackBerry, yeni bir e-posta aldığında kullanıcıları hemen haberdar etme yeteneğine sahip ilk akıllı telefon olma özelliği taşıyordu. Bu sadece kullanışlı bir özellik değildi aynı zamanda BlackBerry’nin iş dünyasında kitlesel kabulü için kritik bir neden ve markaların uyanışının da başlangıcı oldu.

Rakiplerin bildirimlerin yarattığı itici etkiye sahip potansiyeli fark etmeleri uzun sürmedi. 2008 yılında, geliştirici topluluğuna olan ilginin artmasından sonra Apple, Apple Push Notification Service (APNS) adı altında kullanıma açtı. Bu, iPhone’un kendisinden bu yana mobil işletim sistemlerinde yaptığı en önemli değişikliklerden biriydi.

Zaman içinde bildirimler, sadece akıllı telefonların önemli bir parçası haline gelmedi. Bildirimler artık hayatımızın her alanına nüfus etti: işletim sistemlerinden, uygulamalara ve sonuç olarak web sitelerinin kendilerine kadar sanal dünyada varlığını sürdüren her şey bildirimlerle adeta “ben de buradayım” demenin yollarını buldular. Zamanla, bildirim simgesinin anlamı çok basit ve hayatımızı tamamen ele geçiren bu formun ana fikrine evrildi: Senin için yeni bir şey var.Sen. Sen. Sen.

“Sen” “yeni” kavramı ile birleştiğinde, teknoloji tarihinin en güçlü dopamin kokteyllerinden birini yarattı. Bizler de yalnızca bizim için sunulan bu yeni kokteylleri bayılarak yudumladık. Bu kişisel sistem dikkat ekonomisinde radikal bir değişimin de mimarı oldu: son derece kişiselleştirilmiş içeriği anında sunmak.

O andan itibaren her marka bilgi akışımızda bulunmak istedi. Ardından sahneye yeni bir bildirim türü de dahil oldu. Dikkat yarışması gittikçe daha şiddetli hale geldikçe, büyük oyuncular platformlarına katılımı artırmak için yeni taktikler kullanmaya başladılar. En çok kullandığımız sosyal medya platformlarında, belki de yıllardır görüşmediğimiz arkadaşlarımızın avokado tost resimlerini beğendiklerinden dahi haberdar olmaya başladık. İşte bu yeni bildirim türü, bugüne kadar gördüklerimizden çok daha farklı. Onlara aslında “anti-bildirim” adı veriliyor.

Anti-bildirim olmalarının nedeni, artık gerçekten önemli olan bir şeyi haber vermenin çok ötesine geçmelerinden kaynaklanıyor. Bu bildirimler, o kadar çok hale geldi ve sıradanlaştı ki gerçekten önemli olan ve dikkatimizi çekecek mesajlara bile duyarsız hale geldik. Bu yeni anti-bildirim’lerin tek amacı, “sen” değil. Bu yeni bildirimler herkes için çalışıyor. Dahası önceleri yalnızca bizim ilgimizi çekmek için kullanılan bildirimler, şimdilerde hepimizi sürekli bağlı tutma amacını taşıyor. Bugün, web sitesini kazara ziyaret ettiğiniz marka bile, sizi içerikle bombalamak için izin istiyor. Gelinen noktada bunca mesaj yükünü artık kimse taşıyamıyor dahası taşımak da istemiyor. Yine de bildirimleri üreten markalara ve sosyal medya platformlarına hayır deme aşamasını çoktan geçmiş bulunuyoruz.

Ancak belli ki görünürde bunun da bir sonu bulunuyor. Giderek daha fazla mesaj gürültüsünü kaldıramayacağımızı hissettiğimiz noktada, anti-bildirimler de etkilerini kaybetmeye başlayacaklar. Çünkü anti-bildirimler, Aesop masalındaki yalancı çobanın, her gün kurdun koyunlara saldırdığını söyleyerek köy halkını kandırması hikayesine dönüşmüş durumda. Kurt gerçekten koyunlara saldırdığında çoban köylüyü uyaracak ama sonuçta kimse onu dinlemeyecek!

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?


8 Haftada Dijital Mükemmeliği Yakalayın!
Eğitimi İncelemek İstiyorum
Digital Excellence Program'da Erken Kayıt Fırsatından Yararlanın
close-link